Hilal'den...
Arabayı güzel bir manzara karşısında durdurmuştum. Korumalara, Derya’yı buraya getirmelerini söylemiştim. Derya’ya bu olanları anlatacaktım. Derya, yaşına göre düşünceli bir kızdı. Beni anlayacaktır. Buna eminim.
Araba sesiyle düşüncelerimden çıktım. Araba yanımda durdu. Derya arabadan indi. Yanıma gelip sıkıca sarıldı. Şu iki günde kızımı ne kadar özlemişim. Ama bir süre daha ayrı kalmamız gerekecek.
Derya;
“Çok özledim anne.” dedi.
Başının üzerinden öptüm.
“Ben de özledim bitanem. Ama biraz daha ayrı kalmamız gerekecek.” dedim.
Derya;
“Neden anne?” diye sordu.
“Anneciğim… Benim seninle önemli bir konu konuşmam lazım. Konuştuğum zaman beni anlayacaksın.” dedim.
Derya benden ayrılıp;
“Dinliyorum anne.” dedi.
Derya’nın bu hâline bakıp tebessüm ettim. Sanki karşımda çocuk değil de bir genç kız duruyordu. Belki de Berat’ın olmayışı, onu bu kadar düşünceli bir çocuk yaptı.
“Kızım, ilk önce şunu bilmeni istiyorum. Ben ne yapıyorsam hepsi senin iyiliğin için.” dedim ve devam ettim.
“İsmet amcan bir kız kaçırmış.” dedim. Derya’nın tepkisine bakmak için sustum. Derya mavi mavi gözlerini kocaman açtı.
Derya;
“Düğün mü yapacağız anne?” dedi sevinçle.
“Hayır kızım, düğün yapmayacağız. Kızım, bizim yaşadığımız yerde kız kaçırma büyük bir olay. Ailede bir kız kaçtığı ya da kaçırıldığı zaman, kız alınıp verilir. İsmet amcan kız kaçırdığı için bizim aileden bir kız, karşı aileye gelin gitmek zorunda.” dedim ve durdum.
Derya düşünceli bir şekilde;
“Berdel…” dedi.
Başımla Derya’yı onayladım.
“Evet, berdel… Ama bizim ailemizde bekar bir kız yok. Senin halan yok. Sen de daha küçüksün. Büyük olsan bile böyle bir şey söz konusu değil. Geriye bir tek ben kalıyorum. Ben babanın amcasının kızıyım. Yani bu aileye sonradan katılmadım. Bu ailede doğdum. Bu yüzden bu evliliği benim yapmam lazım.” dedim ve derin bir nefes aldım.
Derya gözlerime baktı. Bir süre sustu.
“Anne, bu karar uygulanmazsa dayımlar ya da amcalarım zarar görür mü?” diye sordu.
Başımla Derya’yı onayladım.
“Maalesef kızım. Eğer bu evlilik olmazsa, birçok kişi hayatını bile kaybedebilir. İlk önce amcan ve kaçırdığı kız.” dedim.
Derya gülümsedi.
“Beni merak etme. Ben her zaman yanındayım anne. Sen ne gerekiyorsa yap.” deyip sarıldı.
Kollarımla hemen Derya’yı sardım.
“Merak etme, sen benim her şeyimsin. Aramıza kimse giremez.” dedim.
Derya;
“Biliyorum anne. Ben senin mutlu olmanı istiyorum. Ne kadar mecbur olsan da mutlu ol anne. Babam da bunu isterdi.”
Derya’nın “Babam da bunu isterdi.” dediğini duyduğum an donup kaldım.
“Hep beraber mutlu olacağız kızım.” dedim.
“Ama bir süre ayrı kalmamız lazım. Bir on gün kadar. Ondan sonra beraberiz.” dedim.
“Merak etme. Ben dayımlarda kalırım. Hem yengemler bana çok güzel bakıyorlar.” dedi ve güldü.
“Biliyorum kızım. Gözüm kapalı güveniyorum onlara. Hadi gidip yemek yiyelim, biraz dolaşalım.” dedim. Derya da beni onayladı.
Manzara karşısından ayrılıp yemek yemeye gittik. Günün geri kalanını Derya ile dolaştık. Günün sonunda onu babamın konağına bıraktım. Eve geldiğimde babamın beni beklediğini gördüm.
Ferzan Ağa;
“Gel kızım.” dedi.
Yanına gidip oturdum.
Ferzan Ağa;
“Buluştun mu Aziz Ağa’yla?” diye sordu.
Başımı babama çevirdim. Ses tonunda hafif bir kıskançlık vardı. Bu, tebessüm etmeme yol açtı.
“Evet baba, buluştum. Konuştuk, anlaştık. Nikâh işlemleri için nüfus cüzdanımı verdim. İşlemleri halledeceğini söyledi. Haber verecekmiş.” dedim.
Ferzan Ağa;
“Bu kadar mı? Başka bir şey konuşmadınız mı?” dedi.
“Hayır baba. Başka bir şey konuşmadık… Baba, boş ver Aziz Ağa’yı. Derya’nın bir süre daha sizde kalması lazım. Gideceğim yer nasıl bir yer, bilmiyorum. Onları tanıyana kadar, Selma yanıma gelene kadar.” dedim.
Ferzan Ağa;
“Selma kızım benimle de yaşayabilir.” dedi.
“Biliyorum. Ama olmaz. Ben nereye, Selma oraya. Ben olmadığım yerde güveneceğim tek kişi Selma.” dedim.
Babam, anladım anlamında başını salladı.
“Baba, dünden beri çok yoruldun. Derya’m da seni bekliyor. Git, dinlen.” dedim.
Babam başımdan öpüp ayağa kalktı.
“O zaman ben Derya’mın yanına gideyim. Kendine dikkat et.” dedi ve konaktan ayrıldı.
Babamı yolcu ettikten sonra odama çıktım. Çok yorucu bir gündü bugün. Uzun süre banyoda kaldım. Banyodan çıktığımda saat onu geçmişti. Hemen saçımı kurutup yatağa girdim. Telefona baktığımda Aziz Ağa’nın beni aradığını gördüm. Arama yarım saat öncesini gösteriyordu. Geri aradığımda ikinci çalışta açtı.
Aziz;
“Hilal.” dedi.
“Aramışsın, duymamışım.” dedim.
Aziz;
“Evet. Yarın saat üçte nikâhımız kıyılacak. Onu haber verecektim.” dedi.
Gözlerim kocaman açıldı.
“Daha bugün kimliğimi verdim. Bu kadar çabuk nasıl hallettin? Hem benim işlemler için kan vermem gerekmiyor muydu?” diye sordum.
Aziz;
“Tanıdıklar diyelim. Gerisini boş ver. Yarın seni almaya gelirim.” dedi.
“Gerek yok. Konağınızı tanıyorum. Kendim gelirim.” dedim.
Aziz;
“Tanıdığını biliyorum. Geldiğimde arayacağım.” deyip suratıma kapattı. Öküz işte, ne olacak.
Hemen babamı aradım. Ona nikâhın yarın olacağını söyledim. O da benim gibi şaşırdı. Neyse artık… Bir gün erken, bir gün geç. En sonunda bu nikâh kıyılacak…
Sabah gözlerimi geç bir saatte açtım. Dün Aziz’le konuştuktan sonra uyku tutmamıştı.
Saatime baktığımda on bir olduğunu gördüm. Dört saat sonra yeniden evli biri olacaktım. Yeniden birilerinin gelini… Umarım kaynanam Fitnat gibi değildir. Sefer Ağa’nın amcamdan iyi biri olduğu her hâlinden belli. Umarım geri kalanlar da iyi insanlardır. Yoksa beni yorucu günler bekliyor…
Sabah kalktıktan sonra Selma’ya nikâhın bugün olacağını söylemiştim. Selma da benim gibi şaşırmıştı. Bu kadar erken olmasını hiçbirimiz beklemiyorduk.
Şimdi ise Selma beni hazırlıyordu. Artık saat birdi. Aziz her an gelebilirdi. Üzerime siyah-beyaz, kolsuz bir elbise giymiştim. Üst kısmı siyah, altı ise siyah beyazdı. Çok şık bir elbiseydi. Nikâhta siyah giymem çok konuşulacak. Ama umurumda değil. Ne de olsa bu evlilik bir mecburiyet. Uzun siyah saçlarıma fön çekmiştik. Hafif bir makyaj da yapmıştım. Artık hazırdım.
Selma bana bakıp;
“Çok güzel oldun Hilal.” dedi.
Ona gülümsedim.
“Güzel olmalıyım, evet. Kim düşman, kim dost bilmiyoruz. Dik durmalıyım.
En kısa zamanda sen de yanıma geleceksin. Derya’mı senden başkasına emanet edemem.” dedim.
Selma :
"Merak etme. Her şey güzel olacak."
Telefonumun çalmasıyla, arayana baktım. Aziz'di.
Telefonu açıp:
" Geldin mi? " Diye sordum.
Aziz:
" Bekliyorum. " Deyip kapattı.
Selma'ya bakıp:
" Öküz ne olacak. Bekliyorum deyip kapattı. " Dedim sinirle. Selma bu hâlime kıkırdadı.
" Gidiyorum ben. Bol bol dua et. Bakalım neler bekliyor beni. " Dedim ve odadan çıktım. Konağın kapısından çıkınca, Aziz arabaya yaslanmış bir hâlde bekliyordu. Kapının açılmasıyla başını kaldırdı. Beni görünce, yaslandığı arabadan ayrıldı. Dün olduğu gibi beni süzmeye başladı. Süzmesi bittiğinde ise:
" Gidelim. " Dedi.
Kapıyı benim binmem için açtı. Konuşmadan arabaya bindim. Aziz kapıyı kapatıp, sürücü koltuğuna geçti. Arabayı çalıştırdı. Yolculuğumuz sessiz geçiyordu. Sessizliği bozarak:
" Dün buluştuğumuzda konuşmak istediğim konular olduğunu söylemiştim. Hatırlıyor musun? " Diye sordum.
Aziz:
" Hatırlıyorum. " Dedi.
" Bu kadar erken nikâhın olacağını tahmin etmedim. Yoksa dün konuşmayı yapardım. Nikâhtan önce senden istediğim bazı şeyler var. " Dedim.
Aziz yoldan gözünü ayırdı. Bana bakarak:
" Dinliyorum. " Dedi ve tekrar yola döndü.
" İlk önce arkadaşım ve eltim olan Selma. Bizimle yaşayacak. " Dedim.
Aziz ani bir fren yaptı.
" Ne? " Dedi.
" Diyorum ki, arkadaşım ve eltim olan Selma. Bizimle yaşayacak. " Diye tekrarladım.
Aziz:
" Ne dediğini duydum.
Sana bir şey soracağım. Arkadaşın ve eltin olan Selma hangi sıfatla seninle yaşayacak? Daha önemlisi kocası. Ona ne olacak? O da mı bizimle yaşayacak? " Dedi sinirle.
Aziz'e bakıp:
" Selma benim kardeşim. O sıfatla bizimle yaşayacak. Kızıma ve bana yardımcı olacak. Ayrıca Beşir şerefsizini merak etme. " Dedim.
Aziz'in tek kaşı havalandı.
" Şerefsiz? " Diye tekrar etti.
" Evet şerefsiz. Onun benim kardeşimle hiçbir bağı yok. Çok yakında boşanıyorlar. " Dedim.
Aziz derin nefes aldı.
" Peki tamam. Yaşasın bizimle. Ama bu boşandıktan sonra olabilir. Evli ve hiçbir akrabalığım olmayan birini evimde tutamam. İlk önce boşanma olsun. Ondan sonra taşınır. " Dedi.
Aziz'in söylediklerini onayladım.
" İkinci ise. Yaşadığın odada en ufak eşyayı bile değiştireceksin. O eşyalar odandan çıkmadan ben odaya adım atmam. " Dedim kararlılıkla.
Aziz anlamayarak bana baktı.
" Eşyalar kötü durumda değil. En son galiba 5 yıl önce değişti. Yine değiştiririz. Problem değil. " Dedi.
" İster 1 ay önce alınmış olsun. Hepsi değişecek. Değişmeden ben odaya adım atmam. " Diye tekrarladım.
Aziz:
" Tamam. Yarın değişecek. " Dedi.
" Başka bir şey var mı? Yola devam edebilir miyiz? " Diye sordu.
" Var. Ama zamanı değil. Gidelim. " Dedim.
Uzun yolculuğun sonunda Mahsaroğlu Konağı’na ulaşmıştık.
Arabadan ilk Aziz indi. Ardından ben de indim. Korumalar Aziz'i görünce konağın kapısını açtılar. İkimiz yan yana konağa girdik. Avluda belki yirmiden fazla ağa vardı.
Aziz bana bakıp:
" İkinci kata çık. " Dedi.
Konuşmadım. Başımı tamam anlamında salladım.
İkinci kata çıktığımda bir sürü kapı vardı. Hangisine gireceğimi düşünürken yardımcı kızlardan biri benim için kapıyı açtı. Ona teşekkür edip odaya girdim. Burası büyük bir salondu. İçeride erkeklerden fazla kadın vardı. Benim içeri girdiğimi gören herkes sustu. Beni süzmeye başladılar. Salonun başında oturan kadın:
" Gel gelin hanım. Yanıma otur. " Dedi.
Tahminimce bu Aziz'in annesi olmalıydı.
Kadının yanına gidip önünde durdum. Elini uzatınca öpüp alnıma koydum. Yanına geçince:
Sultan Hanım:
" Ben Aziz'in annesiyim. İsmim Sultan. " Diye kendini tanıttı.
" Memnun oldum Sultan Hanım. " Dedim.
Sultan Hanım:
" Yanında oturan kız da Aziz'in kızı. Sude. " Diye tanıttı.
Sude'ye bakıp gülümsedim. Çok güzel bir genç kızdı. Gülümsememe karşılık o da gülümsedi.
Sultan Hanım:
" Kalabalık bir aileyiz. Yarın hepsiyle tanışırsın. Birazdan nikâhınız kıyılacak. " Dedi.
Sultan Hanım lafını bitirince yardımcı kızlardan biri:
" Nikâh memuru geldi hanımım. " Diye gelip söyledi.
Herkes ayağa kalktı.
Sultan Hanım:
" Kadınlar siz oturun. Nikâhın kıyılacağı oda küçük. Sığamayız. Sude kızım sen bizimle gel. " Dedi.
Anlaşılan sözünü dinletmeyi bilen biri. Bu, yüzümde gülümsemeye yol açtı. Hoşuma gitti…
Nikâhın kıyılacağı odaya geldiğimizde Sefer ağa ve babamın da burada olduğunu gördüm. Nikâh memuru ile imam da vardı.
İlk önce nikâh memurunun karşısına oturduk. Resmî nikâhımız kıyıldı. Artık Hilal Ateş değil de, Hilal Mahsaroğlu oldum. Resmî nikâh kıyılınca nikâh memuru gitti. Sıra dinî nikâhtaydı.
İmamın karşısına oturduk. İmam dualar okumaya başladı. Tabii ben imamın karşısına oturmadan önce ince bir hırka giymiştim. Başıma da Sultan Hanım beyaz bir şal bırakmıştı. İmam benden mihir olarak ne istediğimi sormuştu. Ben de talak hakkı istemiştim. Aziz sorun etmeden kabul etmişti. Böylelikle nikâhımız kıyıldı. Artık resmen ve dinen Aziz Mahsaroğlu’nun karısıydım.
İmamla beraber herkes odadan çıktı. Bizi baş başa bıraktılar. Aziz karşıma geçti.
" Hoş geldin Hilal Mahsaroğlu. Evliliğimiz hayırlı olsun. Umarım bana ve adıma layık bir eş olursun. " Dedi.
Yüzümde gülümsemeyle:
" Ağa'm... Egosunu göstermek için nikâhı bekledin herhâlde. Ama merak etme. Asıl sen bana layık bir eş ol. Gerisini düşünme. " Dedim ve odadan çıktım.