1.Bölüm

1178 Words
Kor - Emir Can İğrek "Efran dönmüş!" İrkilerek başımı kaldırırken ellerim titremeye başlamıştı. İçim sıkılmaya, ruhum daralmaya... Demek dönmüştü. Kaç yıl olmuştu... benden gideli? Ben Yeşim Göktuğ. O Efran Mirali. Gizli kanayan yaram, yaramı sakladığımdı Efran. O benim yasak elmamdı. O yüreğimi çiçeklendirirken soldurandı da. "Benim okula gitmem lazım." diyerek alelacele kalktığım masadan sırtımdaki bakışları adımı söyleyen sesleri umursamadan kalktım. İki sene, dört ay, bir gün... Bir gün ona kavuşacağımı bekledim. Hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilerek bekledim. Ben Efran'ı severken, bile bile bekledim. O giderken onu gitmesine rağmen sevdim. Gözlerim dolarken kendime sarıldım. Başımı kaldırdım. Yalnızdım. Duygularımı anlatacak bir kimsem bile yok. Bulutlar halimi görmüş gibi yağmaya başladılar. Sanki yalnız değilsin diyorlardı. Ben Yeşim. Mirali ailesinin üvey ve son çocuklarıydım. İki tane abim vardı. Tolga ve Aras. Efran'ı saymıyordum. O benim üvey abim bile değildi. Annem Feza Mirali, şirketin yönetim kurulu başkanı yani kurucusu. Babam... Babam ile annem ayrılar. Sadece şirkette görüşürler. Ekrem Mirali. Annem kız çocuğu olsun çok istemiş bu yüzden beni evlatlık edinmiş. Duyduğuma göre bir yaşında yurdun kapısına kaderime terk edilmişim. Öz annem... Anne diyordum ama sadece biyolojik olarak annemdi beni ömür boyu yalnızlığıma mahkum eden o kadın. Ömür boyu diyorum çünkü hayatım boyunca hiç bir yere ait hissetmedim kendimi. Ne bu aileye ne o yurda ne başka bir yere. Konuşabileveğim, derdimi dökebileceğim bir arkadaşım bile yok. Banka otururken kulaklarımı takıp müziği dinlemeye başladım. Hayır depresyonda değilim hayır mutsuz da değilim sadece... Sadece... Bilmiyorum. Efran... Seni çok özledim. Okula vardığımda alelacele kartımı okutup turnikeden geçerken kartımı düşürmemle duraksadım. Oflayarak eğildim ve doğrulmamla bir kafaya çarpmam ve zonklamam bir olmuştu. Bu kez acıyla oflarken bir ses işittim. "İyi misin?" Başımı ovalarken gözlerim sesin sahibini buldu. Siyah dalga kıvırcık arası saçlar, biçimli kaşlar, ince uzun bir yüz, kalın dudaklar ve yeşil gözler... Efran gibi. "İyi misin?" Duymadığımı düşünerek yineledi sorusunu. "İyiyim..." Kartımı uzattı ama uzatmadan okumuştu üstünü sanırım. "Yeşim Göktuğ. Psikoloji. Muhtemel son sınıfsın." Sadece tarih yazıyordu. "Evet." Kartı aldım. "Teşekkür ederim bir de görmedim özür dilerim." "Asıl sen kusura bakma ben görmedim." Gülümsedi. "İyiyim ben." Ben de gülümserken elimi uzattım. "Yeşim." Kabalık olurdu tanışmasam. "Korkut ben de." Elimi sıktı. "Memnun oldum Korkut." Sonrasında sohbet ederek binaya doğru yürümeye başladığımızda mimarlık son sımıf öğrencisi olduğunu bizim şirkette staj yaptığını öğrendim, gözlerim irileşti anında. "Ciddi misin sen?" "Evet ne oldu?" "E o şirket annemin şirketi. Yani üvey annemin." Kaşları çatıldı. "Üvey annen Feza Mirali mi?" Başımı salladım. "Evet." "Ama senin soyadın Mirali değil?" "Ben kullanmak istemedim hiç bir zaman," bakışlarımı kaçırdım. "Beni bulduklarında tek bildikleri adım ve soyadımmış. Ben de unutmak istemedim kendimi." "Gerçekten bir psikoloji öğrencisisin." Gülüştük. Şimdi kafede oturmuş kahve içiyorduk. "Demek mimarlık son sınıfsın sen de. Staj dışında neler yapıyorsun?" "Spora gidiyorum. Akşamları amcamın gece kulübü var orada barmenim." "Sahi mi?" "Evet." dedi gülerek. "Bir gün gelmeni çok isterim." "Neden olmasın vizelerden sonra bakarız." "Süper." Kahvesinden bir yudum aldı. "Sen neler yapıyorsun?" "Aslına bakarsan sıkıcı bir hayatım var. Genelde evdeyim. Film dizi izler kitap okurum. Yazarım." "Vayy kitap mı yazıyorsun?" "Evet yayınlamıyorum ama sadece bana ait." "Neden?" Omuz silktim. "Bilmem. Günlüğümmüş gibi geliyor. Kimse okumasın görmesin istiyorum." Omzuma dokundu. "Paylaşmazsan seninle aynı ize sahip insanlarla nasıl tanışacaksın?" Gözlerimi kaçırdım. Haklıydı belki de. Dersten sonra direkt eve gitmek yerine biraz dolaşmak istemiştim. Evet hazır değildim onu görmeye. Ne kadar geç karşılaşırsak o kadar iyiydi. Kızılay sokaklarında yürürken gözlerim bir dükkanın vitrinine takıldı. Keman, çello, piyano... Bir sürü enstrüman vardı. Bakışlarım kısıldı. Neden almıyordum? Uzun zamandır videolar izleyip notalara çalışıyor, tabletten nota çalışıyordum ama dijitalle olacak iş değildi. Evde kendim çalmaya başladıktan sonra kursa da gidebilirdim. Ön hazırlığım olsun istiyordum. "Kolay gelsin." "Buyrun hoş geldiniz." "Şu..." dedim vitrindeki küçük siyah piyanoyu göstererek. "Ne kadar acaba?" "Nadide bir parçadır." Adam gözlüğünü taktı. "1200 Dolar." "Dolar mı?" "Yurt dışından getirtiriyoruz, hızlı kur değişimi nedeniyle dolar üzerinden satılıyor." "Tamam alıyorum." Adam afalladı. Param vardı beyamca olmasa neden gireyim böyle bir mağazaya? Enstrümanlar pahalı olurdu zaten. "Kart mı olacak?" "Evet." deyip debit kartımı okuttum. Dolar hesabı da olduğu için direkt oradan çekecekti parayı. Tabii hesapları kontrol eden Onat abi anneme de yetiştirecekti. Edeceğimiz kavgayı kurmayı bırakıp evimin adresini yazdım. Bir hafta içinde teslim edeceklerdi. Teşekkür edip çıkarken son kez piyanoya bakıp gülümsedim. Uzun zamandır ilk defa bu kadar mutlu olmuştum. "Yakında görüşürüz." diyerek çantamın askısını tek omzuma astım. Eve geldiğimde direkt yemek yemeden odama çıkmıştım. Dolabın önünde giyilecek elbise bulmaya çalışıyordu. Korkut yoldayken mesaj atmıştı. Beni ve arkadaşlarımı davet ediyordu. Tanışalım diye. İlk gündem bu ne acele derken evde durmak istemediğimden balıklama atlamıştım bu fikre. Eda en yakın arkadaşım, Facetime'daydı, tırnaklarını törpülüyordu. Aynada üzerime tuttuğum elbiseye bakarken ekrana döndüm. "Şışt bu nasıl sence?" Durup gözlüklerini düzeltti. "Biraz daha yukarı çek bakayım." Çektim. "On numara. Giy bunu." Siyah mini kolsuz ama derin göğüs dekolteli memelerimi dolgun gösteren daha doğrusu hatlarımı belli eden bir elbiseydi. "Saçların zaten siyah uzun, bir fön çekersin bir de kırmızı ruj. Tamamdır." "Olur yani?" "Ay evet. Neyi oturmadı acaba?" "Ne bileyim ya," kafamı eğip elbiseye baktım. "Fazla kısa değil mi?" "Ay şiştim vallahi," oldum olası kıyafet zevkimden şikayet ederdi. "Sana yakışanı giymeyi bilsen keşke arkadaşım, fıstık gibi olursun, giy giy." "İyi madem, ben hazırlanayım." "Oki. Akşam sekiz değil mi?" "Evet," dedim kapatmadan dururken. "İpek geliyor mu?" "Yok başka randevusu varmış onun. Son zamanlarda bizden habersiz kimle görüşüyorsa artık." Omuz silkti. "Neyse, öğreniriz nasılsa." Öpücük attım. "Hadi görüşürüz hayatım." "Muah." Telefon kapanınca iç çekip elbiseye baktım son kez. Saat sekize yaklaşırken küpelerimi takarak aynaya yaklaştım. Saçımı da elimle tararken son kez süzdüm kendimi. Siyah bot ve ufak askılı çanta da vardı. Tamamdı bence. Çantamı da alırken odadan çıktım. Aşağıdan sesler geliyordu. Ne olduğunu anlayamadan çantamı kontrol ede ede merdivenleri inmeye başladığımda son üç basamak kala durdum. "Ah Yeşim de geldi, tatlım gelsene bak Efran abin gelmiş." Efran'ın bana dönmesiyle benim onu tepeden tırnağa süzmemle göz göze gelmiştik zaten. Elleri cebinde yan dururken donakalmıştı. Yüzündeki gülümsemesi solarken ben de ondan farksız değildim. Çantam havada kalırken kendimi toparlayarak omzuma astım ve merdivenleri indim. Annemlere doğru yaklaştığımda salonda Tolga abim ve babaö da vardı. "Hoş geldin," kalbim pır pır atıyordu. Titreyen elimi uzatmak istemesem de uzattım. "Efran abi." Efran gözucuyla beni süzerken kaşları çatılmıştı hafiften, içten içe küfrettiğine yemin edebilirdim. "Hoş bulduk abisi." Elime dokunduğu an içim karıncalanırken hızla geri çektim. "E şey... Benim dışarıda... Randevum vardı anne de," Efran'a döndüm. "Kusura bakmazsan Efran abi bu gece aranızda olamayacağım." "Aaa canım oldu mu bu şimdi?" "Anne inan bilseydim ayarlamazdım üstelik arkadaşlar çok ısrar etti." Yalandı ben kaçmak uzaklaşmak onun kokusunu duyamayacağım yerlere gitmek istiyordum. Efran elindeki bardağı dudaklarına götürürken dudaklarını yaladığını görmüştüm. İnanmamıştım. "Neyse hadi bu kez böyle olsun ama yarın akşam bırakmam. Boğazda harika bir akşam yemeği yiyeceğiz." "Hı hı tamam," dedim annemin yanaklarından öperken Efran'ın delici bakışlarını üzerinde hissedebiliyordum. Tolga abim ve babama da selam verirken en son Efran'a baktım. "Görüşürüz." Başını eğdi. Onları arkamda bırakıp çıktığımda elimi kalbime koydum. Taşikardi geçiriyordum resmen. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştum. "E hadi kızım ya," Eda'nın kornaya basmasıyla koşarak arabaya bindim. Kemerimi takarken bakışlarım eve takıldı. Efran camdan buraya bakıyordu. Bakışlarımı hızla ondan kaçırırken Eda'ya döndüm. "Hazır mıyız bebek bu gece akmaya?!" Neşeyle bağırdığında ben tam aksiydim. "Hiç bu kadar hazır olmamıştım."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD