Yazar'dan
Kahvaltıdan sonra Hilal ve Selma alışveriş için evden ayrıldı. Derya'yı Hilal, Seher'e emanet etmişti. Evde güvendiği tek yardımcı Seher'di.
İki arkadaş 3 saatin sonunda, istedikleri her şeyi almışlardı. Beraber bir kafeye geçip oturdular. Hilal'i sabahtan beri gören herkes şaşkınlık içindeydi. Berat öldükten sonra Hilal evden dışarıya adımını atmamıştı.
Garson siparişlerini getirdikten sonra Hilal konuşmaya başladı.
"Dün Beşir'le yalnız kaldığında sana nasıl davrandı?" diye sordu.
Selma:
"Tahmin etdiğimden fazlası olmadı. 'Beni mecbur etdiniz evliliğe. Seni asla karım olarak görmeyecem. Sen bu evde misafirsin. En kısa zamanda bu evlilikten kurtulacağım.' gibi bir sürü şey söyledi. Sonra zaten banyoya gitdi. Ben de o çıkmadan yatdım." dedi sakinlikle.
Hilal:
"Sabah uyandığında, yatakta mıydı?" diye sordu Hilal.
Selma:
"Hayır. Odada değildi. Ama yatağın diğer yanı bozulmamıştı."
Hilal:
"O zaman yatakta uyumadı." dedi.
Selma:
"Evet, uyumadı. Uyusa da fark etmezdi. Rahatsız olmazdım." dedi.
Hilal:
"Ben ne söyleyeceğimi gerçekten bilmiyorum." dedi. Derin nefes alıp devam etdi.
"Dün beni öyle bir beladan kurtardın ki anlatamam. Çok teşekkür ederim. Bir yandan bu beladan kurtuldum diye seviniyorum. Bir yandan da sana haksızlık etdim diye üzülüyorum." dedi.
Selma, Hilal'in elini tutup;
"Bana haksızlık etmedin. Ben senden yardım istedim. Sen de bana yardım etdin." dedi.
Hilal:
"Başka türlü de yardım ede bilirdim. Ben seni sevmediğin adamla evlendirdim. Bu mu yardım?" dedi.
Selma:
"Beşir benden en azından 5 yaş büyük. İşin ucunda kendimden 17 yaş büyük biri ile de evlenmek vardı. İşin bu yanından bak. Sen ben evlenmiyim diye başka tür yardım ede bilirdin. Ama en sonunda planın başarısız olma ihtimali de vardı. Beşir'le olan evlilik beni kurtardı. Sen beni eger kaçırsaydın, babam ve abimler peşimi bırakmayacaktı. En az 1 yıl kaçardım. Sonra bulurlardı. Tabi bunda beni evlendirecekleri adamın da payı büyük olurdu. Ferzan amca babamı bu evliliğe ikna ederek en iyisini yaptı. Benim babam yoksul biri değil. Malı, mülkü, her şeyi var. Ama kız evlatlarına karşı sevgisi, saygısı yok. O beni birilerine eş olayım diye büyütdü. Ne yazık ki bana eş olarak seçdiği adam benden 17 yaş büyüktü. Ben o adamla evlenmiş olsaydım eger, üçüncü karısı olacaktım. Diğer iki karısı ölmüş. Her birinden iki iki çocuğu var. Nasıl öldükleri de muamma. Yani demem o ki, sen benim hayatımı kurtardın." dedi burukça gülümseyerek.
Hilal arkadaşını dikkatle dinledi. Dinledikçe arkadaşına hak verdi. Belki Selma Beşir'e iyi gelir diye düşündü bir an. Ama çok kısa bir an. Sonra vazgeçti. Beşir'e hiç kimse iyi gelemez... O tam olarak annesi ve babasının oğlu. Onu hiç kimse değiştiremez.
"Selma, beni rahatlatmak için çok güzel konuştun da... da'sı var işte... Beşir bu evliliğin gerçek olmasını isterse ne olacak?" dedi Hilal.
Selma:
"Benim hiçbir zaman âşık olup evleneceğim gibi bir düşüncem olmadı. Sebebi ise babam. Er ya da geç beni sevmediğim bir adamla evlendirecekti. O adamın da benim onu sevmemi bekleyeceğini sanmıyorum. Beşir en azından bana, 'Seni asla karım olarak görmeyecem.' dedi. Düşünüyorum ki dokunmaz bana. Eger öyle bir şey isterse de olur. Ben bu evliliğe evet dediğimde her şeyi göze aldım. Merak etme. Her şeye hazırım." dedi.
Hilal:
"Keşke kendini bu şeylere hazırlamak zorunda olmasaydın. Severek evlenmeni çok isterdim. Sevmek güzel bir şey. Çok özel... Keşke severek evlenseydin." dedi üzgünce.
Selma:
"Keşkeler hayatımızın her zaman parçası olacak. Benim tek keşkem babam... Keşke babam kızını bir mal gibi değil de evlat gibi sevebilseydi. Her tür imkânı var. Evi, arabası, iş yerleri, toprağı. Ama görüşü dar. Kız çocukları onun için değersiz. Değerli olan erkek evlattır der her zaman. Bunu da her zaman gösterir zaten. Ne yazık ki 3 abim de onun aklında..."
Biraz daha konuştuktan sonra hesabı ödeyip kalktılar. Eve gelince Fitnat hanım karşıladı onları. Ellerindeki poşetlere bakıp yüzünü buruşturdu. Gözlerini poşetlerden çekip Hilal ve Selma'yı süzdü.
Fitnat hanım:
"Geç kaldınız. Az sonra erkekler gelir. Siz az kala onlardan sonra gelecektiniz. Hele sen yeni gelin. Kocan bu saate kadar dışarıda olduğunu öğrenirse, olacaklardan korkmuyor musun?" dedi.
Hilal kaşlarını çatıp;
"Ne olacak, yenge?" diye sordu.
Selma, Hilal'in koluna dokunup hafifçe sıktı. Bu sakin olmasını istediği içindi. Ardından Fitnat hanıma döndü;
"Merak etmeyin Fitnat hanım. Kocam kızmaz. Biz yeni evliyiz. Malum evliliğimiz ani oldu. Alışveriş yapamamıştım. Şimdi kocamı mutlu etmek için gereken birkaç şey aldım. Bence çok beğenecek." dedi Selma gülümsemeyle.
Bu sefer kaşları çatılan Fitnat hanım oldu.
"Ne aldın da oğlum mutlu olacak?" diye anlamayarak bir soru sordu.
Selma alışveriş yaparken aldığı bir geceliği poşetlerden çıkarıp gösterdi. Aslında biri odayı kontrol ederse görsün diye almıştı. Sonuçta yeni gelinler böyle gecelikler giyerdi, değil mi? Fitnat hanım gördüğü ile gözleri kocaman açıldı. Çünkü Selma biraz abartmıştı. Çok iddialı bir parça almıştı. Şimdi ise Fitnat hanıma gösteriyordu. Gösterdiği gecelik komple tüldü. Gördüğü gecelikle Hilal'in bile ağzı açık kaldı. Fitnat hanımın yüzü kıpkırmızı oldu.
Fitnat hanım:
"Edepsiz." deyip yanlarından ayrıldı.
Fitnat hanım gittikten sonra Hilal;
"Selma, ne ara aldın onu? Hem de böyle bir parçayı. Üstelik yengeme gösterdin..." dedi gülerek.
Selma:
"Boş ver, aldım bir ara. Bunlar elbet odayı arayacaklar. Bunları görürlerse inanırlar karı koca olduğumuza."
Hilal:
"Haklısın..." dedi.
10 yıl sonra...
Hilal mutfakta kızı için yemek hazırlıyordu. Kızı birazdan okuldan gelecekti. Artık büyümüştü Derya. 12 yaşında, çok güzel bir kızdı. Minyon bir yapısı vardı Derya'nın. Bu yüzden yaşıtlarından küçük gözükürdü. Ama zekâsı yaşıtlarının üstündeydi. Çok zeki bir kızı vardı Hilal'in. Kızı ile gurur duyuyordu.
Hilal yemek yapmaya o kadar dalmıştı ki saatin farkında değildi. Yemekler hazır olduktan sonra Hilal saate baktı. Derya'nın gelmesine 1 saatten fazla bir zaman vardı. Üstü başı yemek kokmuştu. Odasına gidip duş aldı. Duştan çıktıktan sonra üzerine siyah spor bir elbise geçirdi. Saçlarını ıslak bıraktı. Yaz ayları olduğu için hava sıcaktı. Hemen kendiliğinden kururdu zaten. Yeniden mutfağa girdi. Yemekleri son kez kontrol etdi. Her şey tamamdı. Kızı da az sonra gelirdi.
Hilal bunları düşünürken dışarıdan Firuz ağanın sesi duyuldu. Sabahtan beri ortalıkta yoktu. İşleri Beşir'e devr etdiği için bütün gün evde olurdu. Hilal'i ve Selma'yı göz hapsinde tutardı. Bu evde olmadığı için sevinmişti Hilal. Her gün Firuz ağa ile kavga etmekten sıkılmıştı.
Hilal'den
"Hilal, çık dışarıya!" diye bağıran Firuz ağanın sesiyle mutfaktan çıktım.
"Ne oldu ağa'm? Neden bağırıyorsun?" dedim.
"Hilal, İsmet Mahsaroğulları'nın kızını kaçırmış." dedi.
İsmet benim en küçük kaynımdı. Kaşlarım bunu duyunca çatıldı.
"Bu bana bağırman için sebep değil ağa'm. Git İsmet'i bul, ona bağır." dedim ciddiyetle.
"İsmet'i bulmuşlar. Ağa'lar toplandı. Karar verildi." dedi.
Aklıma gelen umarım ki başıma gelmezdi.
"Karar verildiyse gidin uygulayın. Öldürün(!)" dedim soğukkanlılıkla.
"Sen ne diyorsun, Hilal? İsmet ölmeyecek. Karar berdeldir." dedi.
"Berdel? Kiminle? Bu ailede evlilik çağında olan tek bir kız yok." dedim.
"Bu ailede tek kız çocuğu senin kızın. Ağa'ların kararı kızın. 18 yaşına geldiğinde Sefer ağanın torunu ile evlenecek. Artık kızın sözlü biri." dedi.
Sanki kaynar suyu başımdan aşağıya döktüler. Ne demek kızın sözlü? Benim kızım daha 12 yaşında. Babası yok diye onu ateşe atabileceklerini mi sanıyorlar? Hayır, çok büyük hata yapıyorlar. Onun babası 2 yaşındayken öldü. Ama annesi yaşıyor.
"Asla izin vermem. Kızımın babası yok diye onun hayatını mahvetmenize izin vermeyeceğim. Daha ben ölmedim. Bu evlilik olmayacak." dedim tüm öfkemle.
"Olacak, Hilal. Bunu sen de biliyorsun. O yüzden kızını şimdiden hazırla. Bundan sonra hareketlerine dikkat etsin. O artık sözlü." dedi rahatlıkla Firuz ağa.
"Sen öyle san. Bu evlilik olamayacak. Elimden geleni yapacağım. Bu evliliğe izin vermeyeceğim." dedim. Konağın kapısına doğru giderken;
"Nereye gidiyorsun?" diye bağırdı Firuz ağa.
Sinirle ona döndüm.
"Senin yapamadığını yapmaya gidiyorum. Kızıma sahip çıkmaya. Kızımın hayatını kurtarmaya. Kararı değiştirmeye." deyip arabaya bindim. Arabayı Mahsaroğlu Konağı'na sürdüm. Ağa'larla konuşmadan önce Mahsaroğlu ailesinin büyüğü ile konuşmam lazım. Ortak kararla çıkarsak ağa'ların karşısına, bir şansımız olur.