Bilgilendirme
Arkadaşlar Cellatoğlu ailesi 3 erkek kardeş ve üçünün hikayesi de yazılacak. Tanıtıma bakınız...
Tahir
Solea Vadisi – Agios Theodoros
Elimde ki zara baktım. Bu benim uğurlu zarımdı. Sadece yanımda tutuyordum. Amcam zorla Rum tarafına bir düğüne getirmişti. Köyden alınacak elmaslar vardı. Burada ki bir esnaf, büyük büyük babasından kaldığını iddia ediyordu. Kim bilir ne bok yediler de onu bir türlü satamadılar. Amcam ise yarayacağını düşünüyordu.
Düğün köy meydanında, sessiz ama gelenekseldi. Köyde sayılı adamlardandı Stavros ve oğlunu evlendiriyordu. Kız on beş yaşında olmalıydı. Ortodokslardı ve fazla muhafazarlardı. Benim asla tahammül edemeyeceğim sınırda.
Kahverengi saçlar örgülüydü ve bir çocuğun arkası dönüktü.
- Tuvalet ne tarafta? dedim seslenerek. Bana döndüğü zaman yanıldığımı anladım. Çok zayıf bir kızdı, kesinlikle çocuk değildi. Yüzü oval ve yumuşak, yüzü beyaz olmasına rağmen güneşten hafif yanık yanakları ve burnu onu daha sevimli gösteriyordu. Açık kahverengi gözleri ve düz bir burnu vardı. Onu belirgin kılan tek özellik dolgun dudakları ve dudağının üstünde ki bendi. Boğazımı temizledim. Burada olmaz.
Yüzüme bakmadı. Sonra parmağıyla işaret etti ve hemen uzaklaştı. Deli galiba. Yazık olmuş.
İşimi halledip aşağı indim. Amcam Hasan, hala konuşuyordu. Babaları ve iki oğlu yanındaydı. Bir tane de yarma, başlarında bekliyor.
- Bilemiyorum ... Türklerle iş yapmak dedi adam.
- Siz paranızı alacaksınız biz de elmasları. Başka bir işimiz yok dedim. Amcam bana sertçe baktı.
- O zaman zar atalım dedim. Elimdeki iki zarı gösterdim. Gözler direk yarmaya gitti. Haa demek bunların kumarbazı bu.
- Eğer dedim, zarı avucumda yavaşça çevirerek.
- Eğer ne? dedi Stavros, sesi temkinliydi.
Zarları masanın üzerine bıraktım ama atmıyordum. Sadece oradaydılar. Varlıkları yetiyordu.
- Zarı ben atacağım dedim.
- Ne gelirse… elmaslar bizim.
Yarma öne doğru eğildi. Gözleri zarın üzerindeydi. Tanıdıktı bu bakış. Kumarbaz bakışı. Aç, sabırsız.
- Ya kaybedersen? dedi Stavros.
Gülümsedim. Kısa. Soğuk.
- Kaybetmem.
Amcam Hasan homurdandı ama sustu. Ortam sessizleşti. Düğün müziği uzaktan geliyordu. Burada zaman durmuştu.
- Ama diye devam ettim, gözümü yarmadan ayırmadan,
- Eğer zar tek gelirse… Parayı alırsınız, elmaslar kalır. Yarma yutkundu. Stavros gülümsedi. Amcam homurdandı.
- Çift gelirse? dedi.Başımı hafifçe yana eğdim.
- Çift gelirse, elmaslar bizim. Pazarlık bitmiş sayılır dedim sertçe.
- Ya itiraz? dedi Stavros. Zarı avucuma aldım. Parmaklarımın arasında ezdim sanki.
- Zar atıldıktan sonra itiraz olmaz. Bu masada olmaz. Bizim işimiz bu dedim.
Bir anlık sessizlik oldu. Zarı havaya kaldırdım. Gözüm bir an düğün meydanına kaydı. O kız… başı eğik, sessiz. Bu köyde herkes başını eğmeyi öğrenmişti. Pencere açıktı.
Zarı bıraktım. Herkes zara bakıyordu. Ben millete. Boğazımı temizledim.
- Eee pazarlık bitmiştir dedim. Tek gözümle baktım. Bir silah çekildi. Hala sakindim.
- Hile yaptın dedi damat. Tek kaşımı kaldırdım.
- Ben sizin silah çekip, sağ kalacağınız biri değilim dedi tehtitkar bir sesle. Herkes bana bakıyordu.
- Siz atın, son kez dedi amcam. Sinirle ona baktım.
- İkinizi burada öldürsek dedi yaşlı adam.
- Valla yapamazsınız diyemem ama benim bir ailem var. Düşman başına... Bu köyde yaşayan tek bir canlı bırakmazlar. Hem de sadece buraya geldiğimiz için dedim. Hepsi birbirine bakıyordu. En belalı bendim hâlbuki.
- Zarımı getirmesini söyleyeceğim dedi yarma. Koruma galiba bu. Stavros başını salladı.
- Çabuk olsun Kyriakos dedi. Bizim yarma Kyriakos demek. Hepsine koyacam haberleri yok. Telefonu kulağına koydu. Rumca konuştu.
- Zarı φέρε, şimdi dedim. Hemen getir tabi.
Zarlarımı alıp cebime koydum.
- Zarı sen atacağına göre ek madde olarak, o da birşey verecek dedim. Yarma sinirimi bozdu. Demek büyüklerin işine karışırsın ha. Kraldan çok kralcı bunlar. Birbirine baktılar. Kapı açıldı. Kahverengi saçlı kız içeri girdi. Dikkatimi ona vermiştim. Kapıda durdu, girmedi. Yere bakıyordu hala.
- Çık dışarı diye bağırdı yarma.
- Dur dedi Stavros. Herkes ona bakıyordu. Yüzünde hoşuma gitmeyen birşey vardı.
- Kyriakos, zarı sen atacağına göre, sen de bedel ödemelisin dedi Stavros. Hepimiz ona bakıyorduk. Sonra kıza döndü. Bana sinirle bakıyordu. Piç herif, hayır. Yarma da sinirle bakıyordu.
- Despina, içeri gel dedi. İstifimi bozmadım. Örnekleri çoktu ama bu yarmayı bana bırakmak istiyordu adam. Kız korkarak içeri girdi. Gözü hala yerdeydi.
- Eğer kazanırsa, elmaslarla birlikte karını da bu Türke veririm dedi. Yarma kızardı. Kızın gözleri büyüdü.
- Efendim dedi. Sesini ilk defa duymuştum. Korku doluydu. Amcam çok rahattı.
- Tamam dedi amcam. Ben başlattım, asla geri adım atmazdım.
- Tamam dedim. Yarma kızın elinden sinirle zarı attı. Fazla sinirliydi. Masada ses çıkınca kıza baktım. Korkuyla gözleri büyümüştü. Ağlayacak gibiydi.
Yarma küfür etti. Masaya baktım. Stavros da küfür etti.
- Bu gece şans senden yana dedi.
- Şans hep benden yana dedim. Oğluna baktı.
- Elmasları hazırlayın. Kızı da, parayı alıp ikisini vereceğiz dedi.
- Efendim, ne yapıyorsunuz? Despina benim karım dedi Yarma.
- Söz ağızdan bir kere çıkar dedi. Kız haç çıkardı. Sesi çıkmıyordu. Konuşmaktan bile korkuyordu sanki.
- Pazar günü, otelde sizi bekliyorum dedim. Kıza baktım.
- Kılına zarar gelirse, hep elmasları, hem parayı, hem de oğullarını unut. Gelir karını ve gelinlerini alırım. Kumar borcu, namus borcudur diye en bilinen sözü söyledim. Arkada bir kargaşa ve küfür silsilesi vardı. Benim biran önce buradan çıkmam gerekiyordu.
Kız korkuyla geri çekilip
- Sen… διάβολος’sun dedi. (diávolos = şeytan) Bilmediğim saçma sapan bir kelime. Üstünde durmadım. Son kez kıza baktım. Hakkımı almak zorundaydım. Yoksa bu alemde asla namımı koruyamazdım. Amcam hala onlarla konuşuyordu. Ben aşağı indim. Bu iş benim için bitmişti. Pazar günü elmaslar ve kızı alacaktım. Hakkım olanı asla bırakamadım, huyum kurusun.