Emine
Zengin kocam kolumda, hiçbir derdim kalmamış ve çok mutluyum. Şu ailemden de kurtulmuşum. Benim keyfim ...
- Galk kız diye bir sesle biri beni sarstı. Hemen gözümü açtım. Ödüm patlamıştı.
- Anne ne oldu? dedim korkarak. Aklımdan kırk tane senaryo geçti.
- Arabayı yıka demedim mi ben sana? dedi. Arkasında ki saate baktım. Saat yediydi. Direk kendime geldim.
- Ya ben niye yıkıyorum. Benim paramla aldığınız arabaya bir kere binmedim bile. Oğlun kullanıyor ya dedim sinirle. Saçımdan tuttu. Ağrıyla yüzümü buruşturdum.
- Sana kaç kere abinle düzgün konuş, abin hakkında da düzgün konuş dedim. O bu evin erkeği, saygılı ol dedi. Bir avuç saçım elinde kaldı. Yorganı yere attım.
- Ya ehliyet bile alamadım parasızlıktan. Tüm paramı aldınız ve işsiz, güçsüz oğluna araba aldın. Birgün beni işe bile bırakamadı. Ben niye arabayı yıkıyorum dedim. Terliği kafama yedim.
- Erkek o erkek. Kendine göre bir iş bulacak elbet. İnsan evin erkeğine hizmet ederken gocunur mu? dedi bağırarak. Kendimi öldüreceğim şimdi. Dilimi tutamazsam dayak yiyeceğim. Söylemezsem boğazımda kalıp kanser olacak.
- Gözünü büyütme bana. Hadi kalk dedi sinirle. Yastığa kafamı koyup bağırdım. Annemden nefret ediyorum, nefret. Kalkıp kova hazırladım ve arabaya gittim. Araba da Renault 9 Broadway. Beyaz rengi bile doksanlardan kaldığını belli ediyor. Sen çalış, ailen elinden alsın. Eşek kadar oğulları arkadaşlarına mahcup oluyor diye ona araba alsınlar. Benim ehliyetim bile yok. Böyle kadere...
Arabayı temizledim. Canım çıkmıştı. Abim de sonunda prenses uykusundan uyanmıştı. Bana sinirle baktı.
- Bu kıyafetle mi çıktın dışarı? Bo koyufetle coktoommm. Gerizekalı ya.
- Arabayı yıkadım dedim. Kolumdan tutup itti.
- Kalk bana kahvaltı hazırla. Bizim çocuklar bekliyor. Seni de bir daha görmeyeyim böyle dedi. Kocam çok zengin olursa keskin nişancı tutup bunu öldüreceğim. Sonra da anneme taziyeye geleceğim. Onu öldürmem çünkü oğlu ölürse zaten arkasından gider.
İnsan bir kahvaltı hazırlar ya. Nasıl yoruldum? Kalkıp bir de mutfağa gittim böyle. Zıkkım yesinler. İçine tükürmemek için kendimi zor tutuyordum. Evde birşey yoktu. Yumurta kırdım. Ekmek almaya da beni göndermesinler diye dünden almıştım zaten.
Bir ekmekle ayakta karnımı doyurdum. Kalanları masaya koydum. Bunları hazırladığıma dua etsinler. Evden çıkıp
Baharın yanına gittim. Onun bilgisayarı kullanırdım. Kapıyı çaldım ama kimse yoktu. Yedek anahtarı saksının altından alıp girdim. Erkenden işe gitmiş.
Bilgisayarı açıp önüne oturdum. Baharı aradım ama telefonu kapalı. Yine bozuldu kesin. İlk maaşımla ona bir telefon almam şart. Eski masaüstü bilgisayara baktım.
- Gel buraya anakartı yanık. Bana lazımsın. CV hazırlama işi için başladım. Oraya girip Ceo'yu etkileyip bu hayattan kurtulmam lazım. Eğitim Lise olabilir ama tecrübe de var.
Şimdi bizim bakkalın yanında çalıştım her yaz. Öyle de yazılmaz ki. Ürün pazarlama direktörü olarak yaz. Bizim bakkal amcanın ürünleri sonuçta. Bunlar da alıcı, veresiye olsa bile. Baharın kıyafetlerini hep ben seçerim. İmage marker yaz. Temizliğe gittim sürekli evlere. Garsonluk yaptım. Operasyon Destek Stajeri yazalım. Tüm bilgileri gir ve gönder.
Evi çok kirlenmişti. Temizleyip komşulara gittim. Kabul edilirsem elbisem yoktu. Herkesten bir parça topluyordum.
- Kız, ben bunu oğlumun sünnetinde giydim dedi pullu bir kıyafeti.
- Ampül diye işe girmeyeceğim. Asistan olacağım dedim.
- Kız neyi vaaarrr? dedi oynak bir şekilde. Bunun kocası bunu çok oynatıyor kesin.
Aşağı mahallede ki Remziye teyzeden bir topuklu aldım. Siyah, olurdu. O da nereden bulmuş, güzel de birşey. Baharın dolabı bana olmaz. Çırpı gibi zaten. Ona büyük gelen bir ceketi vardı. Temizliğe gittiğimiz kadın vermişti. Benim de siyah pantolon. Buradan bana birşey çıkmaz. Altı üstü kırk, bilemedin kırk iki bedenim. Bu narin ruhuma uygun bir yer değil burası.
Baharı aradım hala kapalıydı. İş yerine gidebilirdim aslında. Beni böyle habersiz bırakmazdı. Yabancı bir numara arayınca açtım.
- Alo dedim.
- Emine, benim Bahar dedi.
- Kızım yine telefonun olmuyor mu? Neredesin sen? dedi.
- İyiyim, bir işim var. Babaannemin yanına gidebilir misin? Ben birkaç güne geleceğim dedi.
- Birşey olmuş. Kız ne oldu? Bu kimin numarası? dedim korkuyla.
- Gelince konuşalım mı? dedi.
- Polisi arıyorum dedim. Ortalıktan kaybolma gibi bir huyu yoktu.
- Emine dedi sinirle.
- Tamam be, neredesin, bari onu söyle dedim.
- Herşeyi bırak, sana birşey soracağım. Bir erkeğim senden hoşlandığını nasıl anlarsın? dedi. Baharı daha önce erkek sinek bile ısırmamıştır. Gözlerim büyüdü. Yolun ortasında at gibi kişnedim.
- Lan ne erkeği? Oha ne oluyor? dedim.
- Cevap ver, vaktim yok dedi.
- Yeni erkek dediğin fıkır fıkır olur. Ağzının içine düşer. Sürekli öpmek, ellemek ister bak sakın hevesini almasına izin verme dedim.
- Öpmüyor, dokunmuyor ve bakmıyorsa peki dedi.
- Haa o zaman yok, sanmam dedim. Sessizlik oldu.
- Ne oldu? Çatlarım bak dedim.
- Seni arayacağım dedi. Aa kelimesi çıktı ki kapattı. Hemen numarayı Müstakbel Enişte diye kaydedeyim. Bizim kıza göre bu milat.
Annem camdan bana bakıyordu.
- Kız gelsene, baban kahveye gidecek. Pantolonunu ütüle dedi. Ütünün fişiyle boğacam kendimi ama ya. Bu nasıl kader?
.
.
.
Harun
Arkadaşlarım partide eğlenirken ben babamın gönlü olsun diye oturmuş caminin kapısında onu bekliyordum. Cumaya da gitmedim. Gusül abdestim var mı? Onu hatırlamıyorum. Yoksa kılarım yani.
Babam çıkınca hemen yanına gittim. Taner Abi de yanındaydı.
- Baba dedim.
- Hee al bakayum. Al bunu doğru holdinge! dedi önce sessizce.
- Baba dedim sadece. Sinirle bana baktı. Ne öğrendi acaba? Kesin bir bokumu öğrendi.
- Benim sabrum taştu ha! Bu uşak sana emanet dedi Taner Abiye.
- Emriniz olur dedi. Kolumdan tuttu.
- Cumada yoktun. Çıkışa gelen liseliler gibi. Ne fışkı yiyosun sen? dedi.
- Abi olacak iş mi? Sen söyle dedim. Olacak işmiş. Kendi şirketimde staj görüşmesine gidiyordum.
- Baban tüm kartlarını al dedi. Bir de şey ...
Bir anahtar çıkardı. Arkama bakıyordu. Arkada Tofaş Şahin bir araba vardı.
- Bu ne? dedim.
- Yolda kalacak halin yok. Baban istedi dedi.
- Rezil olurum abi. Beni çekip vurun daha iyi ya. Ne oldu? Anlamıyorum ki dedim. Kafayı yemek üzereydim.
- New York, partiler, kızlar, kaset falan dedi. Gözlerim büyüdü. Babam öğrendi yani. Biliyordur da biri gönderdi yani.
- Tahir Abim Kıbrıs'ta kendi veriyor partiyi dedim isyanla.
- Cami avlusunda, çarpılırsın bak dedi. Hala korkuyordum. Hemen sustum.
Arabayla yarım saat bakıştık. Sonunda sürmeye karar verdim. Radyo da çalışıyor. Harika ya. Şirkete girince bütün hevesim kaçmış bir şekilde etrafa bakıyordum. Güzel kızlar bile dikkatimi çekmiyordu.
Biri yanıma geldi.
- Sırık, hey, tut şunları dedi. Saçını düzeltiyordu. Seksenlerden kalma ceketi ve pantolonu asla tarz değildi. Saçları omuzlarına kadar anca var. Balık etli, heyecanlı bir tipti. Elimde ki dosyayı verdi. Saçını düzeltti.
- Şunlar baya mutlu, torpili mi var acaba? dedi. Hala yüzüme bakmıyordu. Daha önce tanıştık mı bununla?
- Sanmam ba ... Cellatoğlu ailesi torpili sevmez dedim. Mesela kendi oğulları stajyer olur.
- İyi ya, sen de rakip misin? dedi. İlk defa yüzüme baktı.
- Vaaw manken olsana, ne işin buralarda sürünüyorsun? dedi. Gülmemek için durdum.
- Bu ne? dedim. Cvsini dosya olarak getirmiş. Az daha kahkahayı patlatıyordum.
- Emine dedim ismine bakarak.
- Memnun oldum dedi. Baya da özgüvenli.
- Harun dedim elini sıkarak. Hala yanda ki kızlara bakıyordu.
- Dosyayı çöpe at, elinde görmesinler dedim.
- Rakip elemiyorsun değil mi? Bak ihtiyacım var. Sana büyü yaparım dedi. Gözlerim büyüdü.
- Şaka şaka dedi.
- Bana güven dedim. Hemen güvendi. Saf ya bu. Herkes tek tek görüşmeye girdi. Aklıma gelen fikirle kızın arkasından baktım. Bana giderken el sallamıştı. Belki de bana burada oynayacak bir oyuncak lazımdı. Böylece canım sıkılmazdı. Hemen Taner Abiyi aradım.
- Aloo dedi bıkkın bir sesle.
- Bir kişiyi daha işe alman lazım. Sonra her gün işe gelirim dedim...