Hilal'den...
Kahvaltıdan sonra erkekler şirkete geçti. Ben de Sultan Hanım’la konuşup alışverişe çıkacağımı söyledim. Bunu duyan Nazlı ve Zeynep de geleceklerini söylediler. Sultan Hanım’la Zeliha yenge de katılınca hep beraber alışverişe çıktık. Ronya ve Selma’ya da teklif ettim. Gelmek istemediler. Ronya işlerinin olduğunu, Selma ise dinleneceğini söyledi. Mağazalara bakarak tüm çarşıyı gezdik. Kendime birkaç parça elbise, pantolon, gömlek aldım. Tabii ayakkabıları da unutmamak lazım. Sultan Hanım bir kuyumcuya girdiğinde ben hemen geleceğimi söyleyerek yanlarından ayrıldım. Yakında olan bir eczaneye girip doğum kontrol hapı aldım. Kendime de Aziz’e de güvenmiyorum. Bu evlilik ne zaman gerçek olur, kestiremiyorum. Bu gün de olabilir, 1 ay sonra da. Bu yüzden önlem almalıyım. Üçüncü çocuk istemiyorum... Kim ne derse desin, iki kız çocuğu bize yeter. Üçüncüyü düşünmüyorum. Tecrübesiz gibi davranıp riske atamam. Eczaneden çıkıp Sultan Hanımların yanına gittim. İşlerini henüz bitirmemişlerdi. Önlerinde altın kolye, bilezik, yüzük, kemer bile vardı. Durduk yere niye bunlara bakıyorlar, merak ediyordum.
Zeliha yenge:
“Hilal gel bak kızım bunlara. Beğenecek misin?” dedi.
Tezgâha yaklaşarak altınlara baktım.
“Güzeller.” dedim sadece.
Sultan Hanım:
“Hepsini alıyoruz. Paketle bunları. Şoför gelip alacak.” dedi.
“Kimin için aldınız?” diye sordum.
Nazlı ve Zeynep gülmeye başladı.
Sultan Hanım ters ters bakarak konuştu.
“Sana aldık. Kimin için alacağız başka.” dedi.
Nikâhda bana altın takmamışlardı. Bunu unutmuştum. Nikâhımız normal şartlar altında kıyılmamıştı ki hatırlayayım. Demek bu yüzden benimle alışverişe çıktılar.
“Teşekkür ederim.” dedim sadece. Başka bir şey söylemedim. Sultan Hanım da konuşmadı. Zeliha yenge tebessüm ederek karşılık verdi.
Alışverişi bitirip konağa döndük. Hava yeni kararıyordu. Eve geldiğimizde odaya çıktım. Aldıklarımı yerleştirdim. Üzerimi değiştirerek salona indim.
Herkes salondaydı. İçeri girince gözüm Selma’yı aradı. Göremeyince salondan çıktım. Odasına baktığımda yoktu. Telefonla aradığımda meşgule attı. Bir yere gideceğini söylememişti. Tekrar salona döndüm. Kızlar akşam yemeği için sofrayı hazırlıyorlardı. Yeniden Selma’yı aradım. Yine açmadı. Tam bu zaman salonun kapısı açıldı. İçeriye Selma ve Zahit girdi. Bu görüntü ile kaşlarım havalandı. Çünkü birbirlerine bakarak salona girmişlerdi. Salonda sessizlik olunca bu durumu yalnızca benim fark etmediğimi anladım. Zeliha yenge ayağa kalkarak Zahit’in yanına gitti.
“Oğlum iyi misin? Rengin bembeyaz olmuş.” dedi.
Zahit:
“İyiyim anne. Merak etme.” dedi.
Selma:
“Zeliha yenge, çok iyi. O yüzden hastanede serum takıldı.” dedi.
Benim kaşlar havada asılı kaldı. Şok üstüne şok. Bu zamana kadar Aziz’in kopyası olarak gördüğüm Zahit’e Selma laf soktu. Şu an kendimi sorguluyordum. Şu birkaç saatte ne kaçırdım ben?
Zeliha yenge, şaşkınlıkla:
“Ne hastanesi oğlum?” dedi.
Sultan Hanım:
“Ne oldu sana çocuğum? Niye serum takıldı?” diye sordu.
Zahit:
“Önemli bir şey yok. Selma abartıyor. Sadece başım ağrıdı. İlaç içtim. Yan etki yapmış.” dedi.
Benim takıldığım başka konu vardı. ‘Selma Hanım değil de, Selma!’
Selma:
“Evet, iki ayrı ilacı yarım saat ara ile içmiş. İlaçlar vücudunda reaksiyon göstermiş. Mide ağrısı ile gittik. Gitmeseydik mide ağrısına kusma ve ateş de eklenecekti. Bu yüzden vücudunu temizlemesi için serum taktılar. Neyse ki güçlü dozda ilaç değilmiş.” diye açıkladı.
Zeliha yenge:
“Sen mi götürdün kızım?” diye sordu.
Selma başını sallayarak:
“Evet, ben götürdüm. Yalnız bu gün bir şey yiyemez. İlaçlar mideye vurduğu için kusma olabilir.” dedi.
Zeliha Hanım başını çevirip Sultan Hanım’a baktı. Sultan Hanım gözlerini açıp kapadı. Hafif bir tebessüm etti. Neyi onayladığını anlamadım. Ama bir şeye karar verdikleri belli. Nazlı’ya baktığımda sırıtıyordu.
Zeliha yenge:
“Teşekkür ederim kızım. İyi ki evdeymişsin.” dedi.
Selma:
“Rica ederim. Kim olsa aynısını yapardı.”
Bu konuşmadan sonra Zahit odasına gitti. Selma yanıma gelip oturdu. Ona yaklaşarak onun duyacağı tonda konuşmaya başladım.
“Ne kaçırdım ben? Sen ve Zahit ne alaka?” dedim.
Selma bana bakıp göz devirdi.
“Ne alaka olacak Hilal. Hastalandı, yardım ettim. Hepsi bu.” dedi.
“Dışarıdan pek öyle gözükmedi de, neyse...” dedim.
Selma bu sefer cevap vermedi, sadece göz devirmekle yetindi.
Yeniden salonun kapısı açıldığında evin tüm erkekleri içeriye girdi. Sefer Ağa hemen yemek masasına geçti. Onun yemek masasına geçmesiyle biz de masada yerlerimizi aldık. Yalnızca Zahit’in yeri boştu.
Aziz:
“Zahit nerede? Erken çıkmıştı şirketten.” diye sordu.
Zeliha Hanım:
“Zahit rahatsızlanmış, Selma kızım onu hastaneye götürmüş. Serum takmışlar. Doktor bu gün yemek yiyemeyeceğini söylemiş. Odasında dinleniyor.” dedi.
Aziz ve masadakiler duydukları ile ufak bir şok yaşadılar.
Aziz:
“Bana başım ağrıyor demişti. Bu kadar kötü olduğunu düşünmemiştim.” dedi...
Sultan Hanım:
“Şimdi iyi dinleniyor.” dedi.
Sefer Ağa:
“Afiyet olsun.” dediğinde konu kapandı. Herkes yemeğe başladı. Ben sakince çorbasını içen Selma’ya bakıyordum. Zahit... Bu zamana kadar aklıma gelmemişti. Neden olmasın? Selma ile yan yana çok güzel olurlardı.
Aziz’e döndüğümde bana bakıyordu.
“Ne düşünüyorsun? Yanımdasın, seslendim ama duymadın.” dedi kısık sesle.
“Hiçbir şey düşünmüyorum. Bu gün alışverişe çıktık. Yorgunum.” dedim.
Aziz tek kaşını havalandırıp konuştu.
“Alışverişe çıktın? Bana söylemedin?” diye sordu.
Bu soru kaşlarımın çatılmasına sebep oldu.
“İzin mi alacaktım?” dedim sertçe.
Aziz’in yüz ifadesi yumuşayarak normale döndü.
“Hayır, izin alacağın bir durum yok. Sadece nereye gidersen git, haberim olsun.” dedi.
Göz devirip:
“Canlı konum atarım sana.” dedim sinirle.
Aziz önüne dönüp yemeğine devam etti.
Yemekten sonra çaylar içildi. Aziz, Zahit’e bakmak için odadan çıktı. Ben de kızlarla beraber izin isteyip bizim kata çıktım. Kızlar salonda oturup konuşmaya başladılar. Ben de onları dinlerken telefona bakıyordum. Biraz zaman geçtikten sonra Aziz de geldi. Aziz kızların başının üstünden öpüp yatak odasına geçti. Kızlar uykularının geldiğini söyleyip odalarına gittiler.
Yatak odasına geçtiğimde banyodan su sesi geldiğini duydum. Aziz duş alıyordu. Ben de giyinme odasına geçip üzerimdekilerden kurtuldum. Aslında duş alsam iyi olurdu. Dolaptan temiz havlu alıp vücuduma sardım. Havlu dizlerimin üzerinde bitiyordu. Odaya geçip Aziz’in çıkmasını bekledim. Aziz banyodan çıkınca hemen göz göze geldik. Aziz gözlerini gözlerimden çekti. Tüm vücudumu süzdü. Yeniden gözlerime baktı.
“Hayırdır?” dedi.
“İzin verirsen banyoya gireceğim. Çıkmanı bekliyordum.” dedim.
Kenara çekilip bana yol verdi. Aziz’in gözlerine bakarak banyoya girdim.
Üzerimdeki havluyu kirli sepetine attım. Duşa kabine girip güzelce yıkandım. İşim bittiğinde temiz havlulardan alıp vücudumu kuruladım. Kıyafet getirmediğim için kapının yanında duran bornozlardan birini giyindim. Odaya girdiğimde Aziz’e bakmadan giyinme odasına geçtim. Kapıyı kapatıp bornozu çıkardım. Sadece külot giyip geceliklere baktım. Siyah şortlu bir gecelik aldım. Şortu parlaktı. Kumaşı yumuşacıktı. Üstü ip askı, komple danteldi. Üzerime giydiğimde çok yakıştığını gördüm. Geceliğin sabahlığı da vardı. Sabahlığı da giydim. Kuşağını sıkıca bağladım.
Bu geceliği giydim ama Aziz’in önünde sabahlığı çıkaramam. Sabahlığı çıkarırsan, çıkan yalnızca sabahlık olmaz. Her şey yeri boylar. O yüzden bu gece sabahlıkla uyuyacağım. Saçlarımı kurutup açık bıraktım. Nemlendiricilerimi de sürüp odaya geçtim.
Aziz sırt üstü yatarak tavanı izliyordu. Yatağın yanında durduğumda tavandaki bakışları bana döndü. Yatağa girince kaşlarını çattı.
“Sabahlıkla mı uyuyacaksın?” diye sordu.
Başımı sallayarak:
“Evet.” dedim.
“Neden?”
“Kumaşı çok güzel, yumuşacık. Çok beğendim. O yüzden.” dedim.
Aziz:
“Saçmalama, çıkar onu Hilal.” dedi.
“Lütfen Aziz, ısrar etme. Çıkarmayacağım. Söyledim sana, kumaşını çok beğendim. Bu gece böyle uyumak istiyorum.” dedim.
Aziz gözlerini tavana çevirip “Ya sabır.” dedi.
“Tamam. Sen çıkarmazsan ben çıkarırım.”
Gözlerim şokla açıldı. Ne saçmalıyordu. Üzerimden bu çıkarsa her şey çıkar. Bu gün olmaz.
“Saçmalama Aziz. Hadi uyuyalım. Çok yorgunum. Uykum var.” dedim.
Aziz:
“İnat ettim. Çıkaracaksın onu Hilal.” dedi.
Derin bir nefes aldım.
“Tamam.” deyip yataktan kalktım.
Aziz:
“Neden kalktın?” diye sordu.
“Gidip üzerimi değiştireceğim.” dedim.
Aziz:
“Sabahlığı çıkar dedim. Hepsini değiştir demedim.” diye açıkladı.
Harika... Şimdi ben nasıl açıklayacağım.
“Aziz, ben bu sabahlığı takım hâlinde giydim. O yüzden bu çıkarsa olmaz.” dedim, açıklamaya çalışarak.
Aziz:
“Hılal, çıkar sabahlığı. Sabrım tükeniyor.” dedi.
Ee yeter ama. Benim de sabrım tükeniyor. Tamam... Ne olacaksa olsun artık. Aziz’in gözlerine bakarak konuştum.
“Tamam. Bunu sen istedin.” dedim.
Gözlerimi gözlerinden çekmeden sabahlığın önünü açtım. Hemen üzerimden çıkardım. Sabahlığı çıkardığımda Aziz’in ağzı açık kaldı. Hemen yatağa girip üzerimi örttüm.
“İyi geceler, ağam.” dedim ve arkamı döndüm.
Bir süre Aziz’den ses gelmedi. Kolumda bir el hissetmemle yüzümü tekrar Aziz’e döndüm. Dönmemle sırt üstü yatırılmam bir oldu. Aziz üzerime çıkıp:
“Sana bir dahaki öpüşte durmam dedim. Ama sen daha beter bir şey yaptın. Bunu giydin.” diyerek geceliğin ip askısını tuttu.
Nefesim kesilecek gibiydi. Aziz vakit kaybetmeden ip askıyı çekerek kopardı.
“Bu daha beter Hilal. Tüm gece böyle uyuyabileceğini mi sandın? Neden sabahlığı çıkarınca gidip üzerini değiştirmedin? Neden bu şekilde yatağa girdin? Ben söyleyeyim. Sen de artık istiyorsun. Hazırsın. Alıştın.” dedi.
Cevap vermemi beklemeden öpmeye başladı. Biraz öptükten sonra geri çekildi. Alnını alnıma yaslayarak:
“Bana hazır olduğunu söyle.” dedi.
Nefes nefese dudaklarımı yaladım.
“Hazırım.” dedim.
Bunu dememle Aziz gözlerini açtı. Gözlerime bakarak duyduğu şeyi tekrarladı.
“Hazırsın.” dedi.
“Hazırım.” dedim.
Tekrar dudaklarıma yapıştı. Öpüp emmeye başladı. Bir yandan da geceliği üzerimden yırtarak çıkardı. Sütyen giymediğim için üst tarafım çıplak kaldı. Aziz dudaklarımdan boynuma, boynumdan göğüslerime geçti. Sıra şortuma geldiğinde üzerimden kalktı. Hızlıca şortu tutup aşağıya çekti. Siyah tül çamaşırıma baktı. Bir kenarından tutup yırttı. Üzerime eğilip tekrar öpmeye başladı. Öpüşlerine istekle karşılık veriyordum. Dudakları dudağımdan ayrılmadan ağırlığının azaldığını hissettim. O da üzerindeki fazlalıklardan kurtulmaya çalışıyordu. Başardı da. Üzerindekilerden kurtulduktan sonra ağırlığı yine hissettim. Bu sefer tek bir farkla. Bacak aramdaki sertlik. Çok geçmeden bu sertliğin içime girmesiyle gözlerimi kapattım. Aziz içimde git gel yaparken ben kısık kısık inliyordum. Ne kadar bu şekilde devam ettik bilmiyorum. En sonunda vücuduma yayılan zevk dalgasıyla kasıldım. Bir süre sonra içimde hissettiğim sıcaklıkla Aziz’in de rahatladığını anladım. Aziz bütün ağırlığını üzerime bıraktı. Nefes nefeseydi. Benim de ondan geri kalır bir yanım yoktu. Nefes nefese, ten teneydik. Evliliğimiz gerçekti. Artık bambaşka Aziz ve Hilal’di̇k...