Hilal’den…
Geri çekildiğimde, Aziz’in şaşkın bakışlarıyla karşılaştım. Benden böyle bir şey beklemiyordu. Ben de beklemiyordum. Ama Aziz’in düşünceli halini görünce dayanamadım. Aziz’le zoraki de olsa bir yola çıktım. Bundan dönüş yok. Hayatı kendime zehir etmenin bir anlamı da yok.
“Sen üzerini değiştir, dinlen. Ben kızlara bakıp geliyorum,” dedim ve odadan çıktım. Konuşmasına fırsat vermedim. Odadan çıktığımda derin bir nefes aldım. Kızlara bakmak için yukarıya çıktım. Kapı aralığından, Sude’nin ışığının yandığını gördüm. Sude’nin odasına girdiğimde tam da tahmin ettiğim gibiydi: Derya ile Sude yatakta oturmuş, konuşuyordu. Ben kapıyı açınca bana bakıp gülümsediler. Bu iki günde bu kadar iyi anlaşmaları beni mutlu ediyordu. Biraz kızlarla oturduktan sonra aşağıya indim.
Odaya girdiğimde Aziz’in uyuduğunu gördüm. Üzerimi değiştirip leopar desenli pijama giydim. Ses çıkarmamaya çalışarak yatağa girdim. Ama yatağa girer girmez Aziz beni kendine çekti. Anlaşılan uyumamıştı.
“Uyuduğunu sandım,” dedim.
Aziz;
“Uyumadım. Sarılıp kaçan karımı bekledim,” dedi.
Aziz’in böyle söylemesiyle dişlerimi dudağıma geçirdim. Neyse ki, yüzüm Aziz’e dönük değildi; arkadan sarılmıştı.
“Kaçmadım. Kızlara bakmaya gittim, biraz konuştuk,” dedim.
Aziz;
“Bir şey demedim,” dedi. Yüzümü Aziz’e döndüm.
“Sorun ne? Neden düşünceli ve sıkıntılısın?” diye sordum.
Aziz gözlerime bakarak konuşmaya başladı:
“Yaralanan işçi… Projenin başında yer alanlardan biri. Kontrol için gitmiş oraya. Şansa bak ki kaza oldu. Kendisi buralı değil. Ailesi burada değil. Bizim inşaatta olduğu için bu kazadan biz sorumluyuz. Herifin kolu da, bacağı da kırık. Babam ısrar ediyor, evde misafir edelim diye. Böyle devam ederse, bir süre misafir edeceğiz,” dedi, sıkıntıyla.
“Sen buraya gelsin istemiyorsun?” diye sordum.
Aziz;
“İstemiyorum tabii. Herif 25 yaşında, bekar biri. Bu evde üç tane bekar kız var. Tamam biri küçük ama diğerleri…” diye sinirle söylendi.
“Kimlermiş bekar?” diye sordum. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Aziz;
“Sude, Derya, Selma. Tamam, Derya küçük. Ama diğer ikisi tehlikeli… Olmaz öyle şey. Ben ailesi ile konuşacağım yarın. Buraya gelip çocuklarına baksınlar,” dedi.
“Tamam, konuşursun. Şimdi dinlen, düşünme,” dedim, fazla uzatmayarak.
Aziz bana baktı.
“Tamam, uyuyalım,” dedi. Başımın üzerinden öptü. “Bu arada, leopar yakışmış,” deyip sırıttı. Daha fazla konuşmadım. Bu günlük bu kadar yakınlaşma yeterdi.
Sabah erkekler erkenden işe gitmişti. Biz kadınların günü ise rutin bir şekilde devam etti. Bu rutinin dışında olan tek şey, Fuat geleceği için hazırlık yapmaktı. Sultan Hanım ve Ronya, Fuat’ın sevdiği yemekleri hazırlamışlardı. Burada yaşamaya başlayalı bir hafta olmuştu. Fuat’ı bu süre içinde hiç görmemiştim. Ronya ailesinin yanındaydı. Ne kadar orada kaldı bilmiyorum. Ama bir annenin evladına olan özlemini bu süreçte çok iyi anlamıştım. Şükürler olsun, Derya’m artık yanımda. Her şey güzel ilerliyor. Henüz korktuğum hiçbir şeyi yaşamadım. Umarım yaşamam da. Her şey çok güzel olur.
Akşam saatleriydi. Erkeklerin gelmesine çok az kalmıştı. Fuat babasıyla gelecekti. Ronya’nın dediğine göre, erken çıkmış Cemil abi, Fuat’ı almaya gitmişti. Hepimiz salonda oturmuş gelmelerini bekliyorduk. Selma’ya baktığımda Nazlı’nın onu esir aldığını gördüm. Nazlı iki gündür sürekli sorular soruyordu Selma’ya. Selma neye uğradığını şaşırıyordu. Burcundan tutmuş, yükselenine, hangi saatte doğduğunu, burcunun özelliklerini taşıyıp taşımadığını bile sormuştu…
Zeynep’e ne zaman baksam, bir şeyler düşündüğünü görüyordum. Nedense bu düşüncelerin Rızvan’la ilgili olduğunu seziyordum. Aralarında geçenleri tam bilmiyordum. Kimseye sormamıştım bu konuyu. Gerçi ayrıntıları bildiklerini de düşünmüyorum. Bu kırgınlık, soğukluk, yalnız mesajla olacak bir şey değil. Başka bir şey var. Ne yazık ki evdekiler anlamayacak kadar düşüncesiz. Bir ara bu konuyu Zeynep’in kendisiyle konuşmalıyım. Belki gerçek nedeni paylaşırsa rahatlar…
Ben bunları düşünürken kapı “pat” diye açıldı. Herkes kapıdan çıkan gürültüyle irkildi. İçeriye bir erkek çocuk girdi. Tahminimce Fuat’tı. Babası ve amcalarına çektiği belli oluyordu. Boyu şimdiden uzundu. Çocuk gülerek;
“Babaanne!” diyerek Sultan Hanım’ın yanına gitti. Hiç düşünmeden sarılıp öptü. Sultan Hanım da sıkıca sarıldı torununa. Özlediği her halinden belliydi. Sultan Hanım’dan sonra annesine sarıldı, başının üzerinden öptü. Bu çocuk şimdiden annesinin boyunu geçmişti.
Fuat’ın ardından Aziz’ler de salona girmişti. Fuat annesinden ayrılıp salona göz gezdirdi. Gözleri beni bulunca durdu. Benden gözlerini çekip annesine baktı.
Ronya gülümseyerek;
“Aziz amcanın eşi, Hilal yengen,” diye tanıttı beni. Fuat’a bakıp gülümsedim.
Fuat bana yaklaştı.
“Ben de Fuat, yenge. Gerçi ben seni tanıyorum,” dedi.
“Memnun oldum Fuat. Nereden tanıyorsun beni?” diye sordum.
Fuat;
“Dayımların evi sizin eve yakındı. Onlarda kalırken görürdüm bazen seni,” dedi, gülümseyerek.
Fuat’ın açıklamasına ben de gülümsedim.
“Maalesef ben tanımadım,” dedim.
Sefer Ağa;
“Geçelim sofraya. Orada konuşursunuz. Herkes acıktı.”
Herkes sofrada yerlerine oturdu. Fuat bu sefer Selma ve Derya’ya bakarak konuşmaya başladı.
“Selma abla, seni de tanıyorum ben,” dedi.
Selma;
“Dayınlarda sık sık kalmış olmalısın. Bizi unutmadığına göre,” dedi gülerek.
Ronya;
“Sorma Selma. Geçen sene bir dayı sevdası gelmişti ki, her hafta sonu onlardaydı. Bu sene, o sevdadan eser yok. Bir kere bile gitmedi,” dedi.
Derya su içtiği bardağı masaya koyup konuşmaya başladı.
“Onda ki dayı sevgisi değildi ki,” dedi gülerek. Derya’nın konuşmasıyla masaya sessizlik çöktü. Cemil ve Aziz birbirine bakmaya başladı.
Fuat;
“Sussana Derya,” dedi sinirle.
Derya güldü.
“Neden? Kimse bilmiyor mu neden dayınlarda kaldığını?” dedi.
Fuat;
“Der…” dedi. Sözünü tamamlamasına Rızvan izin vermedi.
“Derya’yı da mı tanıyorsun?” diye sordu.
Fuat’ın yerine Derya cevap verdi:
“Fuat sık sık evin yakınındaki parka gelirdi. Orada karşılaşmıştık,” dedi.
“Derya, sen parka gitmezsin ki kızım,” dedim.
Aziz ve Cemil abi aynı anda öksürmeye ve kızarmaya başladılar. Aziz’e su uzattım. Hemen alıp içti.
Derya;
“Birkaç kere arkadaşım Zehra’yla gitmiştim,” dedi.
Selma;
“Nasıl tanıştınız? Oyun arkadaşı falan mıydınız?” dedi.
Derya Fuat’a bakıp sırıttı. Fuat kızarmaya başladı.
“Hayır. Fuat arkadaşım Zehra’ya aşıktı. O zaman tanışmıştık,” dedi.
“Benim gözlerim yerinden çıkacak gibi açıldı,” diye düşündüm. Aziz derin bir nefes aldı. Cemil abi ise;
“Lan… Ne aşkı?” diye bağırdı.
Fırat;
“Bu sefer katılıyorum abi sana. Bu yaşta ne aşkı,” dedi.
Fuat;
“Aşık değildim,” dedi.
Derya;
“Tabii tabii… O yüzden Zehra sana abi deyince bir daha ortalarda gözükmedin,” dedi.
Cemil abi;
“Baba, duydun mu torunun marifetlerini? Yatılı okula göndereceğim ben bunu. Bunun yüzünden el aleme rezil olacağız. Daha yaşı ne ki, aşık olmuş. Kız peşinde koşmuş. Oğlum, çocuksun sen. Top peşinde koş,” diye sinirle söylendi.
Akşam yemeğimiz böyle geçti. Cemil abi sinirlendi. Sefer Ağa bıyık altından gülümseyerek baktı. Aziz derin nefes aldı. Bu nefesin kıskançlıktan olduğunu çok iyi biliyordum. Bir an Fuat’ın, dayılarına gitme sebebinin Derya olduğunu düşündü. Buna eminim. Çünkü bir an ben de öyle düşünmüştüm. Çok şükür olmadı. Derya 12 yaşında evet, ama ben de babasını bu yaşlardan sevmiştim. 15 yaşımda ise sevgimin karşılık bulduğunu öğrenmiştim. Biraz tehlikeli yaşlardı.
Odaya girdiğimizde hemen banyoya girdim. Uzun uzun duş aldım, vücut bakımlarımı yaptım. Üzerime şort pijamamı giyip banyodan çıktım. Aziz üstü çıplak şekilde yatakta yatıyordu. Gözleri kapalıydı. Yatağa girdiğimde beni kendine çekti. Hiçbir şey söylemedim, o da konuşmadı. Çok geçmeden uykunun kollarına kendimi bıraktım.
.