Barlas Küfeciler'in kucağında arabaya doğru gittiğimi tahmin ederken bir sonraki hamlemi düşünüyordum. Bu adamı bir şekilde kendime bağlamalıydım ya da benimle iletişimde kalmasını sağlamalıydım.
"Barlas Bey," dedi bir ses çok tanıdık geliyordu "Sanırım bu ondan düştü."
Evet, işte böyle. O kolyeyi al cebine koy ve bana vermeyi unut. Böylece ikinci kez iletişime geçelim.
"Tamam, teşekkürler."
Kolyeyi aldı mı aldıysa ne yaptı anlayamadım, sanırım kucağında sık sık kadın taşıyordu. Bu kadar profesyonel olmasının başka anlamı olamazdı.
Beni dikkatli bir şekilde yolcu koltuğuna yerleştirdiğinde iki yanıma düşen ellerimle hafifçe kontrol ettim, sürücünün yanındaki yolcu koltuğundaydım.
Hafif bir oflamayla emniyet kemerimi takmak için uzandığın hissettiğimde sıcaklığı yüzüme çarptı ve kokusu çok garipti...Bu koku nasıl tarif edilebilirdi ki?
Ne kadar yaklaşırsan o kadar karmaşıklaşıyordu; önce sert, sonra beklenmedik bir sıcaklık.
Bir insan değil de bir mevsim gibi kokuyordu hatta
sonbahar gibiydi…Soğuk ama içinde güneş kalmış sonbahar. Ağaçların kurumuş yapraklarından gelen o temiz koku gibi. Garipti. Tarifi yoktu. Sadece...Barlas Küfeciler, soğuk görünse de sıcak kokuyordu.
Emniyet kemerini nihayet taktığında geri çekildi, sıcağı yok olsa bile kokusu bir süre daha benimle kaldı. Başımı onun tarafına çevirerek hafif kısık gözlerle arabaya inmesini izledim ardından gözlerimi sıkıca kapattım. Tek dileğim anneme rol yaptığımda ki gibi titrememesiysi.
Göz kapaklarım ağırdı ama bilincim açık, planım hâlâ yerindeydi. Arabada ilerliyorduk, şehir ışıkları cama vurdukça Barlas Küfeciler’in profili belli oluyordu.
Direksiyonu sıkı tutan elleri, her hareketinde sinirle kasılıyordu. İnsanlara hayır, kadınlara karşı ne kadar mesafeli biri olabilirdi ki? Gözlerimi belli etmeden açıp onun hareketlerini izlemek beynimi ağrıtıyordu.
Biraz alkol kokusu, biraz tebessüm, biraz temas...Çoğu erkek yumuşardı. Özellikle de kırmızı bir elbise ve seninle bir şeyler yapmaya hazır olan kadın geri çevrilmeyecek türdendi. Ama bu onun için geçerli değil gibi. Bu adamın etrafında bir duvar vardı kalın, soğuk ve dikkatlice örülmüş. İçine girmem için şehvetten daha fazlası lazımdı. Belki fedakarlık? İçten bir sevgi gösterisi? Ya da bir bebek?
“Beni...Nereye götürüyorsun?” dedim sesimi olabildiğince yumuşatarak. Kafamın güzel olduğunu bilmek ve sevişmeye müsait bir otel odası belki de onun gerçek yüzünü ortaya çıkarırdı.
O bana kısa bir bakış attı sonra tekrar yola döndü.
“Bir otele gidiyoruz. Evini tarif edebilirsen evine de bırakırım."
Güzel. Tam da istediğim gibi. Eve gidemeyecek kadar sarhoş bir kadın ve görünür de iyi niyetli bir adam. Genelde bu hikayenin sonu belliydi.
“Evim mi? Evimi..." dedim kısık sesle “Hatırlamıyorum. Zaten benim bir evim yok ki."
Bu yüzden sen bana lazımsın, olmayan evimi yeniden inşaa edebilmem için. Sen bana lazımsın Küfeciler.
Bir an sessizlik oldu. Motor sesine eklenen yağmur otomatik olarak üşümeme sebep olurken tüylerim ürperdi. Sonra hiç beklemediğim anda derin sesiyle konuşarak gözlerimi aralamama sebep oldu.
"Evim yok derken neyi kast ediyorsun?"
"Söylediğim şeyi evimin olmamasını...Senin evin var mı?"
Bıkkın bir nefes verdikten sonra kırmızı ışıkta durduk ve dışarıya baktı. Üzerine kırmızı ışık düşerken benim bile aklımdan tuhaf şeyler geçiyordu o nasıl aynı hissetmezdi anlamıyordum. Sevdiği bir kadın mı...Ah öyle bir şey olursa hiç iyi olmazdı. Bir erkek için hemcinsimle yarışmak istemezdim.
"Anladım, boş felsefeler. Ailem yoksa evimde yoktur falan değil mi?"
Alaylı konuşmasını beni bir anda öfkelendirse de planımın sonundaki zafer bana göz kırptı ve dudaklarım kendine hakim olmayı başardı. Onun için aile kavramı önemsiz olabilirdi ama bazı insanlar için oldukça önemliydi.
"Boş felsefe mi? Ailen seni hiç sevmedi sanırım." dedikten sonra midem bulanmış gibi ellerimi dudaklarıma kapattım ve oturduğum koltukta biraz kıvrandım.
"Sakın arabaya kusayım deme seni hiç düşünmeden yolun kenarına bırakırım."
Gülümsedim. Gözlerimi kapatıp, başımı koltuğa yasladım.
“Beni böyle bırakıp gideceksin yani?”
“Evet."
Kısacık bir cevap. Adam, kelimelerden tasarruf eden biriydi belli ki.
“Teşekkür ederim o zaman...Bu bilgiyi verdiğin için. Kusmamaya çalışacağım.” dedim, dudaklarımın kenarına belli belirsiz bir gülümseme yerleştirip.
“İyi olur.” dedi sadece.
Bu bir meydan okumaydı. Zor olanı severdim. Sadece o zorun bir tık üstüydü ama çekici olmasının sebebi de buydu.
Otelin önüne geldiğimizde başımı dik tutmakta zorlandım, rolümü o kadar iyi oynuyordum ki, neredeyse kendim bile inanacaktım sarhoş olduğuma.
Kendi tarafından inip arabanın önüne dolanırken boğazımı temizleyip hazırlandım. Kapıyı açtığında şiddetli yağan yağmurun yüzüme çarptmasıyla istemsizce ürperdim.
"Çok soğuk."
"Evet, bir daha ki sefere hava şartlarına uygun giyin."
Odun herif, en azından nezaketen ceketini veremez miydi? Hem bu kadar kaba olup hem de beni otele getirmek gibi bir zahmete neden giriyordu anlamış değildim.
Omzuma kolunu dolarken kasları sertti, o soğukluk içinde bile kontrolü elinden bırakmıyordu.
Otelin lobisine girdiğimizde birkaç bakış üzerimize döndü ama o kimseyle ilgilenmedi. Kartı aldı, tek kelime etmeden asansöre yöneldi. Ben de başımı onun koluna yasladım.
“Beni neden orada bırakıp gitmedin?” dedim sessizce.
“Çünkü kimsenin savunmasız bir kadından faydalanmasını istemem.”
Ne kadar da centilmen ama. Kimsenin faydalanmasını istemez ama kendisi faydalanır sanırım.
“Vicdanlısın biri misin yani?”
“Hayır arada sırada duyarlıyım diyelim."
Asansör kapısı açıldığında yüzüne baktım. Soğuk, donuk ama garip şekilde çekici. Yorgun bir gülümsemeyle mırıldandım.
“Senin gibi adamların duyarlı olması biz kadınlar için tehlikeli. Kendimizi tutmakta zorlanıyoruz çünkü..."
Hiçbir şey söylemedi, ona yürümekten öte olan koşmalarım umurunda değil gibiydi. Acaba yönelimi falan mı farklıydı?
Odaya girer girmez ayaklarımın altındaki halı biraz kaydı. Tam dengesizliğin dozunu ayarlamıştım ki, gerçekten ayağım takıldı. Oysa ki amacım düşüyor gibi yapmaktı ama şimdi gerçekten düşüyordum.
“Ah!”
Bir anda kolundan tuttum, o da refleksle bana uzandı. Ve sonra…İkimiz de yatağa kapaklandık. Beklediğimden daha sert bir düşüş olmuştu.
Barlas’ın göğsü bir duvara çarpmış gibi hissettirdi. Onun kalbinden mi yoksa benimkinden mi geldiğine emin olamadığım gürültülü nabız sesi aramızda yankılandı.
Yüzüme baktı. Çok yakındı. O kadar yakındı ki yanaklarındaki ufak gözeneklerden çıkan sakallarını net bir şekilde görebiliyordum. Ve kokusu her yanımı sarmıştı. Tuhaf bir sessizlik vardı aramızda.
“Sanırım kader aramızda bir bağ örmek istiyor.” dedim alçak bir sesle, nefesim ona teninde süzüldüğünü biliyordum.
“Sanmıyorum. Sadece kafan güzel." dedi yüzünde en ufak bir kıpırdanma olmadan.
Geri çekileceğini hissettiğimde ona müsaade etmemek için yakasına yapıştım ve artık tamamen açık olan gözlerimi gözlerine sabitledim.
"Benimle birlikte olamaz mısın? Söz veriyorum sonrasında peşine düşmeyeceğim. Seni hiçbir şekilde rahatsız etmeyeceğim."
"Sen deli falan mısın?"
"Evet sana deliyim. Anlaşılmıyor mu? Kimseyle birlikte olmadım, yemin ederim. Tek istediğim sensin."
Pekâlâ sanırım fazla hızlı ilerledim çünkü söylediklerim onu oldukça rahatsız etti. Onun gibi bir erkeğe böyle şeylerin sökmeyeceği belliydi ama elimdeki seçenekler git gide tükeniyordu.
"Bak,sarhoş olduğun için ne yaptığını bilmiyorsun. Kendine geldiğinde utanacağın şeyler yapmamaya çalış."
"Seninle birlikte olmaktan neden utanayım ki?"
"Beni tanımıyorsun çünkü."
İlk kez çizgisini bozarak üzerime eğilip, ağırlığını bana verdiğinde sertçe yutkundum. Sadece planıma sadık kalmalıydım ama arzu baş kaldırmıştı içimde. Normalde o kadar ileri gitmek gibi bir düşüncem yoktu ama şimdi onu bana yakın tutacak her şeyi yapmaya hazırdım.
"Nereden biliyorsun? Tanımadığımı?"
Soğuk ifadesi ile yakınlığımızı mesafeye çevirdi ve elini bana uzattı, yattığım yerden nazikçe kaldırdı. O kadar kontrollüydü ki neredeyse erkek değil gibiydi. Hâlâ karşı mı koyuyordu cidden? Bilgilerinde eksik mi vardı? Ya sevdiği birisi vardı ya da erkeklerden hoşlanıyordu.
Yatağın kenarına oturmamı sağladı sonra üzerime otel battaniyesini örttü.
“Artık saçma sapan şeyler yapacak kadar sarhoşsun. Dinlen.”
Gitmeye hazırlandığında ona baktım.
"En azından elbisemi çıkarmama yardım edemez misin?” dedim gözlerimi gözlerinden kaçırmadan.
"Elbisen tek başına çıkarmana gayet müsait."
"Ama senin çıkarman daha kolay? Bu ufak yardımı yapamaz mısın gitmeden?"
“Beni kandırmaya çalışıyorsun. Amacın beni baştan çıkarmak mı? Tüm çaban bunun için mi?" dediğinde benden iğreniyor gibi konuşmasında takılmadım. Şansımı zorlamıştım evet ve pişman değildim.
“Efendim? Anlamadım."
“Bakışların. Cümlelerin. Giyimin ve hareketlerin. Hepsi dikkatle seçilmiş.”
Sonra biraz durdu, gözleri yumuşadı. Aklından ne geçmişti bilmiyordum.
“Ama neye ulaşmak istediğini bilmiyorum. Ve bu hiç ilgimi çekmiyor. Bunu senden kim istediyse yanlış yapıyor."
Arkasını döndüğünde ayağa fırladım ve sesim beklediğimden biraz yüksek çıktı.
"Bekle!"
"Yine ne var?"
"Beni yanlış anladın. Ben kimseye çalışmıyorum ya da zengin adamların peşinde olan kanca takmaya çalışan bir kız değilim."
“Umarım öyledir. Şimdi, gitmem gerekiyor."
"Lütfen," dedim son kozumu oynayarak "İstersen üzerimi ara, istersen telefonumu karıştır. Ben sadece yalnızlığımla baş edemiyorum. Ailemi yeni kaybettim ve ne yapacağımı bilmiyorum. Tek istediğim her şeyi unutmak, söz veriyorum bir daha karşına çıkmam."
"Bir erkekle yaşayacağın cinsellik mi acını iyileştirecek? Buna mı inanıyorsun yani?" dediğinde dünyanın en saçma şeyinden bahseder gibi alay doluydu bakışları.
Ah...O gerçekten sıradan değildi. Kendimi acındıramıyordum, baştan çıkaramıyordum tam olarak ne yapmam gerekiyordu? Ona bir adım daha yaklaşmak için ne yapmam gerekiyordu.
"Lütfen..." diye mırıldandıktan sonra eksik bilgi var mı diye kontrol etmek adına şovumu yaptım. Dehşete kapılmış gibi ellerimi ağzıma kapattım.
"Ay yoksa sevgilin ya da sevdiğin birisi mi vardı? Özür dilerim, ben hadsizlik ettim. Herkesi kendim gibi yalnız sanan bir aptalım."
Bakışlarını yere indirdi, benden hiç hoşlanmamıştı. Biraz bile. Ve şimdiden bana olan tahammülü bitmişti. İlk kez böylesine aşağılanmış hissediyordum. Halbuki kendimi bu konularda başarılı sanıyordum.
"En azından bir konuda hemfikiriz. Aptal olman."
Arkasını dönüp başka bir şey demeden odadan çıktığında kapı kapandı. O az önce bana aptal mı demişti? İlk ben demiştim evet ama bana katılmasını falan beklediğimden değildi.
Ah!
Otel odasına dek planım işe yaramıştı. Sanırım uyuyor taklidi yaparken anne baba diye sayıklasam ya da ağlasam daha çok ilgisini çekerdi. Dışarıdan bakılınca baştan çıkarılmaya müsait gibi dursa da korumacı biriydi. En azından yaptığım hiçbir şeyin sonuç vermemesi bu sonucu çıkarmama sebep olmuştu.
Yani korunmaya ihtiyacım olması onu etkiler gibi görünüyordu. Ben ve korunmaya ihtiyacımın olması ha? Demek barda etkilendiği şey buydu, kendini güçlü hissetmiş olmalıydı.
Kendimi yatağa bıraktım.
Yorganı burnuma kadar çektim, tavanı izlerken son anda başarısız olan planımı düşündüm. Yeterince araştırmamış olmalıydım.
Tamam Barlas Küfeciler, soğukkanlısın, mesafelisin ve çelik gibi bir iraden var.
Ama her çelik yeterince ateş olduğunda mutlaka erir.
Kolyemin hâlâ cebinde olduğunu biliyorum ve bu hikâye bitmedi. Yeni başlıyor.
Sana sahip olana dek durmayacağım.