Uzun süredir rahatsız olduğum için buradan uzak kaldım. Umarım bölümü beğenirsiniz yorumlarınız benim için önemli ve kitaplığınıza eklemenizde öyle🌸❤️
~~~~~~
Cavidan zorunda olduğu için "Bir hata etti Ceyhun, buraya gelmeye çekindi. Çok pişman, basit bir kızın ilişkinizi bozmasına izin vermeyecek kadar olgun bir kadın olduğunu düşünüyorum Sibel." dedi.
İçinden sırıtıp kahvesinden bir yudum alıp arkasına doğru kaykılırken, "Doğru, Ceyhun bir hata etti. Tabii ki basit bir kız bizim ilişkimizi zedeleyemez, basit bir erkek de zedeleyemez, değil mi?" dedi Sibel sinsice.
Cavidan'ın kaşları huzursuzca çatıldı. "Erkek mi?" dedi, Sibel'e bakarken yerinden huzursuzca kıpırdandı. "Ne demek istiyorsun açık konuş bakayım"
Soğuk bir tavırla "Ben de basit bir erkekle birlikte oldum diyorum ama önemli değil, zaten sizin de belirttiğiniz gibi basit." dedi Sibel Cavidan'ın ne diyeceğini merakla bekledi.
Cavidan'ın rengi attı. Göğsü öfkeyle şişmeye başladı "Şaka yapıyorsun, beni kızdırmak istiyorsun," dedi gergince.
Başını olumsuzca sallayıp, "Hayır, ciddiyim hem de çok ciddiyim. Ceyhun'un beni aldattığını görünce ben de aldatmak öç almak istedim ve öyle de yaptım. Ama sizin de dediğiniz gibi basit, yani bahsetmeye bile değmez biri," dedi umursamazca.
Sinirden dudaklarını dişleyip "Bir kadın yalnızca evleneceği adamla ilişki kurmalı, sen bir aile kızısın." diye köpürdü Cavidan.
Alayla "O zaman Ceyhun'da şerefsiz bir ailenin şerefsiz bir oğlu mu oluyor şimdi?" diye laf soktu Sibel.
Cavidan hışımla kalktı yerinden. "Terbiyesiz!"
Sakince, "Asıl terbiyesiz sensin. Oğlun beni aldatırken aklın neredeydi acaba? Tabii benim gibi hasta bir kızla ömür geçmez, değil mi? Ceyhun'a yeni heyecanlar lazım, değil mi? Benim gibi ömür boyu ilaç kullanacak biriyle evlenmesi mucize gibi bir şey olurdu, değil mi?" diye çıkıştı Sibel.
Cavidan gözlerini kaçırıp "Öyle bir şey demedim." dedi.
"Söylemekten daha beter tavırlar sergiledin ama senin oğlun benim bastığım yere kurban olsun. İyi ki onu çıplak gördüm, yol yakınken dönme fırsatım oldu hiç değilse. O minik büzüşmüş şeyle bir ömür geçmezdi zaten. Bir erkeğin yatağı gelecek sunmalı. Senin oğlunun bana sunacağı ancak soğuk bir yatak olurdu, daha fazlası değil," dedi tek nefeste. "Hadi şimdi defol git, oğluna kendi gibi birini bul, aptal kadın."
Cavidan'ın yüzü taşlaştı; Sibel gibi birinden ilk defa böyle sözler duyuyordu.
Onu utandırmaya çalışıp, "Çok merak ediyorum, kiminle beraber oldun? Umarım değecek biridir," dedi.
"Senin sülalene bile yeter," diye lafı yapıştırdı Sibel.
"Arsız kız, ne olacak?" diye çemkirdi Cavidan. "Asıl benim oğlum senin gibi hasta bir kızla ömür boyu yapamazdı. Ceyhun kalbinle ilgili yaptığı konuşmada haklıydı, sana ait olmayan hislerle yaşayacaksın hep."
"Gördüğün gibi etkilenmiyorum bile, şimdi siktir git buradan, zamanımı çalıyorsun," deyip yönünü denize çevirdi Sibel.
"Sen kızıma ne dedin bakayım?"
Duyduğu kızgın sesle hızla kapıya çevirdi gözlerini. Annesiyle ablası Cavidan'a her an saldıracak gibi duruyorlardı.
Demet, Cavidan'ın yakasına yapışıp delici gözleriyle ona bakarken, "Kızımla nasıl öyle konuşursun, ucube?" deyip diğer elini saçına götürüp kuvvetle çekti. Cavidan'ın acı dolu nidasını umursamadı bile. "Ben kızım üzülmesin diye kelimelerimi bile özenle seçerken, sen hangi cüretle onunla böyle konuşabiliyorsun? Cavidan, oğlun bir bok yemiş, onu mu savunuyorsun bir de utanmadan?"
Saçlarını Demet'in elinden kurtarmaya çalışıp, "Ona bakarsan Sibel de başkasıyla yatmış, kendi dedi az önce, ona ne diyeceksin acaba," dedi.
Kızının oyununa zevkle alet olup, "İyi etmiş," diye tısladı Demet. "Seni de o sümsük oğlunu da kızımın tırnağına kurban ederim," deyip yere fırlattı onu.
Meltem, Sibel'in yanına gidip koluna girdi. Cavidan'a küçümseyerek bakıp, "Hayır yani, Ceyhun malı neyine güvenerek aldattı kardeşimi, onu anlamadım," dedi. "Ve ayrıca kardeşimin başkasıyla yaşadığı ilişkiden sanane, kimsin ulan sen, kendini sanıyorsun? Ceyhun erkek olduğu için aldatabilir ama Sibel kız olduğu için istekleri kısıtlı, sana göre öyle mi?"
Cavidan, üç kadına da tiksinen bir bakış fırlattı. "Ne haliniz varsa görün be," dedi kızgınca ve arkasını dönüp hızlı adımlar attı.
Gür bir sesle, "Yürü, anca gidersin," diye arkasından seslendi Meltem.
Demet kızına sarılıp, "Sen iyi misin?" dedi.
"İyiyim, geç olmadan her şeyi farkına varmam iyi oldu." diye açıkladı Sibel.
Demet geri çekilip kızına kaşlarını çatıp, "Bize neden daha önceden söylemedin?" dedi.
Omuzlarını kaldırıp indirirken, "Tatiliniz mahvolsun, istemedim sadece," diye kestirip attı Sibel.
"Sen manyak mısın? Böyle bir şey yaşandı ve sen bize bunu sonradan mı söylüyorsun?" diye çığırdı Demet.
"Tatiliniz zehir olsun istemedim sadece ama bakın, tek başıma üstesinden gelebildim işte. Artık bana sürekli kırılganmışım gibi davranmazsınız umarım. Sizler bana hep iyi davrandıkça ben ilerleyemem ki, insanlarla normal ilişkiler kuramam bile. Size kalsa, alnıma 'hasta bu kız' yazarsınız, insanlar da ona göre muamele eder bana" diye sitemde bulundu Sibel.
Meltem anlayışla, "Sana hastasın diyen oldu mu şimdi?" dedi.
Ani bir çıkışla, "Öyle hissettiriyorsunuz ama bakışlarınızla tavırlarınızla. Ama ben hasta değilim, beş yıl önce hastaydım evet, fakat şimdi değilim ve artık göğsümdeki kalp bana ait, tamam mı? Benim işte ne hissedersem hissedeyim, onların hepsi bana aitler, Gülfem'e değil. Artık vicdan azabı ve minnet çekmek istemiyorum, normal insanlar gibi bir yaşam sürmek istiyorum sadece. Çok şey istemiyorum ki, beni rahat bırakın. Sürekli etrafımda koruma kalkanım gibi davranıyorsunuz ama yanlış yapıyorsunuz," dedi Sibel bıkkınca. "Sizin bu aşırı korumacılığınız hayatımı zehir etti, sizin yüzünüzden her şeyden geri kaldım, dış dünyaya yabancı oldum. Bu yaşamak değil ki, yalvarıyorum artık rahat bırakın beni."
Taner, kızına aldığı hediye kutularıyla odadan geçerken, "Sana öyle mi davranıyoruz?" dedi; bütün konuşulanları duymuştu. Sibel'i ilk kez böyle görüyordu. "Kızım," diye mırıldandı.
Gözlerini babasına çevirip, "Duydun işte ne dediğimi. Eğer bu kalp benimse, ona nasıl davranacağımı siz değil, artık ben bileceğim. Sizin korumanız beni insanlardan uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramadı çünkü," dedi.
Hediye kutularını yere bırakıp, "Neden böyle sinirlisin?" dedi Taner, kızının ellerini tutup öperken.
Bezgince, "Tükendim artık," diye soludu Sibel. "Hasta gibi hissettirmeniz beni tüketti sonunda işte."
Farkında olmayıp, "Öyle mi davranıyoruz?" dedi Meltem araya girip.
"Tabii, öyle davranıyorsunuz," dedi Sibel. "Ama artık hayatıma müdahale etmenize izin vermeyeceğim. Ceyhun, çocukluk arkadaşın dediniz, birbirinize uyumlusunuz deyip bizi evlendirmeye çalıştınız, meğer Ceyhun sadece payıma düşen miras için katlanıyormuş, bana bu nasıl hissettiriyor, tahmin bile edemezsiniz, hiçbiriniz."
Taner kızına sımsıkı sarıldı, işi şakaya vurup "Ceyhun aradı beni, dedi ki 'Ne biçim kız yetiştirmişsiniz, kafamda şişe kırdı falan.' Ben de dedim ki, 'Sen dua et seni otel camından atmamış' diye güldü.
Sibel keyifle "Beni sana şikayet etti demek, korkak herif" dedi.
"Ciddi ciddi bunu yaptın mı, Sibel?" dedi Meltem, inanamayarak.
"Ya ne yapsaydım peki? O beni eziklerken, karşısında çaresizce ağlasa mıydım? Öyle yapsaydım, beni hep öyle hatırlayıp gülerdi," dedi Sibel.
Demet "Ardına bile bakmadan evine gelebilirdin mesela. Ya öldürücü bir darbe vursaydın, şimdi hapiste olurdun benim deli kızım," dedi üzgünce. "Bazıları buna hiç değmez. Ceyhun iti ölseydi, onu adam yerine koyup sana ceza keserlerdi. Öfkeni kontrol etmeyi dene."
"Olabilir ama pişman değilim," dedi Sibel.
"Belli," diye güldü Taner.
Demet kocasına hayretle bakıp "Siz ikiniz gerçekten manyaksınız," dedi.
Ortamı neşelendirmeye çalışıp "Hadi, sana neler aldım, bir bak," dedi Taner.
Meltem annesinin koluna girip "Biz de mutfağa inelim anne," deyip oradan ayrıldılar.
Hediye kutularını açarken renk renk elbiseleri görünce yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi; parfüm ve Pandora takı setini de sevmişti.
"Teşekkür ederim," dedi Sibel, babasına içtenlikle sarılıp.
Taner kızının saçlarını okşarken "Seni korumak isterken bir yandan da tutsak ettik galiba. Beş yıl önce seni az daha kaybediyorduk. Allah, hiçbir anne babayı evlatla sınav etmesin; bunun nasıl bir acı olduğunu çeken bilir. Senin incinmeni istemedik, kaybetmek istemedik ve seni saklamayı ve korumayı alışkanlık haline getirdik. Senin de haklı olduğun yerler var tabii ama günün birinde evlat sahibi olunca ne demek istediğimi o zaman anlayacaksın, kızım," deyip başının yanını öpüp "Hadi gel, kahvaltı edelim," dedi.
Ailecek masada oturdukları sırada Bülent'in Adana'ya gönderildiğini öğrendi Sibel. Aynı şehirde yaşıyorlardı fakat birbirlerinden habersizlerdi. Babası amcasıyla yıllardır küs oldukları için birbirlerine gidip gelmiyorlardı.
Demet, "O çocuk tam bir psikopat, normal değil yani; acil tecrit edilmesi gerekir. Hele o temizlikçi kadının kızına yaptıklarından sonra onu yaşatmamaları lazımdı," dedi.
"Bizene canım," dedi Taner.
"Bizene diyorsun ama onların yaptığı her pislik bizi buluyor," diye somurttu Demet. "Yeğenin o kızı sakat bıraktığında, kızın ailesi ilk bize sataştılar. Abin o sırada yaşından başından utanmadan, kızı yaşındaki kadının peşine düşmüştü," diye ekledi.
"Amcam Efsun'a yetmez ki, herifin boynuzları Efsun sayesinde her gün cilalanıyor," diye kahkahayı bastı Meltem. Masadaki herkesin donmuş vaziyette olduğunu gördü. "Yalan mı yani, yaşlı bir adam ve genç bir kızın aşk evliliği yaptığını mı düşündünüz yoksa? Herkes dengiyle olmalı, bence."
"Yine de bizi ilgilendirmez," dedi Taner.
"Peki, Bülent neden Adana'ya gönderildi baba?" dedi Sibel.
"Aklınca oğlunu uzaklaştırıp koruduğunu sanıyor."
"Umarım orada rahat durur," dedi Demet.
Omuz silkip, "Bizene canım, onun yaptıklarını bize kesecek değiller ya," dedi Sibel.
~~~~~~~~
Art arda çalan kapıyı duyunca, Kartal'ın yatağından çıkıp sessiz adımlarla ilerleyip, içinden küfürler ederek kapıyı açtı Nana. Fidan'ı görünce gözlerini devirip, "Ne var, ne istiyorsun? Alacaklı gibi ne dayanıyorsun kapımıza?" diye çemkirdi.
Fidan'ın gözleri büyüdü birden, "Ulan kahpe, ne evi? Mahalle benim mahalle!" diye çıkışıp, Nana'nın saçlarına yapıştı birden. "Sen kimin evinde horozlanıyorsun, bana kaltak?"
Nana, "Bırak beni hemen, yoksa..."
Saçlarını yolmaya devam ederken, Nana'nın tehditine alayla gülüp, "Yoksa ne?" dedi Fidan.
"Kartal, Kartal!" diye avaz avaz bağırdı Nana.
Nana'yı yere fırlatıp, "Bana bak soysuz karı, seni ilk gördüğüm anda sevmedim, şimdi de sevmiyorum. Kendini her sanıyorsan, vazgeç hemen; sen olsan olsan bu kapının çöp tenekesi olursun anca," dedi.
Nana soğuk bir tebessümle, "Orasını zaman gösterir," deyip hızlıca odaya geçti.
Fidan, "Kartal, ben gidiyorum, sen de hemen gel, kahvaltı yapacağız evimizde," diye seslenip oradan ayrıldı.
Nana nefes nefese "Neden karşı gelmedin teyzene, şu halime bak, bu nasıl bir kadın?" dedi öfkeden titreyip.
Ters ters bakıp "Teyzeme sakın bir daha saygısızlık yapma," dedi Kartal.
Nana'nın yüzü birden düştü, "Ama," diye itiraz edecekken.
"Mahallede bu evde eniştemin, yani teyzemin, peki sen dışarıdan gelip neyine güvenerek teyzemle öyle konuşuyorsun, ha?"
"Ben şey..."
"Yerini bil, bilmezsen böyle hatırlatırlar işte."
Nana'nın gözleri uçak biletine ilişince, "Bir yere mi gideceksin?" dedi.
"İstanbul'a."
"Ama ne için?"
"Alacak meselesi için," diye kestirip attı Kartal. Nana'nın her şeye burnunu sokması canını sıkıyordu.
Burun kıvırıp "İhtiyacın mı var sanki?" dedi Nana.
Sert bir tavırla "Ben senin gibi el alemin kucağında zıplayarak kazanmadım paramı, ben bir kuruşumu bile bırakmam kimseye," dedi Kartal.
"Bazen çok kırıcı oluyorsun."
Ona tepeden bakıp "Severek yaptığın işleri yüzüne vurunca kırıcı mı oluyorum şimdi?" deyip banyoya geçti Kartal.
Nana'nın kanı öfkeden tutuştu. Kartal'ın kalbi eskisinden daha katıydı ona karşı. Birdenbire cüzdanını kapıp verdiği paranın dört katını çıkarıp cebine attı.
~~~~~~~~~~
"Demek İstanbul'a gideceksin ha abi," dedi Ayla şaşkınca. "Keşke ben de gelsem seninle."
"Gezmeye gitmiyorum ama söz, bir gün götüreceğim seni oraya," dedi Kartal.
Ayla'nın içi kıpır kıpır olurken "Sahi mi abi?" dedi.
"Elbette güzelim, istediğin her yere götüreceğim seni."
Çayını karıştırırken "Cevat'a ne kadar verdiysen, sadakan olsun, düşme peşine, bırak gitsin," dedi Mirza.
"Sorun para değil dayı, sorun on yıl önce onu elinden tuttuğum halde benim verdiğim parayla işini büyütüp borcuna sadık kalmaması. O kadar telefon ettim, mektup yazdım, hiçbirine dönmedi pezevenk. Ben bunu onun yanına bırakmam," dedi Kartal. Sonra teyzesine dönüp "Senin oradan istediğin bir şey yok mu, Fidan Hanım?" dedi.
"Çok şükür, kocam var başımda, ne istersem alır bana."
Kartal güldü, "Görmeyeli pek bir kırılgan olmuşsun ha."
"O karıya söyle, laflarına dikkat etsin, kimse benimle öyle konuşamaz, haddini bilsin, bilsin ki yapmak istemediğim şeyleri yaptırmasın bana," dedi Fidan. "Bu mahalle benim evim ve kimse bana kendi evimde böyle davranamaz. Bir daha tekrarlanırsa gerisini o düşünsün."
Mirza keyifle, "Kim kızdırdı seni, bakayım?" dedi.
"Kartal'a sor," dedi Fidan.
Yanağından makas alırken, "Uyardım onu, bir daha da öyle konuşamaz seninle," dedi Kartal. "Baktın, konuşuyor; hakkını verirsin sen de."
İç geçirip, "Asude öleceğine, keşke o pis karı ölseydi. İyilerin gerçekten hiç şansı yok," dedi Fidan.
"Neyse, ben gidiyorum. Sen de kendini üzme, olur mu?" deyip teyzesinin yanaklarını öptü Kartal.
~~~~~~~~~~
Saat gecenin ikisiydi. Evden gizlice çıkmış, konservatuvardan arkadaşlarıyla birlikte ilk defa gece kulübüne gitmişti Sibel. Kuytu köşelerde sevişen çiftleri görünce yüzünün ısınmasına anlam veremiyordu. Az önce gördüğü bir olayı arkadaşına anlatmaya karar verdi.
"Kızın biri az önce parmağındaki alyansı çıkarıp çantasına attı, sonra da masasına gelen bir çocukla el ele tuvalete doğru gittiler," diye kahkaha attı Sibel. "Sence ne yapmaya gittiler, Nazlı? Ben bir bok anlamadım."
Nazlı göz devirip yanındaki Sevilay'a dönüp, "Uçmuş bu," dedi.
"Yanımızdan bir yere ayrılma, sakın," dedi Sevilay.
Kendisiyle öyle konuşmalarına içerleyip, "Ben çocuk muyum be? Ne var yani, söyleseniz ölür müsünüz?" diye ciyakladı Sibel.
Nazlı anlayışla, "Sana çocuksun diyen oldu mu şimdi. Anla işte, bahsettiğin kızla adam birlikte olmaya gittiler," dedi.
Sibel'in gözleri büyüdü. "Ama burada seks yapacak bir alan yok ki," dedi saf saf.
"Neyse, boşver, biz makyaj tazeleyeceğiz. Sen de gel, yalnız kalma," dedi Sevilay.
"Benim ihtiyacım yok, siz gidin."
"Bak, kimseyle muhatap olma ve başkasından gelen içkiyi de kabul etme, tamam mı?" dedi Nazlı.
"Yok yok, içmem. İlaç falan atarlar, kötü yollara düşerim sonra," diye dalga geçti Sibel.
Bıkkınca Sevilay'a dönüp, "Eğer bunu bir daha böyle bir yere çağırırsan, arkadaşlığımız biter. İçmeyi bilmiyor, hele ortamı hiç bilmiyor. Gecemiz zehir oldu resmen, ona bakıcılık yapacağız diye eğlencemiz mahvoldu ya," dedi Nazlı.
"Size bana dadılık yapın diyen oldu mu şimdi? ben kendi başıma da eğlenirim, sürtükler" diye küfür etti Sibel. Hızla oradan ayrıldı.
İnsanların çıldırmış gibi dans etmelerini izledi. Sonra el altından dağıtılan şeffaf küçük poşetlerdeki hapları görünce hızla önüne döndü, barmenden istediği dördüncü içkiyi kafasına dikti birden. Hangi içkiyi içtiğini bile bilmiyordu; kafasının içi karıncalanıyordu. Yanı başındaki adamın konuşmasına ise hiç katlanamıyordu.
"Rahatlatırım seni kız, anla işte."
"Git ananı rahatlat sen" diye çıkıştı birden. Başını diğer tarafa çevirdi.
Yüzünü ekşitip "Bu tipinle hiç çekilmezdin zaten," dedi adam.
"Sen kendi tipine bak asıl ağzın kertenkelenin kıçına benziyor, kulakların eşek kulağı gibi," diye hunharca güldü Sibel. Adamın karşısında kıpkırmızı kesildiğini görünce, "Hem benim kocam var, biliyor musun? Karısının taciz edildiğini görünce bakalım neler olacak," diye tehdit etti.
"O gavat kocan, karısını kulüplere gönderecek kadar değer veriyor demek."
Adamın parmağındaki alyansı fark edip, "Peki, aptal karın ne diye seni gönderiyor buraya, ha? Onu söyle önce," lafı soktuktan sonra genişçe gülümsedi Sibel. "Adam olsan, buralara gelip el alemin kadınlarını nasıl yatağa atacağını düşünmez, gider kendi karını yatağa atardın, şerefsiz. Milletin karısına, kızına göz dikerken, sahipsiz bıraktığın karına da göz koyanlar olur, bunu da unutma," konuşmasını bitirip içkisini kaptığı gibi herifin yüzüne fırlatıp anlamsızca sırıtıp arkasını döndü.
Adam, sandalyeyi kaptığı gibi hınçla Sibel'e doğru fırlatıp, "Büyük orospu," dedi öfkeden sesi kısılırken.
Sibel'in önünden geçerken ona sandalye fırlatıldığını görünce, çevik bir hareketle sandalyeyi havada yakalayıp herifin üstüne fırlattı Kartal.
"Sen ne karışıyorsun lan, onun pezevenki misin? Sanane"
Gürleyip, "Sen böyle hep üst perdeden mi konuşuyorsun, piç?" dedi Kartal, herifin üstüne çullanıp ona nefes aldırmadan demir gibi yumruklarını indirdi çenesine.
Sibel alık alık bakıp güldü. Onu taciz eden herifi yumruklayan adamı ateşleyip, "Bodyguardım benim," dedi gururla. Alkol onu bambaşka birine dönüştürmüştü. Birdenbire iki büklüm olup kusmaya başladı; dizleri onu taşıyamadığı için yere kapaklandı. Yarı açık göz kapaklarının arasından yüzüne eğilen adama dalgınca baktı. Çenesinde ve sağ şakağındaki faça izini fark edince işaret parmağını uzatıp "Façalı" diye mırıldandı. Göz kapakları direncini kaybedip aşağıya düştü. Bugün olanların hiçbirini hatırlamayacaktı. Kartal'ın kucağında sızmış bir halde kulüpten çıktığını da hatırlamayacaktı.
Bölüm sonu.