Yazardan...
Zeynep bütün geceyi kabuslarla geçirmişti. Rüyalarına giren, ne kadar inkâr etse de, Rızvan’dı. Tüm gece Rızvan’ın başka biri ile evlendiğini görmüştü. Bu, Zeynep için kabustu. Herkese yalan söylüyordu. Sevmiyorum, istemiyorum diyordu. Bu büyük bir yalandı. Zeynep, Rızvan’ı çok seviyordu. Onu başkası ile hayal etmek, Zeynep’e ölüm gibi geliyordu. Böyle olmasına bakmayarak, Rızvan’la olamıyordu. Rızvan ona hislerini açtığında, reddetmişti. Sebebi gördüğü mesajlar diye biliniyor. Ama asıl sebebi o değildi. O mesajları, geri zekâlı arkadaşlarının attığını biliyordu. Asıl sebep ise, Zeynep’in Rızvan’ı bundan iki yıl önce, bir kızla otele girerken görmüş olmasıydı. Tüm geceyi de eve gelmemişti. Bekâr biriydi Rızvan, normal karşılayabilirdi. Ama o günden önce, Rızvan’ın annesi ile konuşmalarını duymuştu. Rızvan, Sultan Hanım’a Zeynep’i sevdiğini söylüyordu. Zeynep bunu duyduğunda çok sevinmişti. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atmış, tüm gün boş boş gülmüştü. Zeynep’i yaralayan ise, onu sevdiğini söylediği günün ertesi, onu başka bir kadınla görmek oldu. Rızvan’a onu gördüğünü söylemedi. Bir açıklama beklemedi. Bu, Zeynep’i çok kırdı. Zeynep’e göre, kalbinde biri varsa asla başkası olamaz. Ne tensel ihtiyaç, ne de karşılık alamaması… Hiçbiri buna bahane değil. Kalbinde biri varsa, kalbine sadık kalırsın. İhanet etmezsin.
Zeynep, iki gündür Hilal’i gözlemliyordu. Aziz abisi ile arasında soğukluğu görüyordu. Anlıyordu Hilal’i. Hilal, kalbine ihanet ettiğini düşündüğü için, abisi ile arasına mesafe koyuyordu. Bu iki günde bir şeyden emin olmuştu. Bir annenin evlatları için yapmayacağı bir şey yok. Eğer Derya’nın geleceği söz konusu olmasaydı, Hilal asla evlenmezdi. Bunu çok iyi anlamıştı. Bundan önce Ronya ve Nazlı telefonda anlatmıştı Hilal’i. O zaman da çok saygı duymuştu. Evladı için hayatını değiştiren bir anne… İki gündür gördüğü ise, Hilal’in zorlandığıydı. Ne kadar her şey yolunda dese de, zorlanıyordu. Bu yüzden Hilal’e saygı duyuyordu.
Rızvan ise hem kabusu, hem de en güzel rüyasıydı. En son bundan altı ay önce hislerini dile getirmişti. Zeynep yine inanmamış, reddetmişti. O günden sonra bir daha Zeynep’le konuşmamış, görmezden gelmeye çalışmıştı. Tabii Rızvan öyle olduğunu sanıyordu. Sanıyordu ki, Zeynep’i görmezden geliyor. Ama her fırsat bulduğunda Zeynep’e bakıyordu. Bakmadığı zamanlarda, yengeleri ile olan konuşmalarını dinliyordu. Zeynep için çok zordu. Bu yüzden üç aylık Avrupa tatiline çıkmak istemişti. Annesi ve babası Zeynep’i bu kadar uzun süre yalnız bırakmak istememişti. Bu yüzden tatilinin ikinci ayında, kızlarının yanına gitmişti. İki ayda beraber tatil yapmışlardı. Zeynep’e bu tatil çok iyi gelmişti. Kendini toplamış, dinlenmişti.
Gördüğü rüyalardan, kabuslardan sıkılmıştı. Kendini bir kapana kısılmış gibi hissediyordu. Rızvan’dan bir mil bile ileriye gidemiyordu. Aklı da, kalbi de Rızvan’daydı.
Gün tüm hızıyla akıp gitmişti. Artık akşam saatleriydi. Aziz’in Hilal’le olan küçük yakınlaşmaları hoşuna gidiyordu. Yavaş yavaş Hilal ona alışacak, güvenecekti. Bunu Aziz en iyi şekilde sağlayacaktı. Tüm gün işleri ile uğraşıp durmuştu Aziz. Şimdi ise eve doğru gidiyordu. Bugün Derya gelecekti. Belki de artık gelmişti. Derya ile tanışacağı için biraz gergindi. Gerginliğinin sebebi ise, Derya’nın onu onaylamamış olmasıydı. Belki annesinin yanında birini görmeyi kabullenmeyecek, asi davranacaktır. Bu yüzden Aziz gergindi.
Konakta öğleden sonra beşti. Herkes salonda oturmuş, Derya ve Selma’yı bekliyordu. Selma’nın duruşması öğlen birde görülmüştü. Davada Beşir yoktu. Avukatına vekâlet vermişti. Anlaşmalı boşanma olduğu için, tek celsede bitmişti. Artık özgür bir kadındı. Selma için bu evliliğin bir önemi yoktu. Bu evliliğin onu sıkmadığını düşünüyordu. Ama dava bittikten sonra rahatlamıştı. Sanki omuzlarından tonlarca yük gitmişti. Karardan sonra anlamıştı bunu… Bu evlilik bir zincirdi. Şimdi ise zincirlerinden kurtulmuştu. Özgürdü.
Davadan çıktıktan sonra Derya’yı almaya gitti. Şimdi ise Mihran’ın arabasında, yeni yuvalarına gidiyorlardı. Mihran yolculuk boyunca sessizdi. Kardeşini ve kardeşi gibi gördüğü kızı düşünüyordu. Hilal’le konuşurken her şey yolunda diyordu. Buna hem inanıyor, hem inanmıyordu. Bu evliliğin kardeşi için ne kadar zor olduğunu biliyordu. Bildiği diğer şey ise, Hilal’in bütün zorlukların üstesinden gelecek olmasıydı. Kardeşi güçlü bir kadındı. Kendisini ve sevdiklerini en iyi şekilde korurdu. Bunun için ne gerekiyorsa yapardı. Arabayı Mahsaroğlu Konağı’nın önünde durdurdu. Kardeşinin yeni yuvasına bir süre baktı. Derya’ya aynadan bakınca, onun da konağın kapısına baktığını gördü. Bu yaşananlar en çok Derya için zordu. Tüm düzeni değişiyordu. Mihran, Derya’nın bu süreci hasarsız atlatması için çocuk psikoloğuna götürmeyi düşünüyordu. Kardeşinin canı narin ve kırılgandı. Dayılarının göz bebeğiydi. Onun iyi olması için Mihran da, Miran da her şeyi yaparlardı.
Mihran sessizliği bozarak;
“Derya dayıcım, hadi inelim. Annen daha fazla beklemesin.”
Derya, dayısının gözlerine bakarak gülümsedi. Hiçbir şey söylemeden arabadan indiler. Mihran, bavulları almak için bagaja yöneldi. Selma ve Derya, elleri birbirine kenetlenmiş hâlde bekliyorlardı. İkisi de heyecanlıydı. Derya’nın da Aziz’den farklı düşünceleri yoktu. Aziz, Derya onu kabul etmezse diye korkuyordu. Derya ise Aziz onu kabul etmezse diye korkuyordu.
Mihran bavullarla yanlarına gelince kapıya doğru ilerlediler. Kapıdaki korumalar Mihran’ı ve elindeki bavulları görünce hemen yanına gelip aldılar. Kapıyı açıp avluya girdiler. Selma, gerginlikle giydiği etekli takımı eliyle düzeltti. Soluk pembe tonlarında bir takım giymişti. Hem resmî duruyor hem de şık görünüyordu. Ne çok açıktı ne de kapalıydı.
İçeri girdiklerinde çalışan kız koşarak merdivenleri çıkmıştı. Salonun kapısını açıp misafirlerin geldiğini haber vermişti. Sultan Hanım, çalışan kıza;
“Misafir değil! Bu evin birer ferdi,” diye uyarıda bulunmuştu.
Kız onaylayarak gitmişti. Hilal heyecanlıydı. Altı gündür kızının kokusunu duymuyordu. Hemen aşağı indi. Diğerleri de Hilal’i takip ettiler. Aşağıya geldiklerinde uzakta durup anne kızın sarılmasını izlediler. Ronya daha duygusaldı. Çünkü o da bir anneydi. Gözleri hemen doldu. Nazlı ve Zeynep yüzlerinde gülümseme ile izlediler.
Hilal, abisini ne kadar içeri davet etse de abisi itiraz ederek işi olduğunu söyledi. Kardeşlerini birbirine emanet edip konaktan ayrıldı. Hilal yüzünü ev halkına döndü. Hepsi merakla ona bakıyordu. Hilal, Derya’nın elinden tutup ev halkına yaklaştı. Derya heyecanlıydı.
İlk Sude, Derya’ya yaklaştı. Derya, yaşıtlarına göre minyon bir kızdı. Onu gören 12 yaşında demezdi; 10 yaşında gibi duruyordu. Mavi mavi gözleri, uzun sarıya çalan saçlarıyla Sude’ye bakıyordu. Sude eğilip Derya’ya sarıldı.
“Merhaba canım. Ben Sude ablan,” diye kendini tanıttı.
Derya, Sude’nin sesindeki içtenliği hissetti. Üzerindeki gerginlik biraz da olsa azaldı. O da Sude gibi gülümseyerek kendini tanıttı. Evin geri kalanıyla da aynı şekilde tanıştı.
Tanışma sırası Selma’ya geldiğinde önce gülümsedi. Kendini kısaca tanıttı. İlk olarak Sultan Hanım ve Zeliha Hanım’ın elini öptü. Sonra kızlarla tanıştı. Sabahdan beri herkes bu anın gerginliğini yaşıyordu. Şimdi ise gerginlik yerini rahatlamaya bırakmıştı. Hiç kimse birbirinden kötü enerji almamıştı.
Hep beraber salona geçtiler. Sultan ve Zeliha, Selma ve Derya’ya sorular soruyordu. Bir süre sonra Sude, Derya’yı alıp odasına çıkardı. Kendi odasını ve Derya’nın odasını gösterecekti. Derya ve Sude salondan çıkınca tüm soruların hedefi Selma oldu.
Sultan ve Zeliha, Selma’ya beğeniyle bakıyorlardı. Giydiği takım ona çok yakışmıştı. Kahverengi saçlarını at kuyruğu yapmıştı. Yüzündeki sade makyajla çok asil duruyordu. İkisinin de aklından tek bir isim geçti. Keşke olsa, dediler.
Derya ve Sude yemek saatinde aşağı indiler. Derya odasını çok beğenmişti. Çok geçmeden erkekler de işten gelmişti. Salona girince herkese “merhaba” dediler. Daha sonra gözleri yeni aile fertlerini aradı.
İlk olarak Selma’yı gördüler. Hepsi saygıyla “hoş geldin” dedi. Daha sonra onlara ürkekçe bakan mavi gözleri gördüler. İlk ona yaklaşan Cemil oldu. Cemil, Derya’ya sanki büyülenmiş gibi bakıyordu. Cemil’in hep bir kız çocuğu hayali vardı. Ama olan Fuat olunca korkuyordu. Ya yine erkek olursa, Fuat’a benzerse diye düşünüyordu. Bu yüzden ikinci çocuğu istememişti.
Ronya ise onun aksine istiyordu. Cemil ve Ronya’da işler tersineydi. Fuat çok yaramaz bir çocuktu. Asla yerinde durmaz, her yere burnunu sokardı. Eve yolda ne hayvan bulsa getirmişliği vardı. Dokuz yaşındayken bir okul gezisine katılmıştı. Gittikleri yerde küçük bir yılan görmüş, onu alıp eve getirmişti. Neyse ki yılan yavru ve zehirsizdi.
Annesi ve babası yılanı bulsun diye Sultan Hanım ve Sefer Bey’in yatak odasına saklamıştı. Gecenin bir yarısı annesinin çığlığıyla uyanmıştı Cemil. Yılan saklandığı yerden çıkıp Sultan Hanım’ın yatağına girmişti. Bu, Fuat’ın en büyük vukuatıydı. O günden sonra Cemil verdiği karardan bir kez daha emin olmuştu. Tek çocuk iyiydi. İkincisine gerek yoktu.
Şimdi ise karşısında gördüğü güzellik, ona kararını sorgulatıyordu. Ama bu sorgulama çok kısa sürdü. Annesinin çığlığı kulağında yankılanınca kararının doğruluğundan emin oldu.
Eğilip Derya ile aynı boya geldi. Maşallah, evin erkeklerinin en kısa boylusu 1.85’ti. O da Rıdvan’dı. Geri kalanlar 1.90 ve üzeriydi. Aziz’in boyu 1.97’ydi. En uzun boylu ve yapılı olan Aziz’di.
Cemil;
“Merhaba güzellik. Ben Cemil amcan,” diye kendini tanıttı.
Derya bu sıcak tanışmayla gülümsedi. İnce sesiyle;
“Ben de Derya, Cemil amca,” dedi.
Cemil ve diğer erkekler kıza büyülenmiş gibi bakıyorlardı. Sude’den sonra evde kız çocuğu olmamıştı. Sude artık 18 yaşında genç bir kızdı. Derya ise küçüktü. Eve yeni bir nefesti.
Herkes teker teker Derya ile tanıştı. Aziz salonun kapısını açıp içeri girdi. Bütün bakışlar Aziz’e dönünce yerinde durdu. Neden herkesin bir anda ona baktığını anlamaya çalıştı. Anlaması uzun sürmedi. Çünkü salonun ortasında merakla bakan bir çift göz vardı.
Aziz önce Derya’ya baktı, sonra Sude’ye. Sude babasına gülümsedi. Derya’nın elini tutup babasının önüne götürdü. Derya Aziz’e merakla bakıyordu. Aziz çok uzun ve iriydi. Bu durum Derya’yı biraz ürkütmüştü.
Sude;
“Derya, bu benim babam,” diye Aziz’i tanıttı.
Aziz sonunda eğilmeyi akıl etti. Eğilip Derya ile aynı boya geldi. Elini Derya’ya uzattı. Kalın sesini olabildiğince yumuşatmaya çalıştı. Derya’nın gözlerinde tedirginliği görüyordu. Onu daha fazla ürkütmek istemiyordu.
“Kızım… Ben Aziz abin,” dedi.
Derya’nın kulağında kızım sözü yankılandı. Annesinden ve dedesinden başka kimse ona böyle seslenmemişti. Bu kelime boğazında düğüm oldu ama aynı zamanda içini rahatlattı.
Derya gülümseyerek;
“Memnun oldum Aziz abi,” dedi.