Kars sabahına gri bir serinlik çökmüştü. Emirdağ Konağı’nın taş duvarları, gece boyunca yaşanmış onlarca hissi saklayan sessiz bekçiler gibiydi. Konağın odalarından birinde, ince perdelerden süzülen ilk ışıklar henüz yeni uyanan bir günün habercisiydi. İpek, loş odanın içinde sessizce doğruldu. Başucunda, hâlâ aynı şekilde uyuyan Furkan vardı. Sedirde, üzerine aldığı ince örtünün altında, bir ağabeyin sabrıyla, bir dostun sessizliğiyle uyuyordu. Yüzünde huzurlu bir ifade vardı. İpek, kına gecesinin ağırlığını, düğünün kalabalığını, o ilk gecenin korkularını, o geceye dair taşıdığı tüm yükü hatırladı. Ama Furkan’ın bir cümlesi vardı, gecenin içini yıldız gibi aydınlatan: > “Sen istemeden sana gözümle bile dokunmam.” İpek’in gözleri doldu. Titreyen elleriyle kırmızı duvağını bir köşey

