2

1905 Words
Kendi kılıcını da aldıktan sonra beraber geldiğimiz gizli kapı yerine odanın içinde bulunan gösterişli iki kanadı olan kapıdan çıktık. Ellerimiz yine buluşurken koşar adım ilerliyorduk. Nefesim kesilsede pes etmeden devam ettim. Biraz sonra büyük bir kale kapısına gelmiştik. Yüzümde bir gülümseme oluşurken buradan çıkacağımız için heyecanlanmıştım. "Arkama geç Rose!" dediğinde Archie beni eliyle arkasına saklamıştı hızlıca. Karşımıza baktığımda gözlerim büyürken, şaşkınlıktan nefes alamaz hale geldim. Gördüğüm şey devasa büyüklükte yedi başlı bir yılandı. Her baştan yükselen 'tısss' sesleri aklımı tamamen yitirmeme neden olabilirdi. Archie'nin gerilen bedeninin arkasında ona yaslanmıştım. "Buradan çıkış yok!" diye gürledi ortada duran büyük yılan kafası. İblis karşımızda duruyordu. "Öyle mi? Hadi görelim var mı yok mu?" diyen Archie elimi bırakıp hızla yedi başlı yılana koşmaya başladı. Kılıcını savurunca yılanın kafası hemen önüme düştü. Diğer kardeşleri çok kızmış olacak ki hep birlikte saldırmaya karar verdiler. Elimdeki kılıcı sıkıca tuttum ve içimdeki sese güvendim. Yapabilirsin Rose. Bende koşarak yılan başının üstüne basarak atladım ve yüzyıllardır eşim olan adama katıldım. Elimizdeki metalin, yumuşak dokuya vuruş sesleri ile birlikte ortada büyük bir kan ve doku birikintisi oluşmuştu. Bileğimdeki keskin acıyla elimdeki kılıç düştü. Archie'ye baktığım da büyük bir güçle savaşmaya devam ediyordu. Zehir bileğimden bütün vücuduma yayılmaya başlarken keskin bir acı bütün bedenimi kapladı. Yılan bana daha çok yaklaşıp keskin dişlerini bir kez daha gösterdiğinde sağlam olan elimle kılıcımı kavradım. Ağzı açık olan yılanın üst tarafına soktuğum kılıç burun deliklerinden çıktı. Kılıcı geri çekerken yılanın başı üstüme devrilmek üzereydi. Gözlerimi sımsıkı kapatmıştım ki üstümdeki hareketlilik ile hemen açtım. Archie yılanın kafasını bütün gücüyle tutuyordu. "Kaç Rose" dedi kısık sesiyle. Hemen yerimden kalktım ama kaçmaya niyetim yoktu. Elimdeki kılıcı yılanın büyük dişlerinden birine sapladım. Archie'nin kolundan tuttuğum gibi yere eğildim. Başı üstümüze devrilirken bize bir metre gibi bir açıklık bırakmıştı. "Bitti sevgilim" dedi Archie beni kolumdan çekip o açıklıktan çıktığımızda. "Seni hatırlıyorum" Dudaklarımdan dökülen kelimeler ile bütün yaşadıklarımız büyük bir istila ile beynime işlenmeye başlamıştı. Prens Archie; benim büyük bir aşkla bağlı olduğum kocam. Düğün günümüzde beni şevkatle öperken bir büyücünün lanetini tamamladığını bile bilmiyordu. Kalbimdeki boşluk aşkı ile dolarken tebessüm ettim. Kollarına yığıldığımda Archie'nin gülen gözleri soldu. "Rose, sevgilim" "En azından seni hatırlayarak ölüyorum sevgilim" dedim yanağımdan süzülen yaşlarla. Buruk bir gülümseme vardı dudaklarımda. "Hayır hayır böyle olmaması gerekiyordu. Biz her şeye daha yeni başlayacaktık. Sana benzeyen bir kızımız olacaktı." diyen Archie bana sıkıca sarılmıştı. Yüzüme değen yaşlarla onunda ağladığını anladım. "Seni seviyorum Archie. Tüm hayatım boyunca yalnızca seni sevdim" dedim gözlerim kapanırken. "Rose seni bulacağım ne kadar zaman geçerse geçsin seni tekrar bulacağım. Seni seviyorum" Dudaklarımda hissettiğim baskıyla gözlerim tamamen kapandı ve ruhumun kanıtlandığını hissettim. "Gül" diyen sesle gözlerimi açtım. Oturduğum yerde derin nefesler aldım. Ne rüyaydı öyle! "Acayip bir rüya gördüm" dedim yanımda oturan Sevde'ye. "Hadi sonra anlatırsın. Konferans sona eriyor. Son katılımcı için o kadar bekledik. Adam alanının en iyisi" dediğin de oturduğum yerde doğruldum. Üniversite son sınıf Arkeoloji bölümünü okuyordum ve bugün okulumuzda yapılan Konferans için toplanmıştık. Ünlü Tarih yazarları, Arkeologlar ve Profesöreler okulumuza bilgi vermek için gelmişlerdi. Bir ara gözlerimin kapandığını hissetmiştim ve sonra rüya içinde o kulede açmıştım. Öyle gerçekçiydi ki halen kalbimdeki sızıyı hissediyor gibiydim. Archie ismi beynimde dönmeye başlarken ışıkların tekrar kapanmasıyla arkama yaslandım. Projeksiyon çalışmaya başlayınca ağzımı zorlukla kapattım. Bu benim biraz önce rüyamda gördüğüm yerlerdi! En sonunda yedi başlı yılanın kemikleri göründüğün de gözlerime inanamadım. Kule şimdi yıkık dökük bir haldeydi ama hatırladığım gibiydi. İçlerindeki odalara baktığımda ise nefesim kesildi. Burası Archie ve benim yatak odamdı. Arkamdan gelen sesle hemen başımı ona doğru çevirdim. Karanlıkta bile parlayan mavi gözlerde özlem ve aşk gizliydi. "Seni bulacağımı söylemiştim!" Baktığımda içine çekildiğim mavi gözler ile nefes alamadığımı hissettim. Böyle bir derinlik olabilir miydi dünyada? Onun bakışları da beni delip geçecek türdendi. Cümlesi beynimde yankılanırken yutkundum. Beni bulduğunu söylemişti, peki beni neden bulacaktı ki? Ben bu adamı az önce rüyamda görmüştüm! Gözlerimi birkaç kez daha kırpıp açtım, halen rüyada olabilirdim. Elimi uzatıp, yüzüne dokunduğum da gerçeklik ile sarsıldım. Tam karşımda gözlerini benden ayırmadan bana bakıyordu. Yüzümdeki elini ateşe değmiş gibi çektim. Parmak uçlarımdan elektrik akımı geçmişti sanki. "Beni neden arıyorsunuz?" derken sesimdeki şaşkınlık elle tutulabilir cinstendi. "İsmin Gül değil mi?" Sesi tereddütsüz çıkıyordu benim olduğuma emindi. "Evet" diye fısıldadım sessizce. Elini koluma koyduktan sonra beni kaldırdı. Peşinden merdivenleri hızlı bir şekilde çıkarken, karanlıkta bir yere takıllamamaya çalışıyordum. Beynim durmuş gibiydi, nereye giderse gitsin bende peşinden gitmek zorunda hissediyordum kendimi. Durduğunda bir kapı açıldı ve benide odaya kendiyle birlikte soktu. Kapıyı kapatıp bana doğru döndü. "Yardım eder misin bana Gül? Senin bu konuda en iyisi olduğunu söylediler" derken masanın üstündeki kağıtları gösterdi. Kaşlarım çatılırken masaya doğru ilerledim ve gözlerim şaşkınlıktan iyice açıldı. "Bunlar Aşil'in kaybolan el yazmaları" dedim nerdeyse çığlık atar gibi. Gözlerim mavileri ile buluşunca tekrar yutkundum. İçinde mavi alevler yanıyordu sanki gözlerinin. "Evet kısa süre önce benim tarafımda bulundular. Sorun şu ki el yazmaları zarar görmüş ve okunamayan parçaları var. Hitay dilini iyi bir şekilde okuyup, yazabildiğini söyledi hocan. Bu dili bilenlerin dünyadaki sayısı iki elin parlaklarını geçmez. Sende bu kişilerden birisin" diyerek bana doğru ilerledi ve önünde duran masadaki kağıdı benim görebileceğim şekilde açtı. "Bu mükemmel" diye zorlukla konuştum. Mürekkepleri altındı, kenarları ise süslemeler ile işliydi, saman sarısı kağıdın üstünde altın gün ışığı gibi parlıyordu. Hayranlıkla süzdüğüm el yazmasını dikkatli bir şekilde geri yerine koydu. "Benimle çalışacak mısın?" diye beklentiyle sorduğun da içinde olduğum durumun yeni farkına varmış gibiydim. Sanki kapıldığım büyü, etkisini yitiriyordu. "Sen kimsin? Ben anlamıyorum bütün bu olanları. Bana kurduğun ilk cümle mesela sana seni bulacağımı söylemiştim derken ne demek istedin? Şu an beynim yoğun bir mesai yapıyor ve ben bir şeyi anlamamaktan nefret ederim" diyerek karşısında ki boş sandalyeye oturdum. Adama az önce seni rüyamda gördüm demeyecektim herhalde. Bu fazla sapıkça olurdu. "Üzgünüm kendimi tanıtmadım henüz sana. Sanırım biraz fazla heyecanlıyım. İsmim Arel, Hellen Kültleri ve Mitolojisi dersinde Asistan Profesörüm" diyerek elini uzattığında adamı nereden hatırladığım o an aklıma geldi. Uzattığı elini sıkarken, Sevde'nin sürekli anlatıp durduğu Profesör olduğunu ismini söylediğinde anladım. Bu adamı daha önce konuşmacıların olduğu broşürde görmüştüm. Gözleri çok dikkat çekici gelmişti o zamanda dikkatle bakmıştım. Tam bir gerizekalı gibi neler düşünmüştüm. O sırada ben uyuya kalırken Orta Çağ mitolojisi anlatılıyordu ve bende kendime rüyalardan bir film çekmiştim. Bilinçaltımın baş role koyduğu adam ise karşımda durmuş elimi tutuyordu. "Memnun oldum" dedikten sonra elimi çektim. Adama karşı aptal gibi bakmayı ve görünmeyi bir son vererek mavi gözlerinden uzaklaşıp, masadaki el yazmalarına odaklandıkm. "Bende memnun oldum Gül. Aslı Hanım önerdi seninle çalışmamı. Bu arada seni bulacağımı söylemiştim derken seninle konuşmuyordum. Kulaklık vardı kulağımda o sırada seni tek başıma bulamayacağımı iddaa eden birine karşı söyledim. Sanırım kafanı fazla karıştırdım." Dudaklarını büzmüş, kollarını önünde birleştirmişti. Altın sarısı saçları özenle geriye doğru taranmış, üstündeki beyaz gömlek ve açık mavi kot pantolunu ile bile buraya aykırı duruyordu. Kendine gel Gül! Senden yardım isteyen bir hocan var karşında. Masaya doğru ilerledim tekrar. Bu sefer eksik olan kelimeler dikatimi çekti. "Sorun değil bir ara dalmışım sanırım sonra birden karşıma çıkınca şaşırdım uyku sersemi" diyerek geçte olsa cevap verdim. Bana doğru yaklaştığını hissettim ama yerimden kıpırdamadım. "Okuyabiliyor musun?" dediğinde sesi çok yakından geliyordu. "Tamamen okumak uzun sürecek ama birkaç cümleden anladığım kadarıyla bu bir efsane. Anlatılma biçiminden gidersek bir erkeğin yazdığına eminim" diyerek yan döndüğüm de neredeyse dip dibe olduğumuzu fark ettim. Verdiği nefes yüzüme çarptı. Aramızdaki anlık bakışma kapının açılmasıyla bozulurken bir adım atıp geriye gitti. Kapıdan giren Aslı hoca ile tebessüm ettim. En sevdiğim hocaydı ve derslerini dikkatle dinler, takip ederdim. Birçok konuda bana yardımcı olmuştu üstelik. "Gül tanışmışsınız Arel ile" dediğinde ikimize bir bakış attı. "Evet hocam el yazmalarından bahsetti kendisi." "Aslında tez çalışman için çok faydalı olacağını düşündüm. Bu dönem dersleri Arel ile paylaştık biliyorsun bu son dönemim siz mezun olduktan sonra bende emekliye ayrılıyorum" diyerek tebessüm ettiğinde, son öğrencileri arasında olmaktan mutluluk duydum. "Biliyorum hocam. El yazmaları üstünde çalışacağıma emin olabilirsiniz. Bizim bölümün dersine de siz gireceksiniz değil mi?" diye sordum. "Maalesef Arel girecek dersinize ama bana istediğin zaman gelebilirsin. Onun anlatımından da memnun kalacağına eminim ayrıca." Aslı hocanın sözleriyle moralim bozulsada tebessüm ettim. Ben bu adamın gözlerine dalınca çıkamıyorum, dersi nasıl dinleyeceğim diyemedim. Başımla usulca onayladım. Aslı hoca bizi yalnız bırakıp çıktığın da telefonuma mesaj geldi. Sevde benim çantamı ve yağmurluğumu alıp kafeteryaya geçtiğini yazmıştı. Öyle birden çıkınca her şeyim orada kalmıştı doğal olarak. "Gül sen bana numaranı ver en iyisi. Ben sana el yazmalarının fotoğraflarını gönderirim incelemen için. Daha sonrada oturup, bulduklarımızı karşılaştırırız." Arel'in sözleriyle cebimdeki telefonu çıkartıp numarasını yazması için ona doğru uzattım. Arel çok garip bir isimdi. Anlamı ise temiz, dürüst kimseydi. Archie diye fısıldadı zihnim. Başımı iki yana salladım rüyayı unutmak istercesine. Telefonumu bana uzattığında ona dokunmamaya çalışarak aldım. Çünkü ona dokunduğum da çok garip hissediyordum kendimi. "İyi günler Gül." Sesinin tınısıyla yine gözlerine baktığım da bu sefer yoğun bir şekilde inceliyordu beni bakışları. Sanki aklına kazımak ister gibi. "Sanada Arel" diyerek tebessüm ettim ve çıkmak üzere kapıya doğru yöneldim. Kapıyı açıp kendimi koridora atıp kapattım. Kalbimin atışları ile yutkundum. Bu da neydi böyle! Derin bir nefes alıp, koridordan çıkıp, binadan ayrıldım. Kafeteryaya geçerken ıslak toprak kokusu sarmıştı bahçeyi. Çiçekler açmaya başlamış, baharın gelişini büyük bir mutlukla haber veriyordu. Öğrenci kalabalığının içinde ilerleyip, kapalı alandaki kafeteryadan içeriye girdim. Yağmur yağdığı için bahçedeki masalar halen ıslak olmalıydı. Sevde'yi gördüğümde ona doğru ilerledim. Yanında aynı bölümde olduğum ama fazla konuşmadığım birkaç kişi daha vardı. "Selam" diyerek oturdum. "Selam" diye cevap aldım herkesten. "Seni merak ettim bir anda kayboldun." Sevde kaşlarını çatmıştı, endişelenmiş gibi duruyordu. "Sorun yok. Yeni bir asistan profesör gelmiş Aslı hoca ile görüştüm. El yazmaları üstene bitirme tezimi yazıyorum biliyorsun. Çalışmalarında yardımcı olacağım aynı zamanda" diyerek konuyu yüzeysel olarak anlattım. "Yoksa Arel mi?" diye hülyalı bir bakış attı yanımda oturan kız. "Evet ismi buydu" derken bende düşünceliydim. Adamı daha yarım saat önce görmüştüm ama anlaşılan ünü bütün okula yayılmıştı. "Adam, Arkeoloji üstüne yeni çığır açtı resmen. Yaptığı araştırmalar ile birlikte Dünya'daki en büyük kazı çalışmasını yürütüyor şu anda. Asistan olabilir ama hepsinden daha bilgili ve herkes onu saygıyla dinliyor. Birkaç ay önce gelmiş Türkiye'ye, dünyayı gezmiş, gitmediği yer kalmamış diyorlar." Kızının neredeyse ağzının suyunu akıtarak kurduğu cümleler ile gözlerimi devirdim. Adam alanının en iyisi olabilir ama kızın gördüğü tek şeyin yakışıklı bir sürat ve vücut olduğuna emindim. Gerçi bende ilk karşılaştığımda gözleri ile kısa bir süre çarpışma yaşamıştım ama konu işe gelince ciddiyetimi korumuştum. Arel ile daha fazla bir şey duymak istemediğim için çantamı, yağmurluğumu alıp ayağa kalktım. Zaten konferans için gelmiştim bugün. "Ben gidiyorum. Derste görüşürüz" dedim sadece Sevde'ye bakarak. Diğerleri beni ilgilendirmiyordu, arkadaşım değillerdi. "Görüşürüz canım" dediğinde arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Kampüsten ayrıldıktan sonra havanın açılması ve yağmurun dinmesiyle yürümeye karar verdim. Eğer yorulursam otobüse binebilir ya da kahve içmek için bir yerde durabilirdim. Yüzüme vuran hafif rüzgarla saçlarım dalgalandı. Yine o his gelip içine çekti beni. Otobüste olduğu gibi bir çift gözün üstümde olduğunu hissettim. Rahatsızca gözlerimi etrafta gezdirdim ama kimse yoktu. Önüme döndüğümde otobüs durağına doğru ilerledim. Hava kararmıştı ve yürümekten vazgeçmiştim. Sokak lambasına kayan bakışlarım ışığın titrek bir şekilde yanıp sönmesiyle kısıldı. Kampus şehir merkezine uzakta ormanlık diyebileceğimiz bir alanın üstüne kuruluydu. Bu yüzden etraf çok sessiz ve sakindi. Işık birkaç kez daha titreşerek yanıp, söndü. Rüzgâr estiğinde saçlarım yüzümde dağılınca görüşümü kaybettim. Elimle yüzümdeki saçlarımı geriye doğru çekip başımı kaldırdım. Gözlerim aynı sokak lambasını bulduğunda karanlığa gömüldüğünü fark ettim. Yan tarafında duran iki lamba aydınlık olduğu için biraz olsun aydınlığı yansıtıyordu. Karanlığın içinden bir adım öne çıkan birini gördüğüm de yutkundum. Yüzü ve kıyafetleri belli olmuyordu. Sadece silueti vardı. Gözlerimi ondan ayıramazken gece kadar siyah olduğunu farkettim..Nefesimi tutmuş onu izlerken, onunda beni izleyip izlemediğini bilmiyordum. Sonra derinlerden gelen bir ses beynimde yankılandı. "Rose!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD