Ewan, “Lanet olası İngiliz!” diyerek bir yandan söylenirken diğer yandan kendini ve nefret ettiği o kızı kıyıya sürüklemeye çalışıyordu. Dalgaların vahşi köpükleri ensesine her değdiğinde öfkesi gibi çabası da artıyordu. Bir eliyle kızın incecik belini kavrarken diğer eliyle karşı koymaya çalışıyordu ölüme. Kıyıya yaklaştığında Darren’in kendilerine doğru yüzdüğünü gördü. Bu sırada kızın elindeki sapanı fark etti. Bir gece yarısı Felix için yaptığı sapandı bu…
“Sakın benim verdiğimi söyleme Darren.” Diye uyarmıştı arkadaşını.
Darren de sapanı Felix’e verirken kendisinin yaptığını söyleyeceğini belirtip Ewan’ın tehdidini kabul etmiş görünmüştü.
“Onun kahramanı falan olmak istemiyorum. Benden hiçbir şey beklememeli o çocuk!” diyen Ewan dostunu son kez ikaz ettiğinde Darren sırıtarak “Sen çoktan onun kahramanı oldun” demişti. Sonra da sapanı alıp çıkmıştı. Ancak Ewan’a söz verdiği gibi kendisinin yaptığını söylememişti Felix’e. Ona gerçeği söylemiş ve bu hakikatin çocuğu ne denli mutlu ettiğini görmüştü.
Tüm bu detaylardan habersiz olan Ewan kızın elinde kendi yonttuğu sapanı görünce tuhaf bir rahatsızlık duydu! Bu garip kız sırf bunun için mi suya bir daha dalmıştı? Bu anlamsız hareketi karşısında şaşırsa da üzerinde durmadı. Bu sırada Darren iki kulaç daha attığında kızı onun kollarına teslim etmek adına yavaşça kaldırdı. Aralık dudakları ve ruhu çekilmiş gibi duran bedenini arkadaşına emanet edip aheste aheste sudan çıktı. Charlotte’un gözleri yarı kapalı halde Darren’in kollarında kıyıya bırakılmadan evvel sapan elinden kaydı. Kız iyiden iyiye kendinden geçmişti.
Ewan denizden çıkıp kalabalığın yaptığı gibi Charlotte’un başına gitti. Yüzünden hala sular damlarken yerdeki İngiliz kızına baktı. Kızın dudakları aralık, gözleri kapalıydı. Sarı saçları yüzüne yapışmış ve üzerindeki elbise vücuduna dolanmıştı. Alnındaki yarık ise hala ince ince kanıyordu. Tam bu sırada Lorna kızın yanına diz çöküp, başını kaldırıp kucağına aldı.
“Charlotte uyan lütfen.” Diyerek kızı hafifçe sarsması bir işe yaramıyordu. Genç kadın ağlayarak elbisesinin eteğini yırtmaya çalıştı bu sırada. Charlotte’un başına bastıracağı bir parça kumaş arama girişimleri titreyen elleri yüzünden imkânsızlaşmıştı. Elbisesini beceriksizce yırtmaya çalışırken üzerine bir mendil düştü. Ewan çalışırken boynuna dolamayı huy edindiği mendili kız kardeşine fırlatmıştı. Genç kadın ağabeyine sözsüz bir teşekkür etti. Islak mendili sıkıp kızın başına dayadığında hala Charlotte’a sesleniyordu.
“Uyan tatlım. Sakın ölme” Onu uyandırmaya çalışmasının hiçbir işe yaramadığını gördü. Hemen ardından bağırarak “Suyu boşaltmalıyız” diyerek yanındaki adamlara baktı. Kuvvetli bir nefes gerekiyordu ancak kendisin buna muktedir değildi.
Darren bu sırada atılıp “Ben yaparım” diyerek kızın yanına eğildi. Omzunda bir el hissettiğinde de başını kaldırıp elin sahibine baktı. Ewan “Çekil” dedi sadece. Kızı kurtarması yetmiyormuş gibi bir de suni teneffüs yapacaktı.
Darren adamın ikazıyla yana kayarken Ewan kızın başına diz çöktü. Öncelikle yakasını kavradı. Kapalı elbisesinin iki yakasından tuttuğu gibi sertçe yırttı. Ardından korsajına yöneldi ve aynı kaba hareketle kızın bedenini sımsıkı saran sert kumaşı kesip ayırdı. Charlotte rahatlayan bedeniyle derin bir soluk koyuverse de uyanmadı. İnce kaşları bir anlığına çatıldığında Ewan kızın yüzüne baktı. Lorna’nın tuttuğu mendil kızıla boyanmıştı. Kızın boynu, gerdanı ve bağrı mütevazı olmayacak şekilde açılmıştı. Adamlarına dağılmalarını emredecekken bu işi Lorna yaptı.
“Lütfen açılın, kız nefes alamıyor” diyen genç kadının ikazıyla adamlar homurdanarak baygın kızın yanından ayrıldılar. Minik Felix Edwin’in kollarında çoktan kaleye götürülmüştü. Diğer adamların da ayrılmasıyla Darren, Ewan ve Lorna kalmıştı bir tek.
“Sen de git Darren” diyen Ewan arkadaşına kötü bir bakış attı. Darren kafasını anlayışla sallayarak kaleye yöneldi.
Ewan yalnız kaldıklarında bir kez daha Charlotte’a baktı. Kızın kaşları acı çekiyor gibi çatılmıştı. Fazla düşünmeden sağ elini atıp Charlotte’un ensesini kavradı. Diğer eliyle de burnunu kapatırken kendi ağzını yavaşça kızın dudaklarına yaklaştırdı. Hissizce dokundu dudaklara. Soğuk, cansız dudaklar her şeye rağmen yumuşaktı. Hala yaşıyordu kız, zayıf da olsa hala nefes alıyordu. Ewan ağzının içinde kızın soluklarını duyumsadı. Gözlerini kapatıp sertçe üfledi. Ardından kızın başını hafifçe sağa eğdi. Charlotte buna herhangi bir tepki vermedi. Kıpırtısız durmaya devam ederken Ewan bir kez daha kapandı o dudaklara. Üflerken yeniden gözlerini kapattı. Bir süre sonra kızı yere bırakıp avuçlarını birleştirdi. Ardından kızın göğsüne sertçe baskı yaparken ikinci bastırılışında Charlotte ansızın kuvvetlice öksürdü ve dudaklarından sular sızdı. Genç adam kızın ensesinden yeniden kavrayıp onu yana doğru eğdi. Charlotte tüm suyu birkaç öksürük krizinin ardından boşalttığında Ewan kızı zemine kabaca bıraktı. Kendini çekerken de bakışları bir çift mavi cam bilyeyle karşılaştı.
Charlotte’un irileşen gözbebekleri adama şaşkınlıkla bakıyordu. Dudakları aralandı ve konuştu.
“Öldüm mü” diye söylendi cılız bir tonda...
“Öldün ve cehennemdesin” diyen adamın alaycı tavrına eşlik eden küstah bakışını gören genç kız ölmediğini ancak sahiden cehennemde olduğunu anladı.
Lorna bu sırada kızı çekip kucağına aldı. Yaşça Charlotte’tan küçük olmasına rağmen bir anne sıcaklığında onu sarıp ıslak saçlarını okşadı. “Ah Charlotte yaşıyorsun….” Diye inlerken “Teşekkür ederim” diye fısıldadı. “Felix’i kurtardın.”
Charlotte gözlerini Ewan’a dikmişti. Onu hatırlıyordu. Derine dalıp ölüme bir anlık mesafedeyken adam elini uzatmıştı. “Seni benden başka hiçbir şey öldüremez” dercesine sımsıkı sarmıştı. Adamın kucağında bile bedenindeki sert baskıdan canının acıdığını hatırladı. Göğsünde ve başında da sızı vardı ancak asıl sızıyı bir anlığına kalbinde duydu.
“Lo-Lorna Felix, o iyi mi?” diyebildi. Bakışlarını Ewan’dan çekmezden evvel adamın sinirli bir homurdanmayla arkasını döndüğünü görmüştü.
“İyi güzelim. O çok iyi… Sen olmasaydın şimdi ölmüş olacaktı!”
“Hayır” dedi sonra. “Benim yüzümden düştü suya. Ona seslenmeseydim….”
“Saçmalama Charlotte! Sen, onu kurtardın!”
“Evet ama düşmesine ben, ben sebep oldum Lorna. Lütfen beni bağışladığını söyle”
“Tüm bu zahmete katlanmaya değmeyecek kadar geveze!” diyen o gür sesle kızlar Ewan’a baktı.
Lorna da baktı ağabeyine ve bakışıyla Charlotte’u gösterdi.
Ewan’ın öfkeli tavrı gevşemedi.
“Ewan Charlotte’u kaleye taşımalıyız. Benim yapmamı beklemiyorsun değil mi?” diye sordu genç kadın.
Charlotte aniden atılıp “Kalkabilirim. Ben yürürüm” dese de Lorna buna izin vermedi.
“Başında ciddi bir yarık var ve hareket bile etmemen gerekiyor” Diyen genç kadın ağabeyine sinirle bakarken Ewan iki adımda onların yanına vardı. Charlotte’un ensesinden ve dizlerinin altından kavrayıp hızlıca kucağına çekti. Genç kız adamın boynuna sarılıp sarılmamakta kararsız kaldı ancak kolları böyle sarkık halde duramadığında ürkekçe dokundu adama. Parmak uçlarıyla ensesini kavradığında Ewan kızın yüzüne baktı.
Kibirli dudakları öfkeyle titreşerek “Tam bir baş belasının Sassenach!” dedi.
“Özür dilerim” diyerek adama mahcubiyetle bakan Charlotte devam edecekken Lorna atıldı ve “Sen Charlotte’u götür Ewan, ben Felix’in sapanıyla kızın ayakkabılarını bulacağım” dedi.
Ewan’ın zaten durmaya niyeti yoktu. Hızlı adımlarla kızı kaleye doğru taşırken Charlotte dehşetle yakasını fark etti. Derin bir yarık vardı elbisesinde. Ewan’ın boynuna dolanan elini yavaşça çekip yakalarını birleştirmeye çalışırken “Kıpırdanma lanet olası!” diyen o tehdit dolu tınıyla kaskatı kesildi. Yorgunluktan ölüyordu ve başındaki ağrının tarifi yoktu. Bir de böyle azarlanınca üzüntüyle sindi ve başını adamın omzuna yaslayıp gözlerini kapattı.
“Bir de yatak olmadığım kalmıştı!” diyen Ewan’ın sözleriyle başını hızla adamın omzundan çekip “Bırak beni. Yürüyebilirim” diye inledi.
Ewan kız daha sözünü bitirmeden onu sertçe yere bıraktı. Ayakları üzerinde ansızın durmaya çalışan Charlotte ise baş dönmesiyle sendelendi ve düşmeden evvel Ewan’ın koluna dolandı.
Genç adam kızın bitkin ve hasta haline aldırmadan “Yürü!” diye gürledi. Ardından kızın bileğini kavrayıp peşinden sürüklemeye çalıştı.
Charlotte dizlerinde derman kalmayarak adımlar atıyordu! Daha doğrusu resmen sürünüyordu. Zira adamın tutuşuyla ayakları taşlara sürtünerek canını ölümüne acıtıyordu.
Bu acıyla da “Yavaş ol” diye fısıldayıp diğer eliyle dayanamayarak adamın koluna sarıldı. Bu da yetmezmiş gibi başını da o güçlü kola bezgince dayadı. Ewan bu hareket karşısında ansızın durdu. Kızın sıcak yanağı koluna dayanmış haldeydi. Öte yandan yorgun gözleri yine kapanmış ve başındaki yaradan sızan bir kan yolu ta boynuna kadar inmişti. Genç adam açıktaki eliyle uzanıp kızın kanını başparmağıyla yavaşça sildi. Charlotte gözlerini açıp o derin, yeşil gözlere baktı. Dudağı hafifçe kıvrılırken mahcubiyetle gülümsedi.
“Yürüyemiyorum” diyebildi zayıf bir tonda.
Ewan gürültülü bir oflama çıkarıp kızı yeniden kucağına aldı.
Charlotte bu defa dayanamadı ve Ewan’ın tüm azarlarına rağmen başını adamın omzuna yasladı.
“Teşekkür ederim,” diye fısıldadı. “Beni neden kurtardın?” diye sordu.
Bu soruyla pişman olması ise kısa sürmüştü. Ewan homurdandı.
Charlotte ise devamını getiremedi ve adamın kollarında pek de huzurlu olmaya bir uykuya daldı.
***
“Aptal kız! Geldiği günden beri başıma sayısız iş açtı”
Ruth Anderson odada öfkeyle dolanıyordu. Rosemary’nin koşarak verdiği havadis üzerine apar topar Cawdor’a gelmişti. Kızın bir çocuğu kurtardığı haberiyle de hemen hemen hiç ilgilenmezken aklında olan şey buradan giderse ne yapacağıydı! Zira Klan Beyi’nin kat’i emrini unutmamıştı!
“O kız gitmezse kendine sığınacak yer bul!” demişti Ewan McAlister. Ve Charlotte gitmemişti! Üstelik de kaledeki rahat odada, sıcak, yumuşak yatakta yayılmış keyfince yatıyordu!
“Ruth anne dolanıp durmak yerine Charlotte’un yarasını temizlesene” diyen Lorna yatakta kızın yanına oturup başına mendil bastırıyordu.
“Gebersin!” diye içinden geçirdi yaşlı kadın. Ancak tam aksi bir ifadeyle Lorna’ya dönerek “Yarısının temizlenmesi yetmez, dikiş atmalıyım” dedi.
“Tamam ben kiliseden gereken şeyler alırım, sen bu sırada yarayı…”
“Bana işimi öğretme Lorna! Şimdi acele et. Biraz daha durursak kan kaybından ölecek”
Yaşlı kadının kaba ikazıyla Lorna bir ok gibi fırlayarak odadan çıktı. Merdivenleri adeta uçarak indiğinde Darren ve Ewan’ın iç avluda konuştuklarını gördü.
Darren de genç kadını gördü ve “Lorna nereye gidiyorsun?” diye sordu.
Kadın eteklerine sıkıca yapışarak “Kiliseye gidiyorum. Ruth anne Charlotte’ın yarasını dikecekmiş. İğne ve birkaç ot alacağım” dedi. Ewan tamamen tepkisiz kalırken Darren atılarak “Bekle seni ben götürürüm” dedikten sonra Ewan’a baktı.
Genç adam arkadaşına onay verdi. Darren ile Lorna’nın yalnız bir yerlere gitmesine engel olmuyordu. Dahası Darren’in kız kardeşiyle ilgilenmesi karşısından memnuniyet duyduğu da bir gerçekti. Zira Lorna’nın tüm kabahatlerine rağmen bu kadar genç yaşta dul kalması canını sıkıyordu. Kız kardeşinden nefret ettiğini her daim ona ve kendisine telkin etse de bir daha evlenmesini, bu defa iyi bir adamla evlenip mutlu olmasını istediği de açıktı. Kız kardeşinin evleneceği kişinin Darren gibi mert bir adam olmasını dilese de arkadaşının bir İngiliz’e kaçarak kendini küçük düşüren Lorna’yı kabul etmeyeceğini düşünüyordu. Ewan tüm bu düşünceler arasında Charlotte’u hatırladı. Nefret ettiği bir İngiliz’i kurtarmıştı. Bu hissin kendisini rahatsız etmesini beklerken aksine memnundu. Hiç olmazsa çabasına değmişti. O kırılgan kızın dudaklarına dokunmuştu. Bu da ödülüydü hiç şüphesiz ancak Ewan daha büyük bir ödülün peşindeydi.
Lorna Darren’in atı üzerinde kısa bir mesafede olan kiliseye girdiğine Rosemary hızlıca dikiş takımlarını getirmişti. Genç kadın da işe yarar birkaç otu heybesine katarak mabetten çıktı.
“Ruth anne zavallı kızı öldürmeden gidelim” diyen Lorna’nın kolundan çeken Darren kıza şüpheli gözlerle baktı. Durumdan pek de hoşnut olmadığı aşikardı. “O kızı neden bu kadar önemsiyorsun Lorna?”
“Ne demek neden? O benim oğlumun hayatını kurtardı Darren. Sen de ağabeyim gibi…”
“Bunu yapmasaydı da onunla bu kadar ilgilenir miydin?
“Elbette. O bir insan, yaralı birine…
“O bir İngiliz Lorna! Lanet olsun onun için deli gibi koşturuyorsun! Şu haline bak! İngiliz hayranlığın hala devam mı ediyor?”
Darren’in bu cümlesindeki aşağılama ve arkasındaki sitem Lorna’nın kalbini kırdı. Kocasını hatırlatan bu sözleriyle utancı katlanırken genç kadın bakışlarını iri yarı adamdan hüzünle çekti.
“Ben, hayranlık duymuyorum Darren. Sadece o kıza yardım etmek istiyorum! Senin de kalbin Ewan’ın kalbi kadar taş mı!”
“Mesele kalbim değil Lorna, mesele sensin! Onun, seni de beraberinde Londra’ya götürmesini diliyorsun belki de!”
“Kahretsin Darren bunu nasıl söylersin. Benim topraklarım, evim burası… Sen de tıpkı Ewan gibisin! Onun gibi hödüğün birisin. Beni hiçbir zaman affetmeyeceksiniz değil mi? Beni kirletilmiş, değersiz bir bez parçası olarak görüyorsun değil mi?” Gözyaşları akmasın diye derin bir nefes aldı. “Ama ben utanılacak bir şey yapmadım!”
“Lorna!”
Genç kadın adamın ellerinden kolunu hışımla çekti. Ne zaman bu kadar yakınlaştıklarını bilmiyordu ancak bu adamla tartışmak istemiyordu! Zira Darren de sinirlendiğinde Ewan kadar öfkeli oluyordu. Üstelik ağabeyi kontrolü elden bırakmazken bu adamın ne yapabileceğini Lorna asla tahmin edemiyordu! Bir keresinde atış taliminde mızrağı yanlış yere fırlatıp bir koyunu vurduğu için adamlarından birini öldüresiye dövmüştü. Ewan zorlukla ayırmıştı onları! Hatta adamı durdurmakta zorlanınca Darren’i yere yığan bir yumruk atmış ve öyle kendine getirmişti! Ve bu adamın İngiliz düşmanlığı da ağabeyinin ki kadar korkunçtu! Lorna bunu çok iyi biliyordu. Adamın koyu kahve gözlerindeki öfkeden ürkse de kendini hışımla ondan çekerek arkasını dönüp yürümeye başladı.
“Nereye gittiğini sanıyorsun! Atla döneceğiz!”
“Kendim yürürüm!” diyen genç kadın ardında adamı bırakarak hızlıca kaleye doğru koşturmaya başladı. Gözlerinden yavaşça süzülen gözyaşları içinde Darren’dan kaçmaya çalışıyor, onun kendisine dikilmiş öfkeli gözlerini görmeye kalbi dayanmıyordu!
Lorna odaya girdiğinde yaşlı rahibenin sandalyeye öylece yayıldığını gördü. Bir yandan da nefretle söylenmeye devam ediyordu.
“Ah Ruth anne kızın yarasını bile temizlemedin mi?”
“Neyle temizleyecektim!” diyen kadın, kırışık yüzüne yerleşmiş katı ifadenin sertliği içinde kıza baktı.
“Hiç olmazsa bir parça bez ve su kullanabilirdin?”
“Çok konuşma seni edepsiz kız! Bana akıl verecek yaşta değilsin… ver şunları” Lorna’ya tehditkar bir bakış atıp kızın elindekileri kavramıştı. Öncelikle iğne ve ipliğe yöneldiğinde Lorna dehşetli bir çığlık attı!
“Ah inanamıyorum! Bırak da kızın acısını biraz yatıştırayım! Elinde olsa baltayla dalacaksın zavallı kıza!”
Yaşlı kadın hatasının dile getirilmesi karşısında daha derinden somurtarak “Ne istiyorsan yap baş belası” diyerek kenara çekildi.
Genç kadın öncelikle kızın yarısını suyla temizledi. Ardından iğneyi ateşte dezenfekte etmeden evvel karakafes otunu ezip kesiğin üzerine koydu. Sonra yarayı yeniden temizledi. Bu sırada Charlotte da uyanmış ve mahmur gözleriyle bilinçsizce etrafı yoklamıştı. Nerede olduğunu ayırt edince “Burada kalamam” diyerek kalkmaya çalıştı.
“Tabii ki kalamazsın. Cawdor kalesinde senin gibi bir Sassnach’ın ne işi var!” diyen azarlar sesle başını çevirdi. Ruth teyzesi Azrail gibi başında dikiliyordu!
“Ruth anne biraz susamaz mısın?” diyen Lorna’nın sesiyle de kızın gülümseyen yüzüne baktı.
“Elbette kalabilirsin Charlotte. Lütfen şimdi kıpırdanmayı kes de izin ver yaranı temizleyeyim” Kıza güven telkin eden sesiyle konuşmaya devam edince Charlotte başını yumuşak yastığa yeniden bıraktı. Genç kadın yarayı temizledikten sonra da yaşlı rahibeye dönerek “İşim bitti!” dedi.
Ruth Anderson yavaşça yerinden kalkıp iğneyi kavradığında “Asıl benim işim bitti!” diye içinden geçiren Charlotte oldu.
“Kızı tek başına zapt edemezsin Lorna. Birini çağır. Canı çok yanacak!”
Yaşlı kadının uyarmasıyla Lorna hemen başını sallayıp aşağıya koştu. İlk gördüğü kişi Ewan oldu. Genç adam gömleğini çıkarmış deriden yeleğini giyinmiş halde avluya çıkıyordu. Ağabeyinin kılıç talimi yapacağını gören kadın “Yardıma ihtiyacımız var” diyerek onu durdurdu.
“Ruth anne Charlotte’un alnına dikiş atacak ama kızı tutmak için biri lazım, Lütfen Ewan” diyen kız kardeşinin sözleriyle Ewan kaşlarını çatsa da denileni yaptı. Lorna mutfak bölmesine koşarken kendisi kızın yatırıldığı odaya yöneldi.
İngiliz kızı saçları yastıklara yayılmış halde yatakta korkuyla uzanıyordu. Acı çektiği belli olan yüzündeki ifadeyle bir yandan da rahibenin azarlarını can sıkıntısıyla dinliyordu. Ewan önce kızın alnındaki yarığa ardından da gözlerine baktı. Korku dolu bir çift mavi gözle karşılaşınca kaşları çatıldı. İngiliz kızı tam da taşıdığı kana layık bir bakışla bakıyordu! Korkudan ölmek üzereydi! Alt tarafı bir dikiş atılacaktı ancak ürkek güvercin kapana kısılmış gibi gözlerini korkuyla kırpıyordu.
Charlotte ise Ewan’ı gördüğü için şaşkındı. Durumunu merak ettiği için gelmiş olamazdı değil mi? Ne var ki adamın gelmesiyle korkusu da depreşmiş ve bir kaya gibi bedenine binmişti! Kudretli McAlister Bey’inin korkunç ve aşağılayan bakışlarıyla Ruth teyzenin zehirli sözleri arasında bir de başındaki ağrıyla uğraşmak zorunda kalıyordu! Neyse ki kurtarıcı meleği Lorna tam bu sırada içeriye girmişti.
“Her şey hazır mı?” diyen yaşlı kadının sözlerine de karşılık veren Lorna oldu.
“Önce bunu iç Charlotte acını dindirir” diyen kadın kızın ağzına kupadaki birayı dayadı. “Korkma acı değil. İçinde biraz kenevir tohumu var acını yatıştıracak”
“Tüm bunları nereden biliyorsun Lorna?”
Lorna na ölmüş kocasının bir botanikçi olduğunu söylemeyi başka zamana erteledi. Ağabeyi buradayken o adamı hatırlatmak istememişti. Kızın sorusunu geçiştirdiğinde “Lütfen güçlü ol” diye fısıldadı.
Charlotte’un mavi gözleri dalgalı bir deniz gibi titreşti. Boğazındaki acıyla yutkunup içkiyi içtikten sonra “Denerim” diye yanıtladı zayıf sesiyle.
“Bey’im siz kızın omuzlarını, Lorna sen de dizlerini tut” diyen Ruth teyzenin acımasız sözleriyle Charlotte bakışlarını Ewan’a dikti. Lorna’yı göremediği için Ewan’dan işbirliği içindeki bir bakış almak istedi ancak karşılaştığı tek şey açıkça eğlenen ve alay eden bakışlar olmuştu. Adam çektiği acıyla keyiflenmişti!
Ewan kızın üzerine doğru uzanıp iki eliyle omuzlarına bastırırken yüzü Charlotte’un yüzünün tam hizasında duruyordu. Genç kız gözlerini kapatıp iğnenin yakıcı darbesini beklerken elleriyle çarşafları kavradı. İçinden “Tanrım bana güç ver” diye fısıldarken derisinde keskin bir sızı hissedince ansızın minik bir çığlık attı.
Kafasını yeni bir kayayla yarıyorlarmış gibi dehşet içinde kalmıştı. Çatılan kaşları ve acıyla buruşan yüzüyle her iğne batırılışına zorlukla dayanmaya çalışıyordu! Dizlerini tutan ellerden ve omuzlarını sıkıca bastıran sert baskıyla hareket edemediğinde kolunu kaldırdı. Gayri ihtiyarı adamın kaslı kolunu kavradığında gözleri açıldı. Tırnakları Ewan’ın koluna batarken ikisinin bakışı buluştu. Charlotte gözlerini kapatamadı bir daha! O kadar sarsıcı ve tehdit edici bakışlarla karşı karşıyaydı ki acı çekmesinin kendisini küçük düşüreceğini anladı. Bu adam acısıyla dalga geçiyordu! Genç kız metanetli durmaya çalışıp adamın gözlerine öfke dolu bir ateşle baksa da iki eli adamın kollarına sımsıkı dolanmıştı! Güç aldığı şey Ewan’ın nefret dolu alaycı bakışlarıyla beraber bir sığınak olan güçlü kollarıydı da!
Ancak onun da bir sabrı vardı! Asırlar kadar uzun gelen süre boyunca ipin teninden çekilmesi, keskin ucun derisini yararak dikiş atılması kalbinde dayanılmaz bir ağrı yaratmıştı! Göz bebekleri irileşirken en sonunda dayanamadı ve gözlerinden kayan iri damlalar şakaklarına doğru süzülemeye başladı.
“Dayan güzelim, lütfen dayan çok az kaldı!” diyen Lorna’nın sesini bile işitmedi.
Kulağında müthiş bir uğultu vardı. Vücudunda hissedebildiği her yer acıyordu! Ancak gözleri bir ormana çivilenmiş gibiydi! Ewan McAlister’in hırçın ormanlarına taşan deniz mavisi gözleriyle adama kıpırtısız bakıyordu! Bakışları birden adamın dudaklarına kaydı! Nereden hissettiyse o dudakların tanıdık baskısını hatırladı! Sanki adam kendisini öpmüş gibi o yakıcı tadı ansızın hissetti. Ancak acıya katlanmak için kenetlendiği o dudakların hafifçe kıvrıldığını gördüğünde acının yerini şaşkınlık aldı. Adam tam anlamıyla küstahça sırıtıp dalga geçiyordu! Charlotte dudaklarını ısırdı. Öyle ki alt dudağı hafifçe kanamıştı! Şimdi ne alnındaki acıdan eser vardı, ne de dudağındaki! Acı tam kalbindeydi! Bu korkunç hisle kaskatı kesildi ve dudaklarını ısırmayı bıraktı! Aynı küstah bakışlarla adama bakarken iğnenin etkisini daha az hissetmeye başlamıştı!
Ewan McAlister kızın gözlerinden dökülen yaşlarla ne kadar direnmeye çalışsa da acıdan kıvrandığını görebiliyordu. İngiliz kızı güçlü durmaya çalışırken fırtınada kalmış bir gelincik gibi yapraklarını dökmek üzereydi. Öte yandan genç adam koluna diken gibi batan tırnakların farkında değildi. Kolundaki minik kızarıkları sonradan gördü…
O soysuz kanı taşıyan kızın izleri vücudunu damgalamaya devam ediyordu! Aynadan koluna bakarken sinirle söylendi. İlk anda kızı ölmesi için ormana terk ettiği halde ikinci gün kalesine almıştı. Sonra kovmuştu elbette ve lanet olası sarışın da nihayet gidecekti! Ancak tüm bu baş ağrıları yetmezmiş gibi bir de buz gibi denize atlayarak onu kurtarmıştı. Ardından dudaklarına dokunmuştu. Bunları düşünüyordu, düşüncelerinden nefret ediyordu.
Bu sırada kapısı çalınınca düşüncelerinden arındı. Lorna içeriye bir kez daha davetsiz girdiğinde kızın yüzünde bu defa üzgün bir ifade vardı.
“Charlotte’un birkaç gün burada kalması gerek” dedi genç kadın.
Ewan ona hışımla döndü…. “Hangi sebeple?”
“Oğlumun hayatını kurtardı. En azından birkaç gün bakımı hak ediyor!”
“Hayır, bu mümkün değil. Sakın tek kelime etme. Ayrıca onun kilisesi var. Defolup gidebilir değil mi?”
“Asla! Buna izin vermem Ewan! Ruth annenin kıza neler yaptığını görmedin mi? Onu iyileştirmek yerine ikinci gün kahrından öldürür”
“Umarım bunu yapar!”
“Ah seni korkunç adam bunu nasıl söylersin! Bana değer vermediğini biliyorum ama o kız yeğeninin hayatını kurtardı! Üstelik senin hediye ettiğin sapan için suya bir kez daha atladı! Bu kadar duygusuz nasıl olursun! Tıpkı baban gibisin!”
“Alt tarafı suya düştü diye mi o İngiliz’i evimde ağırlayacağım!”
“Alt tarafı boğuluyordu!”
“Şansı olsaydı boğulurdu, zira burada kalmasında ısrar edersen ona pek de konuksever davranmayacağım”
“Hayır buna asla izin vermem! Sen kaba adamlarına kılıç kullanmayı, ok atmayı öğret! O taş kalbinle kayaları falan taşıt ama kızdan uzak dur! O benim himayemde…”
“Ya sen kimin himayesindesin Lorna! Buranın bana ait olduğunu unutursan bunu sana hatırlatırım!”
Lorna işittikleriyle kaskatı kesildi. Açıkça kovulmakla tehdit ediliyordu. Gözleri ansızın dolup, burnu sızlarken “Ona dokunma” dedi sadece. Sonra tek kelime daha etmeden kapıyı gürültüyle çarpıp çıktı. Ewan kızın ardından su çanağını hışımla kapıya fırlatırken “Baş belası kadınlar!” diye bağırdı ve ellerini gür saçlarına daldırdı.
Birkaç saniye sonra da çalışma odasına indi. Klanın kışa hazırlık henüz masraflarını çıkarmamıştı. Edwin de ortalarda görünmeyince kalan işi tek başına yapmaya karar verdi. Bir saat kadar uzun uzun hesapları taramıştı ki kapı çalındı. Edwin nihayet gelmeyi akıl etmiş olmalıydı! Bunun öfkesiyle “Gir” diye bağırdığında kapı yavaşça açıldı. İsabel zarif bir adımla içeriye girerken üzerindeki pelerini vakit kaybetmeden çözdü. Ewan esmer kadının yüzüne dökülen simsiyah saçlarına baktı! İsabel tüm cazibesiyle karşısına dikildiğinde kadına öldüren bir bakış fırlatmayı ihmal etmedi.
Bu öfkeyle de “Burayı nasıl buldun?” diye sordu. Buraya herkes elini kolunu sallayıp giremezdi!
“Sizi nerede olursanız bulurum Efendim!” diyen kadın şuh sesiyle odada yavaşça süzüldü.
Ewan zaman kaybetmeksizin “İsabel!” diye tısladı. Ardından “Senin buraya gireceğine izin verdiğimi hatırlamıyorum.”
“Ama beni çağırtmışsınız. Ben de sizi odada bulamayınca kitaplara gömüldüğünüzü anladım. Belki bu sıkıcı kitapları eğlenceli hale getirebiliriz diye düşünmüştüm” diyerek kıpkırmızı dudaklarını büktü esmer kadın.
“Git şimdi İsabel! Ve bir daha da sakın buraya adım atayım deme!” diyen Ewan dişleri arasından tısladı. İsabel daha fazla itiraza yeltenmedi ve hayal kırıklığı içinde odadan çıktı. Ewan çarpılan kapıya çatık çehresiyle bakarken o sıradan kadının, ailesinin yüzlerce yıllık değerli mirasından haberdar olmasını istemediği gibi bu mekanın kutsallığına olan saygısından da onu buraya kabul etmemişti.
***
Charlotte baygın düştükten saatler sonra uyanmıştı. Lorna’nın tohumlu içkisi bir işe yaramamıştı zira başı tam anlamıyla zonkluyordu. Genç kız yumuşak yatakta oturur vaziyete geçip odayı seyretti. Taş duvarların iki yanına asılmış şamdanların mumlarından titrek ve cılız alevler yayılıyordu. Sönmek üzere olan şömine yüzünden de oda iyice soğumuştu. Genç kız yataktan kalkarken çıplak ayaklarıyla odayı arşınlamaya başladı. Kürklerle kapatılmış pencereden kalenin hangi tarafında olduğunu göremiyordu. Tek bir eşyaya dokunmayarak şöminenin başına gitti. Ateşi harlamak isterken irice bir odunu kavradı. Tam közlerine içine atıyordu ki vazgeçti. O adamın hiçbir malını kullanmak istemiyordu! Zaten ona karşı borçlanmıştı. Felix’in hayatını kurtarmasının bir önemi yoktu zira genç kız onun düşmesinin tek sebebi olarak kendisini görüyordu! Çocuk elbette ihtiyatlı davranacaktı! Ancak ona seslenip dengesini yitirmesine neden olan kendisiydi.
“Aptalın birisin Charlotte” diye fısıldadı kendine. Hiç yoktan o adama borçlu çıkmıştı! Üstelik sayısız kez! Kurtarılması yetmiyormuş gibi onun kollarında taşınıp onun mülküne girmişti! Genç kız bu anları hatırlayınca daha da titredi. Üstelik boğazına sarılan adamın boynuna sarılmıştı! Hem de başını omzuna yaslamış ve bir de gülümsemişti!
“Basit kadınlar gibi davrandın!” derken yeniden kendine kızarak odadan çıktı.
Saatin kaç olduğunu bilmiyordu. Karnında inanılmaz bir ağrı hissederken de tüm gün bir şey yemediğini hatırladı. Açlığa dayanabilirdi ama susamıştı da! Onu buraya getirip yarasını sarıp ihtimam gösterdikleri halde başucuna su koymayı unutmuş olmalıydılar. Genç kız odadan çıkıp yavaşça merdivenleri inip giriş kata gelmişti ki arka odalardan bir kadının çıkıp iç avlu kapısını açtığını gördü. Koşturarak çıkışa yönelmiş kadının pelerinini düzelttiğini görünce kaşlarını çattı. Tıpkı bir hırsız gibiydi! Tam seslenecekti ki bir anda durdu! Ya kadın tehlikeli biriyse… Ya geniş pelerinin altında Kalenin değerli eşyalarını çaldıysa! Genç kız irkilerek kadının gözden kayboluşunu seyretti. Sindiği kolonun arkasından çıktığında da koşarak kadının az önce çıktığı odaya yöneldi.
Orası bir tür hazine odası olmalıydı! Eğer kadın bir hırsızsa önce bu fikrinden emin olmalıydı! Çıplak ayaklarını buz gibi taşlara sürterek kapı kolunu kavradı. Tahta kapı gıcırdayarak ardına kadar açıldığında gözlerinin ilk seçtiği loş bir oda oldu. Yavaşça süzüldü içeriye doğru. Odadaki tuhaf havayla üzerine geçirilmiş geceliğin altından bile ürpermişti. Tavana kadar uzanan raflar gördü ardından. Gürgen ağacından rafların üzerleri tıka basa kitaplarla doluydu! Gözleri bu anın zevkiyle ışıldadı. Masayı seçtiğinde de ilk önce devasa defteri gördü.
Odada kimse yok gibiydi. Sessiz adımlarla masaya yaklaştı ve deftere baktı!
İlk gördüğü şeylerle midesine yumruk yemiş gibi oldu! Katliamdı gördükleri. Kanlarından boğulan insanlar, kazıklara geçirilmiş kafalar gördü. Her şey o kadar canice resmedilmişti ki, bir süre boyunca bakışlarını karnından kanlar sızan küçük bir kız çocuğundan alamadı. Sonra sağ sütundaki el yazısını okudu.
“Glencoe Katliamı” yazan satırları okurken tok bir adım sesi işitti. Kafasını kaldırdığında karanlık raflarından arasından çıkan devasa silueti fark etti. Kalbi korkuyla çarpıp geriye sendelerken Ewan McAlister ürperten bir tınıyla konuşmaya başladı...
“Sen de mi beni odamda bulamadın! Yoksa beni memnun etmeye mi geldin?”