Tanışma

1337 Words
Bir Gece Önce Bahar Gözümde ki yaşı bile silmeye zamanım yoktu. Sadece çalışmam gerekiyordu. Bazen Emineye hak veriyordum. Bu sınıfsal fark gözüme batıyordu. Ben iki işte birden çalışıyordum ve hala kendime alacak bir montum bile yoktu. Üzerimde lisede aldığım kazak vardı. Herşeyi, ya herşeyi yapabileceklerini sanıyorlardı. Bunlardan nefret ediyordum artık. İçeride ki kahkaha sesleri, sinirlerimi bozuyordu. Müdür başımızda konuşuyor. Zaten ağzımın içine düşecek. Korkuyorum artık. Gözümü sildim. Sultan abla yanıma geldi. - Kızım, ağlamaktan gözlerin kızarmış. Bulaşık da azaldı. Kahveyi içsinler. Sen git biraz hava al dedi. Onu zor durumda bırakmak istemiyordum ama çok kötüydüm. - Hemen gelirim dedim. Giderken gözüme artıklar battı. Arkada kediler gelirdi. Çöpün oraya götürebilirdim. Kış günü onlar için de zordu. Sonuçta ben de açlık nedir iyi bilirdim. Sultan abla içeri girince poşete biraz kemik koydum. Arkadan çıkıp biraz ilerledim. Birkaç kedi gelmişti. Her akşam gelirdim. Artık yolu ezberlemişlerdi. Sarı, sarı çok tatlıydı bunlar. - Çok mu acıktınız? Geldim dedim poşeti yere indirerek. Hemen geldiler. Bugün dört tane olmuşlardı. - Demek arkadaşlarınızı da getirdiniz. Peki, rica etsem babaannem için de dua eder misiniz? Yanlış anlamayın, vallahi onun için getirmedim yemekleri. Sadece çok hasta, bu dünyada yalnız kalmaktan çok korkuyorum. Sağlığına kavuşsun Minnoşum dedim. Kedileri sevip, aynı zamanda derdimi anlatıyordum. Biri yemiyordu. Elime aldım. Gözünde birşey vardı ve inliyordu. Kötü görünüyordu. Onun için ne yapabilirim? Babaannem de kedileri çok sever. Sessiz kulların duası daha çabuk kabul olur derdi. Derin bir nefes aldım. - Bu pislikleri sen alıştırdın buraya diye bir gürleme sesi geldi. Sıçrayıp ayağa kalktım. Müdür Bey sinirle bana doğru geliyordu. Elim ayağım dolanmıştı. Sigara molası veren çocuğu bile yollamıştı. Kediyi bıraktım. Pislik görmek istiyorsa aynaya bakabilirdi aslında. - Müdür ... ağzımın payını verdi hemen. - Bir de konuşuyor musun? Sen yasaktan anlamaz mısın? dedi sinirle. Ne zararı var şu hayvanların ya? Ben anlamıyorum artık. - Özür dilerim dedim sadece. Babaannemin ilaç masrafları boyumu aşardı. Ters düşmek istemiyorum müdürle. İçim gidiyor ama. - Bir daha görmeyeyim. Çıkışta da odama gel dedi. Kıpkırmızı olmuştum. - Müdür Bey, bir daha olmaz. Lütfen, durun. Bana doğru yaklaştı. Gözüme bakıyordu. - Odamda konuşuruz dedi imayla. Kötü niyetli biri değildim ama konuşma tarzı hiç hoşuma gitmemişti. - Sabah uğrarım. Hastaneye gitmeliyim dedim. Kolumu tutunca irkildim. - Sen bilirsin. Sonra işimi kaybettim diye ağlama dedi. Ben birine vurmak şöyle dursun, daha önce bağırmadım bile. Dediğim gibi, herşey üst üste geldi sadece. Üstelik bu ilk tacizi değildi. Elimi kaldırıp tokat attım. Sonra, müdürden çok ben şaşırdım. Ellerimle ağzımı kapattım. Bence haklıydım. Elim acıdı ama. - Sen bittin dedi. Üstüme yürüyordu. Korkuyla geri sıçradım. - Bırak kadını diye bir ses geldi. Tok, kadife gibi, ağır bir ses, karanlığın içinden geliyordu. Müdür korkuyla baktı. - Aa ... eee ... Cesur Beyim, vallahi bu kız ... bu kız beni ayartmaya çalıştı. Ben yok değince tokat attı dedi. Okumayı söker gibi aaa eee dedi. Sonra bir güzel iftira attı. Seni gebertirim ben. - Neee diye bağırdım direk. Gözümün önünde iftira atıyor adam. Şaka gibi ya. Karanlığın içinden gelen adamı artık daha net görebiliyordum. Esmer bir adamdı. Takım elbise giymişti. Yüzünde ciddiyet akıyordu ama çok yakışıklıydı. Dergi kapaklarından fırlayan modellere benziyordu. - Hemen içeri gir dedi adam otoriter bir sesle. Müdürün eli ayağına dolandı. Özür dileyerek içeri girdi. Hala benimle ilgili şeyler söylüyordu. Son kez bana bakınca içimden küfür ettim. Müdür korktuğuna göre bu adam makamı olan biriydi. Cesur Beyim demişti. - Kendini savunmayacak mısın? dedi. Adamın sesi bile ben zenginim diyordu. Bizim mahallede her konuşma, gürültülü, sesli ve hareketli olur. Adam sakin ve kendinden emin konuşuyordu. Ne de olsa dünya yansa ona birşey olmaz. Sinir olmuştum. - Kendimi savunmam gereken bir durum mu var? Zaten olan bana olacak? dedim. Artık sadece eve gidip ağlamak istiyordum. Başka birşey umrumda değildi. Hiç konuşmadı. Sadece beni inceliyordu. - Hasta görünüyor dedi. Tekrar kucağıma aldım. Cidden inliyordu. Hiç hali yoktu. - Gözünde birşey var sanki dedim. Yanıma yaklaştı. Kediye bakıyordu. Ben kaskatı kesildim. Adamın parfümü burnuma dolunca nefes almayı bıraktım. Büyük ihtimalle deterjan, yağ, biraz da aşçının yağlı parfümü kokuyordum. Bana yaklaşınca utandım. - Veterinere gitmesi lazım dedim. - Götürelim o zaman dedi. Tek kaşımı kaldırdım. - Kovulacaksın zaten, kedi için kapıyı çarpıp sen çık dedi. Elleri cebinde, çok rahat duruyordu. Sana söylemesi kolay orospu çocuğu. Ben hala gelecek günlükle hangi borcu kapatsan diye düşünüyorum. Müdür de beni rahat bırakmıyor. Adam çok yakışıklıydı ama. Ergence olduğunu biliyorum ama onun yanında dik durmak istedim. - Hadi gidelim dedim. Sadece gülümsedi. Yanına bir adam geldi. Anahtarı aldı. Kedi kucağımda arkasından gidiyordum. Bu araba onun olamazdı. Hala tedirgindim ama. - Bin hadi dedi. Arabayı kirletirdim. Kedi inliyordu. Rahatsız olmuştum. Arabaya bindim. Modelini bilmiyordum ama son model olduğu kesindi. Araba çalıştı. - Katil falan olabilir misin? dedim. Bana bakıp gülümsedi. Ohaa, bu adam cidden çok yakışıklı. Hemen önüme döndüm. - Evet dersem atlayacak mısın arabadan? dedi. - Atlasam yine ölürüm dedim. Hala bana bakıyordu. Salak mısın Bahar? Nasıl tanımadığın adamın gazına gelip şak diye arabaya binersin. Bir yerde durdu. Özel klinikti burası. Kaşlarımı çattım. - Burası çok pahalıdır dedim. - Merak etme, arkadaş çalışıyor dedi. - Ha, sonra sorun olmasın. Bende yok çünkü dedim. Adam galiba şofördü. - Senin patronun çıkınca kızmasın dedim anlamak için. Yerinde durdu. Sonra bana döndü. - Kızmaz o, merak etme dedi. Ben zenginlerle aynı mahalleden geçemem. Neyse ki şoförmüş. İçeri girdi. Ben kapıda bekliyordum. Hala kediyi seviyordum. Bir adam çıktı. - Merhaba dedi. - Merhaba dedim. - Kediyi alayım dedi. Kucağına bıraktım. - Sizi çağırırım dedi. Dışarıda kaldık öyle. - Tanışmadık biz dedim. Elime bakıyordum. Keşke tam yıkasaydım. El sıkışmak isterse rezil olurdum. - Cesur ben dedi gülümseyerek. - Bahar ben de dedim. Kedinin arkasından bakıyordu. - Hayvanları seviyorsun dedim. - Babam bir dileğim olduğu zaman ya hayvanlara ya da yaşlı ve çocuklara bir iyilik yap. Hemen gerçekleşir der dedi. Ona gülümsedim. Benim babaannem de öyle konuşurdu. - Demek bir dileğin var. Umarım gerçekleşir dedim. - Umarım minik kedi dedi. Biraz kızardım. - Minik değilim ben dedim. Sadece o uzundu. Yine gülümsedi. - Bilmediğin adamların arabasına bir daha binmemelisin minik dedi inatla. - Sen ne kadar büyüksün acaba amca? dedim sinir etmek için. - Amcan olacak kadar dedi gülerek. - Baston lazım mı? dedim. - Senin gibi küçük kızları dövmek için mi? Yok kalsın dedi. - Ben seni döverim. Bak tekvando biliyorum dedim. Küçükken Enes abi iki hareket öğretmişti. - Ooo çok korktum dedi. Gözleriyle gözlerim buluşmuştu. Çok derin bakıyordu. Sanki tanıyormuşum gibi... Adam dışarı çıkınca boğazını temizledi. - Cesur, kedi burada kalsın. Gözü de hep iltihap toplamış. Ben sana haber ederim dedi. - Tamam, haber bekliyorum dedi elini sıkarak. Bana selam verip gitti. - Şimdi ne olacak? dedim. - Kediyi getirdik, seni bırakacağım ve yarın yine gelirim dedi. Çıkışa gidiyorduk. Arabaya bindik. Boşuna gelmiştim. - Ben de merak ederim dedim en sonunda. - O zaman şu kağıda numaranı yaz, kedinin durumunu sana söyleyeyim dedi. - Sen benimle flört etmiyorsun değil mi? dedim. Kahkaha attı. Bu adam, büyüleyici biriydi. Niye manken olmamış ki? Sesini de çok iyi kullanıyordu. - En son milattan önce öyle yeteneklerim vardı dedi. Acaba kaç yaşında? Hep yaşlıyım diyor. Çok yakında bir yere getirdiği için gelmiştik. Ben kağıda numaramı yazdım. Telefonunu vermemişti. - İstersen evine de bırakabilirim dedi. - Sağol, eşyalarımı almam lazım. Zaten içeride çalışanlar vardır. Müdürle de konuşayım dedim. - Dikkatli ol dedi. Ona bakıp gülümsedim. - Olurum dedim. Sanki birşey söyleyecek gibiydi. Sonra kıpkırmızı bir suratla çıktım arabadan. Bu ne geceydi ama. Bir türlü bitmemişti. Arka kapıdan girince kimseyi görmedim. Müdür mutfakta bekliyordu. - Gözünü yüksek dağlara diktin demek dedi. - Ne diyorsun sen? dedim sinirle. Herkes nereye gitmişti. Temizlik de yapılmamıştı. Üstüme doğru yürüyordu. - Sana istediğini verebilirim. Benim de param çok dedi. Kemerine elini atınca gözlerim büyüdü. Ne yapıyor bu manyak? Hemen buradan kaçmam lazım. - Yaklaşma, yoksa seni öldürürüm dedim. - Bu gece ya benim olacaksın ya da ben seni öldüreceğim dedi. Bana sürekli baktığını biliyordum ama böyle olacağını hiç tahmin edemezdim. Korkudan dondum. Salak kafam salak. Niye eve gitmedim ki? Kapıya doğru kaçtım ama saçımdan tuttu. - Bırak lan beni dedim bağırarak. - Bu gece değil, bakalım ben mi daha iyiyim yoksa o Cesur mu? ...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD