Zahit Mahsaroğlu…
"Gelebilirsin." dedikten sonra kapı açıldı. İçeriye 1.70 boylarında, kısa küt kesilmiş kızıl saçları ile Büşra Gezin geldi. Dün mülakata geldiğinde olumlu yanıt vermiştik. Bugün ise işe başlamıştı.
Büşra Gezin:
"Zahit Bey, kusura bakmayın, rahatsız ettim sizi. Ama sizinle yapımı başlayan iki proje hakkında konuşmak istiyorum. İş saatinin bitmesine az kaldığını biliyorum ama acil. Projeyi incelerken bazı ufak ama bir o kadar da önemli hatalar gördüm." diye açıkladı.
Açıklamasıyla kaşlarım çatıldı.
"Nasıl hata? Cavit Bey’in ilgilendiği projeler mi?" diye sordum.
Büşra Gezin:
"Evet… Cavit Bey’in ilgilendiği projeler." diye cevapladı.
"Tamam, geç otur. Anlat bakalım, nasıl sorun varmış." dedim.
Hilal Mahsaroğlu…
Sofra kurulmuş, erkeklerin işten gelmesini bekliyorduk. Aziz mesaj atıp gecikeceklerini söylemişti. Ben de ev halkına bildirmiştim. Aziz’le dün yaşananlar biraz garip geliyordu ama bir o kadar da doğruydu. Duygu karmaşası içindeydim. Ama bu karmaşada baskın olan taraf “doğru” diyordu. O yüzden akışına bırakmaya karar verdim. Aziz’den kaçmayacağım. Bu evliliğe, daha doğrusu Aziz’e, kısa sürede alışacağım.
Ronya:
"Anne, iki güne Fuat gelecek." dedi.
Sultan Hanım:
"Gelsin tabii." dedi tebessüm ederek.
Sude kulağıma yaklaşıp:
"Fuat, Ronya yengemle Cemil amcamın oğlu. On dört yaşında. Bir süredir anneannesinde kalıyordu."
"Anladım." dedim.
Fuat, Derya ile evlilik kararı çıkan çocuk olmalıydı…
"Zaten biliyorsunuz. Yarın Selma’nın davası var. Davadan sonra Derya ile beraber gelecekler." dedim.
Nazlı:
"Ay ne güzel. Fuat da Derya da geliyor. Ev artık çok eğlenceli olacak." dedi gülerek.
Nazlı’nın söyledikleriyle Sultan Hanım yüzünü buruşturdu. İlk defa Sultan Hanım’ın yüzünü buruşturduğunu gördüm. Çok komik bir ifadeye büründü yüzü. Bir an gülmek istedim ama neyse ki kendimi tuttum.
Sultan Hanım:
"Ne demezsin. Torunumu özledim elbet. Derya ile Selma’nın gelmesine de sevindim ama Fuat biraz daha annenlerde kalsa iyi olur. En azından Derya ve Selma eve alışana kadar." dedi.
Söyledikleriyle kaşlarım havalandı.
"Ne demek istediniz Sultan Hanım?" diye sordum.
Nazlı gülerek:
"Fuat bu evin mikseri. Her şeyi bilir, işine geleni istediği şekilde kullanır. Aslında çok zeki bir çocuk ama zekâsını boş şeylere harcıyor." dedi.
"Zeki çocukları severim." dedim.
Nazlı yine gülerek:
"Çok seveceksin." dedi.
Ronya ise Nazlı’ya ters ters bakıyordu.
"Nazlı, sen bir doğur. Senin de çocuğunu göreceğiz. Benim çocuğa laf etmeyi kes lütfen." dedi.
Nazlı sırıtarak:
"Henüz öyle bir düşüncemiz yok. Biz sizin bebeleri sevmeye devam edelim." dedi.
Sultan Hanım:
"Kızım, karışmayayım diyorum da olmuyor, tutamıyorum kendimi. Altı yıl oldu evleneli. 'Çocuk istemiyoruz, zamanı değil.' dediniz, tamam dedik. Hâlâ zamanı gelmedi diyorsunuz. Ne zaman zamanı gelecek? Evliliğinizin yirminci yılında mı? Tamam, siz çocuğa bakmayın. Doğur ver bana, ben bakarım." dedi.
Nazlı:
"Anne, doğurursam kendim bakarım. Ben doğurmak istemiyorum. Henüz buna hazır değilim. Hem Fırat da istemiyor. Daha zamanı var. Zamanı gelince olur." dedi rahatlıkla.
Sultan Hanım cevap vermedi. Susmayı seçti. Ronya göz devirerek:
"Hamileyim diye geldiğinde kurban keseceğim. Hep olmaz, olmaz diyorsun. Göreceksin sen, nasıl oluyor." dedi.
Bu kez Nazlı gözlerini devirdi.
Zeynep:
"Yenge, sen hazırlara bak." dedi gülerek.
Sultan Hanım:
"Hazırlar da büyüdü. Sude on sekiz yaşında. Fuat on dört. Derya kızım da geliyor, o da on iki yaşında. Yeni nefes lazım bu eve. Ama bir konuda haklısın. Nazlı’dan hayır yok." dedi.
Derya’yı da torunundan sayması beni şaşırtsa da mutlu etti.
Sultan Hanım:
"Hilal, bundan hayır yok. Siz yapın bir çocuk, onu seveyim." dediğinde ağzım açık kaldı.
Aziz ve ben… Çocuk yapmak… Sultan Hanım, daha bizim ilişkimiz o boyutta değil. Hoş o boyutta olsa da çocuk doğuracağımı düşünmüyorum.
"Yok Sultan Hanım. Bizden de ümidi kesin." dedim net bir şekilde.
Sultan Hanım kaşlarını çatarak:
"Nedenmiş?" dedi.
"Aziz’in düşüncesi ne bilmiyorum ama ben bu yaştan sonra hamilelik ve doğumu kaldıramam. Bize Sude ve Derya yeter. Başka çocuğa gerek yok." dedim.
Zeliha Hanım:
"Bir sorunun mu var kızım?" dedi.
"Hayır, hiçbir sorunum yok. Sadece Derya’ya hamileyken çok şişmiştim. Bunu kilo olarak söylemiyorum, ödem fazlaydı. Bu beni çok zorlamıştı. Yeniden aynı şekilde olmak çok korkutucu geliyor." dedim.
Zeliha Hanım gülümsedi.
"Ben de ciddi bir şey var sandım kızım. Her hamilelik farklı olur zaten. Birinde kilo alırsın, birinde almazsın. Birinde şişersin, birinde şişmezsin." dedi.
"Yine de olmaz." dedim.
Sultan Hanım’a baktığımda Ronya’ya bakıyordu. Ronya yerinde kıpırdadı, boğazını temizleyerek:
"Neredeler ya, çok acıktım." diye konuyu değiştirdi.
Salonun kapısı açılınca Cemil:
"Geldik." diye karısını sesledi.
Ronya tebessüm ederek ayağa kalktı. Cemil içeri girince diğerleri de peşinden geldi.
Sultan Hanım:
"Babanız nerede?" diye sordu.
Aziz:
"Üzerini değiştirecekmiş." dedi.
Sultan Hanım kafasını salladı.
Aziz bana bakınca gülümsedim…
Hep beraber masaya geçip oturduk. Sefer Ağa da gelince yemeğe başladık. Bol konuşmalı yemeğimiz keyifli geçti.
Yemek bitmiş, masa toplanmıştı. Herkes birlikte televizyon izliyordu. Daha doğrusu Sefer Bey’in seyrettiği programı izliyorduk. Aziz bana bakıp babasına döndü.
"Baba, ben çok yorgunum. Erken yatacağım." dedi.
Sefer Ağa:
"İyi geceler." dedi. Gözünü bir an bile televizyondan ayırmıyordu.
Aziz:
"İyi geceler." deyip ayağa kalktı. Sude’nin başından öpüp salondan çıktı. Önüme döndüğümde Sultan Hanım’la göz göze geldim.
"Hilal, kocan gitti. Sen de git yat. İyice dinlen. Dediklerimi de düşün." dedi.
Etrafıma baktığımda Ronya, Nazlı, Zeynep, hatta Zeliha yenge bile gülmemek için zor duruyordu. Herkes Sultan Hanım’ın imasını anlamıştı.
Yavaş yavaş ayağa kalktım. Ben de Aziz gibi Sude’yi öptüm. Herkese iyi geceler deyip salondan çıktım.
Odanın önüne geldiğimde, kapıyı çalmadan açtım. Kapıyı açınca, keşke çalsaydım diyeceğim görüntü ile karşılaştım. Aziz, dolabın önünde siyah boxer’ı ile duruyordu. Kapı açılınca kimin geldiğini görmek için arkasını döndü. Beni görünce tek kaşı havalandı. Hemen kendimi toparladım. Açık kalan ağzımı kapattım. İçeriye girip kapıyı kapattım.
Aziz’e dönüp:
“Geçen gün gömleğini çıkardığında kapıyı kilitlemiştin. Şimdi ise neredeyse çıplaksın. Ama kapı açık.” Dedim imayla, Aziz’in gözlerine bakarak.
Aziz’in dudağının kenarı kıvrıldı.
“O zaman sen odadaydın. Kilitledim. Şimdi ise gerek görmedim.” Dedi.
Cevap vermedim. Aziz ise giyinme zahmetine girmeden yatağa doğru ilerledi.
“Giyinmeyecek misin?” Diye sordum.
Bana bakıp:
“Erken gelmeseydin giyinecektim. Gördün nasılsa, giyinmenin bir anlamı yok. Böyle daha rahat.” Dedi rahatlıkla.
Söyleyecek bir şey aradım. Bulamadım.
Dolaba ilerledim. Bordo renginde şortlu bir takım alıp banyoya girdim. Üzerimdekileri çıkardım. Saçlarımı toparlayıp vücudumu çikolata kokulu duş jeli ile yıkadım. Kurulandıktan sonra şort takımı giydim. Saçlarımı açıp taradım. Banyodan çıkınca Aziz’e bakmadan yatağa ilerledim. Takım tam üzerime oturmuştu. Şortum çok kısaydı. Nikâh olduğundan beri alışverişe çıkmamıştım. Bunlar benim evden getirdiklerim. Geceliklerim yok. Onun yerine rengârenk şort takımlarım var. Uyurken rahat olmak lazım. Hele ki bu sıcakta. Uzun kollu bir şey giymek aptallık olur. Odada klima var ama ne ben açıyorum ne de Aziz.
Yatağa girip üzerimi örttüm. Üzerimi örtmemle bir kol tarafından çekilmem bir oldu. Aziz, dün dediğini yapmaya kararlı. Bundan sonra kollarında uyuyacaktım. İtiraz etmedim. Dün ilk defa kendi isteğimle Aziz’in kollarında uyumuştum. İtiraf ediyorum, çok rahattı. Çok güzel bir uyku çekerek güne uyanmıştım. Bu yüzden itiraz falan etmeyecektim. Kollarında uyumamı istiyorsa uyurdum. Rahatım önemli.
Aziz:
“Her gün başka renk gecelik giyiyorsun. Maşallah, gitgide de kısalıyorlar.” Dedi sakin bir sesle.
Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
“Gecelik değil bunlar. Şortlu takım. Ya da pijama.” Dedim.
Aziz:
“Pijama böyle olmuyor. Orası kesin.
Şortlu takım dediğin şeyden de anlaman.” Dedi rahatlıkla.
“On beş yaşımdan beri pijamalarım hep böyle. O yüzden benim için şortlu pijama.” Dedim.
Yeniden Aziz’e baktım. Dikkatle bana bakıyordu. Bir şey söylemeden arkamı döndüm. Aziz’in kolu hâlâ başımın altındaydı ama vücudundan biraz ayrılmayı başarmıştım. Aziz buna müsaade etmeyerek kolunu göğüslerimin üzerinden belime attı. Hemen kendine çekti. Yine vücudumla Aziz’in vücudu yapışık hâle geldi. Aziz’in bu hareketiyle ilk önce nefesimi tuttum. Ardından derin bir nefes aldım. Aziz kulağıma yaklaşarak:
“Arkanı dönsen de benden kaçış yok. Arkandayım.” Deyip kulağımın arkasını öptü. Bu öpüşüyle vücudum titredi. Tek isteğim Aziz’in bunu anlamaması. Aziz tekrar aynı yeri öpünce dişlerimi sıktım.
“Aziz…” Dedim.
Aziz:
“İyi geceler.” Dedi. Bir daha aynı yeri öpüp ayrıldı.
Üç öpüşün vücudumda bıraktığı etki, derin derin nefes almak oldu.
En sonunda kendimi toparlayıp:
“İyi geceler.” Dedim. Başımı çevirip bakmadım. Bakmaktan çekindim.
Sabah gözlerimi açtığımda hâlâ Aziz’in kollarındaydım. Tek fark, başım Aziz’in çıplak göğsündeydi. Bir ayağım ise ayağının üzerindeydi. Hemen ayağımı çektim. Aziz de kıpırdanmaya başladı. Uyanıyordu. Gözlerini açıp bana baktı. Kalın, tok sesiyle:
“Günaydın.” Dedi.
“Günaydın.” Diye karşılık verdim.
Aziz saçlarımı koklayıp başımı öptü. Yataktan kalkıp banyoya girdi. Ben de yataktan kalkıp hazırlanmaya başladım. Bugün Selma ile Derya geliyordu. Artık ikisi de yanımda olacak. Bugün için çok heyecanlıyım. Umarım her şey çok güzel olur.