BÖLÜM 3
Kurtlar Sofrası
Zaman, Demir Holding’in 27. katındaki o devasa odada adeta yönünü değiştirmiş, hızla akmaya başlamıştı. Alya, hayatının en çılgınca kararına imza attığını biliyordu ama o el sıkışmanın ardından geriye dönüş yoktu. Karan Demir, kelimenin tam anlamıyla bir fırtınaydı ve Alya kendisini o fırtınanın tam kalbinde bulmuştu.
Karan, anlaşmanın mühürlenmesinin ardından bir an bile vakit kaybetmedi. Telefonu kaldırıp özel asistanı Selin’i odaya çağırdı. İçeri giren şık giyimli, otuzlu yaşlarındaki kadın, patronunun karşısındaki bu sade kızı görünce şaşkınlığını gizlemeye çalışsa da profesyonelliğini bozmadı.
"Selin," dedi Karan, sesi yine o emreden, tavizsiz tonuna geri dönmüştü. "Alya Hanım ile birlikte hemen holdingin alt katındaki özel VIP hazırlık odasına geçiyorsunuz. Şehrin en iyi stilistini ve makyözünü buraya çağırın. Bir buçuk saatiniz var. Alya Hanım bu akşam Demir konağındaki aile yemeğinde benim nişanlım olarak boy gösterecek. Ona göre bir hazırlık istiyorum. Kusursuz olmalı."
Selin’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Karan Bey... Nişanlım mı dediniz?"
"Sorgulama Selin, ne dediysem onu yap," dedi Karan soğuk bir sesle. Ardından Alya’ya döndü. Bakışlarındaki o sertlik, yerini kısa bir an için güven veren bir derinliğe bıraktı. "Selin’le git. Sana zarar gelmeyecek. Ben de o sırada yayınevinizin borç tasfiyesi ve annenin hastane işlemleri için talimatları veriyorum. Sen aşağıdan çıkarken yayınevinin hesabı da, hastanenin muhasebesi de temizlenmiş olacak. Sözüm sözdür."
Alya başıyla hafifçe onayladı. Boğaz düğümlenmişti, konuşursa sesinin titremesinden korkuyordu. Selin’in rehberliğinde odadan çıkarken, arkasında bıraktığı o devasa masanın üzerinde duran yayınevi dosyasına son bir kez baktı. Hayatını satmıyordu, hayır. O, annesinin nefes alabilmesi için lüks bir cehenneme bilet alıyordu.
Holdingin alt katındaki VIP hazırlık odası, adeta dünyaca ünlü markaların showroom’u gibiydi. Yarım saat içinde odaya gelen ünlü stilist Hakan ve ekibi, Alya’yı bir heykel tıraş gibi incelemeye başladılar. Hakan, Alya’nın duru güzelliğini, pürüzsüz tenini ve omuzlarına dökülen dalgalı kahverengi saçlarını gördüğünde adeta büyülenmişti.
"Harika bir tuval!" diye haykırdı Hakan ellerini çırparak. "Karan Bey’in zevkine her zaman hayran kalmışımdır ama bu sefer bir başyapıt seçmiş. Bu kızda o yapay sosyete kadınlarının hiçbirinin sahip olmadığı bir şey var: Gerçek bir asalet ve derinlik."
Alya, aynadaki yansımasına bakarken kendini yabancı bir cisim gibi hissediyordu. Saçları özenle taranıp arkada asil, hafif dağınık modern bir topuz yapıldı. Yüzündeki yorgunluk izleri, hafif ve pürüzsüz bir makyajla tamamen gizlendi; sadece o anlamlı, meydan okuyan kahverengi gözleri ön plana çıkarıldı. Kıyafet seçimine gelindiğinde ise Hakan, onlarca lüks elbise arasından zümrüt yeşili, saten, vücudunu kusursuzca saran ama dekoltesi son derece zarif ve ölçülü olan uzun bir elbise seçti.
Elbiseyi giyip aynanın karşısına geçtiğinde Alya, kendi gözlerine inanamadı. Aynadaki kadın, dün gece yağmurda sırılsıklam olan, otobüs parası hesaplayan o çaresiz kız değildi. Aynadaki kadın, zenginliği ve zarafetiyle büyüleyen, ancak bakışlarındaki o yırtıcı ve gururlu ifadeyi kaybetmemiş güçlü bir figürdü.
Kapı hafifçe vuruldu ve içeri Karan Demir girdi.
Karan, odanın ortasında duran Alya’yı gördüğü an adımları yavaşladı. Gözleri, zümrüt yeşili elbisenin içinde bir kuğu gibi süzülen genç kadının üzerinde gezindi. Karan Demir hayatı boyunca yüzlerce güzel kadın görmüştü; podyumları süsleyen modeller, holding varisleri, sosyete güzelleri... Ama hiçbiri, Alya’nın bu sade ama odayı dolduran asil aurasına yaklaşamamıştı. Alya, o lüks elbisenin içinde bile eğreti durmuyor, aksine elbiseye değer katıyordu.
Karan, yavaşça Alya’nın yanına yürüdü. Cebinden çıkardığı kadife kutuyu açtı. Kutunun içinde, göz kamaştırıcı bir parlaklığa sahip, damla kesim devasa bir tektaş pırlanta yüzük duruyordu.
"Bu yüzük, babaannemin yüzüğüydü," dedi Karan, sesi hafifçe pürüzlüydü. "Anneme geçmişti, annem vefat ettiğinde ise bana kaldı. Amcam bu yüzüğü çok iyi bilir. Eğer parmağında bunu görürse, bu işin bir oyun olmadığını, sana ne kadar değer verdiğimi anlar."
Alya, yüzüğe bakarken yutkundu. "Bu çok fazla... Bu gerçek bir aile yadigarı. Bunu bu yalan oyuna alet etmemeliyiz."
"Bu bir yalan oyun değil Alya," dedi Karan, Alya’nın sol elini nazikçe kavrayarak. Tenlerinin temasıyla ikisi de hafifçe ürperdi. Karan, yüzüğü yavaşça Alya’nın parmağına geçirdi. Yüzük, Alya’nın parmağına tam oturmuştu. "Bu, benim özgürlüğümün ve senin annenin hayatının bedeli. Bu yüzük artık senin koruman altında."
Karan, Alya’nın elini bırakmadan gözlerinin içine baktı. "Şimdi dinle beni. Birkaç dakika sonra o konağın kapısından gireceğiz. İçerisi bir kurtlar sofrası. Amcam Kudret Demir, beni köşeye sıkıştırmak için her şeyi yapacak. Karahan ailesi ve kızları Meltem de orada olacak. Meltem, benimle evlenmek için can atan, amcamın maşası olan bir kadın. Sana tepeden bakmaya, seni küçümsemeye çalışacaklar. Geçmişini, aileni, kim olduğunu sorgulayacaklar. Ne olursa olsun, gözlerini kaçırma. Benim elimi bırakma. Unutma, sen oraya bir sığıntı olarak değil, bu ailenin gelecekteki hanımefendisi olarak giriyorsun."
Alya, Karan’ın elini hafifçe sıktı. İçindeki korku, yerini garip bir cesarete bırakıyordu. "Merak etme, Karan Demir. Ben hayatım boyunca gecenin karanlığıyla mücadele ettim. Senin o parlak ama içi boş sosyetenden korkacak değilim. Onlar bana saldırdıkça, karşılarında hiç beklemedikleri bir duvar bulacaklar."
Karan’ın dudaklarının kenarında hafif, takdir dolu bir gülümseme belirdi. "İşte duymak istediğim buydu. Gidiyoruz."
Siyah, zırhlı Mercedes, şehrin tepesindeki o heybetli Demir konağının devasa demir kapılarından içeri girdiğinde hava tamamen kararmıştı. Konak, dışarıdan bakıldığında tüm ihtişamıyla parıldıyordu ama Alya için burası sadece lüks bir hapishaneydi.
Araba durduğunda Karan indi ve centilmence Alya’nın kapısını açtı. Elini uzattı. Alya, derin bir nefes alıp o güçlü eli tuttu ve arabadan indi. Konağın devasa ahşap kapısı iki görevli tarafından açıldı. İçeri girdiklerinde onları karşılayan şey, buram buram tarih, zenginlik ve güç kokan devasa bir hol oldu. Kristal avizeler, duvarlardaki antika tablolar ve mermer merdivenler göz alıcıydı.
Salonun kapısına geldiklerinde Karan, Alya’nın kulağına doğru eğildi. Nefesi Alya’nın boynunu sıyırıp geçti. "Rolümüz başlıyor."
İçeri girdiklerinde, salondaki tüm konuşmalar bıçak gibi kesildi.
Büyük, klasik mobilyalarla döşenmiş salonun ortasında iki aile oturuyordu. Amca Kudret Demir, yanında oturan şık giyimli, kibirli bakışlı Karahan ailesinin reisi Tahsin Bey ve onun eşi. Ve tabii ki, gecenin diğer başrolü: Meltem Karahan. Meltem, sarı saçları, aşırı lüks markalarla donatılmış kıyafeti ve yüzündeki o yapay, kibirli gülümsemeyle tam bir sosyete kuruluydu.
Ancak Karan ve Alya el ele içeri girdiğinde, Meltem’in yüzündeki o gülümseme anında dondu, yerini saf bir şoka ve öfkeye bıraktı. Kudret Bey ise oturduğu koltukta adeta taş kesildi. Bakışları önce Karan’a, ardından zümrüt yeşili elbisesi içinde bir kraliçe gibi duran Alya’ya ve en son ikisinin kenetlenmiş ellerine kaydı.
Karan, salondakilerin şokunu keyifle izleyerek adımlarını öne doğru attı. Sesi odada bir aslan kükremesi gibi yankılandı.
"İyi akşamlar herkese," dedi Karan, son derece rahat ve özgüvenli bir tavırla. "Amca, misafirlerimiz olduğunu söylemiştimm. Ben de bu akşam hayatımın en önemli kararını paylaşmak için buradayım. Tanıştırayım; müstakbel eşim, nişanlım Alya Yılmaz."
Salona ağır, neredeyse elle tutulur bir sessizlik çöktü. Tahsin Karahan kaşlarını çatarak ayağa kalktı. "Kudret, bu ne demek oluyor? Biz buraya ne konuşmaya geldik, karşılaştığımız manzara ne?"
Kudret Bey, öfkesini kontrol etmeye çalışarak ayağa kalktı. Gözlerinden adeta alev fışkırıyordu ama sesini sakin tutmaya çalıştı. "Karan... Bu bir şaka olmalı. Alya Hanım da kim? Demir ailesinin gelini öyle pat diye, bir akşam yemeğinde tanıtılamaz. Hele ki Karahan ailesine bu kadar saygısızlık edilmişken."
Meltem de dayanamayarak ayağa kalktı. Gözleri Alya’yı yukarıdan aşağıya süzüyordu, içindeki kıskançlık sesine yansımıştı. "Karan, gerçekten komik değilsin. Kim bu kız? Hangi aileden? Adını sanını duymadık. Yoksa sokaktan bulduğun herhangi birini bize nişanlım diye mi yutturmaya çalışıyorsun?"
Meltem’in "sokaktan bulduğun" lafı salonda buz gibi bir hava estirdi. Karan’ın gözleri anında karardı, çene kasları kasıldı. Tam hamle yapıp Meltem’in haddini bildirecekti ki, Alya onun elini hafifçe sıkarak onu durdurdu. Öne doğru bir adım attı. Gözlerini doğrudan Meltem’in gözlerine dikti. Yüzünde en ufak bir korku ya da eziklik yoktu; aksine, muazzam bir asalet vardı.
"Meltem Hanım, galiba?" dedi Alya, sesi pürüzsüz ve nettir. "Sokaklar, insanın karakterini ve gururunu temiz tuttuğu sürece asil yerlerdir. Ancak görüyorum ki, lüks salonlarda büyümek her zaman insanlara nezaket ve terbiye öğretmiyor. Benim kim olduğuma gelince... Ben Karan Demir’in hayatını birleştirmeyi seçtiği kadınım. Benim soyadım veya ailemin banka hesapları sizin açlığınızı doyurmaya yetmeyebilir ama Karan’ın kalbini doldurmaya yettiği kesin."
Alya’nın bu muazzam, tokat gibi cevabı karşısında Meltem’in yüzü kıpkırmızı oldu. Salondaki diğer misafirler, Tahsin Bey ve eşi bile bu genç kızın bu kadar hazırcevap ve dik durabilmesi karşısında şaşkınlığa uğramıştı. Karan ise içten içe bir zafer çığlığı atıyordu. Alya, beklediğinden çok daha iyi bir savaşçı çıkmıştı.
Kudret Bey, ortamın kontrolünü tamamen kaybetmemek için araya girdi. Bakışları Alya’nın parmağına kaydığında, orada parıldayan damla kesim yüzüğü gördü. O an Kudret Bey’in gözlerinde gerçek bir panik belirdi. O yüzük, abisinin karısının, yani Karan’ın annesinin yüzüğüydü. Karan o yüzüğü birine verdiyse, bu işin geri dönüşü çok zordu.
"Tamam, sakin olalım," dedi Kudret Bey, sesindeki öfkeyi bastırarak. "Madem böyle bir durum var, masaya geçelim. Yemekte her şeyi detaylıca konuşuruz. Tahsin Bey, Meltem... Lütfen, buyurun."
Büyük yemek masasına geçildiğinde gerilim tavan yapmıştı. Bir tarafta Kudret Bey ve Karahan ailesi, diğer tarafta ise yan yana oturan Karan ve Alya vardı. Hizmetliler yemekleri servis ederken, Tahsin Karahan konuyu hemen işe ve statüye getirdi.
"Eee, Alya Hanım," dedi Tahsin Bey, bıyık altından gülerek. "Babanız ne işle meşgul? Hangi şirketin başında? Ya da siz hangi holdingde yöneticisiniz? Demir ailesine gelin olacaksanız, arkamızda güçlü bir sermaye olmalı, öyle değil mi?"
Alya, önündeki su bardağına dokundu, ardından Tahsin Bey’e baktı. "Babamı yıllar önce kaybettim, Tahsin Bey. Kendisi bir devlet memuruydu. Annem ise ev hanımı. Ben üniversiteyi birincilikle bitirdim ve şu an bir yayınevinde editörlük yapıyorum. Benim arkamda milyarlık sermayeler yok, doğru. Ama benim arkamda kendi emeğimle, namusumla kurduğum bir hayat var. Karan’ın da bir sermayeye değil, gerçek bir dosta ve eşe ihtiyacı olduğunu düşündüğüm için buradayım."
Kudret Bey araya girdi, sesi iğneleyiciydi. "Editörlük demek... Güzel bir hobi. Ama Demir holdingin sosyal davetlerinde, uluslararası protokollerde bir memur kızının nasıl temsil yeteneği olacağını merak ediyorum. Karan, sen bu ailenin yüzüsün. Yanındaki kadının da o ağırlığı taşıması gerekir."
Karan, bardağını sertçe masaya bıraktı. "Amca!" dedi, sesi masadaki herkesi titretti. "Alya’nın taşıdığı ağırlık, bu masadaki birçok insanın karakter toplamından daha fazladır. O benim yanımda, çünkü bu dünyada parayla satın alınamayacak tek şeye, gerçek bir gurura sahip. Ayrıca temsil yeteneği diyorsun... Alya az önce Meltem’e ve size verdiği cevaplarla, bu masadaki herkesten daha asil olduğunu kanıtladı. Benim kararıma saygı duymak zorundasınız."
Meltem, gözlerinden yaşlar boşanmak üzereyken ayağa kalktı. "Ben daha fazla bu hakareti çekemeyeceğim! Baba, gidelim buradan! Bizi resmen buraya bu kızı gözümüze sokmak için çağırmışlar!"
Karahan ailesi öfkeyle masadan kalktı. Kudret Bey ne kadar dil dökse de, Tahsin Bey "Bu iş burada bitti Kudret, holding ortaklığını da yeniden gözden geçireceğiz!" diyerek salonu terk etti. Meltem ise çıkarken Alya’ya nefret dolu bir bakış fırlattı. "Bu burada bitmedi, kim olduğunu öğreneceğim senin," diye fırıldandı.
Misafirler gittiğinde, salonda sadece Kudret, Karan ve Alya kalmıştı.
Kudret Bey, masanın başına gelip Karan’ın üzerine yürüdü. "Sen ne yaptığını sanıyorsun Karan?! Karahan ailesini kaybettik! Milyarlık ortaklık çöktü! Sırf bu... Bu kim olduğu belirsiz kız için mi yaptın bunu?!"
Karan da ayağa kalktı, amcasıyla göz göze geldi. "O kızın bir adı var amca: Alya Demir olacak yakında. Ve evet, senin o kirli ortaklıkların için hayatımı feda etmediğim için çok mutluyum. Şirketi ben yönetiyorum, Karahanlar olmadan da o holdingi büyütecek güçteyim."
Kudret Bey, nefretle Alya’ya döndü. "Sen... Paranın kokusunu aldın tabii. Demir ailesine kapak atınca hayatının kurtulacağını sandın değil mi? Ama sana bu konağı da, bu şehri de dar ederim kızım. Karan’ın arkasındaki gücün ne olduğunu bilmiyorsun henüz."
Alya, Kudret Bey’in o tehditkar bakışlarına karşı bir milim bile geri adım atmadı. Ayağa kalktı, Karan’ın yanına durdu. "Kudret Bey," dedi, sesi bir kaya kadar sertti. "Ben paranın kokusunu değil, çaresizliğin kokusunu bilerek büyüdüm. O yüzden sizin o parayla satın aldığınız gücünüz beni korkutmuyor. Karan’ın yanında olacağım, çünkü ona söz verdim. Ve ben sözümü asla bozmam."
Kudret Bey, Alya’nın bu gözü pekliği karşısında ilk kez afalladı. Bu kız diğer avcı kadınlara benzemiyordu; gözlerinde paradan daha tehlikeli bir şey vardı: İnanç.
"Göreceğiz," dedi Kudret Bey ve arkasını dönüp üst kata, odasına çıktı.
Gecenin sonunda, konaktan ayrılıp tekrar arabaya bindiklerinde fırtına dışarıda yeniden başlamıştı. Yağmur damlaları arabanın camlarına vururken, arabanın içi derin bir sessizliğe gömülmüştü.
Karan, direksiyonu kırıp arabayı sahil kenarında, sakin bir yerde durdurdu. Motoru kapattı. Sadece şehrin uzaktan gelen loş ışıkları içeriyi aydınlatıyordu. Karan, başını yana çevirip Alya’ya baktı. Alya, yorgunluktan ve yaşadığı adrenalinden dolayı koltuğa yaslanmış, dışarıyı izliyordu.
"Harikaydın," dedi Karan, sesi ilk kez bu kadar yumuşak ve içtendi. "Gerçekten... Hayatım boyunca amcamın karşısında böyle dik durabilen, Meltem’i tek bir cümleyle susturan kimseyi görmedim. Sana teşekkür ederim, Alya."
Alya, yüzünü Karan’a çevirdi. Gözlerinde hüzünlü bir parıltı vardı. Yavaşça parmağındaki o devasa yüzüğü çıkardı ve Karan’ın avucunun içine bıraktı.
"Oyun bitti, Karan," dedi Alya kısık bir sesle. "Aileni gördüm. İçindeki o nefreti, güce olan açlığı hissettim. Ben... Ben çok tehlikeli bir oyunun içine girdim, farkındayım. Ama annem için bunu yapmak zorundaydım."
Karan, avucundaki yüzüğe baktı, sonra tekrar Alya’nın elini tuttu ve yüzüğü zorla yeniden onun parmağına taktı. "Oyun bitmedi Alya. Oyun yeni başlıyor. Amcam seni rahat bırakmayacak, Meltem geçmişini araştıracak. Eğer bu yüzüğü çıkarırsan, seni çiğ çiğ yerler. Artık geri dönüş yok. Sen benim korumam altındasın."
Alya, Karan’ın gözlerindeki o derin, korumacı ifadeyi gördüğünde içindeki bir şeylerin sarsıldığını hissetti. Bu adam acımasız, soğuk bir iş adamıydı ama aynı zamanda bir o kadar yalnız ve yaralıydı.
"Peki ya annem?" diye sordu Alya. "Sözünü tuttun mu?"
Karan telefonunu çıkardı ve ekranı Alya’ya gösterdi. Ekranda iki adet banka dekontu ve bir hastane onay belgesi vardı. Yayınevinin tüm borçları sıfırlanmış, Alya’nın annesi Nurten Hanım ise Türkiye’nin en iyi özel hastanesinin VIP odasına nakledilmiş, nakil süreci için dünyanın en ünlü doktoru getirtilmişti. All masraflar ödenmişti.
Alya, ekrandaki yazıları görünce göz yaşlarını daha fazla tutamadı. Elleriyle yüzünü kapattı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Günlerdir, aylardır omuzlarında taşıdığı o devasa yük, bir gecede bu adam tarafından kaldırılmıştı. Annem kurtulacaktı...
Karan, ağlayan genç kadına baktı. Hayatında ilk kez bir kadının göz yaşları onun kalbine bir ok gibi saplanmıştı. Kendine hakim olamayarak elini uzattı, Alya’nın omzundan tuttu ve onu yavaşça kendisine doğru çekti. Alya, o anın verdiği çaresizlik ve minnet duygusuyla karşı koymadı; başını Karan’ın o geniş, güven veren göğsüne yasladı.
Karan, kollarını Alya’nın etrafına sardı. Yağmur arabanın camını döverken, o karanlık gecede, iki yabancı ruh birbirinin yarasına merhem oluyordu. Karan, Alya’nın saçlarının kokusunu içine çekerken, bu oyunun sadece bir anlaşmadan ibaret kalmayacağını, kalbinin derinliklerinde bir yerlerde hissetmişti.
Onlar o gece o arabada birbirlerine sığınırken, Demir konağının karanlık odasında Kudret Demir telefonda birileriyle konuşuyordu.
"O kızı araştırın," diyordu Kudret Bey, sesi bir yılan gibi tıslayarak. "Alya Yılmaz... Kimdir, necidir, zayıf noktası nedir öğrenin. Karan’ı o kızla vuracağım. O evlilik asla gerçekleşmeyecek."
Kader, oyununu kurmuştu. Kurtlar sofrasından sağ çıkmışlardı belki ama önlerindeki savaş, düşündüklerinden çok daha büyük ve kanlı olacaktı. Ve bu yasaklı kader, ikisini de ya tamamen küle çevirecek ya da o küllerden yepyeni bir aşk doğuracaktı.