Teklif

1032 Words
Karan, Haluk'un sözlerine bir anlam veremedi. "Anlamadım, Haluk Bey. Ben bu duruma nasıl umut olabilirim? Ne yapabilirim?" diye sordu. Haluk, Karan'ı bir süre tartıp "Neden sizin için bu kadar önemli oldu? Birlikte bir gece geçirdiğiniz, diğer kadınlardan biri sadece. Adının, yaptığı işin farklı olması, neden sizin için bu kadar önemli?" diyen Haluk, bir cevap beklemeden devam etti: "Çünkü kızımdan etkilendiniz. Öyle değil mi?"dedi. Karan, yine tuhaf bir şekilde sıkıldı. Durum; biraz farklıydı ama yine de birlikte olduğu kadının, babasıyla bu konuları konuşmak, oldukça utanç vericiydi. Ne diyeceğini bilemiyordu. Evet, etkilenmişti. Hem de o günden sonra, doğru düzgün uyuyamayacak kadar. Sürekli o geceyi düşünecek kadar etkilenmişti. İhtiyatı elden bırakmadı. "Diyelim ki; etkilendim. Bunun size ne yararı var?" diye sordu. Dudakları kıvrılan Haluk, arkasına yaslandı. Karan, bu işin çok başındaydı. Ama O, insan sarrafı olan yaşlı bir kurttu. Eğer bu güne kadar ki birikimleri, kendini yanıltmıyorsa Karan'a, kızını emanet edebilirdi. Şimdiye kadar ki en iyi seçenekti. Üstelik, zamanı gittikçe daralıyordu. Haluk, oturduğu koltuğa yaslı duran oyma bastonunu alıp dikkat çekmek için oksijen tüpüne, bir iki defa vurdu. "Görüyorsunuz ya Karan, benim hayat arkadaşım artık bu tüp. Çok vaktimin kalmadığını, bu kısıtlı süre içinde bile olsa anlamıştırsınız." dedi. Sonra da bastonuyla Levent'i işaret etti. "Şu an bir yanımda Levent bekliyorsa, diğer yanımda da Azrail, vaktimin dolmasını bekliyor." diye ekledi. Karan, sabırla Haluk'u dinliyordu. "Kızımı, elimden geldiğince önce iyileştirmeye, bunu beceremeyince de Ona bir hayat vermeye çalıştım. Ama zamanım azalıyor. Ben göçüp gittikten sonra, Onun; iyileşemese de iyi bir hayat yaşayacağını bilerek ölmek istiyorum." dedi Haluk. Karan, bu kez sabırsızca araya girerek "Peki benden ne istiyorsunuz?" diye sordu. Haluk, hiç uzatmadan "Kızımla evlenmenizi istiyorum." dedi. Karan, bir an o bahçedeki bir heykelmiş gibi hareketsiz kaldı. Nefes almayı unuttu. Göz kırpmayı da. Bir tek deniz melteminin savurduğu siyah saçları, inadına denizdeki yakamozlara uymuş, dans ediyordu. Haluk, Karan'ın haklı tepkisini sessizce izledi. Ona, sindirmesi için biraz vakit verdikten sonra "Siz, kızımın bütün yanlarını gösterecek kadar güvendiği, tek kişisiniz Karan. Eğer; size aşık olursa iyileşmek için bir amacı olur" dedi. Karan, ağzından çıkan sözlerle, gözüne bunak bir ihtiyar gibi görünen Haluk'a, ne diyeceğini bilemeden dikkatle baktı. Bu adam kendisiyle taşak geçiyorsa, bu konuda oldukça iyiydi. Karan'dan bir cevap alamayan Haluk, konuşmasına devam etti. "Şayet aşık olmazsa bile, yasal hakları sizin elinizde olacağı için, yaşadığı hayatı sürdürmesini sağlayacaksınız." dedi. "Bütün servetimi, size vermeye hazırım Karan. Holdingim de dahil bütün mal varlığım, o imzayı attığınız an, sizindir." diye ekledi. Karan, zar zor dengesini bulunca içinde kaynayan öfkenin patlamasına engel olamadı. "Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu? Kızınız hasta ve tedavi olması gerekiyor. Siz kalkmış mal varlığınıza karşılık Onunla evlenmemi teklif ediyorsunuz. Sizce; benim buna ihtiyacım var mı? Ayrıca kızınız duysa hakkınızda ne düşünür? Bunu hiç düşündünüz mü?" diye kükredi. Boynundaki damarlar şişmiş, suratı kızarmıştı. Yumruk olan elinin tepecikleri beyaza kesmişti. Karan'ın öfkeli çıkışının üzerine hareketlenmeye başlayan Levent'i Haluk, elini kaldırarak durdurdu. "Kızım duysa; muhtemelen benden nefret eder, belki de daha fazlasını yapıp babalıktan reddeder. Fikrim, yine de değişmez Karan." diyen Haluk, küçük bir öksürük nöbetinden sonra, sözlerine devam etti. "Çocuk sahibi olabilmek için kaderi çok zorladım. Bazen zorlamamak gerektiğini yine kader, kendi yöntemleriyle tokat gibi çarptı yüzüme. Hakkımda istediğinizi düşünebilirsiniz Karan. İster deli deyin ister meczup, ister iğrenç deyin ister rezil, ben sadece kızını korumak isteyen bir babayım." Karan, yüzüne dikkatli baktığında Haluk'un gözünden akan damlaları gördü. "Size yalan söyleyecek değilim Karan. Gerçekleri de saklamayacağım. Doktorlar, travması tetiklenmedikçe yeni bir kişiliğin ortaya çıkmayacağını söylüyorlar. Son beş yıldır çıkmadı da." Konuşmakta zorlanan Haluk, maskesinde bir süre nefeslendi. "Yine de bunun, bir garantisi yok. Şimdilik kadın ve yetişkin olmak da kararlı. Ama ateşli bir gece geçirdiğiniz kadın, sabah yanınızda sekiz yaşında bir çocuk olarak uyanabilir. Ya da yanı başınızda kırk yaşında bir tesisat ustası bulabilirsiniz. Belki de seri bir katil!" Haluk, bu kadar yaşlı olduğuna lanet etmek üzereydi. Daha vakti olsa ya da başka çıkar bir yolu, ama yoktu. Karan, duydukları karşısında buz kesmişti. Bütün bunlara rağmen bu adam; kızıyla evlenmesini istiyordu. Ürperdi. "Nasıl bir durumun içine düştüm böyle?' diye geçirdi içinden. Düşüncelerinden, Haluk'un söze başlamasıyla sıyrıldı. "Tehlikeli olabilecek bir hastalık. O yüzden ben ölünce, Hanzade'yi, bir kliniğe kapatacaklar. Daha yirmi beş yaşında. Ömrünün geri kalanını; bir odanın içinde, ilaçlarla uyuşmuş bir halde geçirsin istemiyorum. Hak ettiği bu değil. O mükemmel bir kadın. Hem de her yönüyle, her kişiliğiyle. Leyla; o görebileceğin en sevecen en dost canlısı insan, hayvanlara ve doğaya bayılır. Beste; Onun müziğini dinledin mi hiç? İnsana kendini bile unutturur. Gülce'nin hayal dünyasında kaybolursun. Hanzade; tam bir patroniçe. Zehra; Onun bilgisi, zekası, hele kişiliği hayran kalırsın. Alya; onun renklerinde, güzellik algısında yeniden hayat bulursun. Pelin; onun öfkesi bile tutkulu, tam bir ateş parçası." Haluk'u tutan kriz, bu kez küçük değildi. Hem üzülmüş hem heyecanlanmış hem de gereğinden fazla konuşmuştu. Karan, endişeyle ayağa kalktı. Levent, çoktan maskeyi Haluk'un yüzüne sabitlemişti. Var gücüyle bağırdı: "Selma Hanım!" Koşarak gelen kırklı yaşlarındaki kadın, elindeki iğneyi Haluk'a enjekte etti. Oksijen tüpünde birkaç ayarlama yapıp, Haluk'un kafasını farklı bir pozisyona getirdi. Karan şaşkınca bunları izlerken Levent, "Ben sizi geçireyim Karan Bey." dedi. Başını sallayan Karan, geldikleri yöne doğru adımlarken, Levent de Karan'ın önündeki dosyayı alıp arkasından yürüdü. Kapıya geldiklerinde Karan, geldikleri yönü işaret ederek "Haluk Bey, iyi olacak mı?" diye sordu. Başını eğen Levent, oldukça üzgün görünüyordu. Belli ki aralarında patron çalışan ilişkisinden fazlası vardı. Levent, "Daha kötü atakları da oldu ama gittikçe direnci kırılıyor. Bağışıklığı azalıyor. Fazla vakti kalmadı." dedi. "Selma Hanım, kıdemli hemşiredir. Bunu da atlatacak." diye ekledi. Karan anlayışla başını salladı. "Özür dilerim. Size ve Hanzade Hanım'a söylediklerim için. Böyle bir şey olduğunu bilseydim, asla o sözleri sarf etmezdim." Levent, bir süre Karan'ı süzdü. Sanki bir şeyleri anlamak ister gibiydi. Gözlerini kısmış, dudaklarını birbirine bastırmıştı. "Sen de bir şey gördü. Hanzade, şimdiye kadar kimseye kendini göstermemişti. Bedeni kendi kontrolündeyken bile." dedi. Sonra da elindeki dosyayı Karan'a uzattı. "Ne kadar tuhaf ve korkutucu göründüğünün farkındayım. Sadece bir düşün." dedi. Karan, dosyaya cehenneme giriş davetiyesiymiş gibi bakıyordu. Yasak bir maddenin ilk kullanımı gibi. Sanki bir başlarsa aşırı dozdan ölene kadar bırakamayacakmış gibi hissetti. Karanlık, Ona her zaman davetkar görünmüştü ama bu bambaşka bir şeydi. Yine de almak; kabul etmek değildi. Kararsızca uzanıp dosyayı aldı. Karan, "Geri dönüş beklemeyin, umarım aradağınız cesur adamı bulursunuz. O, ben değilim." deyip hızla uzaklaştı. Arkasından kapanan demir kapının sesi adımlarına eşlik etti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD