Emine
Beni almazlar. İhtimal bile vermiyorum ya. Yol parası yaparım diye biriktirdiğim tüm parayı cips, kola falan aldım. Baharın evi boştu. Orada biraz ağlardım. Annemin yanında ağlayıp aşağılanmaktan iyidir. Başlardı senden bir bok olmaz. Kim seni ne yapsın? Alan da geri getirir şiirini okumaya.
Eve gizlice girdim. Mahallede bir dedikodu vardı. Araba falan diyorlardı ama dinlemedim. Şuan kendime ağlayıp sonra dedikoduya giderdim.
Evden ağlama sesi gelince dondum. Bahar birkaç güne yokum demişti. Kapı sesine sustu. Elimde ki kola şişesini kaldırdım. Bunu atardım ona. Yok soda vardı. Cam kafasını kırar.
- Emine dedi kedi gibi sesi.
- Kız ödümü patlattın dedim içeri girerek. Yerde ağlıyordu. Eşyalarını yere atmıştı.
Hemen yanına gittim.
- Ne oldu? dedim ama kafamdan kırk ihtimal geçti. Sadece bana sarıldı. Onu böyle ağlatan kim varsa onu öldüreceğim. Üstünde ki elbise ve monta takıldı gözüm. Kaliteli kumaşın kokusunu yüz metre öteden alırdım. Yutkunup yanağından tuttum.
- Dün gece verdin mi? dedim.
- Ne? dedi.
- O da sana vermiş belli ki dedim çantaya bakıp. Oha, bu nedir?
- Hermes bu diye bağırdım heyecandan. Ucuza gitmemiş. O da şok olmuştu. Bana bakıyordu.
- Hermes dedim her kelimeye bastırarak. Çankaya dokunmaya kıyamıyordum. Yüz işte çalışmanın mükafatı herşeyi anlamaktı.
- Çarpıldın mı? Ne oldu? dedi.
- Asıl sana ne oldu? Bunlar ne? dedim.
- Dün ... biriyle tanıştım dedi.
- Ohaaa kızım dedim. Sonra yüzü düşünce sustum. Yanına sokulup ona sarıldım. Annemin herşeyde beni damgalaması aklıma geldi.
- Ben seni asla yargılamam dedim. Bana iyice sarıldı. Ona daha çok üzülüyordum. Kimsesi yoktu bu hayatta. Sadece ben ve babaannesi vardı. O kadının da durumu hiç iyi değildi. Annem bir ayı görmez diyordu. Gerçi o biraz şom ağızlı. Ondan da olabilir.
Herşeyi dinledim. Hiç de konuşmadım. Benim için büyük birşeydi. Hiç konuşmadan dinlemek bana göre değil çünkü. Ellerine bakıp onu öptüm değince tek kaşımı kaldırdım.
- Dudağından dedim bağırarak.
- Mahalleye çıkıp söylemek ister misin? dedi. Elimle ağzımı kapattım.
- Niye öptün adamı? dedim. Kıpkırmızı olmuştu. Bu cidden vermiş. Hem de ilk geceden.
- Sustum dedim.
- Kediyi kurtarması, beni kurtarması, ne bileyim yani ... şey ...
- Etkilendin dedim. Kafasını salladı.
- Hepsi minnoşun suçu ya. Yanına bir erkek oturtsa öğretmeni dövmeye kalkıyordu. Böyle oldun dedim. Bana sinirle bakıyordu. Kadın hasta, neyse şimdi.
- Zaten evliymiş, öyle dedi.
- Ohaaa dedim. İşte bunu hiç beklemiyordum. Herşeyin anlatınca durdum. Karşıma aldım onu.
- Bahar, bana bak. Bu adam büyük ihtimalle suçlu, sabıkalı, sorunlu biri. Silahlar, adam vurma, polis olmadan halletme ve halledebilme. Bunlar bizim boynumuzu aşar dedim.
- Ne yapacağız? dedi. Çantaya baktım.
- Önce şunu okuyalım. Sen de o adamla kesinlikle konuşma. Hastaneye git, doktor çağırmıştı. Ben düşüneceğim dedim.
- Çantayı o verdi ama dedi.
- Geri isteyecek hali yok. Peşin lazım bize. Hastane masrafları, kiran, işten kovuldun. Birkaç ay dur bari. Korumamız lazım seni dedim. Adam bana hiç güven vermiyordu. Biraz daha konuştuktan sonra onu yolladım.
Eve gitmem lazımdı ama. Çantayı poşete koyup eve gittim. Benim eski kırıklardan Abbas vardı. O anlardı bu işlerden. Telefonu alıp onu aradım.
- Ooo Emine hanım, sen beni arar mıydın? dedi.
- Uzatma, elimde bir çanta var. Bak bakalım kaça okutursun bunu dedim. Baya pazarlık etti. Getir bakayım dedi. Onunla konuşmayı bitirince derin bir nefes aldım. Umarım kıza musallat olmaz, yoksa katil olurum. Bahar benim kardeşim gibidir. Onu Abimden çok seviyorum. Birşey olmasına izin vermem.
En sonunda eve gittim. Önünde ayakkabılar vardı. İçeri girince sesleri duydum. Sesler yaklaştıkça tanıdım. Midem bulanmıştı hemen. Ayten yengem beni görünce güldü.
- Kız Emine, nerelerdesin? dedi. Amcam da yanındaydı. Onu görmek midemi bulandırıyordu.
- İş görüşmem vardı dedim.
- Gel bir sarılayım, ne bu yabancılık dedi amcam.
- İyice yabani oldular işte dedim. Abim evde değildi. Annem asla bana acımazdı.
Biraz yaklaştım. Yengemi öptüm. Sonra amcama baktım. O bakışı hala midemi bulandırıyordu. Bana iyice sarıldı.
- Hiç gelmiyorsun artık. Bak biz seni kızımız biliyoruz, yengen de yalnız kalıyor dedi. İtmemek için kendimi tutuyordum.
- Vaktim olmuyor dedim.
Onlar gidene kadar elim ayağım titredi. Abim de sonunda gelmişti. Baharın geldiğini görünce abimin yanına gittim.
- Abiii dedim. Çorabını bana attı.
- Ne var lan? dedi.
- Bahar evde tek, dün de kabus görmüş, korkmuş. Ben bu gece onunla kalsam. Biliyorsun annem izin vermez ama sana birşey söylemez dedim.
- Bahar mı? dedi ayağa kalkarak. Hemen camdan baktı. Çok şükür Bahara zaafı vardı. Mal herif.
- O gelsin burada kalsın dedi hemen. Haaa kızı dikizle.
- Babamla sen varsın. Uygun olmaz abi dedim.
- Tamam git, ben gelir bakarım arada dedi. Gelirsin zaten, bilmez miyim?
- Sağol abi dedim. Mutfağa baktı.
- Tüh, bir sürü de bulaşık var. Dur sonra gideyim dedim yüksek sesle.
- Anam yıkar, sen boşver dedi. Seni domuz seni.
Hemen çıkıp Baharın evine gittim. Lambayı açtım. Arka pencereden çıkıp Abbası bekledim. Arabayla geldi.
- Off, hiç değişmemişsin ya, bu ne güzellik dedi beni görünce.
- Haaa o yüzden eskorta gittin benimleyken dedim.
- Kızım, karıştırma eskileri, bak senin için geldim dedi. Elini uzattı ama tutmadım. Sinirle bakıyordum.
- Cıvıtma, iş için geldin. Bak şu çantaya dedim elimde ki poşeti vererek. Çıkarıp baktı. Islak çaldı.
- Nereden buldun bunu. Hazine bu dedi. Hala bakıyordu. Elinden çektim.
- Salyaların damlayacak dedim.
- Çalıntı mal ise ben bulaşmam dedi. Yalancıya bak.
- Değil, sen parayı söyle dedim.
- Haber ederim dedi.
- Bana bak, beni kandırmaya çalışma. Salarım abimi üstüne dedim.
- Ya yok güzelim, ne kandırması? Halledeceğim diyorum diyerek ağzıma düşmeye kalktı. İtip ayağına bastım.
- Bas git, başımı belaya sokma dedim.
- Deli dedi giderken. Siz deli ettiniz. Hiçbiriniz çekip kurtaramadı beni. Bu iş de bana kaldı. Yazıklar olsun size.
.
.
.
Bahar
Karşımda ki kadına baktım. Onun varlığıyla herşeyi kabullenmek daha kolaydı. Ailemden sadece o vardı. Babamı hiç hatırlamıyorum. Annem ise ben okula gitmeden vefat etmişti.
Kendimi çok yanlış hissediyordum. Yani evet Emine vardı,Emine'nin ailesi. Bir gün bir şey olsa bana sahip çıkardı, bunu biliyordum. Tabii kendi kızlarına bile sahip çıkmıyorlardı ama yine de bir ses olurdu bana. Ama ben böyle bir şey istemiyordum. Babaannemin sıcaklığını özlüyordum. Bir yuva özlemini vardı içimde. Bir yuva istiyordum. Annemi, babamı, her şeyin eksikliğini çekiyordum. Ve bu eksikliği artık bir saatten sonra patlamıştı. Çünkü babaannem ne olursa olsun kimseyi yanıma yaklaştırmıyordu. Son zamanlarda da sürekli beni evlendirmek istiyordu. Kafam çok karışıktı. Onun bu korumacı tavrı beni iyice içime kapanık bir insan haline getirmişti. Yaptıklarımdan utanıyordum. Evli bir adamı öptüğümü düşündükçe de daha çok üzülüyordum. Aslında ben bu değildim.
Yanında ellerini tutmuş, bekliyordum. Gözleri kıpırdadı.
- Babaanne dedim haykırarak. Elimi sıktı.
- Bahar dedi.
- Hemen doktou çağırıyorum dedim ayağa kalkarak ama elimi bırakmadı.
- Baban dedi. Babaanne ya. Bilincini kaybettiğinden bu yana babamı sayıklıyordu.
- Bul dedi. Belki de oğlunu özlüyordu ya da Allah korusun ölmeden önce onu görüyordu sürekli. Kafamı salladım.
- Tamam babaanne dedim. Hemen doktoru çağırdım.
Babaannem aylardır buradaydı. Bir aydır Erman Bey yardımcı oluyordu. İki saatin ardından odasında onu bekliyordum.
-Seninle açık konuşacağım Bahar dedi masasına oturup. Ellerime bakıyordum. Gücüm kalmamıştı. Ağlayamıyordum bile.
- Buyrun dedim.
- Saniye Hanımın kalp nakline ihtiyacı var dedi. Gözlerim büyüdü.
- Anlamadım dedim.
- Kalp nakli olmazsa ölür, fazla dayanağını sanmıyorum dedi. Gözümden düşen yaşı sildim.
- Olmaz, o benim bu hayatta ki tek ailem. Doktor Bey, sizde biliyorsunuz. Çok yaşlı değil. Nakil için birşeyler yapamaz mısınız? Bakın ... ben ... ben ... Hıçkırarak ağlamaya başladım.
- Bahar sakin ol, bak nakil için başvuru, belki bir mucize olur da kalbin bulunması yıllar sürebilir ama eğer istersen seni başka biriyle tanıştırmak isterim dedi. Kafamı kaldırdım.
- Kim? dedim.
- Bahar, sana güvenebilir miyim? dedi.
- Evet, evet dedim çaresizce.
- Zengin bir aile var. Çocuk sahibi olmak için taşıyıcı bir anne arıyorlar dedi. Tepkimi ölçmek için gözüme baktı. Sadece gözümü kırpıştırdım. Yüzümü sildim.
- Bahar kendimizi kandırmayalım. Babaannen yaşlı ve nakil süreci çok zor. O aile istese kendine birini bulur ama sen bulamazsın. Ben bunu senin iyiliğin için onlara söyledim dedi.
- Siz ne diyorsunuz? Ben böyle ahlaksızca birşey yapmam dedim.
- Bahar, babaanneni İsveçte bir kliniğe götürecekler ve ahlaksızca birşey yok. Adamın eli eline düğmeyecek. ( Çoktan değdi reis ya)
- Nasıl olacak o? dedim. Birden kapı açıldı. İçeriden esmer, uzun, mankenlerin bile kıskanacağı kadar güzel bir kadın çıktı. Yutkunup doktora baktım.
- Ben Demet, Demet Cellatoğlu dedi. Elini tutmadım. Karşıma oturdu.
- Bahar, korktuğunu biliyorum ama bu senin düşündüğün gibi birşey değil. Ben bir çocuk istiyorum ve onu doğuramam, sen ise babaannen yaşasın istiyorsun. Bu bir anlaşma dedi.
- Bir bebek dedim kızgınca.
- Bahar, Demetin yumurtalıkları kullanılacak, seninle hiçbir dnası uyuşmaz bebeğin. Sen sadece taşıyacaksın. Klinik ortamda hamile kalacaksın dedi.
- Ben ... dedim. Demet denen kadın elimi tuttu.
- Sorun yok Bahar. Erman Bey yakın dostumdur. O istediği için geldim. Yurtdışında bunu gönüllü yapan binlerce kadın var. Sadece paraya bakıyorlar. Ben sadece yanımda olan, açık konuşayım ki içki komasına girmesinden ya da sağlıksız şeyler yemesinden korkmayacağım birini istedim. Sorun değil canım dedi ayağa kalkarak. Kıpkırmızı olmuştum.
- Görüşürüz Erman dedi.
- Durun dedim sıkıntıyla. Elim ayağım titriyordu.
- Ben ... düşünmek istiyorum dedim. Kadın gülümseyerek bana baktı.
- Pazartesi klinikte olmalısın. Yoksa başkasını bulmak zorundayım. Geldiğin gibi babaanneni özel uçakla İsveçe yollayacağım. Şartları Erman Bey anlatır dedi. Doktor hayranlıkla ona bakıyordu. Sanırım beni de büyülemişti. Ben ne yapacağım?
.
.
.
Tahir
Ben zar atmayı amcamdan öğrendim. Onu geçince kumarbaz oldum. İlk kural acıma yoktu. Eğer acırsan karşında ki adama ve kazandığını almazsan, kaybeden hep sen olursun. Asla namını koruyamazsın. Ben bu kızı kazandım. Hakkım olanı alacağım.
Altımda çırpınan kıza koca sikimi dayadım. Kaçış yoktu. Dudaklarını ilk gördüğüm gün hoşuma gitmişti. Sabaha kadar benimdi. Namımı Rum köylerine de taşımasına izin verebilirdim.
Yanağım ıslanınca ağzımda ki sıcak nefesi bırakmak zorunda kaldım. Şaşkınlıkla ona baktım. Kadınların ağlamasından nefret ediyordum. O koca gözlerinde korku vardı. Lanet olsun, yapamazdım.
Üstünden kalktım.
- Ağlama dedim sertçe. Kocası önüme atmıştı. Ben istemedim ya.
- Beni bırakacağını söyledin dedi. Sesi titriyordu.
- Bir yabancıya güvenecek kadar saf mısın? dedim sertçe. Sorun önümde ki uzantı da ve o adamın beni kandırmak istemesindeydi. Şimdi çıkıp biriyle yatardım ama bir kere acırsam adımı koruyamazdım.
Sesi çıkmayınca ona baktım. Kendini toplamış, öylece önüne bakıyordu.
- Gelmeyi niye kabul ettin? dedim sinirle bağırarak. Hala konuşmuyordu.
- Sana bir soru sordum mu cevap ver! dedim bağırarak. Kendine daha çok sarıldı. Lanet olsun. Ayağa kalktım.
- Vre ben istedim diye mi? Zorla oldu dedi. Aksanı bile sinirimi bozuyordu.
- O zaman ağlama, hakkım olanı alırım. Kocana ağlasaydın dedim.
- Vre cehennem de yanacaksın dedi.
- Cayır cayır yanıyorum zaten, bakmak ister misin dedim ceketimi yere atarak. Ağzı açıldı.
- Diavolos dedi.
- O ne? İkidir aynı şeyi söylüyorsun dedim biraz yaklaşarak.
- Şeytan dedi biraz çekilerek.
- Öyle, burası benim cehennemim ve ben de buranın sahibi şeytanım. Sen kendi ayaklarınla geldin. Kurtuluşun yok dedim.
Gözleri dolmuştu. İyi ki yalvarmadı. Ayağa kalktı. Beyaz elbisesi beni daha çok deli ediyordu. Gelin gelmiş sanki. Dik dik bakıyordu.
- Soyun dedim sertçe. Elleri titriyordu. Ağzında birşeyler mırıldandı. Gözünde ki yaşı silip elbisesini çıkarmaya çalıştı. Kanepeye oturdum onu izledim. Yüzüme bakmaya dayanamayacak ki arkasını döndü.
Her parça çıktıkça daha çok titriyordu. Elbise tamamen düştüğünde şok olmuştum. Sırtında, kollarında ve ayaklarında izler vardı. Kemerle vurulmuş gibi, iyileşmeye yüz tutmuş ya da yeni olan izler.
Lanet olsun o piçe. Bana eğlence teklif etmişti ama gelmeden kızı mı dövmüştü? Kılına zarar gelmeyecek demiştim. Eski izler de vardı. Bunlar yeni olamazdı. Ayağa kalktım. Kızı tutup kendime çevirdim. Haçtan kolyesi vardı. Onu tutup sessizce mırıldanıyordu.
- Stavros bana bir rahibe mi gönderdi? dedim. Elim kollarındaydı. Gözünü kaldırıp ilk defa tam olarak bana baktı.
- Lütfen Türk, günah işlemek istemiyorum dedi. Ama ben günahın ta kendisiydim. Çok geçti.