2. Bölüm: Türkiye

2899 Words
"Sarı çiyan Berfu! Çarpacağım bak şimdi ağzına! Çek şu çikolatayı önümden ya!" "Sana ne be tombik?" "Berfuu! Pelin'e söylerim bak seni?! Çek şu çikolatayı!" Berfu'nun Hande'nin dediklerine kahkaha atmasıyla Bade elindeki kitaptan başını kaldırdı ve arkaya dönerek kızlara ters bir bakış attı. "Susun artık, kitap okuyorum burada ya! Biraz saygınız olsun!" Bade ama haklı hissediyor. Oturduğum koltukta ayağa kalktım ve Bade'yi taklit ederek arkaya döndüm. "Kızlar," dedim uyarır bir tonla. Hepsi suspus olup bana bakarken "Berfu," dedim elindeki çikolatayı işaret ettim. Ağzındaki çikolata lekeleriyle bir bana, bir çikolatasına baktı. "Ya ne? Yemeyeyim mi?" "Yahu diyetteyim! Senin yüzünden kaç seferdir bozuyorum, döveceğim artık seni! Bıktım ya!" Söylenen Hande'ye gülmemek için kendimi zor tutarken dudaklarımı birbirine bastırdım ve Berfu'ya döndüm. "Sen buraya gel, ben oraya geçeyim. Bi daha da yan yana oturmuyorsunuz." Berfu söylenerek ayaklanırken Hande ona yandan bir bakış atıyor, Bade ise açık açık gülüyordu. "On beş dakikalık yolumuz kaldı zaten Bensu, hem niye ben yer değiştiriyorum? O değiştirsin?" diye söylenen Berfu'ya cevap bile vermeden Hande'nin yanına geçtim. "Milka perilerim gidecek Hande yüzünden." Berfu'nun konuşmasına karşılık Hande' de karşılık verirkenyer değiştirdiğimiz hâlde didişmeye devam etmelerine ofladım. "Kızlar, az kaldı Pelin'i çağıracağım." Kızlar Pelin'in adını duymasıyla hemen suspus olup önlerine dönmüşlerdi. Hande ise yanında oturan bana, kalan on beş dakikalık uçak yolculuğunu zehir etmekte kararlıydı. "Haksız mıyım ama ben? Diyetteyim, buram buram milka kokuyor uçak ya. Tabi kendisi zayıf, kilo almıyor ama ben alıyorum. Pelin kilo alınca bana kızıyor sonra. İnsan biraz anlayışlı olur ama değil mi?" Ben ise düşünüyordum. İkisini uçaktan aşağı atsam nolurdu? Berfu önden başını uzattı. "Seni duyuyorum ispikçi." "Hande haklı Berfu." dedim. Berfu gözlerini şokla açtı. "Ne haklı? Milkada mı yemeyelim yani?" Bu saçma tartışma sebebinin milka olması.. Bade her zamanki sözlük görevine mutakıp olarak araya girdi. "Grup kuralları beş: Dört kızda formlarını korumak zorundadır." Berfu önüne dönüp ters ters ona bakarken söylendi. "Sen sus çakma İlber Ortaylı." Onların bu hâline gülerken iyice arkama yaslandım ve  atasporum olan bulutları izlemeye devam ettim. Turnemiz bitmişti ve Türkiye'ye dönüyordük, altı ay sonra Türkiye'ye dönmek içimi kıpır kıpır ediyordu. Ülkemi çok özlemiştim. Her ne kadar turnemiz dört ay sürmüş olsa da birkaç showa konuk olmuş, dergi çekimi ve bir klip çekimi daha gerçekleştirmiştik. Amerika prodüksiyon konusundu bizden daha gelişmiş olduğu için Ömer abi böyle uygun görmüştü. Bu yüzden uzun kalmıştık yurtdışında. İyi gelmişti, ama yorgunluğumuz hadsafadaydı. Dans etmek zaten zorken, üzerine şarkı söylemek yorgunluğuma yorgunluk ekliyordu. Bir buçuk sene önce kurulmuştu Rare Dancers. O zamanlar üniversiteye yeni başlayan bir kızdım, Koray Avcı misali orda burda şarkı söylüyor, dansa olan merakım sebebiyle kurslarda yatıp kalkıyordum. Tesadüf eseri bağlı olduğumuz, ama o zamanlar kapısında bile geçemeyeceğim MRN Yapı Şirketinin  büyük ortağı Ömer Taran ile tanışmıştım. Beni görür görmez çok beğenmiş ve bir grup kurmak istediğinden bahsetmişti. Çok heyecanlanmıştım, hem dans edip hemde şarkı söyleme fikri bir yana, ulaslararası bir grup olma fikri olağanüstüydü. Çok para harcamıştı Ömer Abi bu grup işine. Biz de öyle. Çok güvenmişti, en az bizim kadar çabalamıştı. Yaptığı küçük bir araştırma sonucu o zamanlar mankenlik yapan Bade ve Hande'yi bulmuş ve kısa bir elemenin ardından gruba alınmışlardı. Berfu ise benim arkadaşımdı. Üniversiteden tanışıp yakın olabildiğim tek insandı. Gruba dair olan bütün maddeleri taşıdığını fark edince Ömer Abi'yle tanıştırmıştım.  Tabi bu kadar kolay değildi. Uzun bir süre ses eğitimi, dans eğitimi, sahne eğitimi, dil eğitimi ve söz-beste yazabilmek için eğitim almıştı grup üyeleri. Üzerine üstlük en az bir müzik aletini de çalabiliyor olmak zorundaydı gruba katılan üye. Sonunda zorlu bir sürecin ardından ilk teklimiz piyasaya sürülmüş, farklı ve bir o kadarda eğlenceli klibimiz sayesinde şarkı dünya listelerinde Lady Gaga ile yarışmaya başlamıştı. Ardından iki single daha çıkarmış, ikisinde de çok büyük kitlelere hitap etmiştik. Dünyanın her yerinden ilgiyle takip edilen insanlar hâline gelmiştik aylar içerisinde, grubun resmi i********: hesabı 30 milyona ulaşmıştı. Fakat benim beklediğim bu değildi. Dünya da takdir görmekten ziyade kendi ülkemde görmek istemiştim bu desteği, ama ilk single yayınlandıktan sonra yediğimiz lincin haddi hesabı yoktu. İnsanlar... Bazen yorabiliyorlardı. Önce Hepsi grubu gibi birkaç seneye dağılacağımızı söylemişler, daha sonra K-Pop gruplarına özendiğimizle ilgili haberler yapmışlardı. Sonra ise Türk grubunun neden İngilizce şarkı söylediği konuşulmuştu. Şaşırmıştım. Pekâlâ. Takdir beklemekle hata mı yapmıştım? Hayır. Ama kendi ülkemin sanatçısı dururken başka ülkeleri savunmaları bir hayli garip gelmişti. Kimseye özendiğimiz yoktu. Dünyanın her yerinde dans edip şarkı söyleyen kız grupları vardı. Kliplerimiz son derece farklıydı, elimizden geldiğince en uç fikirlerle en farklı klipleri çekmeye çalışıyordu yönetmenimiz. Arkamızda o kadar büyük ve dev bir kadro vardı ki, onların bize olan desteğiydi belki de bizi bu kadar özgüvenli kılan. Ayrıca dünyada dikkat çekebilmek için elbette uluslararası bir dil olan İngilizce'yi söylememiz gerekiyordu. Neyse ki sonunda dünyaya açıldığımızı gören insanlar bir nebze de olsa susmuş ve takdir etmeye başlamışlardı. Takdire ihtiyacımız yoktu belki, ama itiraf edemesem de insan bir yerde bekliyordu da. Sonunda uçağın anons sesini duymamla yavaş yavaş inişe geçtik. Çıkmaya hazırlanırken Pelin yanımıza geldi. "Kızlar dışarıda basın mensupları var. Kısa bir röportaj bekliyorlar. Fazla özele girmeden yanıtlayın soruları, tamam mı?" Başımızla onaylarken Pelin bana döndü. "Beşiktaş olayını da soracaklardır, lütfen yanlış bir şey söyleyip taraftarı üzerine çekme. Tamam mı Bensu?" Güldüm. "Ne diyeceğim sanki Pelin?" Yanımdaki Hande'ye omzumla vururken, "Ben bunun gibi gıcık mıyım? Tabi ki tatlış tatlış konuşurum, hissettiklerimi söylerim." Omuz silktim. "Gerçekleri yani." Hande bana ters bir bakış atıp önden yürürken onu takip ederek uçaktan indik. En önde Berfu'yla beraber yürürken Pelin'in tipimizi düzeltmemizle ilgili ettiği lafları sallamıyordum. Ama Berfu sallıyor olacak ki zaten güzel olan sarı saçlarını düzeltmeye çalıştı. Yüzümde pudra ve güneş kremi dışında makyaja dair bir şey olmadığı için yakamda duran siyah gözlüğü gözüme geçirdim. Hande zaten süslü olduğu için prenses tavırlarıyla arkamızda yürüyordu, Bade ise benim gibi gözüne gözlüğünü geçirmişti. Bavulları getiren korumalar havaalanından içeri girmemizle bizi bekleyen ekibe bavulları vermişler, daha sonra önümüzde barikat kurmuşlardı. Aylardır dibimden ayrılmayan yakın korumam Cevdet'in önüne geçmesiyle yüzümü buruşturdum. Yüz ifadem, sal beni Cevdet diye bağırıyordu. Onların önümüzde barikat kurmasıyla zorlukla yürümeye çalışırken bizim için çevrilmiş kalabalığı zorda olsa görebiliyordum. Döneceğimizin haberi yapılmamış olsa da elbette duyulmuştu. Sanırım bu yüzden bizi bekleyen basın mensupları dışında hatrı sayılır kalabalık bir fan kitlesi de vardı. Korumalar ise önlerinde her ihtimale karşı dikiliyorlardı. Göz göze geldiğim birkaç kişiye gülümserken nihayet kalabalık kısımdan uzaklaşmış, bu sefer elinde kamera ve mikrofonla bizi bekleyen magazincilerin yanında durmuştuk. Korumalar Pelin'in isteğiyle yavaşça önümüzden çekilirken kızlarla durmuş, bize soracakları soruları bekliyorduk. Ben ve Berfu, Hande ve Bade'nin arkasında kalıyordu, durmamızı fırsat bilen muhabir mikrofonu önümde duran Hande'ye doğru uzattı. Turne ile ilgili soruları profesyonel bir şekilde yanıtlayan Hande, başka bir muhabirden gelen soruyla duraksadı. "Hande Hanım! İş adamı Gökhan Kaplan'ın eşini sizinle aldattığı doğru mu?" He doğru. Kaç aydır yurtdışındayız, mümkün mü böyle bir şey? Hande'nin gerilen vücudunu buradan bile hissediyordum. Hande sinirli sesini düzeltme ihtiyacı hissetmeden ağzını açacakken arkadan onu hafife uyarı niteliğinde dürttüm. Hande... Sinirli kekim. Birkaç saniye duraksadıktan sonra muhabiri cevapladı. "Bu nasıl çirkin bir soru? Öyle bir şey yok arkadaşlar, bahsettiğiniz adamı tanımıyorum bile. Lütfen böyle haberler yapmadan önce menajerimizi arayın, o size doğruyu söyleyecektir." dediğinde ortam iyice gerilmişti. Pelin'le göz göze geldim, bana başıyla ön tarafı işaret etmesiyle ister istemez öne çıktım, muhabirler sanki bu anı bekliyormuş gibi mikrofonu bana doğru uzattı. Muhabirler ve kameraman sağ olsun dibime kadar girmişti, iyi ki gözlük takmışım diye düşündüm. Zira göz altı morluklarım yarının haber konusu olabilirdi. Bensu Sonay ve göz altı morlukları terör estirdi! "Bensu Hanım! Beşiktaş futbolcusu Sarp Karabulut'un attığı golden sonra sizin şarkınızı çalmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? İlişkiniz olduğu doğru mu?" Soruyu soran muhabir az önce Hande'ye de densiz soruyu soran muhabirle aynıydı. Dilinin ayarı yoktu anlaşılan. Kendimi gülümsemeye zorlayarak sorusunu cevapladım. "Ülkemizin takımlarından birinde cover yaptığımız şarkının çalması bizi tabiki çok mutlu etti, şans getirebildiysek ne mutlu." Olayı kişiseleştirmemeleri için çoğul eki kullanmıştım. Ama muhabir kızın bakışlarından bunu anlamadığının farkındaydım. Hashtag, bu kız muhabirliği bıraksın. Aynı kız tekrar araya girerek, "Sarp Karabulut'la gizli aşk yaşadığınız doğru mu?" diye sorusunu yineledi. O kadar gizliydi ki bütün Türkiye biliyordu. Kıza ters bir bakış atmamak için kendimi zor tuttum. O da işini yapıyordu en nihayetinde. Ama bu dedikoduları şimdi susturmazsam başım çok ağrıyacaktı. "Hayatımda kimse yok arkadaşlar. Bir şarkıdan dolayı olayı kişiselleştirmemenizi rica ediyorum." Gitmek için adım atacağım sırada tekrar önümü kestiler. Göz devirmemek için kendimi zor tutuyordum çünkü fazla sabırlı değildim. Ama muhabirleri terslemek ise en son yapacağım şeydi. Deniz Çakır gibi kapıyı çarpıp çıksa mıydım acaba? "Bensu Hanım! Twitterda Sarp Karabulut'un olduğu tweeti retweetlediniz, sebebi nedir?" Ünlü olmanın kötü yanlarından biride buydu: Herkesin hayatınız hakkında bir fikri vardı. Ve ben bu yaşıma kadar ailemin bile hayatıma karışmasına izin vermemiştim, ama şimdi bütün dünya hayatıma karışıyordu. Tekrar gülümsedim. Bu gülümsemenin artık yüzümde iğreti durduğuna emindim. "Sadece takıma destek vermek istedim. Lütfen kimse altında bir şey aramasın. Şimdi izninizle, iyi günler." Daha sonra önümüzü kesmelerini, durmadan aynı soruları tekrarlamalarına hiçbirimiz cevap vermeden ilerledik ve bizi bekleyen iki arabaya dağıldık. * "Bens! Telefon!" Ellerimi havluya silip salona doğru yürürken konuştum. "Kim?" "Pelin." Telefonu bana uzattı. Yeşil iconu kaydırırken Pelin'in sesi kulaklarıma doldu. "Bensu," "Efendim Pelin?" "Ömer Bey seninle görüşmek istiyor." diye direkt lafa girmesiyle kaşlarım havalandı. "Ne zaman?" "Bugün. 4'de." Anlamsızca duraksadım. "Neden o aramadı ki?" Ofladı. "Nerden bileyim ben? Ona sorarsın. İşim var kapatıyorum." Atarını s... Cevabımı beklemeden suratıma kapattı. Telefonu kulağımdan çekip sanki karşımdaki Pelinmiş gibi ters ters bakarken Berfu'nun sesiyle ona döndüm. Kucağında kedisi Niko'yla oynuyordu. "Sakin ol ve o telefonu yavaşça yerine bırak." Dediğini yapmak yerine telefonu koltuğa doğru fırlattım. Telefon koltuğa çarptı, sekip yere düştü. Yere düşen telefonumla çığlık atarak ona doğru koştum. Telefonumu yerden alıp durumunu kontrol ederken salona halı serdiğim için kendimi tebrik ediyordum. Yoksa telefonum parkeye düşüp paramparça olacaktı. "Bens, sen ne vizyonsuz kızsın ya! O kadar paran var, telefon düştü diye ağlayacaksın neredeyse." Ona cevap vermeyip telefonumun ekranını açarken Berfu da Niko'yla beraber yerinden kalktı. Salonla birleşik merdivenlere yürürken hâlâ söyleniyordu. "Bok gibi parası olmadığını bilsek neyse! Allah'ım ya, bir insan hem zengin hem vizyonsuz olur mu?" Berfu'ya çene yetiştirmek yerine koltuğa oturdum ve çıplak bacaklarımı sehpaya doğru uzatırken Twitter'a girdim. Turneden döneli bir hafta olmuştu, uzun zamandır evde oturma fırsatımız olmadığı için öldürseler yerimden kalkmayacak bir haldeydim. Gözlerim saate takıldı. Henüz 1'e geliyordu. Hazırlanmak için daha vaktim vardı. Twitter'a girip magazin kovalayacakken telefonumun elimde titremesi ve ekranda kendimi görmemle doğruldum ve iconu kaydırdım. Annem görüntülü arıyordu. "Annişş!" diye coşkuyla lafa girmemle annem suratını buruşturdu. "Bensu!" diye yüksek sesle konuşmasıyla gelecek tribi bekledim. Büyük ihtimalle turneden dönüp yanlarına uğramadığımın sitemini edecekti. "Annecim," dedim gülümseyerek. Kaşlarını çattı. "Bana bak Bensu! Elin topcusuyla fingirdeyip anneye anlatmamakta ne demek? Ben seni bunun için mi büyüttüm? Yazıklar olsun! İnsan annesinden saklar mı bunu?!" Topcu? Fingirdemek? Ne? Şokla açıldı gözlerim. "Ne topçusu? Ne fingirdemesi?" "Salağa yatma! Hemen anlat! Nasıl tanıştınız? Ciddi düşünüyor mu? Anası babası-" "Anne," diyerek araya girdim. "Öyle bir şey yok. " Kameranın içine kadar girdi. Artık sadece gözlerini görüyordum. "Ne demek yok?" "Yok işte anne. Magazinin uydurması." "Maçta çalan şarkı neydi o zaman?" Anneme futbol izleten hayat bana neler yapmazdı. "Anneciğim, daha önce başka futbolcularda yaptı ya bunu. Hem ben yalanladım geçen gün, izlemedin mi?" "İzledim, izlemez olur muyum?" Geri çekildi. "Kız! Kendim doğurdum diye demiyorum çok güzeldin. Maşallah. " Eminim o yüzden demiyorsundur anne. Kameraya doğru yaklaşıp öpücük attım. Konuyu değiştirerek,"Seni çok özledim annem." dedim. Duraksadım. "Ve eğer hayatımda biri olursa ilk sana söylerim, gerçekten kimse yok." Annem tatmin olmuşcasına gülümsedi. "Peki bakalım. Neyse..." Duraksadı. "Bende seni çok özledim anneciğim... Ne zaman geleceksin Çeşme'ye?" Derin bir nefes aldım. "Bilmiyorum ki anne, bugün Ömer Abi'yle konuşayım programım boşsa gelmeye çalışırım." Haylaz bir gülümsemeyle baktım ekrana. "Belki sen gelirsin?" "Ay yok." dedi annem. "Bahadır hayatta tek kalamaz bilmiyo musun onu? Teyzen de hamile şimdi bırakıp gelemem ki." Teyzem benden sadece on yaş büyüktü, bu nedenle arkadaş gibi büyümüştük onunla. Birkaç sene önce evlenmişti ve şimdi ise ilk çocuğuna hamileydi. Bahadır ise... Aramızda sadece üç yaş olan erkek kardeşimdi. "Peki anneciğim, sen bilirsin." Omuz silktim. "Oğlunu bırakıp gelemiyosun, ama bana gel diyosun ya..." Tribimi atmadan kapatmazdım elbette telefonu. "Ama annecim o daha küçücük." diyen anneme güldüm. "Küçülsün de cebime girsin." Annemle biraz daha sohbet edip hazırlanmam gerektiğini söyleyerek kapattım. Yukarı çıktım ve odama girdim. Hızlıca siyah kısa taytı ve göbeğimi açıkta bırakan beyaz unicornlu tişörtü geçirdim. Yüzüme güneş kremi sürdükten sonra her zaman mor olan göz altlarıma pudra sürdüm. Siyah, çenemin hizasında küt olan saçlarımı sabah banyo ettikten sonra Berfu'ya ördürmüştüm. Bu nedenle kıvır kıvır olmuşlardı. Saçımı açık bırakıp yanıma siyah küçücük bir çanta aldım. Çanta taşımaktan nefret ediyordum ve bu nedenle büyük ihtimalle arabada bırakacaktım. Son olarak her zamanki gözlük ve çanta ritüelimi de gerçekleştirerek ayağıma beyaz converse geçirdim. Berfu'ya çıktığımı haber vermek için odasına daldığımda, onu harıl harıl telefonla uğraşırken buldum. Niko ise yastığında uyuyordu. Odaya girmemle başını kaldırdı. "Nereye be?" Bugünde kibarız çok şükür. "Ömer Abinin yanına gidiyorum." Başıyla onayladı. "Tamam çık. Çıkarken kapıyı kapat sana zahmet." derken sırıttı. Ona ters bir bakış atıp odadan çıkacakken "BENS!" diye cırladı. Gerçekten cırlamıştı zira yastıkta uyuklayan Niko korkuyla sıçramıştı. "Ne?" Ayağa kalkarak yanımda bitti ve telefonunu gözüme sokmak istercesine uzattı. "Bunu paylaşayım mı?" Fransa'da yaptığımız dergi çekiminin backstagenden olan görüntüyü dibime dibime soktuğunda fotoğrafa göz ucuyla bakmak zorunda kaldım. İkimizin olduğu habersiz bir çekimdi. "Paylaş," dedim geri çekilirken. Sırıttı. "Tamam. Şey bi de.. Bana gelirken oreolu milka alsana." "Başına Milka kadar taş düşsün," dedim ters bir sesle. Daha sonra onu burun kıvırarak süzdüm. "Kalk biraz spor yap. Yağ bağladı her tarafın." Berfu'nun en sevmediği şeylerden biriydi vücuduna hakaret edilmesi. Hanımefendi metobolizması hızlı olduğu için yediklerine dikkat etmiyor, eve sürekli zararlı yiyecekler sokarak beni de yoldan çıkarıyordu. Milka perileri olduğunu iddia ediyordu. Berfu'nun gözleri duyduklarıyla kocaman açıldı. Fakat benim yüzümdeki ciddiyeti görmesiyle şöyle bir kendini süzdü. Daha sonra ideal olduğuna emin olmuş olacak ki gözlerini yine bana dikti. Ama ben gittikten sonra oturmayıp spor yapacağına emindim. Çünkü Berfu gazla çalışıyordu. "Filinta gibiyim, kıskanma!" "Hı-hı, tabi. " Gıcık gıcık konuşarak odadan çıkarken sırf spor yapacağından emin olmak için son vurucu hamleyi yaptım: "Filinta değil fil gibisin sarı çiyanım." Cümlemi tamamladıktan sonra evden uçarak çıkmıştım çünkü Berfu'nun beni öldürmeyeceğinin garantisi yoktu. Gülerek arabama yürürken erken sevinmemem gerektiğini kendime hatırlattım. Berfu'yu azıcık tanıyorsam bu yaptığımı yanıma bırakmayacağına emindim. Yüzüme vuran güneş ışığıyla hemen gözlüklerimi taktım ve zaten bahçe de duran arabama bindim. Turne zamanları korumalarla gezmek zorundaydık ama sosyal hayatımızda neyse ki bunu uygulamak zorunda değildim. Zaten güvenlikli bir sitede oturduğumuz için sıkıntı olmuyordu. Arabayı sürmeye devam ederken telefonu bağlayıp rastgele müzik açtım. Boğaz köprüsünden geçerken trafiğe takılmamla araba durmuş, bende durumdan istifade ederek telefonumu elime alıp Pinhani- Dünyadan Uzak şarkısını arama motoruna girmiştim. Evden erken çıkmış olmama sevinirken milim milim ilerleyen trafiğe göz devirmekten kendimi alamadım. En azından pencereyi indirip boğaz havasını solumak isterken, bir yandan şarkıya eşlik ediyor bir yandan güzel havayı içime çekiyordum. Gereksiz bir neşem vardı. Yanımda aniden duran Opel'le bakışlarım o tarafa döndü. Araba dibime kadar girmişti. Beklemeden yanımdaki araç camı hızla indirmiş, içerisindeki erkek grubu başlarını camdan çıkarmaya çalışıyorlardı. Onların bu hâline gülerken bende camı tamamen indirdim ve onlara tatlı bir şekilde kaşlarımı kaldırdım. "Bensu Sonay! " dedi içlerinden birisi şaşkınca. "Abi o ya harbiden! Bensu işte baksana!" "Saçmalama oğlum yurtdışında o!" dedi önden birisi inanmaz gözlerle bana bakarken. "O işte abi ya görmüyor musun?!" "Oğlum hiç magazin izlemiyor musunuz?" dedi biri. "Türkiye'ye gelmiş ya!" Arabayı hafifçe ilerletirken önüme döndüm. Tekrar durmamızla bakışlarım onları buldu ve tatlı tatlı gülümsedim. "Merhaba." "Bize merhaba diyor!" dedi tahminimce liseli olan çocuk. Neden uzaylı muamelesi görüyordum? Bir arabanın içine beş altı erkek doluşmuştu. Ulan erkekler... Altı kişi arabaya doluşup nereye gidiyorsunuz? Onların bu alık hâllerinin bitmeyeceğini tahmin ederek arabamı onların arabasına iyice yanaştırdım . Zaten trafik neredeyse yok denecek kadar az ilerliyordu. "Evet benim." dedim. Şaşlınktan aralanmış ağızlarıyla birbirlerine dürterken gülmemek için yanak içimi ısırdım. "İsterseniz fotoğraf çekilebiliriz." dedim onların alıklığının bitmeyeceğini anladığımda. "Çekilelim nolur!" diye atıldı cam kenarındaki. Önde oturan sonunda ikna olmuş olacak ki bir yola, bir bana bakarken konuşmaya başladı. "Bensu biz seni çok beğeniyoruz valla, çok güzelsin ya." dedi. "Sürekli sizin şarkıları dinliyoruz!" diye lafa atladı arkadaki. Ben bir şey diyemeden arkadan kafasını zorlukla çıkartan çocuk konuştu bu defa.  "Yani yanlış anlama, diğerleri de güzel de sana düşüyoruz biz." Gülümsedim. "Teşekkür ederim beyler, siz de çok tatlısınız." dememle onlarda sırıttı. Bakışlarındaki hayranlık çok tatlıydı. En sonunda trafiğin akıp gitme olasılığına karşın telefonumu elime alıp kamerayı açtım. Başımı hafifçe camdan çıkartırken telefonu havaya kaldırdım ve Opel'in içinden başını uzatan beş erkekle fotoğraf çekildim. Trafiğin yavaştan açılmasıyla onlara döndüm. "Story de paylaşırım. Görüşürüz." dedim ve onlar hâlâ bana bakmaya devam ederken sırıtıp camı kapattım. Ömer abinin ofisine vardığımda arabayı düzgünce park ettim. İnmeden aklıma gelen şeyle az önce çocuklarla çekildiğim fotoğrafı i********:'a girdim ve hikaye olarak paylaştım. O esnada ana sayfamı yenilemiştim. Ve karşıma Berfu'nun bir dergi çekiminden ikimizin paylaştığı fotoğrafımız düşmüştü. Pekâlâ. Buraya kadar her şey normaldi. Altına yazdığı açıklama olmasaydı.. @berfurodasahin: Yanımdaki 1 Numara'ya doğru koşuyor, inanmıyorsanız sorun @bensusonay Yorumların tümünü gör Berfu da #BensSarp shipcisi, öğrenmiş olduk. Atma şu oku, naptın Berfu reis! Shipper damarım kabardı bak yine. Benim bu kızla hayallerim vardı.. Al kırdın kırdın. Sarp Bensu da ne buluyor diyenler? Beyler toplanın, bence güzel bir planla bu ikiliyi ayırabiliriz. Ben bu kız için çok emek harcadım. Daha geçen hafta sevgilim ana ekranımda Bensu var diye terk etti beni :( Biz kızların şerefsiz erkek sevdası... 1 Numara seni üzer kızım, uzak dur ondan. Sonra Aslı Enver gibi ağlama başımıza. Murat Boz'u iki kere affeden Aslı Enver'i ve 1 numarayla sevgili olan Bensu Sonay'ı hiç anlamayacağım. Ulan topçular... Almayın şu ünlü kadınları özel hayatınıza. Yaramıyor işte size! Berfu... Ellerim kaşınıyor Berfu. Beni elaleme madara ettin Berfu! Bittin sen Berfu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD