8. Bölüm / İnfaz ve İhanet!

845 Words
8. Bölüm / İnfaz ve İhanet! Celal Eroğlu. Odanın kapısını hırsla kapatıp kilidi çevirdim. Ellerim, ömrümde hiç olmadığım kadar titriyordu. Masanın başına geçip babamın elime tutuşturduğu o kara dosyayı fırlatırcasına bıraktım. Kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi atıyordu. Bundan kaçışım yoktu. Babam boş bir adam değildi. Elime böyle bir dosya tutuşturduğuna göre burada yazan her şey gerçekti. Ahh Allahım ben şimdi ne yapacağım. Gözlerim yanıyordu. Kalbim sanki patlayacaktı. Dosyayı açmak açıpta içindekileri okumak yüreğimi bir bilinmez acılar çukuruna sokuyordu. Bundan daha fazla kaçamazdım. Dosyanın kapağını açtığım an, dünya birkaç saniyeliğine durdu. Sanki kalbim patlayacakmış gibi ağrımaya başladı. En üstteki fotoğrafta sekiz yıllık sevdam, sabrım, namusum dediğim Gönül Bölükbaşı vardı. Ne acı dimi. Bir kaç ay sonra olacak düğünümüz için ismi davetiyeye yazılacakken şimdi ise bir ihanet belgesinde ismi vardı. İsmi, bir ölüm ilanı gibi büyük harflerle yazılmıştı. Sayfayı çevirdim... Çevirdikçe ruhumun damar damar çekildiğini hissettim. “İngiliz ajanı mı?” diye fısıldadım, sesim odanın boşluğunda kayboldu. Gönül... Benim zarif, hanımefendi Gönül’üm, bu haneye bir hançer gibi yerleştirilmişti. Halbuki ben onu kalbimin en güzel yerinde tutmuştum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kalbim ve aklım arasındaki savaşın ortasında kalmıştım. Kontrolumu kaybetmemek için sayfaları hızla geçmeye başladım. O meçhul düşmanı tam yakalayacakken operasyonların sabun gibi ellerimden kayıp gitmesinin sebebi, yanı başımdaki yılanmış. Benim ona anlattığım her ayrıntı, vatanımın bağrına saplanan bir mermiye dönüşmüştü. O sekiz sene hayatımda olan kadındı. Evleneceğim namusum olacak kadındı. Ona güveniyordum. Ekibimle yapacağım konuşmalarda çalışma odama gitmeden yanında konuşacak kadar ona güveniyordum. Ama o ihanetin bıçağıymış da ben anlamamışım. Daha da derine indim. Yurt dışında olduğu o uzun aylarda, “seni bekliyorum” dediği o kutsal sürede, bir başka ajanla yaşadığı sevgililik hayatı, çekilen fotoğraflar, ve o iğrenç yakınlıklar... Midemin bulandığını, saframın boğazıma yükseldiğini hissettim. Ama beni asıl yıkan, kalbimi paramparça eden şey bedensel bir ihanet değildi. Ben, Celal Eroğlu! Vatanı için kurşun atmış, bayrağı için canını ortaya koymuş, onuruyla yoğrulmuş bir Baş komiserdim! Sekiz yıldır kendi evimin içinde, soframın başköşesinde, en mahrem dualarımda ve gelecek hayallerimde vatanımı parçalamak isteyen bir cellat beslemiştim. Ben ona her sarıldığımda, o ülkemden bir parça koparmıştı. İstemeyerek de olsa, vatanıma en büyük darbeyi vuranın bizzat kendi ellerim olduğunu öğrenmek... Bu, ölümden daha ağırdı. Kendi silahımla vurulmuştum. Kendi kalbimle kendi vatanıma ihanet etmiştim. “Parmaklarım silahımın kabzasına gitti ama nafile, namlu zaten kalbime dönmüştü.” Hıçkıramadım bile. Göğsümde koca bir kaya parçası vardı. Dizlerimin bağı çözüldü, masanın kenarına tutunarak yere çöktüm. Gözlerim karardı. Bir yanda sekiz yılımın enkazı, diğer yanda aşağıda beni bekleyen ve “müstakbel eşim” denilen o hiç tanımadığım kız... “Allah'ım...” diye inledim. “Ben ne yaptım?” “Nasıl anlamadım. Gözlerim bu kadar mı kördü de göremedim!” Gururum ayaklar altındaydı. Baş komiserlik kimliğim, vatan sevgim, hepsi bu siyah dosyanın içinde can vermişti. İnsan en büyük darbeyi, en çok güvendiği yerden alırmış. Ben bugün sadece sevdiğim kadını değil, kendimi, onurumu ve sekiz yılımı defnetmiştim. “Ona dokunmaya kıyamazken, o vatanımın en gizli damarlarına dokunmuş, her şeyi kurutmuştu.” Zihnimden bu cümle dolaşıyordu. Dizlerimin üstüne yıkıldım. Ben Celal Eroğlu onurlu bir Baş komiserdim. Yıkılmaz sanırdım kendi mi ama hiç ummadığım yerden yıkıldım. Allah’ım ben nasıl bunu yaptım. Kendimi vatanıma ihanet etmiş gibi hissetmek ölümden daha ağır geliyordu. Yukarıdaki o odada sadece sekiz yılımı değil, ruhumu da bırakmıştım. Merdivenleri bir hışımla inerken her basamakta o dosyadaki kareler beynime çakılıyordu. Salona girdiğimde hava buz kesti. Annemin endişeli bakışlarını, kardeşlerimin şaşkınlığını ya da orada, babamın yanında emanet gibi duran o müstakbel eşi görmüyordum. Gözüm babamdan başkasını görmüyordu. Babam... Mehmet Eroğlu. ‘Bu vatanın sırlarını emanet ettiği adam.’ Ben ise o sırları sekiz yıl boyunca bir yılanın koynuna bizzat taşımıştım. Doğrudan babamın karşısına dikildim. Titreyen ellerimle belimdeki silahımı çıkardım, ardından göğsümdeki o onurlu rozeti söküp masanın üzerine, babamın önüne sertçe bıraktım. Çıkan metalik ses, salonun sessizliğinde bir tokat gibi patladı. “Ben bir ihaneti sekiz sene koynumda taşımışım baba,” dedim sesim titriyordu ama aldığım kararlılık netti. “Vatanıma en büyük darbeyi, ona canımı veririm diyen ben vurmuşum! Bilmeden de olsa, o kadının eline bu ülkenin damarlarını ben vermişim!” Babamın gözlerindeki o derin kederi gördüm ama geri adım atmadım. “Bu yüzden...” diye devam ettim, boğazımdaki yumruyu yutkunarak. “Daha fazla bu onurlu mesleği sürdürebilme inancım da, liyakatim de kalmadı. Bu rozet artık benim göğsüme yük, bu silah benim elimde züldür.” Dedim. Sanki etimden et kopartılıyordu. Ailem tüm hayatı boyunca vatanımız için canla başla çalışmıştı. Babam bakandı annem öğretmen ben ise baş komiserdim. Ama sanki bu ailenin sağlam temellerine dinamiti ben döşemişim gibi kendimi aşağılık biri gibi hissediyordum. Eğer azıcık imanım zayıf olsaydı o kutsal silahımı anlıma çoktan dayamıştım. Kimseye tek bir kelime etmedim. Annemin arkamdan, “Celal, oğlum!” diye feryat edişini duydum ama durmadım. Kapıda bekleyen o kıza, Hazel’e bakmadım bile. O an benim için dünya durmuştu. Tek bir odak noktam vardı. İntikam! Evden fırtına gibi çıktım. Gönül... O sahte sevdasını İngiliz laboratuvarlarında mı, yoksa Fransa’daki o karanlık köşe başlarında mı pişirmişti görecektim. Fransa’ya, onun sözde eğitim aldığı o topraklara gidecektim. Ama bu sefer bir âşık olarak değil, hayatını çaldığı bir adamın son hesabı olarak. İlk uçakla, ruhumdaki o devasa enkazla birlikte rotamı Paris’e çevirdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD