Yakınlaşma

1345 Words
HİLAL'DEN... Sefer ağa: "Aziz, bu gün amcanlar gelecek. Erkenden eve gelmiş olun." dedi. Sefer ağa'nın konuşmasıyla, kahvaltı masasındaki herkes ona döndü. Ronya ve Nazlı'nın birbirlerine bakıp gülümsediklerini gördüm. Sultan hanımın da yüzünde rahatlamış bir ifade vardı. Zahit tepkisiz kalmıştı. Anne babası olduğu için önceden haberi olduğu belliydi. Cemil ve Fırat, anlamadığım şekilde Rızvan'a baktılar. Rızvan ise birkaç saniye elindeki bardakla donup kalmıştı. Birkaç saniye donmuş halde durduktan sonra toparladı. Aziz'in sesiyle ona döndüm. "Tamam." dediğini duydum. Başımı Aziz'e taraf çevirdim. Sude ile konuşmak istedim ama mümkün değildi. Aziz'in iri bedeninden Sude'yi göremiyordum. Bir elimi Aziz'in sırtına koydum. Elimi sırtına koymamla yerinde dikleşip bana baktı. Sırtındaki elimi bastırarak masaya yaklaşmasını sağladım. Biraz daha Aziz'e yaklaştım. Aziz hâlâ bana bakıyordu. Ne yapmak istediğimi anlamaya çalışıyordu. Daha fazla Aziz'e bakmadım. Bakışlarımı Aziz'den çektim. Aziz'in diğer yanında oturan Sude'ye kısık bir sesle seslendim. Hemen bana döndü. O da babasına yaklaştı. "Rızvan'a neden garip bakıyorlar?" diye sordum sessizce. Sude gülerek: "Zeynep abla da gelecek. Ondan bu bakışlar." dedi. "Zeynep kim?" diye sordum. Sude: "Zahit abinin kardeşi. Amcamın da büyük aşkı." dedi. Tek kaşım havalandı. "Karşılıklı aşk mı? Karşılıksız mı?" diye sordum. Sude: "İkisi de..." dedi ve derin bir nefes aldı. Aziz: "Yeter... Sonra dedikodunuza devam edersiniz." diye homurdanarak geriye yaslandı. Sude hemen kahvaltısına döndü. Ben de daha fazla uzatmadan önüme döndüm. Kahvaltı sonrası erkekler şirkete geçmişti. Kadınlar ise her zamanki gibi salonda oturuyordu. Nazlı: "Anne, Zeynep gelince ne olacak?" diye sordu. Sultan hanım bir süre sessiz kaldı. "Bilmiyorum..." dedi. Zeynep gelince ne olması gerekiyordu ki? Neyse ki Sude kafamın içindeki soruları duymuş gibi konuşmaya başladı. "Rızvan amcam ve Zeynep abla birbirine âşık." dedi. Sude bu sefer kısık sesle konuşmadığı için herkes duymuştu. Nazlı anlatmaya devam etti: "Âşıklar âşık. Ama ikisi de inat. Bir türlü beraber olamıyorlar." dedi. "Niye?" diye sordum. Ronya: "Şüphe yüzünden." dedi. Kaşlarım bu sefer çatıldı. Ronya: "Yanlış anlama, ikisi de yanlış bir şey yapmadı. Sadece bazı arkadaşların şakası amacından saptı. Yanlış anlaşılmalara ve şüpheye yol açtı. Bu yüzden bir türlü beraber olamıyorlar." diye açıkladı. "Amacını aşan şaka ne?" diye sordum bu sefer merakla. Nazlı: "Rızvan'ın arkadaşlarının yaptığı şaka. Telefonda bir arkadaşı kendini kız ismiyle kaydetmiş. Amaç Rızvan'a şaka yapmak. Ama öyle olmadı. Rızvan Zeynep'e duygularını açtığında, Zeynep inanmadı. Duygularından şüphe duydu. Sebep ise gündüz Rızvan'ın telefonuna gelen mesajı görmesi." diye cevapladı. "Anladım." dedim sadece. Bu konu hakkında daha fazla yorum yapmadım. Günün geri kalanı rutin bir şekilde ilerledi. Bir ara odaya gidip Derya'mla konuştum. Selma'ya mesaj attım. Davaya çok az kalmıştı. Davadan sonra Selma da, Derya'm da yanıma geleceklerdi. Akşama doğru konağın kapısı çalındı. Zeynep'ler gelmiş olmalı. Bu gün o kadar Zeynep'ten konuştular ki, merak ettim nasıl biri diye. Benden dört yaş küçükmüş. Bu zamana kadar hiç kimseyle evlenmemiş. Gelen görücüleri hep reddetmiş. Rızvan'a olan aşkını da bir türlü kabul etmemiş. Hep inkâr etmiş. Salonda oturmuş, Zeliha hanım ve Zafer beyin gelmesini bekliyorduk. Zahit bir saat kadar önce karşılamak için gitmişti. Bir aydan uzun bir süredir Zeynep'le beraber yurt dışında tatildelermiş. Tatillerinde birçok ülkeyi gezmeyi planlasalar da, son yaşananlardan sonra erken dönmeye karar vermişler. Salonun kapısı açılınca herkes kapıya baktı. İçeri girenleri gördüklerinde ise ayağa kalktılar. İçeriye ilk önce altmış yaşlarında, göbekli, boyu 1.75 diye tahmin ettiğim bir kişi girdi. Bu Zafer bey olmalıydı. Ardından 1.50 boylarında, yuvarlak yüz hatlarına sahip, elli beş yaşlarında, hafif kilolu bir kadın girdi. Bu da Zeliha hanım olmalıydı. Zeliha hanımın arkasından uzun boylu, esmer, simsiyah saçları olan çok güzel bir kız girdi içeriye. Bu Zeynep olmalı. Gerçekten çok güzel bir kızdı. Esmer teni, uzun saçları, yeşil gözleri... Rızvan âşık olmakta haklıymış. Ben bile güzelliği karşısında donup kaldım. Üzerine giydiği yeşil günlük elbiseyle çok güzel görünüyordu. Zeliha hanım herkese bir bir sarıldı. Zafer bey karısına bakarak içtenlikle gülümsedi. Herkesle sarılmayı bitirdikten sonra, Zeliha hanımın bakışları beni buldu. Bana da diğerlerine sunduğu gibi içten bir gülümsemeyle yaklaştı. Ben de yüzümde gülümsemeyle karşılık verdim. Zeliha hanım: "Hoş gelmişsin kızım. Allah mutlu mesut etsin inşallah." diye dileklerini sundu. "Teşekkür ederim." dedim. Bunu dememle beni kendine çekip sarıldı. Anlaşılan sıcakkanlı biriydi. Zafer bey de: "Hoş geldin kızım." demekle yetindi. Zafer beye baktığımda onun da yüzünde gülümseme vardı. Zafer beye de aynı şekilde karşılık verdim. Karı koca çok sıcakkanlı. Hep yüzleri gülüyor. Zahit acaba kime çekti? Onu buraya geldiğimden beri gülerken görmedim. Hep düz bir ifadeyle dolaşıyor. Çok soğuk biri gibi geliyor bana. Gerçi Aziz'e benzemiş de olabilir. Aziz de dışarıdan soğuk biri gibi gözüküyor. Gerçi belki de öyle biri. Bilmiyorum. Daha bir hafta bile değil onunla tanışmam. Nedense ikizi yan yana geldiğinde "Büyük Aziz ve küçük Aziz" diye düşünüyorum. Zeynep'in karşımda durmasıyla düşüncelerime son verdim. Zeynep gülümseyerek kollarını bana doladı. Onun sarılmasına ben de karşılık verdim. Zeynep: "Hoş geldin yenge." dedi içtenlikle. Gülümseyerek cevap verdim: "Hoş buldum. Tanıştığıma çok memnun oldum." dedim. Gerçekten de memnundum. Zeliha hanım, Zafer bey, Zeynep... Hepsinden güzel bir enerji vardı. Tanışma faslı bittikten sonra yemekler yenildi. Çaylar, kahveler içildi. Şimdi ise herkes erkenden uyumaya hazırlanıyordu. Zeliha hanımlar yol yorgunu oldukları için erkenden uyumaya gitmişlerdi. Sonrasında herkes bir bahaneyle odalarına çekildi. Biz de Aziz'le odamıza çekildik. Aziz'le dünden sonra yalnız kalmamıştık. Odaya girdiğimizde Aziz'in konuşmasına fırsat vermeden dolaba ilerledim. Eşyalarımı alıp banyoya girdim. Güzel bir banyo yaptım. Vücudumu kuruladıktan sonra vücut nemlendirici spreyimle vücudumu nemlendirdim. Dolaptan aceleyle aldığım şortlu pijamamı giyindim. Şortu biraz kısaydı. Yapacak bir şey yok. Bu sıcakta eşofman giyecek değilim. Banyodan çıktığımda Aziz odada yoktu. Makyaj masasının pufuna oturdum. Saç kurutma makinesini çıkarıp saçlarımı kuruttum. Yüzüme nemlendirici kremimi sürdüğüm sırada odanın kapısı açıldı. Aynadan Aziz'in geldiğini gördüm. Aziz içeri girip kapıyı kapattı. Yüzünü çevirdiğinde beni gördü. Düz, bir o kadar da sert bir ifadeyle bana bakmaya başladı. Sert ifadesinin arkasında kızgınlık yoktu. Bir şey söylemeden bakışlarını benden çekti. Dolaptan kıyafet alıp banyoya girdi. Banyonun kapısı açıldığında yalnızca üzerini değiştirdiğini gördüm. Daha doğrusu pantolonunu değiştirip rahat bir eşofman giymişti. Üzeri çıplaktı. Göğüs ve karın kasları olduğu gibi meydandaydı. Aziz'in göğüslerinden gözlerimi çektim. Yüzüne baktığımda tek kaşı havada bana bakıyordu. Boğazımı öksürerek temizledim. "Benim çok uykum var. Yatalım." dedim. Aziz’e bakarak ayağa kalktım. Aziz’in bakışları, ayağa kalkınca kısa şortumun açıkta bıraktığı bacaklarıma kaydı. Çok güzel... Az önce ben adamın karın ve göğüs kaslarını süzdüm. Şimdi ise o benim bacaklarımı süzüyor... Bozuntuya vermeden yatağa ilerledim. Yatağa yattığımda Aziz de gelip yattı. Yemin etmiş gibi hiçbir şey söylemedi. Bu benim için çok garip bir durum oldu. Neyse dedim... Belki böylesi daha iyi... Üzerimde bir ağırlık hissetmemle gözlerimi açtım. Gözlerimi açar açmaz, başucumdaki saate takıldı gözlerim. Saat gece 3’tü. Yatakta ona dönmüş bir şekilde yatıyordum ama yerim dardı. Üzerimdeki ağırlık ise çok fazlaydı. Ne olduğunu anlamak için üzerime baktım. Bir kol ve bir bacak... Evet, üzerimde bir bacak vardı... Aziz’in bacağı ve kolu. Kıpırdamaya çalıştım. Başaramadım. Kolu sıkıca sarmamış gibi, bacağıyla da kendine çekmişti. Şu an Aziz’in bedenine yapışık bir haldeydim. Aziz’in nefesini bile hissediyorum. Hareket etmeye çalıştıkça beni daha sıkı sarıyor. En sonunda pes ettim. Daha doğrusu hissettiğim şeyle etmek zorunda kaldım. Uyurken bile hormonları uyanık olan erkekler... Kalçama batmaya başlayan sertlik hiç hayra alamet değil. Artık kıpırdamıyorum... "Aziz, bırak beni." dedim sakince. Aziz beni duymuyordu. Yeniden tekrarladım. "Aziz, bırak beni... Nefes alamıyorum." dedim. Aziz yine uyanmadı. Arkamdaki sertliği umursamamaya çalışıyorum ama gerçekten nefes alamıyorum. Vücudunun yarısı üzerimde... Elini, ayağını üzerimden çekmeye çalışarak: "Aziz, nefes alamıyorum!" dedim. Nihayet duydu beni. Başını kaldırdığını hissettim. Sonra yeniden başını yastığa koydu. Derin nefes almak istedim ama zor... Çok ağır. Bu sefer bacağını üzerimden çekmeye çalıştım. Elimi bacağına koyup kaldırmaya çalışarak: "Aziz, uyan artık." dedim. Nihayet Aziz’in sesini duydum. Aziz: "Kıpırdama." dedi. "Kıpırdayamıyorum zaten. Çek bacağını üzerimden." dedim. Aziz: "Çekiyorum bacağımı... Kıpırdama... Uyanıyorum." dedi. "Uyan diye kıpırdanıyorum zaten. Nefesim kesildi. Çek bacağını." dedim. Aziz bacağını üzerimden çekti. "Kolunu da çek." dedim. Aziz koluyla beni biraz daha kendine çekti. Aziz: "Sen böyle kıpırdadıkça ben uyanıyorum. Benim uyanmamı hiç istemezsin. Uyu hadi." dedi. "Uyanman için yapıyorum zaten. Uyan ki nefes alabiliyim." dedim. Aziz, kalçama değen sertliğini biraz daha bana yasladı. Bu yakınlaşmanın etkisiyle gözlerim yuvalarından çıkacak gibi açıldı. Aziz: "Uyanan yalnızca ben değilim. O yüzden uyu, Hilal. Yoksa nefesini başka türlü keserim." dedi. Şoktan ağzımı açamadım. Korkudan da kıpırdayamadım... Uzun süre hareketsiz bir şekilde Aziz’in kollarında durdum. Aziz ise hemen uyumuştu. Hatta horluyordu. Ama korkumdan buna bile sesimi çıkaramadım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD