Hilal’den…
Kızım ve Selma, konakta çok güzel karşılandı. Sultan Hanım, kızımın sevdiği yemekleri sorup yaptırmıştı. Sofrada çeşit çeşit yemekler vardı. Beni en çok mutlu eden ise, Derya’nın sevdiği yemeğin yanına Sude’ninki de yaptırılmış olmasıydı. Şimdiden oluşabilecek tatsız kıskaçlıkları önlemeye çalışmaları oldukça hoş bir davranıştı. Bu benim için çok güzel bir şeydi. İki kızıma da eşit davranıyorlardı.
Derya ve Selma geldikten sonra herkesi gözlemledim. Beden dillerinden anlamaya çalıştım; gerçekten sevip sevmediklerini… Hepsi içten davranıyordu. İnsan 13 yıl sahte insanlarla yaşayınca anlıyor. Ayırt etmesi daha kolay oluyor: kim gerçek, kim sahte.
Kızlarımı odalarına bıraktım. Sude, Derya’nın odasında kaldı. Bunu Derya istemişti. Biraz daha konuşmak istiyormuş. İkisini de öpüp çıktım. Selma’ya da odasını gösterdim. Oda, Selma’nın çok beğendiği iki kişilik yataklı, büyük bir dolabı olan geniş bir odasıydı. Odasında televizyon ve koltuk bile vardı. Rahat edeceğinden eminim. Sultan Hanım, Selma’ya güzel bir oda hazırlatmıştı.
Bizim odamız henüz hazır değildi. Bir haftalık iş kalmıştı. Mobilyalardan yatak odası ve giyinme odasını seçmiştim. Diğerlerini Derya ve Sude ile seçecektim.
Odaya geldiğimde Aziz yatağa yatmıştı bile. Hiçbir şey yapmadan tavanı izliyordu. Kapı sesini duyunca bakışları bana döndü. Aziz’e ilk defa gülümsedim.
“Üzerimi değiştirip geliyorum,” dedim. Aziz şaşırmış bir yüzle bana bakmaya devam etti.
Şaşırmış olması normaldi. İlk defa içtenlikle gülümsemiştim. Bu gün Aziz’in; “Ben Aziz abin,” diye kendini tanıtması, benim için çok değerliydi. Gece boyunca da kızım ve Sude’ye eşit davranmıştı. Bu o kadar kıymetli ki…
Üzerimi değiştirip banyodan çıktım. Yine şortlu bir takım giymiştim. Makyaj masasında tarak alıp saçlarımı açtım ve taramaya başladım. Saçlarımı taradıktan sonra yüzüme nemlendirici sürdüm. Aynadan Aziz’e baktığımda, bana baktığını görüyordum. İşimi bitirip yatağa ilerledim. Yatağa girmemle, iki gündür olduğu gibi Aziz tarafından çekildim. Bu gün hiç itiraz etmedim. Bir adım da ben attım. İki gündür Aziz’in kollarında uyuyordum. Bu sefer ise yüzümü Aziz’e döndüm. Başımı göğüsüne yasladım. Başımı göğüsüne yaslamamla önce kasıldı, sonra rahatladığını hissettim. Aziz’in yüzüne bakmadan konuşmaya başladım.
“Teşekkür ederim,” dedim.
Aziz;
“Ne için?” dedi.
“Bu gün için,” dedim. Hiçbir şey söylemedi, sadece başımın üzerinden saçlarımdan öptü.
“İyi geceler,” diyerek bir az daha göğüsüne sığındım. Kolları ile sıkıca sardı beni. İtiraz etmedim… Edemedim. Kendimi güvende ve güçlü hissettim. Bu güven duygusuyla huzurla uyudum.
Selma’dan…
Sabah gözlerimi açtığımda her şey yabancıydı. Alışmak zaman alacaktı. Doğup büyüdüğüm evden sonra, ev dediğim bir yer olmamıştı. Her yerde misafir gibiydim. On yıl Beşir’le evli kaldım. Konakta hanım gibi yaşadım ama kendime “burası senin evin” diyemedim. Çünkü değildi. Ben bu hayatlarda misafirdim. Hilal’e bir hayat borçluyum. Onun mutluluğunu görmek istiyorum. Benim en zor anımda bana yol oldu. Arkadaştan öte, kardeş oldu. Hilal bazen beni evliliğe zorladığımı düşünüyor. Bunu çok iyi biliyorum. Tanıyorum onu. Onun düşüncesinin aksine beni zorlamadı, kurtardı. Beni yaşlı bir adamın karısı olmaktan, diri diri ölmekten kurtardı. Hilal’le hayatımı, nefes alışımı borçluyum. Bu yüzden Hilal’in sevdiğini, sevildiğini görmek isterim. Ondan sonra sıra bana gelecek. Buralardan gideceğim. Kendime tek kişilik bir hayat kuracağım… Ama şimdi önceliğim Hilal ve Derya. Onların mutluluğu, benim mutluluğum.
Düşüncelerime son verip yataktan kalktım. Yatak çok genişti. Düzenli yatdığım için diğer taraf hiç bozulmamıştı. Bavulumu gece, Hilal gitikten sonra yerleştirmiştim. Dolaptan koyu mavi, ip askısı olan, kalın askıları omuzdan düşen bir elbise çıkardım. Oldukça sade ve rahat bir elbiseydi. Banyoya girip duş aldım, vücut bakımlarımı yaptım. Banyodan çıkınca yeniden dolaba ilerledim. İç çamaşırlarımı çıkarmayı unutmuşum. Dolabın çamaşır koyduğum bölümünü açınca gözüm geceliklere kaydı. Fitnat cadısı yüzünden bir sürü seksi gecelik almıştım. Hatta bazıları fantezi bile sayılırdı. Hep görüp kudursun diye almıştım. Tabii ki hiç birini giymedim. Tüm kıyafetlerimi getirmiştim. Bunları niye atmadım bilmiyorum. Artık odada Beşir yoktu. Yalnızım. Bunları giymemde de bir sakınca yok. Artık geceleri pijamam bu geceliklerdi. Çamaşırlarımı alıp dolabı kapattım. Üzerimi giyindim. Saçlarımı kurutup dalgalı yaptım. Toplamadım. Odadan çıktığımda ilk işim Derya’nın yanına gitmek oldu. Buradaki en büyük görevim Derya’ydı.
Hilal’den…
Herkes kahvaltı masasındaydı. Derya benim yanımda oturmuştu. Derya’nın diğer yanında ise Selma. Aziz’in bir yanında Sude, bir yanımda ben vardım. Kızlarımız yanımızdaydı.
Her zaman olduğu gibi, konuşarak kahvaltı yapılıyordu. Selma ve Derya ara ara bana bakıyordu. Etrafı anlamaya çalışıyorlardı.
Sultan Hanım;
“Derya kızım… Odanı beğendin mi? Rahat uyudun mu?” diye sordu.
Derya, Sultan Hanım’a bakıp gülümsedi.
“Evet, çok beğendim. Teşekkür ederim. Çok güzel uyudum,” dedi.
Sultan Hanım da gülümsedi. Selma’ya dönünce;
“Sen kızım, beğendin mi odayı? Beğenmediğin bir şey varsa değiştirebiliriz,” dedi.
Selma, eliyle önüne gelen saçları kulağının arkasına aldı.
“Her şey çok güzel. Merak etmeyin, her şeyi çok beğendim,” dedi.
Sultan Hanım içten bir gülümsemeyle baktı. Kahvaltıya devam ediyorduk ki Rızvan’ın telefonu çaldı. Bütün bakışlar ona döndü. Rızvan telefonu açıp konuşmaya başladı. Karşı tarafı dinledi. Sonra Aziz’e ve Zahit’e baktı.
“Tamam, geliyoruz,” deyip kapattı.
Aziz;
“Ne oldu?” diye sordu.
Herkes dikkatle Rızvan’ı dinliyordu.
“Şirketten aradılar. Şantiyede bir kaza olmuş. Bir işçi ikinci kattan düşmüş. Hastanedeymiş,” dedi. Bunu der demez bütün erkekler ayaklandı.
Sefer Ağa;
“Hastaneye gidiyoruz,” dedi. Oğullarını da peşine takıp evden çıktılar. Biz ise ne diyeceğimizi bilemedik. İnşallah ciddi bir şeyi yoktur…
Tüm gün erkeklerden haber bekleyerek geçirdik. Neyse ki Rızvan arayıp haber vermişti. Düşen adam iyiydi, yani hayattaydı. Sadece bir kolu ve bir bacağı kırılmış. Alçıya almışlar. Birkaç gün hastanede kalacakmış. Neyse ki bundan kurtulmuştu. Hayati bir tehlikesi yok dedi. Bu habere hepimiz çok sevindik.
Aziz geldiğinde gergindi. Bunu yüzünden anlayabiliyordum. Odaya gittiğinde ben de peşinden gittim. Benim geldiğimi gördü ama bir şey söylemedi.
“Neyin var?” dedim.
“Hiçbir şeyim yok. Merak etme,” dedi.
“Gerginsin?” dedim.
Bana bakıp tek kaşını havaya kaldırdı.
“İyiyim. Merak etme,” dedi; beden dilinin aksine. Yanına yaklaştım. Başım Aziz’in boynuna geliyordu. Uyurken, yataktayken yaptığım şeyi yaptım. Daha doğrusu, Aziz’in bana yaptığı şeyi. Kollarımı Aziz’in vücuduna doladım. Bu bir ilkti. İlk defa Aziz’e sarıldım. Bir adım attım…