Bölüm 8

2343 Words
"Bak şuradaki mağaza yeni açılmış oraya gidelim." Buse önümde hızlı yürürken ben arkada sürünüyordum. Hafta içi ona soğuk davrandığım ve biraz bu soğuklukları kıralım diye hafta sonu bir şeyler yapma kararı almıştık. Anonim beni ikna etmişti Buse konusunda. Bende ne bileyim kafede oturur,yemek yer,geri eve döneriz diye tahmin ediyordum ama tahminlerim çıkmadı. Yaklaşık 3 saattir o mağaza senin, bu mağaza benim geziyorduk. Bende enerji diye bir şey kalmadı zaten. "Buse Allah aşkına dur artık. Enerjimin sömürüldüğünü hissediyorum." Buse hızla bana döndü. Bende elimdeki poşetleri yere koydum ve ona bakarak dinlenmeye başladım. Bir de bütün poşetleri bana taşıtıyordu vicdansız. "Ama o mağaza çok güzel." Derin bir nefes verdim. Başım da ağrımaya başlamıştı zaten. Fazla bile katlanmıştım aslında. "Sen gir ben seni kapının önünde bekleyeyim." Kararsız bir şekilde bana baktı. Sonra kafasıyla onaylayarak hızla mağazaya daldı. Bende duvara gidip yaslandım. Sonrada olduğum yere oturdum. Bir süre bekledikten sonra tavana baktım ve avizelerin etrafındaki lambaları saymaya başladım. Etraftaki insanlar çok tuhaf bir şey yapıyormuşum gibi bana bakıyordu. Ne yani daha önce tavandaki lambaları sayan birini hiç mi görmediniz? "Allah'tan yardım bekleyen kız." Sesin geldiği yöne çevirdim kafamı. Yüzünde kocaman sırıtışla Sezgin bana yaklaşıyordu. Bende diyorum hayatım tam. İlla hayatımda bir fazlalık olacak. Hoşgelmedin fazlalık Sezgin! "Naber?" Göz devirdim ama görmemiştir muhtemelen. "Seni gördüm daha kötü oldum." Yüzündeki sırıtış daha fazla büyüdü. Yok ben buna küfür etsem de bu iltifat olarak algılıyor. "Yine günündesin. Bu hafta hiç görüşemedik resmen." Keşke hafta sonu da görüşmeseydik. "Ne işin var burada?" Yukardan bana bakmasından rahatsız olduğum için ayağa kalktım. Gerçi hala yukardan bakıyor ama neyse. "Evden kaçtım." Evden kaçtı? Evden? Kaçtı? Sezgin? Anonim? " Niye kaçtın? Normal çıkamıyor musun?" Gülümsemesi daha çok yayıldı. Allah'ım bir insanın gülümsemesi bile mi sinir bozucu olur!? "Ailem beni rahat bırakmıyor. Mecbur bende evde sıkılıyorum ve kaçıyorum." Niye içimde kötü bir his oluştu lan!? Çünkü anonimi bile Sezginden daha çok seviyorum ve anonim Sezgin gibi duruyor. "Sinem!" Buse'nin sesi gelince ona döndüm. Yüzündeki sorgulayıcı ifade tabii ki de vardı. "Ben gideyim artık. İyi eğlenceler." Eğlencemin içine sıçtın. Şimdi ben bu şüpheyle nasıl duracağım!? Sezgin gözden kaybolurken Buse çoktan yanıma gelmişti. Abartma Sinem belki de tesadüftür. "Sen Sezgin'le mi konuştun? Yoksa bana mı öyle geldi?" Tabii alışkın değiller Sezgin'e sövmem dışında konuştuğuma. " O kendi kendine konuştu bende eşlik ettim Buse. Neyse gel her şeyi sana anlatacağım ama bana yemek ısmarlayacaksın." Buse'nin gözleri hemen parıldadı tabii. Kıza en pahalı yemeği bile ısmarlatsam umursamazdı kız. Kredi kartı vardı çünkü. Buse benden büyüktü. O 18 , ben 17 . Bir yıl hazırlık okumuştuk hepimiz. Buse ise bir yıl sınıfta kalmıştı. Yaşar'da benden büyüktü. O babası vefat ettiği sene okula gelmemişti bu yüzden o da bir sene kalmıştı sınıfta. Buse'nin babasıyla annesi ayrı olduğu için babası Buse'nin her ay kartına para yatırıyordu. Bu yüzden Buse istediği çoğu şeyi alıyordu. "Hamburger mı alacaksın?" Kafamı olumsuz anlamda salladım. "İskenderrr!" Tek kaşını kaldırdı. Bir ben yapamıyorum ya hepiniz kaşınızı kaldırıp durun. Masalardan birine oturduk ve yemeğin gelmesini bekledik. Çok acıkmıştım. İskender geldiğinde hızla yemeğe başladım. "Anlat hadi! Sezgin'i sevmeye mi başladın yoksa!?" Yemek boğazıma kaçtı ve öksürmeye başladım. Allah yazdıysa bozsun! "Tamam kızım. Bu kadar korktuğunu bilseydim sormazdım." Ayrandan bir yudum aldım. "Bak şimdi bir anonim-" Lafımı bitiremeden ceketimin şapkasıyla birisi kafamı kapattı ve bastırmaya başladı. "Eee... Kankalar naber!?" Bu ses Sinan'ın sesiydi. Elimi arkama sallamaya başladım. "Sudan çıkmış balık gibi çırpınıp durma." Ahmet'in sesi kulağımı doldurdu. Bu ikisi varsa kesin Yaşar da var. "Lan gebercem çekin şu eli!" Hepsi kahkaha atmaya başladı. Lan ben gebercem diyorum bunlar gülüyor. Ne kadar vefalı kankalarım var. "Sinem bir şartla seni bırakırız." Oğuzhan!? Senin burada ne işin var. "Bizi evine yemeğe çağır. Acıktık. " Doğukan!? Lan kaç kişi bunlar. "Ne yemeği lan!? Kaç kişisiniz bu arada!?" Bir sürü sandalye çekildi. Ama hala üstümdeki hayvan beni bırakmamıştı. Resmen ahtapot gibi sarmıştı. "Allah ne verdiyse onu yiyeceğiz işte." Polat da var. Üstümdeki hayvan ya Yaşar ya kahve o zaman. "Şu üstümdeki ayıyı bir alın. Boynum kopacak şimdi!" Kimse beni duymamış gibiydi. Arkadaşlığımızı gözden geçirme vakti geldi. "Sizin eve yemeğe gidecek miyiz?" Yaşar! Lan ben seni o kadar koruyayım, sen gel bana ihanet et. Vefasız kanka! Yaşar'ın sesi de yanımdan geldiğine göre üstümdeki Kahve. "Lan Alp çekil lan! Boynum acıdı! Alp!" Daha çok bastırmaya başladı. Diğerleri ise daha çok gülmeye başladılar. Psikopat manyaklar. Acı çekmemden keyif alıyorlar. "Canım abim Alp, çekil şuradan! Boğulacağım!" Daha sıkmaya başladı sanki? Bu da bütün gücünü bende deniyor sanırım. "Kahve!" Sıkışını biraz gevşetti ve nefes alabildim. Çok şükür. "Babama sorduktan sonra gelin yemeğe." Ceketimin şapkası sündü be. "Söz mü?" Kahve var ya sana bunu çok pis ödeteceğim. "Söz! Kahve, çekil artık!" En sonunda kahve üstümden pardon elini şapkamdan çekti. Hızla şapkamı açtım. Hepsi pis pis sırıtıyordu. Saçlarım elektrik çarpmış gibi dikeldiğini hissediyordum. Arkamda hâla duran kahveye döndüm ve sinirli bakmaya çalıştım. Gülümsemesi kahkahaya döndü. Lan! Ayağı kalktım ve hızla Kahve'nin üstüne atladım. Kahve, benim atağımı görünce koşmaya başladı. Bende yakalamaya çalıştım. Alışveriş merkezindeki insanlar bize uzaylı gibi bakmalarını saymıyorum bile. Sanırım aynı lamba sayan birini ilk defa gördükleri gibi koşan birine de ilk defa tanık oluyordu. Yahu ne cahil insanlar var. En sonunda pes ettim ve yarım kalan iskenderimi yemek için geri döndüm. Bili bakalım tabakta ne kalmamış? İskender! "Lan benim yemeğimden ne istediniz!?" Ağlayacağım yeminlen. Yemeğim... Güzel yemeğim... Canım iskenderim gitmiş. "Sen doymuşsundur diye düşündük." Ben ve doymak. Yalanı iyi söyleyin bari. Bir şey demeden cebimden telefonu aldım ve babamı aradım. Babam telefonunu açınca onlara arkamı döndüm ve yavaşça yürümeye başladım. "Babacığım! Canım babam! Babaların en iyisi! Senden bir şey isteyebilir miyim?" Yağcılık... "Zaten isteyeceksin geveleme lafı." Baba bazen beni bu kadar iyi tanıman korkutuyor. "Arkadaşlarım bizim evde yemek yemek istiyorlarmış da bize gelebilirler mi?" Derin bir nefes verdiğini duydum. "Zaten izin istemeden gelmiyorlar mı her seferinde? Niye şimdi istiyorsunuz izin?" Derin bir nefes aldım. Etraf zaten kalabalıktı ve babamı anlamak için çaba sarfediyordum. "Bu sefer onlara ek 4 arkadaş daha gelecek ondan." Babam öksürmeye başladı. Yani benimle birlikte 9 kişi tutuyor. Ben olsam bende öksürürüm. "Kızım senin ne zaman 4 tane daha arkadaşın oldu? Gelsinler tabii de kaçı erkek? Şimdi fazla alayım alacağımı." Baba ben onlardan daha çok yiyorum ama sen bilmiyorsun. "7 tanesi baba." Lütfen bağırma. "Bende bir an kız arkadaş buldun diye sevinmiştim. Nerde o günler!?" Gömüyor sanırım beni. Yada övüyor mu? Anlamadım. "Gelsinler. O zaman ben ablanlara haber ederim. emek yapsınlar yada bir şeyler sipariş versinler. Ben anca yetişirim akşama. Yada geçte gelebilirim. Belli olmaz. " Ama nasıl kralsın sen be!? Valla ben olsam kabul etmezdim. Zarara gireriz diye. "Tamamdır. Sağol baba. Kolay gelsin." Telefonu kapattım ve cebime geri koydum. Masaya geri döndüğümde Kahve benden olabildiğince uzağa oturmuştu. Yanıma otursaydı döveceğimi biliyor tabii. "Tamam. Bizim eve gelebilirsiniz." Hepsi bir anda ayağa kalktı. Buse hesabı ödemeye giderken bizde yavaş yavaş yürümeye başladık. Yaşar kolunu omzuma attı. Dirseğimi karnına geçirdim. Ben onun yanında olurken o benim zor anımda utanmadan gülsün. Pislik! "Hemen mi gideceğiz?" Ahmet'in sorusuyla durduk. Buse de bu sayede bize yetişti. "Saat kaç?" Polat saatine baktı. "17. 15" Daha sabah mı? O kadar alışveriş merkezinde dolaşmıştık oysaki. Neden bu kadar erken? "Eve yürüyerek gidelim. Anca gideriz zaten. Yavaş yavaş." Buse'nin fikrine herkes katıldı. Evle alışveriş merkezinin arası 5 km. Biz anca 7 de evde oluruz. "O zaman tempo!" Sinan ellerini birbirine vurdu ve yerinde zıpladı. Bebek gibi gözüküyor. Şebek diyorum arada ona. Çünkü şebek... "Ben hiç uğraşamam. Yürüyün işte yavaş yavaş." Bu mantıklı cümle tabii ki de benden çıkmıştı. Hiç kimse konuşmadan alışveriş merkezinden çıktık. Yaşar yine kolunu omzuma atınca bu sefer bir şey yapmadım. Biraz daha sessiz sessiz yürüdük. En sonunda Buse bu sessizliği bozdu. Yani 9 kişilik gruptan çıt çıkmaması rahatsız ediciydi bana göre. "Hadi koşu yarışı yapalım." Ben hızla kafamı olumsuz anlamda salladım. Hiç yoramam kendimi. Sinan hemen katıldı. Polat da yapmak istediğini söyledi. Buse, Yaşar'a sorduğunda kafasını olumsuz anlamda salladı. Ama sonra Doğukan'ın da yarışacağını öğrenince katıldı. Ben, Ahmet, Kahve ve Oğuzhan ise yavaş yürümek isteyenlerdendik. Hepsi bir hizada durdu. "Buse bence biz erkekler kendi aramızda yapalım. Sen geride kalırsın." Bizim grup kahkaha atmaya başladı. Çünkü Buse'nin annesi atletizm şampiyonuydu ve Buse de annesine çekmişti. Ulusal bir yarışa katılmasa da çok hızlı koşuyordu. "Polat sen arkada kalmamaya bak. Kimin arkada kalacağı belli olmaz." Ahmet yarışı başlattığında hepsi koşmaya başladı. Biz de biraz daha hızlı yürümeye başladık. Yaşar ve Doğukan birbirlerini geçmeye çalışma dışında kimseyle ilgilenmedikleri buradan belliydi. Parkuru bitirdiklerinde dinlenmeye başladılar. Bizde onlara yetiştik. Buse birinci olmuştu ve hepsi şaşkınlıkla Buse'ye bakıyordu. Yani sadece 4'ü. Biz alışmıştık çünkü. "Kızın içinden tazı çıkacağını bilseydim katılmazdım yarışa." Polat'ın kendi kendine söylenişi Buse'nin dudağında tebessüm oluşturmaya yetmişti. Polat 2. olmuştu. Yaşar 3. ,Doğukan 4. olmuştu. Kıl payı kaybetmişti Doğukan. Sinan da sonuncu olmuştu. Sinan fit gibi gözükse de koşma konusunda tembeldi. Uzun ve çok saçma konuşmalarla dolu bir yürüyüşten sonra evime gelmiştik. Zile bastım ve kapının açılmasını bekledim. Kapıyı velet açtı. "Oha! Tiplere bak! Abla arkanda yakışıklı kişiler var. Sanırım arkadaşlarınla karıştırmışsın." Göz devirdim ve içeri girdim. Arkamdan ordu da içeri girdi. "Hoşgeldivuuuunnn. Sinem bunlar kim?" Merve ablam şaşkınlığını çok güzel bir şekilde belli ederken gülmemek için dudağını ısırdım. "Ben senin yaşıtın gelecek sanıyordum." Derin bir nefes verdim. Onlar büyük gözüküyorsa benim suçum ne!? "Bunlar benim yaşıtım zaten abla. Yiyecekmiş gibi bakmayın." İkiside kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı. Arkamda tipler nasıl diye döndüm. 4'ü de övgülerden memnun bir şekilde sırıtıyordu. Tabii egoları okşandı. Bende sırıtırım. Gerçi harika ve mükemmel biri olduğum için insanlar beni övmeye tenezzül bile etmiyordu. Ayşegül ablam da mutfaktan gülümseyerek çıktı ve bizi görünce olduğu yerde durdu. Kaşını kaldırmayı da ihmal etmedi. "Oho! Sinem atağa mı geçtin kızım? Hoşgeldiniz çocuklar." Çocuklar? Ne çocuğu ya? Zürafa gibi boyları var. "Bizde buradayız! Ben Sinan hani!" Sesinde kıskançlığı duymamak imkansız. Oyy siz unutuldunuz mu? Oyy sizin pabucunuz dama mı atıldı? "Sizi her gün görüyoruz." Velet doğru söyledi ve Sinan sustu. Bu velet de iyi laf çakıyor. "Neyse hadi sofraya geçin de orada tanışalım." Ayşegül ablam anne edasıyla konuşurken mutfağa girmişti. Bizde arkasından girmiştik. Normalde yemek yediğimiz masanın yanına bir tane daha masa konulmuştu. Hepimiz yerleştikten sonra hızla tanıştırdım. "Ayşegül ablam, Merve ablam ve velet." Hızla lafa karıştı. "Adım velet değil, Zehra." Yanında oturan Mavi elini sıvazlamak için veletin sırtına koydu. "Bize de böyle yaptı. Sonradan bir yanlış anlaşılmaya uğramadan düzelttik. Ama hala Alp'e, Kahve diyor. Alp bizim için kendini feda etti. Ah canım kankam!" Sonunda burnunu da çekmişti. Gören çok hüzünlü bir şey anlatıyor sanır. "İzin verseydin sana hala mavi derdim ama izin vermedin. Oğuzhan demek çok yorucu oluyor." Söylenişimi kimse umursamadı. Zaten umursasalar şaşardım. "Şu müdürün sana verdiği erkekler mi?" Öyle diyince bir tuhaf oldum. "Aynen. Onlar bunlar." Velet'in gözleri daha çok açıldı. "Biz burada fazlalık gibi olduk." Ahmet'in söylenmesine bizim grup onayladı. Yazık geldiklerinden beri ağızlarını açamamışlardı. "Yok olur mu öyle şey çocuklar? Sizi her gün gördüğümüz için. Alıştık artık size." Ayşegül ablam onları gönüllerini almaya çalışırken Merve ablam diğer gruptakilerin abileri var mı diye ağızlarını arıyordu. "Benim var 3 abim. Ama biri kayıp. Yani 2 abim. Birisi de benden 1 yaş büyük sana olmaz. Diğer abim 23 yaşında. O olabilir yani." Kahve çok güzel yerin dibine soktun ablamı. Ağzına sağlık. Helal aslanım! "Yok ben ondan şey etmedim. Şeyden şey edince şey oldu. Şey ettim." He abla he! Cümle kuramıyorsun daha. Yemek bol sohbetli geçti. Yemekten sonra salona geçtik. Babamın ne yazık ki işi çıkmış. Bu yüzden gece gelecekti. Veya sabah. "Ne yapalım?" Buse'nin sorusunu kimse cevaplayamadı. Sadece Kahve'den gelen yüksek sesli bir oflama doldurdu odayı. "Noldu lan?" Mavi'nin sorusunu Kahve bildiğin şeyler dermiş gibi kafasını salladı. "Yine aile meselesi mi?" Kafasıyla onayladı. "Ne oldu?" Merakıma yenik düşmüş ve sormuştum. Hem sohbet olur ne güzel. "Alp'in ailesi biraz sert. Dışarı çıkmasına pek izin vermiyorlar." Polat'ın açıklamasıyla tek kaşımı kaldırmaya çalıştım. Yine kalkmadı. Hayır yani herkes yapabiliyorken benimki neden olmuyor? "Neden?" Kahve telefonu kapattı ve cebine koydu. Sonra benim gözlerime bakmaya başladı. "Karışık. Boşver. Anlatsam da anlamazsın. Biraz matematiğe benziyor. " Tek kaşımı kaldıramadığım için ikisini de kaldırdım. "Film izleyelim mi?" Ablamdan gelen soruyu herkes olumlu cevap verdi. "Korku filmi izleyebiliriz?" Doğukan'ın sorusuna hızla olumsuz anlamda salladım. "Beni öldür daha iyi. Hayatta izlemem." En son izlediğimde 2 gün uykusuz kalmıştım. Tuvalete bile ablamla gitmiştim. Hatta hala klozetten bir şeylerin çıkmasından korkuyordum. "Romantizm?" Ahmet'in sorusuna herkesten sadece bir cevap "Iyyyy!" Yani bunu da teklif etmezsin Ahmet. "Kategori söyledim sadece. Sakin olun." Film adı düşünmeye başladım. "Komedi olsa." Velet'in sorusunu Polat yanıtladı. "Fazla... Ergence espiriler oluyor." Ben severdim ama tabii ki de söylemedim. "Aksiyon, macera." Polat'ın kendi fikrine Buse karşı çıktı. "Kan, savaş filan öyle şeyler izleyemiyorum." 12 kişiyiz. Nasıl herkese uygun film bulacağız? "Titanic mi izlesek? Ben hiç izlemedim." Oğuzhan'ın sorusuna kızların "Hayır" demesini anlarımda Kahve niye "hayır" diyor? "Sana ne oluyor lan?" Yaşar'ın sorusuna Kahve cevap vermedi. Sadece yere bakarak dudağını ısırmaya başladı. "Bu böyle ayı gibi olduğuna bakmayın. Duygusaldır. Fazla duygusal şeylere gelemez, ağlar. Başka zamanda ağlamaz ama." Bak sen kahveye. Ayının içinden duygusal hödük çıktı. "Biz film bulamayacağız sanırım." Ablamın söylediği şeyle aklıma bir fikir geldi. "Acaba çizgi film mi izlesek?" Herkes ciddi misin bakışı atarken omuz silktim. "En iyisi o bence ." Çizgi film izlemeyi severdim. Çok drama yoktu. Eğlenceliydi. Haşırt huşurt öpüşme sahneleri yoktu. Espriler rahatsız etmiyordu. Daha ne olsun? "Benim için uygun." Sinan konuşunca birçoğu onaylar şekilde mırıldandı. Bende yerimden kalktım ve Buz Devri 4'ü açtım. Aklıma ilk bu gelmişti ve en sevdiğim çizgi filmler arasındaydı. Bütün akşam film izleyerek geçmişti. Ben bayağı mayışmıştım ve arkamda ablam olduğunu varsaydığım kişiye yaslandım. Film bittiğinde doğruldum ve hafifçe gerindim. "Artık gidelim bence. Sinem üstümde uyuyakalacak yoksa." Öksürmeye başladım. Gözlerimi de sonuna kadar açmıştım. Yanımdaki yaslandığım kişiye baktım. "Ben seni ablam sanıyorum." Ablama döndüm. "Abla sen ne ara oraya gittin ya?" Kahve güler bir şekilde nefes verdi ve oturduğu yerden kalktı. "Hadi benim de uykum geldi gidelim artık." Hepsi kahveyi dinledi ve onlarda yerlerinden kalktılar. Hepsi evden gittikten sonra derin bir nefes verdim ve ablamların sorularına mağruz kalmadan hızla odama gittim. Sabah sorguya çekeceklerdi zaten. "Allah'ım yorgunluktan gebereceğim! Niye alış veriş merkezine gittim ki? İskenderim de gitti zaten. Sezgin de anonim gibi. Offf... Kafam kazan!" Kendi kendime konuşmamı bitirince kendimi yatağa attım. Telefonu ceketimin cebinde çıkardım ve bildirimlere baktım. 0536*******: Benim hayatım senin bir mesajına bağlı. Geri dönüş yapmazsan sensizlikten ölürüm. Yuh lan! 2. Anonim mi!?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD