Acı gerçek.

1630 Words
Hilal'den Arabayı Mahsaroğlu konağına sürüyordum. Bizim konak ile arasında 1 saatlik bir mesafe vardı. Biz şehrin bir ucunda, onlar diğer ucunda yaşıyorlardı. Yola bakmaya devam ederek telefonumu çıkardım. Bir yandan yolu kontrol ediyorum, diğer yandan babamı aradım. Babam telefonu açar açmaz konuşmaya başladım. "Baba, Derya'yı okuldan aldır. Hiç kimse Derya'ya ulaşamasın. Bir süre sizde kalsın baba. Ben çözeceğim bu işi." dedim. Babam: "Tamam, merak etme. Ben de elimden geleni yapıyorum kızım. Ama olmuyor. Vazgeçmiyorlar. Kızım bu iş sandığından da zor." dedi babam. "Biliyorum. Ne olursa olsun, Derya'yı kurtarmam gerek. Sen korumları da artır. Sonra konuşuruz." dedim. Babam: "Dikkat et." "Merak etme." dedim ve telefonu kapattım. Benim için uzun süren yolculuğun ardından Mahsaroğlu konağına vardım. Arabadan indim, kapıya doğru gittim. Kapıdaki korumalar beni görünce dikkatle bakmaya başladılar. İçlerinden biri; "Buyrun." dedi. "Ben Mahsaroğulları'ndan biri ile konuşmak istiyorum. Lütfen çağırır mısınız?" dedim. Koruma: "Kusura bakmayın, size yardımcı olamayız. Ağa'mız bugün kimse ile görüşmek istemediğini söyledi. Yarın gelin." dedi. Derin bir nefes aldım. Elimle açık olan saçlarımı geriye attım. Korumaya bakıp; "Benimle görüşmek isteyecek. Siz ağa'nıza HİLAL ATEŞ'İN geldiğini söyleyin." dedim, sakin olmaya çalışarak. Koruma adımı duyunca hemen içeriye girdi. Diğerleri ise hâlâ bana bakmaya devam ediyordu. Sonunda dayanamayarak; "Ne bakıyorsunuz? Önünüze dönün!" diye uyarıda bulundum. Tabii adımı duyunca anladılar kim olduğumu. Çok geçmeden kapı açıldı. Koruma, yanında yaşlı bir adamla dışarıya çıktı. Yaşlı adam yanıma gelerek; "Hoş geldin kızım. Ben Sefer Mahsaroğlu. Mahsaroğlu ailesinin büyüğüyüm." dedi. Başımı sallayıp; "Memnun oldum ağa'm. Ben Hilal Ateş. Ateş aşiretinin hem kızı, hem de geliniyim. Berdel kararı çıkan Derya'nın annesiyim." dedim. Sefer ağa: "Anladım Hilal kızım. Buyur, içeride konuşalım." dedi. İçeriye geçtiğimizde konağın geniş bir avlusu olduğunu gördüm. Avluda çardak gibi bir yer vardı. Sefer ağa oraya yürüyünce onu takip ettim. Çardakta oturduktan sonra konuşmaya başladım. "Ben bu kararı kabul etmiyorum. Sizden de yardım istemeye geldim. Benim kızım çok küçük. Onun daha 12 yaşı yeni oldu. 12 yaşında sözlü diye anılıp hayatının mahvolmasına izin veremem. Kaynım İsmet'in ve kızınızın kabahatini kızım ödeyemez." dedim açık açık. Sefer ağa düz bir ifade ile beni dinledi. Sefer ağa: "Sonuna kadar haklısın kızım. Ben de kızımın hatası yüzünden çocukların hayatı mahvolsun istemem. Ama bunu istememe rağmen elimden bir şey gelmiyor. Ben de karar bu yönde olsun istemezdim. Ağa'lar berdel dediğinde, en azından evlilik yaşına gelmiş birileri için dediklerini düşündüm. Ama sizin aşirette tek bekar kız senin kızın. Diğer genç kızlar ya evli ya da nişanlı. Zaten aşiretten değil, sizin de aileden kız almamız gerekiyor. Yani demem o ki Hilal kızım, karardan dönmezler. Biliyorsun buraları." dedi. "Elbette biliyorum buraları. Ben bu topraklarda doğdum, büyüdüm. Ama bunun başka bir yolu olmalı. Kızım olmaz. O çok küçük." dedim. Sefer ağa uzun bir süre konuşmadı. En sonunda sessizliği bozup konuşmaya başladı. Sefer ağa: "Karardan dönmezler. Ama belki kararı uygulamak için başka birilerine razı olurlar." dedi. Hemen sevinçle; "O zaman başka birileri olsun." dedim. Belki bu düşündüğüm çok bencilce. Ama kızım benim, daha çok küçük. "Hilal... Kızım, sizin ailede evliliğe uygun iki kişi var. Biri kızın. Diğeri de sen..." dedi. ✔️ Duyduğumla kalbim ağrıdı. Ben bu 10 yıl içinde Berat'ı unutmadım ki... Berat öldü diye kendimi dul, bekar biri olarak görmedim. Ben bu 10 yılda da evliydim. Berat'ın karısıydım. Aksini düşünenlere de her zaman bunu hatırlattım. Ben Berat'ın karısıyım. Hele Berat öldü diye bana haber gönderenlere, benimle evlenmek isteyenlere; "Ben Berat olmasa bile onun karısıyım. Bunu hiç kimse değiştiremez." dedim. Şimdi kızım için bu durumu değiştirebilir miyim? Evet..! Yeter ki kızım kurtulsun. Kızımın hayatı mahvolmasın. "Tamam, kabul Sefer ağa. Beni öne sür aşiret ağa'larına. Hilal'i istiyoruz de. Zorluk çıkarmayacağım. Yeter ki kızım kurtulsun." dedim. Sefer ağa: "Tamam kızım. Ben ağa'larla konuşacağım. Ama ağa'lardan önce büyük oğlum Aziz'le konuşmam lazım. Senin nikâhın ancak Aziz'e düşer kızım." dedi. "Anlıyorum ağa'm. Sana güveniyorum. Ben kızım için her şeyi yapmaya hazırım. Yeter ki kızım kurtulsun." deyip ayağa kalktım. Ben ayağa kalktığımda Sefer ağa da ayağa kalktı. "Artık gitmem gerek." deyip konaktan çıktım. Arabama binip mezarlığa sürdüm. 10 yıldır yolunu ezbere bildiğim mezarı son kez ziyarete geldim. Mezarın başına gelince durdum. Mezar taşında yazılan isme baktım. Berat Ateş. Mezarın yanına diz çöktüm. Ağlaya ağlaya konuşmaya başladım. "Sevgilim... Az önce kalbimi söke söke bir karar verdim. Kızımız, prensesimiz için... İkimiz de ona güzel bir hayat borçluyuz. Sen kızımızın yanında olduğun sürede elinden gelen her şeyi yaptın. Kızımız sen onunlayken her zaman güldü. Mutlu oldu. Bir kızı babası mutlu edemezse kimse mutlu edemez. Sen kızımızı her zaman mutlu etdin. Ömrün yetmedi. Yoksa sen bugün olanların yaşanmasına izin vermezdin. Göz bebeğimizi korurdun. Şimdi sıra bende Berat'ım. Kızımızı korumam lazım. Bu yüzden sana veda etmem lazım. Canım çok yanıyor. Yemin ederim Berat, ben senden başkasını hiç düşünmedim. Ne bundan 15 yıl önce ne de şimdi. Benim tek hayalim sendin. Senden sonra bile sendin hayalim. Her zaman keşke dedim... Keşke Berat'ım yanımda olsa. Derya'mla beraber oyunlar oynasa. Saçlarını tarasa. Ama keşkeler hep keşke olarak kaldı. Sen gelmedin. Ben sensiz kaldım. Sevgilim... Canım... Bugün buraya son gelişim. Bu günden sonra buraya gelecek yüzüm yok. Herkesin iyiliği için buna mecburum. En önemlisi ise kızımızın iyiliği için. Çok ama çok özür dilerim Berat'ım. Sen benim ilk aşkımsın. Yarım kalmış hikâyemsin. Seni çok seviyorum. Her zaman kalbimdesin sevgilim. Kızımızın bana ihtiyacı var... Hoşça kal..." deyip mezar taşını öptüm. Mezarlıktan çıkıp arabaya bindim. Konağa gitmek için yola çıktım. Yolda babamı arayıp, abilerimle beraber gelmesini söyledim. Konağa geldiğimde artık akşam olmuştu. Avluda kimse yoktu. Salona girdiğimde herkesin burada olduğunu gördüm. Hiç kimseye bir şey söylemeden koltukların birine geçip oturdum. İçimde fırtınalar kopuyor ama kimseye bir şey belli etmiyordum. Zaten kimse de bana bir şey sormuyordu. Çok geçmeden babamlar da geldiler. Babam ve abilerimin salona girmesiyle herkes bana bakmaya başladı. Anladılar benim çağırdığımı. Babamlar oturunca konuşmaya başladım. "Bugün Sefer Mahsaroğlu'yla görüştüm. Mahsaroğlu aşiretinin büyüğü. Baba, siz daha iyi tanırsınız. Sefer ağa'yla konuşurken bir yol bulduk. Derya'mı bu evlilikten kurtardım." dedim. Firuz Ağa; “Nasıl kurtardın? İsmet… İsmet’e bir şey mi yapacaklar?” dedi. Sinirle Firuz Ağa’ya bakıp; “İsmet’e onlar bir şey yaparlar mı? Onu bilmem. Bildiğim bir şey var. İsmet’i ilk gördüğüm yerde pişman edeceğim. İsmet kimseden değilse de benden korksun. Asla karşıma çıkmasın…” dedim sinirle. Babam; “Nasıl kurtardın? Ne konuştunuz?” diye sordu. “Berdel kararı aynı. Ama kişiler değişti.” dedim. Derin nefes aldım, duruşumu dikleştirdim. “Berdel kararı, Aziz Ağa ve benim için uygulanacak.” dedim. Firuz Ağa; “Sen ne dediğinin farkında mısın? Sen Berat’ın karısısın. Ne demek ben evleneceğim? Asla izin vermem!” diye bağırmaya başladı. “Senden izin isteyen yok Firuz Ağa. Senin izin vermeyeceğin tek şey vardı. Kızım hakkında karar vermelerine engel olmak. Onu da yapamadın. Şimdi sus, otur.” dedim sert ve kararlılıkla. Babam; “Sana başka yol buluruz demek isterdim. Ama maalesef… Başka yolu yok. Karar uygulanmadan vazgeçmeyecekler.” dedi. Abilerim sessizce babamı dinliyorlardı. Ama ne kadar gergin olduklarını biliyordum. Aslında bir umut babamdan beklemiştim ki; “Bir yolunu buldum. Evlenmene gerek yok.” Ama maalesef… Böyle bir umut yok. Ben Aziz Ağa ile evlenmek zorundayım. Kızım için… Beşir’in sesiyle düşüncelerimden çıktım. Beşir gülüyordu. Kaşlarımı çatabildiğim kadar çattım. Bu manyak neye gülüyordu? Beşir; “Hilal… Sen ne dediğinin farkında mısın? Ne demek evleneceğim? Evlenemezsin! Olmaz!” diye yüksek sesle konuşmaya başladı. “Senden izin mi alacağım? Asıl sen ne saçmalıyorsun? O işe yaramaz kardeşin bu haltı yemeseydi, ben de evlenmek zorunda kalmazdım.” dedim, onun gibi yüksek sesle konuşarak. Fitnat Hanım; “Benim oğlum işe yaramaz değil!” diye bağırarak konuştu. Bu evdekiler benim sınavım herhalde. Kadının takıldığı konuya bak. “Konumuz bu mu, Fitnat Hanım?” dedim. Firuz Ağa karısının koluna dokundu. Bu kadının susmasına yardımcı oldu. “Sen evlenemezsin Hilal. Sen hiç kimseyle evlenemezsin!” diye bağırmaya başladı Beşir. Hayretle ona bakıyordum. Yüzü kıpkırmızıydı. Gözleri de bir değişik bakıyordu. Evdekilere baktığımda, onların da şokla baktığını gördüm. Neden böyle tepki veriyordu? “Ne saçmalıyorsun? Kendine gel!” diye bağırdım. Beşir gülerek; “Ben kendimdeyim. Asıl sen kendine gel. Sen istesen evlenmezsin. On yıl öncesini hatırla. Benimle evlenmemek için ağaların hepsini zehirledin, tehdit ettin. Şimdi ne oldu da hemen kabul ettin? Yine bir oyun kur. Yine kurtar kızını. Evlenmek zorunda değilsin.” diye bağırarak konuştu. Derin nefes aldım. Evdekilerin üzerinde gözlerimi gezdirdim. “Gerçekten aptalsın. On yıl önce karar yalnızca beni ilgilendiriyordu. Ağalar istediğimi yapsın diye plan yaptım. Planım tuttu. Seninle evlenmedim. Ama bir şeyi anlamıyorsun. Anlamıyorsunuz… Bu plan başarısız olsaydı, ölen yalnızca bendim. O zaman ölüm bana ödüldü. Geride kızımı bırakacaktım, doğru. Ama babam, abilerim kızıma çok güzel bakacaklardı. Adım gibi eminim. Ama şimdi öyle mi? Söyleyeyim, hayır… İşin ucunda ben yokum. İşin ucunda babam, abilerim, sizler, Ateş soyadını taşıyan herkes var. Eğer karar uygulanmazsa, İsmet’le kaçırdığı kız ölür. O zaman da Mahsaroğlu aşiretiyle kan davası başlar. Onlarca gencin hayatı söner. Bu çok ağır bir yük. Ben bu yükün altına giremem.” dedim, kendimi açıklayarak. Beşir delirmiş gibi bağırmaya başladı. “Evlenmeyeceksin… Evleneceksen de benimle evleneceksin. Benden başkasıyla olmaz!” “Saçmalama, kendine gel!” diye bağırdım. Beşir; “Saçmalamıyorum. Gerçeği söylüyorum. Sen yalnız benimle evlenebilirsin. Başkası olmaz. Sen yalnızca benim olabilirsin.” dedi. “Kes artık. Delirmiş gibi davranma.” dedim. “Delirdim… Senin aşkından delirdim.” diye bağırdı. “Ne aşkı? BEN SENİN YENGENİM!” diye bu sefer ben bağırdım. “Yengemdin. Artık öyle değilsin. Yenge olmanı sağlayanı ortadan kaldırdım.” dedi. Dediklerini anlamaya çalışarak bağırdım. “Ne demek bu, Beşir?” “Berat’ı diyorum… Berat’tan önce seni ben sevdim. Seni çocukluğundan beri seviyorum. Ama sen beni görmedin. Hep Berat’a gittin. Beni hiç görmedin, Hilal. Neden? Berat’la evlendin, çocuğunuz oldu. Ben katlanamıyordum… O sana dokundukça, kokladıkça çıldırıyordum. Ben de buna son verdim. Öldürdüm.” dedi. “Berat kalp krizi geçirdi.” dedim sinirle. “Evet, kalp krizi geçirdi. Benim sayemde. Yemeklerine ve içeceklerine zehir kattım. Yavaş yavaş kalbini zayıflattım. Kendini sadece yorgun sanıyordu. Ama yorgun değildi. Zehrin etkisiydi. Ve en sonunda istediğimi başardım. Bir yıl içinde azar azar verdiğim zehir işe yaradı. Öldü…” diye bağırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD