Aziz Mahsaroğlu...
"Cemil, Fuat'a sahip çık. Arkadaşlarına dikkat et. İleride başımıza iş açmasın." dedim.
Cemil derin nefes alarak konuştu.
"Merak etme. Dün öğrendiklerimden sonra gözümün önünden ayırmam." dedi.
Dün Derya'nın konuşmaları aklıma geldikçe deliriyorum. Bir an Fuat'ın Derya için gittiğini sanmıştım. Hissettiğin duygular hiç iyi şeyler değildi. Sude'de de böyle olmuştum. Lisedeyken bir çocuğun, Sude'nin etrafında dolaştığını duyduğumda delirmiştim. Kimse kızıma yaklaşamazdı. Kimse kapıma gelemezdi. Kızım daha büyümedi. Dün Derya hakkında da böyle hissettim. Artık Derya da benim kızım. Kızlarıma yaklaşacak olanları öldürürüm. Düşündükçe sinirlenip geriliyorum.
"Cemil, sen işlerle ilgilenirsin. Benim bugün erken çıkmam lazım." dedim.
Cemil, "tamam" diyerek beni onayladı.
Bugün bizim katın tadilatı bitiyordu. Mobilyalar da yarın gelecekti. Nihayet kendi odamda uyuyabilecektim. Hilal'in odayı değiştirmek istemesini başta anlamamıştım. Hilal bana açıkladıktan sonra anladım. En iyisi mobilyaları değiştirmek değildi. Tüm katı yenilemekti. 1 haftadır misafir odasında uyuyoruz. Hilal için bir şey fark etmiyor. Ama ben yalnızca özel alanımda rahat olabiliyorum. Bir an önce düzenime dönmek istiyorum. Hilal yatak odasını seçmişti. Bana gösterdiğinde siparişi verdim. Her şey Hilal'in istediği gibi oldu.
Şirketten çıkıp arabama bindim. Konağa doğru sürmeye başladım. Kısa denmeyecek yolculuğun ardından konağa geldim. Saat öğlen 3'tü. Etrafta kimse yoktu. Salona girdiğimde annem ve yengemin konuştuklarını gördüm. Beni görünce şaşırdılar.
Annem:
"Hoş geldin oğlum. Erken gelmişsin. Bir sorun yoktur inşallah." dedi.
"Yok anne, bir sorun yok. Bugün ustalar işlerini bitiriyorlar. Onlara bakmak için erken çıktım." diye açıkladım.
Yengem:
"Sağlıkla oturun inşallah." dedi.
"Amin yenge." dedim.
"Ben üzerimi değiştireyim." dedim ve salondan çıktım.
Odaya girdiğimde Hilal odada değildi. Dolaba ilerleyip bir tişört çıkardım. Gömleğimi çıkarıp yatağa attığımda Hilal'in kıyafetlerini gördüm. Gri renkte bir elbise, yanında ise siyah, dantelli iç çamaşırları... Banyo kapısına baktığımda kapalı olduğunu gördüm. Su sesi gelmiyordu. Ama galiba banyodaydı. Elime aldığım tişörtü giydim. Odadan çıkmak için kapıya yöneldim. Tam kapıyı açacaktım ki Hilal banyodan çıktı. Bir eliyle üzerindeki havluyu tutuyordu. Diğer eliyle ise başındaki havlunun düşmesine engel oluyordu. Beni görünce dondu kaldı. Gözlerim ister istemez üzerinde gezindi. Üstünde vücudunun bir kısmını saran bir havlu vardı. Havlu çok kısaydı. Vücudu havlunun altında parlıyordu. Bu 1 haftada iki üç kez bu parlamaya şahit olmuştum. Hilal banyoya giriyor, ne yapıyorsa yüzü, kolları, boynu, vücudun her yeri parlamış olarak çıkıyordu. Şu anda öğleydi. Parlıyordu. Bu görüntü ikimiz için de fazlaydı. Hilal bana tam olarak alışmadı... Hemen odadan çıkmalıyım...
Hilal'in konuşmaya başlaması ile kendime geldim.
"Geldiğini duymadım." dedi. Sesinin tonu olabildiğince düzdü.
"Evet, şimdi geldim. Ustalara bakmak için erken geldim. Bugün işlerinin son günü. Yarın mobilyalar da gelecek. Artık taşınırız. Sen de eşyalarını yavaş yavaş topla." dedim.
Hilal başındaki havluyu çıkarıp ıslak saçlarını serbest bıraktı.
"Tamam." dedi.
Daha fazla bir şey söylemeden odadan çıktım. Söylenecek bir şey de yoktu zaten. Odadan çıkmak en iyisi...
Hilal'den...
Aziz odadan çıkınca derin bir nefes aldım. Banyoya girdiğimde kapıyı kilitlememiştim. Aziz'in erkenden geleceğini tahmin etmedim. Aslında dün duş almıştım. Selma'nın odasında bazı değişiklikler yaptık. Bu beni yordu ve terletti. Bu yüzden hemen kendimi duşa atmıştım. Derin bir nefes alarak kıyafetlerimi giymeye başladım. Yatağın üzerinde Aziz'in gömleğini görünce kendime sövmeden edemedim. Aziz yok diye giysilerimi yanıma almamıştım. Aziz'in elbisemi, iç çamaşırlarımı gördüğüne eminim. Bugün yapacağım şey derin derin nefes almak anlaşılan. Bu utanç verici durumla ancak böyle baş edebilirim. Hızlıca üzerimi giyindim. Saçlarımı kurutup at kuyruğu yaptım. Yüzüme hafif bir makyaj da yapınca odadan çıktım. Aziz bizim kata çıkmıştı. Ben de salona doğru ilerledim. Salona girdiğimde Sultan Hanım ve Zeliha yengenin olduğunu gördüm. Yanlarına gidip oturdum. Zeliha yenge gülümseyerek karşıladı beni. Sultan Hanım:
"Aziz erken gelmiş. Haberin var mıydı?" diye sordu.
"Evet, erken gelmiş. Haberim yoktu benim." dedim.
Sultan Hanım:
"Git mutfaktakilere söyle, yemek hazırlasınlar. İşten geldi, acıkmıştır." dedi.
"Yukarıya ustaların yanına çıktı. Aşağıya insin, hazırlatırım." dedim.
Sadece başını salladı...
Zeynep salona girince hepimiz ona bakmaya başladık. Telefonla mesajlaşıyordu. Yüzünde içten bir gülümseme vardı. Bu hepimizin dikkatini çekmişti. Yanımıza oturduğunda telefonu kenara bıraktı. Yüzündeki gülümseme ise yerli yerindeydi.
Sultan Hanım:
"Kızım, seni böyle gülerken görmek ne güzel. İyi bir haber aldın herhalde?" diye konuştu.
Zeynep'in gülümsemesi yavaş yavaş kayboldu.
"Evet yenge. Üniversiteden bir arkadaşım, yakında buraya geleceğini haber verdi. Onu yeniden göreceğim için sevindim. Özlemişim onu."
Zeliha yenge:
"Hangi arkadaşın?" dedi.
Zeynep:
"Neva..." dedi.
Zeliha Hanım gülümsedi.
"Gelsin tabii. Geldiğinde bizde kalır. Misafir ederiz onu."
Sultan Hanım:
"Evet kızım. Geldiğinde burada kalır. Misafirimiz olur. En güzel şekilde ağırlarız." dedi.
Zeynep:
"Söylerim Neva'ya. Ama burada kalacağını sanmıyorum. Yalnız gelmeyecek. Kuzeni Deniz'le birlikte gelecekler." dedi.
Sultan Hanım:
"Olsun kızım. Sen yine söyle. İkisi de misafirimiz olsunlar." dedi.
Zeynep başıyla onayladı. Zeynep'e bakıp konuşmaya başladım.
"Gel, seninle mutfağa inelim. Aziz'e yemek hazırlayacağım. O arada konuşuruz." dedim.
Bu teklif Zeynep'i mutlu etmiş olacak ki "olur" dedi hemen.
Zeynep'le beraber mutfağa indik. Mutfakta olan çalışanlara başka işleri halletmelerini söyledim. Böylece Zeynep'le yalnız kalabildik. Çalışanlar zaten öğlen için yemek yapmışlardı. Ben onları ısıtırken Zeynep de kahve yaptı. Kahveler hazır olunca Zeynep'in karşısına oturdum.
"Zeynep, beni yeni tanıyorsun. Belki anlatmak istemezsin. Ama ben konuşmak istiyorum. Kızlar bana Rızvan'la olanları anlattı." dedim.
Zeynep kahvesinden bir yudum alıp bana baktı.
"Anlattıkları zaten biliyorum. Ronya yengemin ağzı sıkıdır. Ama Nazlı için bunu söyleyemem. O konuşmayı sever." deyip güldü.
"Bu konuda katılıyorum sana. Nazlı'yı yeni yeni tanıyorum. Ama aranızda en konuşkan olanınız diye bilirim." dedim ve devam ettim. "Bana gerçekten neler olduğunu anlatmak ister misin?" diye sordum. Bir yandan da ocaktaki yemeklerin altını kapattım.
Zeynep iç çekip konuşmaya başladı.
"**Ben en başından Rızvan'ın beni sevdiğini biliyordum. Sözle denilmiş bir şey değildi. Hissediyordum. Bu his beni her zaman mutlu etmişti. Rızvan bana beni sevdiğini söylemeden önce yengemle konuşmalarını duydum.
Yengeme, 'Beni sevdiğini, bunu bana söyleyeceğini' diyordu. Ben bunu duydum Hilal. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Tüm gün yüzümde aptal bir gülümseme ile gezdim. Ertesi gün dışarıda işlerim vardı. İşlerim akşama kadar sürdü. Yoldayken bir otelin önünde bir kızla gördüm onu. Beraber içeriye girdiler. Onları gördükten sonra kalbim o kadar acıdı ki anlatamam. Eve nasıl geldiğimi bilmiyorum. Tüm akşam onu bekledim ama gelmedi. Fırat abi yengeme bir iş için mesaiye kaldığını söyledi. Gece gelmeyecekmiş. Çok kırıldım." dedi.
"Belki gerçekten bir işti." dedim.
Zeynep:
"Değildi. Eminim. Rızvan kadının kolundan tutarak otele girdi. Bu sürükleme ya da canını acıtma gibi değildi. Sadece destek amaçlı mı, şaka mı, bilmiyorum. Öyle bir şeydi. Kesinlikle iş değildi. Ertesi gün eve geldi. Hiçbir şey olmamış gibi benimle konuşmaya çalıştı. Sonra arkadaşlarının şakasını gördüm. Başta o kadın sandım. Ama açıklayınca inandım. İnandığımı ise asla belli etmedim. Hep bu yüzden istemediğimi düşündü. En acısı benim için, bu yaşananların ertesi günü bana hislerini açtı. Bu beni çok kırdı, yaraladı. Benim doğrularım da, eğer kalbinde biri varsa, ister yanında olsun ister olmasın, asla başkasına bakmazsın. Kalbine sadık kalırsın. Rızvan kalbinde benim olduğumu söyledi. Ama benim gördüklerim öyle değildi. Bir gün önce kalbinde ben, yanında başkası vardı." dedi.
Dikkatle Zeynep'i dinledim.
"Bu konuyu Rızvan'la konuştun mu?" diye sordum.
Zeynep:
"Hayır... Konuşmadım. Konuşmayı da düşünmüyorum. Ben Rızvan sayfasını kapatmak istiyorum."
"Unutamadın değil mi?"
"Unutamadım... Ama bu unutmayacağım anlamına gelmiyor. Elbet unutacağım. Hayatıma devam edeceğim." dedi.
"Hayatına devam edeceğinden eminim. Açık konuşacağım, Zeynep. Bu zamana kadar evdekiler niye gerçek nedeni görmedi, bilmiyorum. Hikâyenizi duyduğumdan beri nedenin bu olmadığını düşündüm. Seni de görünce buna emin oldum. Salak, saçma şakalara inanacak değilsin. Gerçeği bana anlattığın için teşekkür ederim. İzin verirsen bu konu hakkında fikrimi söylemek istiyorum." dedim.
Zeynep:
"Tabii ki. Dinliyorum seni." dedi.
Gülümseyerek konuşmaya başladım.
"Zeynep, gördüğün yanlış anlamaya o kadar açık bir durum ki... Kim görse yanlış anlayabilir. Bu konuyu Rızvan'la konuşmalısın. Ona açık açık gördüklerini söylemelisin. İşin doğrusunu Rızvan'dan başka kimse bilemez. Belki bir arkadaşıydı, belki gerçekten bir iş için buluştular. Bunu konuşmadan anlayamazsın. Rızvan'la yüzleşmeden de onu unutamazsın. Unutmak istediğini söylüyorsun. Sırf unutmak için bile Rızvan'la yüzleşmelisin. İnsanın kafasında soru işareti olduğu sürece ilerleyemez. İlk önce kafandaki sorulara cevap bulmalısın. Ben Aziz abinin odasına niye taşınmadım, biliyor musun?" diye sordum.
Zeynep:
"Tadilat olduğu için değil mi?" dedi.
Gülümsedim.
"Tadilatı ben istedim. Kat ve eşyalar eski olduğu için değil. Yaşanmışlıklar olduğu için. Ben hayatımda eskiye dair ne varsa geride bıraktım. Eğer bunu yapmasaydım, kafamda hep şu soru olacaktı: 'Aziz için bu eşyanın ne anlamı var? Hangi yaşanmışlık var burada?' Aziz'in odası onun yaşanmışlıkları ile doluydu. Kafamdaki bu soruları yok etmeseydim, asla ilerleyemezdim. Elimde olsa evi bile yenilerdim. Ama kimsenin düzenini bozamam. O yüzden oda ile yetindim. Odayı sil baştan yaptım. Her yerde benim izim var. Aziz odaya baktığında eskiler değil de ben aklına geleceğim. Ben de odaya baktığımda Aziz'in geçmişini değil de seçimlerimi düşüneceğim. Demem o ki, ben Aziz'in geçmişi ile ilgili soruları kafamdan attım. Yeni bir sayfa açtım Aziz'le. Benim yazdığım ve yazacağım bir sayfa. Sen de bunu yapmalısın. Kafandaki tüm sorulardan kurtulmalısın. Yalnızca o zaman yeni bir sayfa açabilirsin." dedim.
Zeynep dikkatle beni dinliyordu. En sonunda:
"Düşüneceğim." dedi.
Zeynep'e gülümsedim.
"İyi düşün sen. Ben de abine yemek götüreyim." dedim.
Bir tepsiye ısıttığım yemeklerden koydum. Tepsiyi alıp odaya çıktım. Odadaki sehpanın üzerine tepsiyi koydum. Aziz'e odaya gelmesine dair mesaj attım.
Aradan 5 dakika geçmişti ki Aziz odaya girdi. Yanıma gelip:
"Bir şey mi oldu?" diye sordu.
"Hayır, her şey yolunda. Yemek getirdim sana. Soğumadan ye." dedim.
Aziz tek kaşını havalandırıp ilk önce bana baktı. Sonra sehpanın üzerine koyduğum tepsiye. Bir şey demeden koltuğa oturdu. Yemeklerden yemeye başladı. Ben de yanına oturdum.
Aziz yemeğini yerken konuşmaya başladı. Zaten sessizce yemek yemesini beklemiyordum. Ailecek yemek yerken konuşmayı seviyorlardı.
"Açıkçası bunu beklemiyordum. Şaşırdım." dedi.
"Sana yemek hazırlayamaz mıyım? Neden beklemiyordun?" dedim.
Aziz:
"Bu zamana kadar elinden bir bardak su içmedim. Şaşırmam normal." dedi rahatlıkla.
"Bu zamana kadar dediğin 1 hafta... Elbet elimden su da içeceksin, yemek de yiyeceksin. Hatırlatırım. Ben bir anneyim. Derya bu yaşına kadar hep benim hazırladığım yemekleri yedi... Zamanla sen de, Sude de benim ellerimle yaptığım yemekleri yiyeceksiniz." dedim.
Aziz dudaklarının kıvrıldığını gördüm.
"Sabırsızlıkla bekliyorum." dedi.
"Yarın erkenden mobilyalar gelecek. Yarın işe gitmeyeceğim. Yarın akşama kadar sen de toparlanmış ol. Kutulayalım bu odadan." dedi.
Hayretle Aziz'e baktım. Odanın nesi vardı ki? Her şey yeniydi. Gayet rahat bir odaydı.
"Gayet rahat bir oda. Nesinden rahatsız oldun ki?" dedim hayretle.
Aziz:
"Ben katımı seviyorum. Odam benim özel alanım. Katı yaptırırken her şeye dikkat ettim. Ses yalıtımı, ışıklandırması, konforu... Her şeyi düşündüm. Katta bir düğün bile yapsan ses aşağıya gitmez. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünüldü. Şimdiki tamirde katın dekorasyonu değişti. Temelleri hâlâ aynı. Bu odada beni tekmeleyip uyandırdığında Nazlı hemen duymuş. Sana söylerken duydum. Yukarıdaki odada beni kessen bile sesimi hiç kimse duymaz... Dediğim gibi, ben yaptım o katı." deyip gülümsedi.
Ben ise duyduklarımın şokunu yaşıyordum. Aziz'in bu kadar rahatına düşkün olduğunu düşünmemiştim.
Aziz yemeğini bitirince:
"Teşekkür ederim. Ustalar gitti zaten. Ben duşa giriyorum." deyip banyoya geçti.
Ben de tepsiyi alıp odadan çıktım. Tepsiyi mutfağa bırakıp Selma'nın yanına gittim.
Selma'nın kapısını çalıp içeri girdim. Selma dolabını düzenliyordu.
"Daha yeni yerleştin. Neden yeniden düzenliyorsun?" dedim.
Selma gülerek:
"Fitnat cadısını kızdırmak için bir sürü gecelik almışım. Gelirken de hepsini getirdim. Neden getirdin diye sorma, bilmiyorum... Getirdim işte. Bunları bir kere bile giymedim. Çok fazlalar. Yarısını sana ayırıyordum. Artık evlisin. Şort pijamadan çıkmalısın." dedi.
"Hâlâ şort pijama giydiğimi nereden biliyorsun?" dedim şokla.
Selma:
"Evlendiğinden beri dışarıya çıkmadın. Doğru mu?" diye sordu.
"Evet, doğru." dedim.
Selma:
"Evlendiğinde de durumlar belliydi. Alışveriş yapmadın. Dolabında ne varsa toplayıp geldin. Sonra yaparsın alışverişini. Şimdilik bunlarla idare edersin." dedi.
Benim için ayırdığı geceliklere baktım. Ağzım açık kaldı.
"Kızım, bunlar ne? Bunları Fitnat'ı delirtmek için mi aldın?" dedim.
Selma:
"Hoşuma da gitti. Orası ayrı. Ama asıl neden Fitnat'ı delirtmekti. Malum, her fırsatta odayı, eşyalarımı karıştırıyordu." dedi.
Elime aldığım badi görünümlü geceliğe baktım. Mor dantellerle, belli yerleri açıkta bırakacak, seksi bir gecelik ya da iç çamaşırıydı. Selma'ya bakıp:
"Senin gelecekteki kocan çok şanslı. Gözleri bayram edecek. Bunlara baksana... Aralarında vücudumu kapatacak bir şey bulursam ne mutlu bana."
Selma:
"Kapatma. Sana kapat diyen mi var? Artık evlisin Hilal. Tamam, her şey ani oldu. Ama olan oldu. Kabul edip hayatına devam etmelisin. Hayatı kendin için de, Aziz için de zorlaştırmanın bir anlamı yok. Hayat size ikinci bir şans verdi. Birbirinizi kabul edip bu şansı değerlendirin. Hayat kısa... Bunu en iyi bilenlerdeniz... Bu yüzden yaşayın Hilal. Hayatınızı yaşayın. Çocuklarınız için mutlu olun." dedi.
Selma'nın konuşmasıyla duygusallaştım.
"Haklısın... Hayat kısa... Zorlaştırmanın bir anlamı yok." dedim.
Selma gülümsedi.
"Hadi, ayırdıklarımdan başka ne istiyorsan seç. Hepsi senin." dedi gülerek.
Ben de güldüm.
"Hepsi benimse alışverişe gerek yok. Bir dükkân dolusu gecelik var burada." dedim.
Tam Selma konuşacaktı ki kapı çalındı. Selma'yla birbirimize baktık. Selma "gel" deyince kapı açıldı. İçeriye tam kadro şeklinde kızlar girdi: Ronya, Nazlı ve Zeynep.
Bize bakıp:
"Sıkıldık salonda. Kızlar odada olduğunuzu söyleyince gelelim dedik. Biraz konuşuruz." dedi Nazlı.
Ardından elimizdekileri görüp:
"Kız, onlar ne?" diye öne atıldı. Yanımıza gelerek bakmaya başladı. Kızlar da hemen yanımıza gelip oturdu.
Zeynep:
"Yeni mi aldın? Hepsinin etiketi üzerinde." dedi.
Selma:
"Hayır, yeni almadım. Ama hiçbirini giymedim. O yüzden etiketleri üzerinde."
Ronya:
"Çok fazla değil mi? Niye giymedin ki?"
Selma:
"Evet, fazlalar. Bu yüzden Hilal'e veriyordum yarısını. Hepsi yeni. İstediğiniz varsa alın. Dolap boşalsın." dedi bıkkınlıkla.
Ronya ve Nazlı birbirine baktılar.
Nazlı:
"Vallahi ben alırım. Bayılırım böyle şeylere. Evimizde resmen gecelik dükkânı varmış da haberimiz yokmuş." dedi gülerek.
Ronya:
"Ben de alırım." deyip bakmaya başladı.
Selma:
"Zeynep, sen de alsana." dedi.
Zeynep:
"Bu üçü evli. Onlar alsınlar. Benim ihtiyacım yok." dedi.
Selma:
"Yalnız evli kadınlar mı giyiyor sanıyorsun? İsteyen istediğini giyebilir. Elin adamına güzel gözükeceğiz diye mi giyinmek lazım? Kendin için giyin, süslen. Boş verin adamları." dedi.
Hepimiz Selma'nın böyle konuşmasına güldük. Kızlarla akşama kadar Selma'nın odasında sohbet ettik. Akşam yemeği saatinde odadan çıktık.
Selma ile konuşmam bazı şeylere karar vermemi sağladı. Yeni kararlar aldım. Bundan sonra bu kararlarımı uygulama vakti.