Yaşlı ağa

1220 Words
Hilal'den... Uykumda bir ses duyuyorum. Bu rahatsız edici sesten dolayı uyuyamıyorum. Gözlerimi açtığımda, sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. Aziz’e baktığımda, sesin ondan geldiğini anladım. Adam horluyor… Horul horul uyumak bu olsa gerek. Baş ucumdaki ışığı açtım. Saate baktığımda, 4 olduğunu gördüm. Aziz’e baktığımda yatakta yüz üstü yatıyordu. Aziz’e yaklaşıp, kolunu dürtmeye başladım. “Aziz… Aziz… Aziz uyan…” Dedim. Adam sanki kış uykusuna yatmıştı. Parmağını bile oynatmadı. Horlamaya devam ediyor. “Aziz uyansana… Horluyorsun, uyuyamıyorum…” Dedim. Bu kadar dürtmeme, laf söylememe bile uyanmadı. Son çare kulağına yaklaştım. Elimi de koluna koydum. Parmaklarımın arasına etini alıp sıktım. Aynı anda da kulağına; “AZİZZZZ…” diye bağırdım. Yerinden sıçrayarak uyandı. Aziz: “LAN… Ne oldu?” diye bağırdı. Ses tonu uykudan yeni uyandığı için iki kat daha kalın çıkmıştı. Aziz’in bağırmasıyla, yüzümü buruşturdum. “Ne bağırıyorsun…” dedim sinirle. Aziz sesimi duyunca bana döndü. Bana bakıp gözlerini kırpıştırdı. Galiba ne olduğunu anlamaya çalışıyor… “Hilal… Ne oldu az önce?” diye sordu. “Ne olacak. Horluyorsun, uyuyamadım. Son çare olarak seni uyandırdım. Horlama…” dedim aynı sinirle. “İnsan gibi uyandırsan olmaz mıydı? Kulağımı sıktın resmen.” dedi. Elimi ağzıma götürdüm. “Aa, ne kadar ayıp. Utanmıyor musun, küfürle konuşmaya… Karşında karın var…” dedim dişlerimi sıkarak. Aziz boş boş baktı suratıma. “Haklısın, karşımda karım var.” dedi. Beni kolumdan tutup kendine çekip yan yattı. Yüzüm göğsüne yapışıp kaldı. Neyse ki üzerinde tişört vardı. “Ne yapıyorsun Aziz… Bırak…” dedim. Bir yandan da kollarından kurtulmak için çırpınıyordum. Aziz ise gözlerini kapatmıştı. Bu çırpınmalarımın onu etkilediği yoktu. Aziz: “En nefret ettiğim şey, uykumu alamamak. Uyumak istiyorum. Çırpınmayı bırak ve uyu…” dedi. Ben ise şok içinde dinledim onu. “Uyu o zaman. Beni neden kıskacına aldın? Rahat bırak beni…” dedim sinirle. Aziz: “Böyle uyuyacaksın.” dedi. Sesi boğuk çıkıyordu. “Bırak diyorum Aziz…” dedim. Aziz’den ise ses çıkmadı. “Aziz… Bırak diyorum… Aziz…” dedim. Aldığım cevap ise horlama oldu… Bir an şoktan ne yapacağımı bilemedim. Bu kadar çabuk uyuduğuna inanamıyorum. Dur sen Aziz ağa, daha beni tanımıyorsun. Aziz’in yüzüne baktım. Yüzümde hiç de masum olmayan bir gülümseme oluştu. Hiç beklemeden bacağımı kırıp, alt bölgesine tekme attım… Aziz: “Aaa, ahh!” diye beni bırakıp, bacak arasını tuttu. “Şimdi çok sevdiğin uykuna dönebilirsin. İyi geceler ağam.” dedim. Sırtımı dönüp yattım. Aziz acı içinde: “Bu yaştan sonra uğraştığım şeylere bak… Hilal, bunun hesabını sana çok fena soracağım. Bekle sen.” dedi boğuk bir sesle… Acı çektiği belliydi. “İyi geceler.” dedim. Biraz sonra Aziz’in de sesi kesildi. Sessizlik beni iyice kendine çekti. Çok geçmeden uyumuşum. Güneşin gözüme gelmesiyle gözlerimi açtım. İlk önce yatağa baktım. Yatak boştu. Anlaşılan benden önce kalkmıştı Aziz. Hemen ben de yataktan çıktım. Dün gece duş almıştım. Şimdi almaya gerek yoktu. Hızlıca pantolonlu bir kombin yapıp giydim. Saçlarımı yine açık bıraktım. Gece kurutmadan uyuduğum için dalga dalgaydı. Salona girdiğimde, Sefer ağa dışında herkesin burada olduğunu gördüm. İçeri girdiğimi gördüklerinde: “Günaydın.” dediler. Ben de onlara tebessüm ederek: “Günaydın.” dedim. Aziz’in yanındaki yerime geçip oturdum. Aziz’e baktığımda bana bakıyordu. Gözlerinde hafif kızarıklık gördüm. “Ne oldu gözlerine?” diye sordum. Aziz benim kulağıma yaklaşıp: “Dün karımın tekmesi sağ olsun. Uyuyamadım.” dedi. Aziz’e bakıp: “Saat şu an 9. Beş saat uykusuzluktan bu halde olmazsın. Ayrıca eline koluna sahip çıkmalısın.” dedim. Aziz gözlerime bakıp kafasını salladı. Konuşmadı… Ama ben sanki “Sen görürsün.” dediğini duyar gibi oldum. İkinci günden kocamı kendime düşman ettim. Bundan güzel ne olabilir ki… Düşünmeyi bırakıp Aziz’e gülümsedim. Sefer ağa da gelince kahvaltıya başladık. Bugün hafta sonu olduğu için geç başlamışlardı. Ben de geç uyanmıştım bugün. Yarından itibaren alarm kurmam gerekiyor. Sultan hanım: “Hilal… Selma ne zaman gelecek? Odasını ona göre hazırlayalım.” dedi. “Beş gün sonra davası var. Ondan sonra gelecek.” dedim. Ronya: “Selma kim?” diye sordu. “Kardeş gibi gördüğüm arkadaşım.” dedim. Benim için ne kadar önemli olduğunu anlasınlar diye. Nazlı: “Eltin olan Selma mı?” diye sordu. “Evet. Eltim olan Selma.” dedim. Ronya: “Ne davası var?” diye yeni bir soru yöneltti. “Boşanma davası. Boşandıktan sonra benimle yaşayacak.” dedim. Ronya ve Nazlı birbirlerine baktılar. Ronya: “Çocukları yoktu değil mi?” diye sordu. Nazlı: “Yok, yoktu. Ben yengenle birkaç kere karşılaşmıştım. Kadınlara anlatırken duymuştum. Sorun Selma’daymış galiba.” dedi. Sinir vücuduma yayılmaya başladı. Utanmadan Selma’yı kusurlu göstermişti. Oysaki Beşir çocuk istemediği için olmadığını söylemişti. İstemiyorlar demek yerine Selma’yı kusurlu göstermişti… “Kusur Selma’da değil. Beşir’de. Beşir kısır.” dedim sinirle. Aziz’i hafif bir öksürük krizi tuttu. Ona baktığımda şaşkınlıkla bana bakıyordu. Aziz, Sefer ağa ve Sultan hanım gerçekleri biliyordu. Dün anlatmıştım. Selma ve Beşir’in evliliklerinin gerçek olmadığını da söylemiştim. Aziz’e “ne?” diye bir bakış attım. Sefer ağa ve Sultan hanıma baktığımda hafif gülüyorlar gibiydiler. Ama emin değilim. Ağızları yemek dolu sonuçta. Nazlı: “Bundan sonra mutlu olur inşallah.” dedi. Sesindeki içtenliği hissettim. “Amin.” dedim. Ronya: “Kızın ne zaman gelecek?” diye sordu. “Selma ile beraber gelecekler.” dedim. Geri kalan kahvaltı sessiz geçti. Artık öğlen saatleriydi. Herkes salonda oturmuştu. Buraya geldiğimden beri hiç kimseyi iş yaparken görmemiştim. Sebebini sorduğumda Sude, Sultan hanımın gelinlerine iş yaptırmadığını söyledi. Evin bütün işini çalışanlar yapıyordu. Sude’yle biraz vakit geçirmek, konuşmak istiyordum. Telefonu elime aldım. Mobilyaların olduğu sayfaya girip: “Sude, gel bunlara bakalım.” dedim. Sude yanımda oturduğu için hemen bana baktı. Mobilyaların olduğunu görünce: “Sizin odanız için mi?” diye sordu. “Hayır canım. Senin ve Derya’nın odası için. Sizin odaları ve bizim katı yeniliyoruz. Yatak odasından başka her şeye beraber karar vereceğiz.” dedim gülümseyerek. Sude şaşkın bir şekilde bana baktı. Yavaş yavaş şaşkınlığını atıp gülümsedi. Yanıma iyice yaklaştı. Beraber mobilyalara baktık. Sonunda bir mobilya seçtik Sude için. Beyaz krem renginde, sade bir mobilya seçmişti. Ben de Derya için ona benzer bir mobilya seçip telefonu kapattım. Başımı telefondan kaldırdığımda Sultan hanımın dikkatle bize baktığını gördüm. Sude’ye dönüp: “Ben odaya geçiyorum.” dedim. Sultan hanıma bakarak: “İzninizle benim biraz işim.” dedim. Hiçbir şey söylemedi. Ben de daha fazla beklemeden salondan çıktım. Odaya geldiğimde Aziz’in uyuduğunu gördüm. Ses çıkarmamaya çalışarak koltuğa oturdum. Selma ile mesajlaşmaya başladım. Ona davadan sonra hemen buraya gelmesini söyledim. Derya’ma da arayacağıma dair mesaj attım. Aziz’e baktığımda hâlâ uyuyordu. Ayağa kalkıp yanına yaklaştım. Biraz eğilip yüzüne dikkatle baktım. Upuzun kirpikleri vardı. Burnu hafif kemerliydi. Klimayı yakmadığı için esmer teni sıcaktan dolayı parlıyordu. İtiraf etmeliyim ki yaşına göre oldukça iyi görünüyordu. “Yaşlılıktan galiba uykuyu böyle sevmek.” dedim sessizce. Aziz lafımı bitirir bitirmez gözlerini açtı. Aniden gözlerini açınca biraz korktum. Aziz: “Ne dedin sen?” diye sordu. Aziz’e bakıp: “Ne dedim?” diye tekrarladım. Aziz yatakta oturur pozisyona geldi. “Yaşlı mı dedin bana?” diye sordu. Dilimi ısırdım. Uyanık mıydı ya… “Sen uyumuyor muydun? Madem uyanıksın ne diye uyuyormuş gibi yapıyorsun? Ödüm koptu aniden gözünü açınca.” dedim. Aziz eliyle yüzünü sıvazladı, sonra güldü. “Hilal… Sen bana yaşlı dedin.” dedi dişlerini sıkarak. “Ne var bunda? Benden bir yaş bile büyük olan herkes yaşlı.” dedim sakin bir ses tonuyla. Adamı komplekse sokmaya gerek yok şimdi. Aziz: “Ben sana yaşlıyı göstereceğim. Bekle sen…” dedi. Sinirle yataktan çıkıp banyoya girdi. Aziz banyoya girince hemen odadan çıktım. Biraz dilimi tutsam iyi olacak. Yoksa Aziz beni çiğ çiğ yer.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD