Bahar
Ben tam bir aptaldım. Bu iyi giyinimli, herşeyi çözebilen adamı öpecek kadar aptaldım. Benimle böyle ilgilenmesi, sorunlarımı çözmesi ve beni kurtarması. Herşey üst üste geldi. Belki de babaanneme birşey olursa, yalnız kalacağım düşüncesi tetikledi. Daha önce hiç böyle birşey olmamıştı.
Sıcak nefesini bir kere hissettim. Geri çekilip dudağıma doğru üfleyince. İçim ürpermişti.
Yemekleri hazırlamasını ve benimle ilgilenmesini yanlış anladım. Parmaklarımın ucunda yükselip öptüm onu. Hiç hareket etmedi. Utançtan gözüne bakamıyordum. Ayaklarıma bakıyordum. Boğazını temizledi. Hiçbir şey söylemedi. Geri çekildi.
- Yemek hazır dedi. Kafamı kaldırdım. Yüzünde hiçbir ifade yoktu.
- Yiyebileceğimi sanmıyorum dedim. Hala kan kokuyordum sanki. Hiçbir şey olmamış gibi davranacak belli ki.
- Zor bir gündü. Kendini zorla dedi. İçimde ağlama isteği vardı. Ona bakmadan oturdum. Ağlamadan nasıl yiyecektim.
Mesaj gelince kafamı kaldırdım. Yemeği didikliyordum.
- Müdür yaşıyor, şuan hastanede dedi. Çok sakindi.
- Ya konuşursa, başımız belaya girer dedim.
- Başımız ... ölmesin diye dua ediyordun dedi gözlerini kısarak. Sinir olmuştum. Resmen bu durumla eğleniyordu.
- Katil olma diye uğraşıyorum. Ya da hapse girme diye. Sen nasıl bu kadar rahat olabilirsin? dedim. Beynimin yarısı Eminedeydi. Onunla konuşmadan tam çalışmıyordu resmen.
- Silahın var ... soğukkanlı bir şekilde adam vurdun ve konuşmayacağından eminsin dedim. Kelimeleri tek tek söyleyerek. Biraz da korkarak.
- Konuşmak sana birşey katmayacak dedi ağzına bir parça et atarak. Yemeğe bakıyordum. Sonra tekrar ona döndüm.
- Kötü adamlardansın değil mi? dedim. Kahkaha attı.
- Hayır, sadece halledebilirim. Bu kadarı yeterli, hadi dedi. Yemeğimizi yedik. Ben de acıkmıştım aslında. Çok da yorgundum.
- Şampanya? dedi. Hala çok utanıyordum.
- Hiç içmedim dedim dürüstçe. Kaşlarını çattı.
- Bira mı tercih ediyorsun? dedi.
- En zararlı kola içmişimdir herhalde. Onu da bıraktım dedim. Kendine birşey doldurdu. İçkiydi ama adını bilmiyordum. Beyaz ve kırmızı şampanyayı biliyordum sadece. Geçen sene çalıştığım bir yerde servis ediyorlardı. Yıka, yıka canım çıkmıştı.
Yanıma oturdu. Varlığı bütün odayı kaplıyordu sanki. Yüzüne direk bakmak istemiyordum. Esmer, uzun, yakışıklı. Böyle televizyonlara yakışır bir model gibiydi.
- İlk miydi? dedi. Elinde bardak, direk bana bakıyordu. Kendimi neyin içine düşürdüm? Salak kafam. Adamı tanımıyorum bile.
- Nee ne? dedim zorla. İnsanın içini okuyordu sanki.
- Az önce ki ... şey dedi. Hiç gözünü kırpmadı.
- Sen böyle herşeyi soracak mısın? dedim onun söylediği gibi. Yine gülmeye başlamıştı.
Biraz yaklaştı.
- Bence öyleydi, anlarım dedi. Kafamı çevirdim.
- Cesur Bey, başka bir sıfatınız var mı? dedim.
- Niye sordun? dedi.
- Beni kurtaran ve koruyan adamı tanımak istiyorum sadece dedim. O koltuğun bir köşesinde ben diğer köşede duruyordum. Karşımda yanan ateşe bakıyordum çünkü bana da birşey olmuştu. Ufaktan bir ateş yanıyordu içimde.
- Otuz yaşındayım ben ufaklık. Bence tanıma ama anlatırsan ben dinlerim dedi. Aramızda yedi yaş vardı. Bir kere daha kahkaha attı.
- Aramızda kaç yaş olduğunu mu hesaplıyorsun? dedi. İşte şimdi korkmuştum. Aklımı mı okuyor?
- Hiç de bile. Bahar işte, benim de başka diyecek bir şeyim yok dedim.
- O zaman susalım dedi. Ateşi izlemeye başladım. Emineye söylesem çoktan çığlık atmıştı. Yakışıklı bir adamla baş başa ormanda bir evdeydim. Biraz korkutucuydu. Sonra gözlerim kapandı. Yorgunluk ve ateşin huzur dolu sesiyle ayaklarımı kendime sarmış uyuyakaldım.
Aslında hep kabus görürdüm ve uykuda konuşup bağırırdım. Bugün burnumda o toprak kokusuyla uyudum. Yaşadıklarıma rağmen kabus görmedim.
Kapı sesi gelince sıçradım. Oda biraz soğumuştu. Ben üstte Cesur altta birbirimize sarılır halde uyuyorduk. Gözlerim büyüdü. Bedeni altımdaydı. Kapıda dün ki adam vardı. Telaşla kendimi atmaya çalıştım.
- Dur ... ahh dedi Cesur. O da uyandı. Dönmeye çalıştım ama battaniye izin vermiyordu. Elimi salladım.
- Valla birşey olmadı dedim adama. Kendimi yere attım. Battaniye de benimle geldi. Cesur kafasını eğmiş bana bakıyordu.
- Sen iyi misin? dedi. İyice kendime doladım.
- Kötü mü olmam lazım? dedim. Adam da bize bakıyordu. Yanlış anladı kesin ya.
- Cesur Beyim yatakta kötü değildir dedi gülerek Taner denen adam. Gözlerim büyümüştü. Çok utanmıştım.
- Taner dedi imayla Cesur.
- Sen de girdin yatağına yani dedim sinirle ağzımın içinde. İkisi de bana bakıyordu. Hemen kalkıp ilerledim. Taner kaşlarını çattı.
- Battaniye dedi bağırarak Cesur. Hemen battaniyeyi aldı ve beni sardı.
- Soğuk buralar dedi. Taner kafasını indirmiş karşıda ki cama bakıyordu.
- Ben buraya bıraktım gideyim Cesur Bey dedi.
- Bey mi? dedim dönerek.
- Abii abii dedi Cesur.
- Kulakları da iyi duymuyorum dedi Taner. Sinirle ona baktım. Hemen tuvalete gitmem lazımdı.
- Şey telefonum yok, bir arkadaşımı arayabilir miyim? dedim.
- Masada, al dedi Cesur. Onları birlikte bırakıp telefonu aldım ve gittim. Hemen Emineyi aradım. Söyledikleri sadece kafamı karıştırdı.
Yine de bildiğim tek birşey vardı. Bana ilgi duymuyordu. Emine böyle şeyleri benden daha iyi bilirdi sonuçta. Onun sonucuna göre de yok. Aman ya düne kadar tanımıyordum sanki.
Telefon elimde şeytan beni dürtüp duruyordu. Biraz karıştırmak için şöyle bakayım dedim. Kapı açıldı. Hemen uzattım. Kaşlarını çattı. Derin bir nefes aldı. Bir poşet uzattı.
- Burada kıyafet var. Giyin de çıkalım dedi. Kafamı salladım.
- Haa bir de numaranı yaz dedi. Gülmemek için kendimi tuttum.
- Öyle sırıtma, birşey olursa araman için dedi.
- Tamam dedim yazıp ona vererek. Nasıl kaydedeceği ona kalmıştı. Tek gözümle bakıyordum.
- Ne? dedi.
- Ne diye kaydettin? dedim.
- Hadi Bahar dedi ve odadan çıktı. Söylesen ölürsün. Kıyafetlere bakınca şok oldum. Ben böyle mahalleye gitsem millet beni tanımaz. Çiçekli elbiseye, bota ve kabana baktım. Dün gece ki kıyafetler de olmaz. Emineyi aramam lazımdı acilen. Bana elbise getirmeli.
Giyinip dışarı çıktım. Eylül ayında olduğumuz için biraz soğuktu. Cesur dışarıda bekliyordu. Boğazını temizledi.
- Bir sorun mu var? dedim. Elinde bir paket, bana uzattı.
- Bir sorun yok, numaram kayıtlı. Birşey olursa ara, Taner seni bırakacak dedi. Kafamı salladım.
- Biz, görüşecek miyiz peki? dedim salak gibi.
- Yani iki suç arkadaşı olarak dedim.
- Sanmıyorum dedi. Bir adım yaklaştı. Nefesim kesilmişti. Niye böyle olduğunu bilmiyordum. Gözlerini gözümden hiç ayırmadı. Saçlarımı arasına elini daldırdığı zaman tamamen dondum. Hiç kıpırdamadım. Bu anın bozulmasını istemiyordum.
Dudağını yaklaştırıp beni öpmeye başladı. Dudağı dudaklarımı esir alınca ona tutundum. Sıcak nefesi dudaklarımdan tüm bedenime gidiyordu. Ağzımı biraz açınca hemen dilini soktu. Böyle birşeyin mümkün olduğunu bile bilmiyordum. Dilini dilime doladı. Ondan hırlama gibi bir ses gelince korktum. Acı çeker gibiydi. Bir adım geri attı.
- Git artık dedi. Ne olduğunu kavrayamıyordu beynim.
- Cesur dedim alt dudağımı ısırarak. Hala dudaklarıma bakıyordu. Yutkunup Kafasını çevirdi.
- Bilmen gereken birşey var Bahar dedi. Yanına doğru gidiyordum. Elimi kaldırdım.
- Ben evliyim dedi gözlerime bakarak. Elim havada kaldı. Parmağında yüzük yoktu ama. Tekrar kendi ellerime bakmaya başladım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Taner geldi.
- Araba hazır dedi. Ona bakmadım. Bakarsam ağlayacağım diye düşünüyordum.
- Bahar dedi Cesur. Koşarak dışarı çıktım. Arkamdan kimse gelmedi. Ben evli bir adamı mı öpmüştüm. Kahretsin, adam evliydi.
Taner çıktı.
- Hadi gidelim dedi. Ona baktım. Beni kim bilir ne olarak görüyordu? Çok utanıyordum. Kafamı eğdim.
- Gidelim, burada kalmak istemiyorum dedim. Son kez eve baktım. Bir daha ne burayı ne de o adamı asla görmek istemiyorum. Umarım asla karşıma çıkmaz...