Bana alışman lazım

1035 Words
Gözümü açtığımda, uyuduğum şekilde uyanmıştım. Hâlâ Aziz’in kolları arasındaydım. Saate baktığımda 8 olduğunu gördüm. Bu saatte herkes uyanmış, kahvaltı masasında oluyor olmalıydı. Uyuyup kalmıştık. Hemen yataktan kalkmaya çalıştım ama başaramadım. Aziz beni kolu ve bacağıyla öyle sarmıştı ki kıpırdayamıyordum. "Aziz, bırak beni. Kalk, geç kaldık. Saat 8. Herkes uyanmıştır." dedim. Aziz, konuşmam bitince hemen uyandı. Kolunu, bacağını üzerimden çekti. Hemen yataktan kalktım. Hızlıca dolaptan krem rengi, sade uzun bir elbise aldım. Banyoda üzerimi değiştirip çıktım. Ben çıkınca Aziz de üzerini değiştirmek için banyoya girdi. Çok geçmeden Aziz de giyinmiş bir halde çıktı. Hiçbir şey konuşmadan odadan çıktık. Salona girdiğimizde herkes sofrada oturmuş, kahvaltıya başlamıştı. Herkese bakarak: "Günaydın. Kusura bakmayın, uyuyup kalmışız." dedim. Zeliha Hanım gülümseyerek: "Önemli değil kızım. Daha yeni oturduk. Geçin yerinize." dedi. Aziz çoktan sofraya oturmak için hareketlenmişti. Ben de hemen yanına gidip yerime oturdum. Kahvaltı bittikten sonra erkekler işe gitti. Sultan Hanım ve Zeliha Hanım bir işleri olduğunu söyleyerek odalarına çekilmişlerdi. Biz de her zamanki gibi salonda oturuyorduk. Saat artık öğlen saatleriydi. Telefonum çalmaya başlayınca arayana baktım. Aziz arıyordu. Aramayı cevapladım. "Aziz..." dedim, alo yerine. Aziz: "Hilal, Sude ile Derya’nın mobilyaları geliyor. Ben işten çıkamıyorum. Rızvan gelip yardımcı olacak size." dedi. "Tamam, anladım. Gelmesine gerek yok. Ben halledebilirim. Hem bir sürü koruma var. Bir şey olursa söyleriz, yardıma gelirler." dedim. Aziz: "Rızvan çıktı, geliyor. Bir şey olursa ararsın." deyip kapattı. Telefonu kulağımdan çekip derin bir nefes aldım. Kızların yanında konuştuğum için merakla bana bakıyorlardı. "Sude ile Derya’nın mobilyaları geliyor." diye açıklama yaptım. Sude’ye dönerek: "Gidip bakalım, paketlemeyi unuttuğun bir eşyan kaldı mı?" dedim. Sude gülümseyerek: "Olur, gidelim." dedi. Beraber salondan çıktık. Üçüncü katta Sude’nin odasına geldik. Sude dolaplarının içini tek tek kontrol etti. Her şeyini paketlemiştik. Unuttuğu bir şey yoktu. Sadece yatağının nevresimlerini topladık. Her şey hazırdı. Gelip mobilyayı söküp yenisini kuracaklardı. "Sude, Derya ile Selma iki gün sonra gelecekler." dedim. Sude gülümseyerek: "Derya ile tanışmak için sabırsızlanıyorum." dedi. Tüm içtenliğimle gülümsedim. Ben de sabırsızlanıyorum. Hem kızımın bir an önce yanımda olması için hem de nasıl karşılayacağını merak ettiğim için. Sude’yle biraz daha konuştuk. Rızvan gelip ustaların geldiğini söyledi. Odadan çıkıp salona döndük. Zahit Mahsaroğlu "Cavit Bey’i hemen çağırın, gelsin!" diye bağırdım. İşlerin aksaması en nefret ettiğim şey. Cavit Bey, şirketimizdeki mimarlardan biri. Sekreterim Ahu, bugün sunulacak projenin henüz teslim edilmediğini söyledi. Projeyi teslim etmesi gereken kişi ise Cavit Bey’di. Toplantının başlamasına bir saatten az bir zaman vardı. Az bir zaman kalmasına rağmen proje teslim edilmemişti. Güne başlar başlamaz dosya önümde olmalıydı. Kapı iki kere tıklatılıp açıldı. Cavit Bey odaya girip yanıma geldi. "Proje nerede?" dedim sertçe. Cavit Bey: "Projede bazı aksaklıklar oldu. Halletmeye çalışıyoruz." dedi. Tek kaşım havalandı. "Neyi halletmeye çalışıyorsunuz? Yarım saate sunum var!" diye bağırdım. Cavit Bey dik duruşunu bozmamaya çalışıyordu. "Hemen hallolacak. Merak etmeyin." dedi. Gülerek: "Eğer bugün o dosyayı sunmayacaksan benim seni kovmamı bekleme. Kendin istifanı ver." dedim. Başka bir şey söylemesine fırsat vermeden: "Çıkabilirsin." dedim. Cavit Bey, kireç gibi bir yüzle odadan çıktı. Bu Cavit Bey’in ilk hatası değildi ki affedelim. Beş sunum yapıyorsa ikisi hatalıydı. O yüzden en iyisi yolları ayırmaktı. Aziz Abi’yi aradım. Çıkan sorunu bildirdim. Kendisinin halledeceğini söyledi. İki Saat Sonra Toplantıyı bir şekilde atlatmıştık. Aziz Abi, Cavit Bey’le ciddi bir konuşma yapmıştı. Sonuç olarak Cavit Bey istifa edeceğini söylemişti. Bizim bu tempoya yetişemiyormuş. Sanki adamı yirmi dört saat çalıştırıyoruz. Her şirket nasıl çalışıyorsa biz de o şekilde çalışıyorduk. Cavit Bey istifa ettiği için yeni bir mimar alacaktık. Aziz: "İş için başvuran mimarlardan en iyi CV’si olanı hemen işe alın." dedi. Yarım saat önce personel müdürü aradı. CV’si en iyi mimarın dosyasını bana yolladı. Kendisi aranıp işe alındığı bildirilmişti. Bir saate görüşmeye gelecekti. CV’ye baktığımda: Büşra Gezin. Otuz yaşında. İşinde oldukça başarılı biri. Yer aldığı projeler, çalıştığı şirketler oldukça iyiydi. Güçlü referansları vardı. Bizim şirkete de iki hafta önce başvurmuştu. CV’si Cavit’ten daha iyi görünüyordu. Cavit gibi sorunlu bir çalışan olmasın, gerisi hal olurdu. Hilal’den Sude’nin odasındaki işlerimizi bitirmiştik. Her şey istediğimiz gibiydi. Odası çok güzel olmuştu. Derya’mın odasını da kurmuşlardı. Oda düzenlemesini yarın Sude ile yapacaktık. Biz odada işlerimizi bitirene kadar akşam olmuştu. Yemeklerimizi yemiştik. Uyumak için odamıza gelmiştik. Aziz odaya girer girmez direkt banyoya girmişti. Aziz banyodan çıkmadan hemen pijamalarımı giydim. Aziz çıkınca bana bakarak konuşmaya başladı. Aziz: "Hilal, konuşmamız lazım." dedi tok bir sesle. Yüzümü Aziz’e dönerek: "Olur... Konuşalım." dedim. Aziz odadaki tekli koltuğa oturdu. Banyoda üzerini değiştirmişti. Siyah tişört, siyah eşofman altı giymişti. Esmer teninin üzerine yakışan bir renkti. Aziz: "Hilal, lafı fazla uzatmayacağım. Evleneli bir hafta bile olmadı ama biz şimdiden kanlı bıçaklı gibiyiz. Hiç konuşmuyoruz. Konuştuğumuz zaman da ancak yatakta; o da benim horultum ya da kolum, bacağım. Başka bir konu hakkında hiç konuşmuyoruz. İlk gecemizde bir anlaşma yaptık. Birbirimizi tanıyacaktık. Birbirimizi tanımak için konuşmamız gerek. Ama sen konuşmuyorsun. Kaçıyorsun. Bu da beni rahatsız ediyor." dedi. Haklıydı. Bazı şeylerden kaçıyordum. O yüzden konuşmak, tanımak için çaba sarf etmiyordum. Aziz’den başka herkesi tanımaya başlamıştım ama Aziz’i tanımaktan kaçıyordum. Aziz’i tanımak, bu evliliğin gerçek olması demekti. O yüzden kaçıyordum. Derin bir nefes alarak konuşmaya başladım. "Haklısın... Hiç konuşmuyoruz. Birbirimizi tanımıyoruz. Seni tanımam için senden süre istedim. Sen de verdin. Bu anlayış benim için çok kıymetli. Seni tanımak için elimden geleni yapacağım. Senden kaçmayacağım. Sana alışmaya, tanımaya çalışacağım." dedim gözlerine bakarak. Aziz dikkatle bana bakıyordu. Bir şey söylemeden ayağa kalktı. Yanıma yaklaştı. Oturduğum yataktan ayağa kalktım. Aziz’in karşısında duruyordum. Boyum kısa olmasa da Aziz’in yanında kısaydım. Başım Aziz’in boynuna geliyordu. Aziz’e bakmak için başımı kaldırdım. Hâlâ dikkatle bana bakıyordu. Aziz: "Benden kaçma, korkma. Beni tanı. Ben senin kocanım." dedi. Biraz daha yaklaşıp saçlarımın üzerinden öptü. Nefesini saçlarımda hissettiğimde nefesimi tuttum. Geri çekildiğinde: "Bana alışman için ilk adım. Bu ilk adımdı. Son da olmayacak. Alış..." deyip yatağa geçti. Birkaç saniye kendime gelmek için bekledim. En sonunda ben de yerimde kıpırdadım. Yatağa yattığımda Aziz beni kolumdan tutup kendine çekti. "Bu da ikinci adım. Her gün kollarımda uyuyacaksın." dedi. "Kollarında uyuyacağım..." diye tekrarladım. "Evet. Kollarımda uyuyup kollarımda uyanacaksın. Bensiz bu yataktan kalkmayacaksın. Ben sensiz, sen bensiz bu odadan çıkmayacaksın." dedi. Bir şey söylemeden sessizce onayladım. Aziz’le ilişkim yeni bir boyut kazanmıştı. Aziz Mahsaroğlu benim kocam. Artık bunu kabul etmiştim. Şimdi ise kocamı tanıma zamanıydı. Bundan sonra bütün çabam Aziz’i tanımak ve sevmek için olacak. Ailemizin mutluluğu için bunu yapmalıyım. Belki de bu şekilde her şey çok güzel olacak... Denemek lazım... Tanımak, sevmek lazım...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD