Keşfedilmek

1484 Words
Blog: Zeyna’nın Arenası” Bu sefer şans, savaşçı Zeyna’nızın yüzüne güldü. Bu blogda — pardon pardon arenamızda 😉 — ne savaşlar verdik, ne işsel çatışmalar yaşadık, ne acılar çektik birlikte, kaç kez kılıçları kuşandık değil mi! Ama bugün sizi sevindirecek bir haberle buradayım 🤍 Yeni yıl ilk mucizesini bana mı tattıracak ne… Yarın ilk iş görüşmem var 🥳 Aylardır yaptığım hiçbir başvuruya en ufak bir dönüş bile alamazken, kariyer avcıları sonunda bendeki yeteneği fark etti ve başvurmaya bile cesaret edemeyeceğim, çoğunuzun bildiği ülkenin en iyi şirketlerinden birinden ilk görüşme davetimi aldım. Şimdi siz burada kısa bir soluk alırken ben yazıya ara verip küçük bir dans molası veriyorum 💃🏻 Döndüm döndüm, nerede kalmıştık? İşte kariyer avcıları bendeki yeteneği ve hazineyi sonunda gördü. “Yok Zeyna’cım sen bizim şirketimize lazımsın,” “Yok senin o analitik bakış açın ve stratejik zekân bizim şirketimizin tam da ihtiyacı olan şey,” demeler falan 😅 Yarın hem mülakat hem de bir dizi sınavdan geçeceğim veee olumlu sonuçlanırsa bu işi ben kapacağım! Eğer beni uzun zamandır takip ediyorsanız iş arayışlarımın artık çaresizlik boyutuna geldiğini biliyorsunuz. Evet… Evet… bu ekonomide hepimiz aynı dertleri paylaşıyoruz biliyorum. O yüzden bu işi muhakkak almam lazım. Hadi bana şans dileyin 🤞🏻 Bugün sizinle pek konuşamadım biliyorum ama yarınki mülakat önemli. En kısa zamanda sonuçlar hakkında sizi bilgilendiririm. Herkes bilir ki mülakat hazırlıklarında en önemli adımlardan biri kıyafet seçimidir. Aklımda dizlerimde biten gri bir kalem etek, beyaz gömlek kombini var ama önerilerinize de açığım. Özellikle stiletto mu, bantlı topuklu ayakkabı mı sorusunun cevabı şu an bende yok. Saçları açık mı bırakmalı, toplamalı mı? Off, hangi renk ruj sürmeli? Hadi yorumlarda buluşuyoruz, beni hemen yarına hazırlamamız lazım. Öptümmm 💋 ⸻ Yazıyı paylaşıp yüzüstü uzandığım yatağımda ayak bileklerimi sevinçle havaya sallamaya başladım. Gerçek kimliğimi paylaşmasam da sadık takipçilerim sayesinde sevincimi paylaşma ve uzun zaman sonra onlara güzel bir haber verme şansı bulduğum için mutluydum. Daha fazla dayanamayıp Sertab Erener’in “Kendime Yeni Bir Ben Lazım” şarkısını açtım, ayağa kalktım ve yatakta var gücümle zıplamaya başladım. “Yeni bir aşk, yeni bir iş, yine gülecek bir neden lazım…” kısmında avazım çıktığı kadar bağırarak eşlik ediyordum. Odamın kapısı hafifçe aralandı. Babaannemin meraklı bakışları ve masum gülüşü kapı arasından göründü. — Zeyno kızım, ne oldu? — Gel benim pamuk ninem, gel! Yataktan atlayıp ellerinden tuttum ve onu da dansıma dahil edip döndürmeye başladım. Bir taraftan gülüyor, bir taraftan da: — Dur kızım, tansiyonum oynayacak! Ne oldu böyle? — Makus talihimiz döndü ninem! Yarın iş görüşmesine gidiyorum. Para pul derdine son! Torunun çalışıp kazanacak, hem ninesine bakacak hem babasını iyileştirecek! Gözleri bir anlığına parladı. — Kuzum hayırlı olsun… Yaratan dualarımızı kabul etti. Zor zamanımızda sahip çıktı bize. O güzel yüreğine hüzün girmesin, ayağına taş değmesin güzel kızım… Yanaklarından şapur şupur öptüm. — Senin bu dua komboların varken benim başıma kötü bir şey gelmez ninem! Dışarıda yağmur çiselerken sıcak evimizde ettiğimiz bu neşeli dans anı keşke hep sürseydi. Ve sonrasında olacakları keşke hiçbir zaman yaşamasaydım… ⸻ Ertesi Sabah Gözümü açtığım gibi saate baktım. Saat henüz 06.00’ydı. Mutlulukla yataktan fırladım, bilgisayarımı açtım. Yüzlerce yorum vardı. Tebrik mesajları, mülakat taktikleri, kombin önerileri… Yorumların çoğunda siyah stiletto, siyah çanta ve kırmızı ruj önerilmişti. Saçlarımı ise enseden hafif bir topuz yapmam gerektiği konusunda blog ahalisi adeta birleşmişti. Kıyafetlerim kırışmasın diye en son giymeye karar verdim. Hemen makyajıma başladım. Yeşil gözlere toprak tonları çok yakıştığı için kahverengi bir kalem, hafif bej bir allık sürdüm. Kırmızı ruj ilk iş günü için fazla iddialı olacağından şeftali tonlarında bir ruj tercih ettim. En iyi iç çamaşırlarımı giydim. Siyah dantel üzerine hafif gümüş parıltılarla bezeli bir sütyen ve tanga takımı vücuduma yerleşti. Kimse görmeyecekti ama ben onların orada olduğunu bilecektim. Bir kadın için güzel bir iç çamaşırı kendini daha güçlü hissettiren unsurlardan biriydi. Aslında giymeyi düşünmüyordum ama daha uygun olur diye ten çorap giymeye karar verdim. Bütün çoraplarım bir yerinden kaçmış ya da delinmişti. Üzerimdeki takımın jartiyeri ve çorabı vardı ama rahat edemezsem diye tedirgindim. Daha önce hiç giymediğim için paketli ve sağlamdı. “Aman kim görecek, hadi Zeyno zaman daralıyor,” dedim. Giymek tahmin ettiğimden zor oldu ama başarmıştım. Ayakkabılarımı geçirip ayna karşısına geçtim. Gözlerimde çok düşük derecede miyop vardı. Aslında gerek yoktu ama daha zeki ve profesyonel görünmek için kalın çerçeveli siyah gözlüğü de taktım. — Zeyno fıstık mısın sen? Etek çok sıkı olmasına rağmen arkadan kalça altına kadar uzanan yırtmaç sayesinde adımlarımı kolaylaştırıyordu. Kendimi izlemeye doyamıyordum. — Şu profesyonel görüntüye bak… Seni sırf şirketin imajı için bile işe alırlar kız! Sonra güldüm. Böyle şirketler insanları dış görünüşlerine göre değil tecrübelerine, zekâlarına ve eğitimlerine göre seçerdi. Ve bu özellikler konusunda kendime güvenim tamdı evelallah. — Haydi bakalım, yarış başladı! ⸻ Kapıdan çıkar çıkmaz pamuk ninem kahvaltı için epey diretti. — Miden boşken aklın çalışmaz güzel kızım. Hadi bir ekmeğe reçel sür, bak çilek reçeli yaptım… Saate bir göz atayım derken yerimden fırladım. — Olmaz babaanne, gidiyorum. Geç bile kaldım! Zorla kendi yaptığı çilek reçelini sürdüğü ekmeği elime tutuşturdu. Dualarını arkamdan yarım yamalak duyuyordum. Pamuk ninem yine koruma kalkanını salmıştı üzerime. Gülerek taksi durağına koştum. Kulübenin yanında taburelerde oturan taksi şoförleri beni topuklularla koşarken görünce şaşkınlıkla baktılar. — Son 25 dakikam var! Beni 20 dakikada Özdemir Holding’e kim yetiştirirse helalinden bin lira alır! Birisi hemen fırladı. — Atla abla! Taksiye biner binmez beni arayan beyefendiyi arayıp girişte kimin adını vermem gerektiğini öğrendim. Şoför abi ara sokaklardan giderek beni 15 dakikada getirdi. — Aslansın, helal sana! Parayı verip fırladım. Para saçma lüksüm yoktu ama bu işi alamamanın bedeli çok daha ağır olurdu. Tam kapıya koşarken elimdeki reçelli ekmek aklıma geldi. Çantamı koyacak bir yer arandım ama beton girişte bir tane bile bank yoktu. Tam dönerken biri bana çarpmamak için geri adım attı. Yüzüne bakmaya vaktim yoktu. Çantamı kucağına itekleyip: — Lütfen yardımcı olur musun? diyerek ekmeği dört lokmada ağzıma tıktım. O sırada çantamdan ıslak mendil çıkarıp ellerimi sildim. Tam arkamı dönüyordum ki bileğimden bir el tuttu ve beni kendine çevirdi. Yüzüme bakınca ağzımdan istemsiz bir “hımmm” sesi çıktı. Aslında yakışıklı diye düşünüyordum ama dolu ağzım yüzünden yalnızca o anlamsız ses çıkmıştı. Gözleri kapkaraydı. Öyle bir siyahtı ki içine düşsem kaybolur, bir daha çıkamazdım sanki. Bakışları yüzümde gezindi. Dudaklarımda durdu. Şişmiş yanaklarımda, aceleyle çiğnediğim reçelli ekmeğin bıraktığı izlerde… Zaman kaybedemezdim. Bileğimi çekiştirince gülümsedi. — Dudaklarını temizle. Bu kadar koşturduğuna göre önemli bir gün. Ellerimle yanaklarımı ve dudak kenarlarımı hafif hafif silkeledim. O sırada bana “Hayır. Sağ taraf. Orası değil sağını solunu bilmiyor musun sen?” Baktı olmuyor en sonunda bıkkınlıkla nefes verip parmağıyla dudak kenarımı sildi. Elini ilk uzatışında bıkkındı ve bir an önce kurtulmak istiyordu ama parmakları dudaklarıma değince… Aman yarabbi elektrik etkisi gibiydi. Bir miktar ürperdim. Gözlerimi ona çevirince o da hissetmiş gibi görünüyordu. Ağzı hafifçe aralanmış gözlerini hafif bir şaşkınlık kaplamıştı. Sonra elini çekip başparmağını kendisine çevirdi ve baktı. Reçel parmağının üstüne bulaşmıştı. Önce dudaklarına yaklaştırdı sonra gözlerini bana çevirip bakışlarımızı birbirine kitledi ve yavaş çok yavaşça parmağını dudaklarının arasına alıp emdi. — Hmm… çilek reçeli, dedi Ve yürüyüp gitti. ⸻ Ben napıyorum ya şimdi zamanı mı başımı silkeledim ve tekrar koşmaya başladım. O da binaya doğru yönelmişti ama ben koşmaya başladığım için uzun boyuna ve uzun adımlarına rağmen onu geçip döner kapılardan içeri girdim. “Aman Zeyno, aklını topla,” dedim kendi kendime. Girişte bilgilerimi verdim, misafir kartımı aldım. O sırada bir asansör açılmış içine giren takım elbiseli kadın ve erkekler doldurmaya başlamıştı. Kapısı açık olan asansöre koşarken, - Lütfen tutar mısınız? Tutun lütfen diye bağırarak koşturdum. Hiç kimse en ufak bir hareketlilik bile göstermiyordu. Sonra bir anda tam kapılar kapanacakken bir el hafaya kalktı ve kapılar tekrar açıldı. Asansöre adeta uzun atlama yapar gibi atladım. Beni sıçrarken görenler çoktan sağa sola doğru yer açarak yargılayıcı gözlerle bana bakmaya başlamıştı. - “A ha başardım. Teşekkürler” diyerek düğmelere baktım. Gideceğim kata zaten basılmıştı. Herkes sağa sola çekildiği için asansörün dibine kadar gelmiştim. Aynadan hızlıca rujumu tazeledim. 20. kata çıkana kadar asansör ara katlarda duruyor birileri inerken birileri de biniyordu. Koşturmaktan gömleğim yukarı çıkmıştı; gömleğimi bel hizasından tutup aşağı çektim. Bu sefer düğmeler arasındaki boşluktan kendilerini belli eden göğüslerimi gömleğin üzerinden tekrar içeri doğru sıkıştırdım. Dikiş çizgileri sağa doğru kayan eteğimi se avuç içlerimi yan kalçalarıma bastırıp çekiştirerek düzelttim. Sanırım jartiyerimi çok iyi bağlayamamıştım çünkü çorabım hafifçe aşağı kaymıştı. Çorabımı çekmek için eğildim. Eteğimin uçlarını hafifçe toplayıp diz önce ayak bileklerimden sonra da diz kapağımın üstünden yukarı doğru çekiştirirken Arkamdan güçlü bir nefes sesi geldi. Omzumdan geriye baktığımda onu gördüm. Bakışları kalçalarıma kilitlenmişti. Kendimi koruma iç güdüyse ellerimle kalçalarımı kapatmaya çalıştım derken ellerim jartiyerime değdi. Kapalı olması gerekmez miydi? Derken farkındalık geldi. Etek uçlarımı çekiştirken yırtmacım açılmış, jartiyerim görünüyordu. Hemen sıçarım ve dikleşerek eteğimi aşağı çekiştirdim. Sonra kaşlarımı çatarak kafamı ona çevirdim. “Uyardığın için teşekkür ederim” dedim kelimelere bastırarak. İğneli yorumumu anladı tabii ki. Asansör 20. katta durdu. Çantamı koluma tekrar geçirip silkelendim ve inerken fısıltıyla “Güzel tasarım.” dedi. Asansörden çıkınca ima ettiği şeyi anladım geri döndüm ve ağzım açık ona baktım. O yavaşça gülümselerken asansör kapıları halime acıyarak kapandı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD