Despina ( Kendi dilinde konuşuyorlar)
Yanağıma yediğim tokatla bayılmıştım. Artık dayanacak gücüm de kalmamıştı. Günlerim kuru ekmek ve biraz suyla idare ederek gidiyordu. Annem ve babamdan gördüğüm işkence yetmezmiş gibi kocam da günahkar çıkmıştı. Üç senedir herşey daha kötü oluyordu. Papazın önünde yaptığımız evlilik yeminlerinin bir önemi yoktu onun için. Beni bir mal ve eşya gibi görüyordu.
Stavrosun yaptığına inanamıyordum. Üç senedir kocamla birlikte onlara çalışıyorduk. Hiç yanlış yapmadım onlara. Temzilik, yemek, her işi yaptım. Onlardan bile dayak yedim. Hep Tanrıya sığındım. Cennet için çektiğim çile olarak gördüm ama bu olan. Bu olanı hazmedemezdim. Beni satıyorlardı. Asla zina yapan bir kadın değildim, olmayacaktım da.
Diz çöküp boynumda ki haçı tuttum ve dudaklarıma götürdüm. Gözlerimi kapattım. " Panayia' acılarımı görüyorsun. Bana yol göster. Beni günaha düşmekten koru. "
Kapı açılınca gözlerimi açtım. Stavros gelmişti. Yaşlı adam iki gün sonra gelmişti. Onun konuşmaları hala kulaklarımdaydı.
- Azizelere benziyorsun Despina dedi. Bu adamın dini olduğuna inanmıyordum. Bu düşüncemden dolayı ceza almalıydım ama elimde değildi.
- Sadece Tanrı kutsaldır. Azize olan Panayia, ben değilim. ( Panayia Kutsal Meryem ya da Meryem ana. Ona sığınıp önce ondan dua istiyorlar. Aracı gibi. Öyleymiş yani. )
Elinde ki kutuyu yatağa bıraktı. Onunla yalnız kalmamam gerekiyordu. Biraz uzaklaştım.
- Beni öldürün, bu da bir seçenek dedim. Karşıma dikildi.
- Sen bendim en büyük silahım olacaksın Despina. Kendini hazırla. Türk'e gideceğiz dedi.
- Yaptığın şeyin günahını ödeyemezsin dedim. Yalvarsam da fayda etmeyeceğini biliyordum. İki gündür yalvarıyordum ama faydası yoktu. Kurumuş dudaklarıma baktı. Hemen kafamı çevirdim.
- Bunun için cehennemde yanacaksın dedim. Bana acımasız bir şekilde baktı.
- Tabi varsa dedi. Günahların en büyüdü. İnanmıyordu. Gözlerim büyüdü.
- Kyriakosla görüşmek istiyorum dedim.
- O da seni öldürmek istiyor, başka seçeneğin yok dedi. Boğazımda birşey kaldı sanki.
Kutunun içinde ki kıyafete baktım. Kırmızılı bir elbiseydi.
- Dur, istediğim kıyafeti giymek istiyorum dedim. Kaşlarını çattı.
- Sen bilirsin dedi. Hayat birgün son bulacaktı, demek ki bugün. Başka çarem yoktu.
Kimse beni sormuyordu demek ki. Gökyüzüne baktım. " Özür dilerim Tanrım."
Üzerime giydiğim kapşonu iyice sardım. Uzun siyah şey beni sarıyordu. Saçlarımı da kapattım. Arabada hiç konuşmadım. Kyriakos bana bakmadan arkada ki arabaya bindi. Akşam olmak üzereydi. Kimse yoktu burada. Birşey yapmayayım diye ellerimi bağladılar. Hâlbuki ben kaderimi çoktan kabullendim.
Arabadan çıkardıkları zaman bir koruma koluma girdi.
- Bırak kolumu, günah dedim. Bana iyice yapışmıştı. Kahkaha attı adam.
- Bu Barbar Türk sana aşıl günahın ne olduğunu gösterecek dedi. Geçen gün onun için ilaç hazırlamıştım. Midem bulandı.
İçeri girerken Kyriakosu gördüm.
- Kyriakos dedim seslenerek. Durdu, sonra bana dönmedi. Gözümden düşen yaşı sildim. Hala beni sürüklüyordu koruma. Karanlık bir yere geldik. Yüksek seste müzik vardı. Birkaç koridordan ve hoş beşten sonra bizi başka bir yere aldılar.
Renkli ışıklar gözümü yoruyordu. Yüksek müzik de kulağımı kanatıyordu neredeyse. Kolumu çözümü biraz rahatladım. Bileklerim morarmıştı. Onları ovuyordum.
- Tahir Bey sizi bekliyor dedi biri. Merdiven çıkıyorduk. Sonra arkamızdan dönmek gibi bir saçmalık yaptım. Çıplak insanlar direklere tırmanıyordu. Ben şimdiden cehenneme düşmüştüm. Açıkça zina yapıyorlardı. Hemen gözümü korudum.
Konuşmaları anlamıyordum bile. Birden yere attılar beni.
- Kızı da getirdik dedi Stavros. Kafamı kaldırdım. Cehennemin sahibi Şeytan da buradaydı. O kadar uzun ve heybetliydi ki korkuyordum. Kyriakos da uzundu ama heybetli değildi. Bu cehennemin ateşinde pişmiş gibiydi.
Mavi yeşil gözleri, güzel yüzüyle günaha davet ediyordu. Papa Francis olsa, bu yakışıklılık için tövbe isterdi. Gösteriş günah derdi.
- Kızı odaya götürün, siz benimle gelin dedi adam. Sadece Stavrosa ve oğullarına baktım. Kimse benimle ilgilenmiyordu. Başkası koluma girdi ve beni bir odaya götürdü.
- Burada kal dedi ve kapıyı kilitledi.
- Vre nereye gideceğim? dedim ama o gitmişti. Üstümdekini çıkarıp indirdim. Kaçıncı katta olduğumu bilmiyordum. Etrafıma bakıyordum. Mammonas kadar zengin olmalı. Bu şatafatı daha önce hiç görmemişti. Hayran hayran baktığını görünce kafasını eğdi." Panayia' beni günahtan koru"
Bir kapı vardı. Balkon gibiydi. Gidip açmaya çalıştı ama olmadı. Sonunda zorladı ve kapı açıldı. Kaçıncı kat olduğunu bile bilmiyordu, çok yüksekti. Yolun sonuna gelmişti. Artık bu dünyada ki çilesi bitecekti. Tanrı zina işlemektense ona gittiği için belki onu affederdi.
.
.
.
Tahir
Amcama baktım. İkimiz de bir işler karıştırdıklarını biliyorduk. Önüme attıkları kız masum duruyordu. Bu iş canımı sıkmıştı.
Gemolog elmasları büyüteçle inceledi. Onay verdi. Bir sürüydü.
- Geceyi burada geçirin isterseniz, sabah sizinle ilgilenirim dedim. Para da masadaydı.
- Gerek yok, biz gidelim dedi adam. Ayağa kalktı.
- Sabah Kyriakos karısını alacak, bunu da unutmadan söyleyeyim dedi. Bir gecelik olduğunu ima ediyordu. Kız sadece anlaşma mührüydü. Merhametimi ölçüyordu. Sınırlarımı öğrenmek istiyordu. Öyle bir baktım ki elini indirdi.
- Erken uyanmam, akşama doğru gelip alsın karısını. O zaman işim bitmiş olur dedim. Oğullarından biri tısladı. Amcam elini sıktı.
- Ben sizinle ilgileneyim dedi. Ellerim cebimde sadece bakıyordum. Benim yarma ortalıkta yoktu.
Amcamla konuşacak halim de yoktu. Bakalım kız Stavrosun sunduğu kadar maharetli mi? Odaya doğru yürüdüm.
- Misafirlerle ilgilenin, amcam sorarsa odada dersiniz dedim.
- Tabi efendim.
Odaya girip kapıyı açtım. Kadınlarla ilgili hiçbir şeyi düşünmezdim. İsteyene istediğini vermek lazımdı. Medeni durumlarını da umrumda değildi. Stavros bir koz olarak kullanmak istiyorsa, cevabını alacaktı.
Rüzgar odada uçuşuyordu. Yedinci kattaydım. Balkonun kapısını da pek açık bırakmazdım. İçeri girdim. Balkondan aşağı bakan, bembeyaz bir elbise giymiş, uzun kahverengi saçları örgülü kız aşağı bakıyordu.
- Atlarsan tek parça halinde bulunman imkansız olabilir dedim korkutmak ister gibi. Sıçrayıp bana döndü. Kahverengi gözleri korkuyla bakıyordu.
- Diavolos dedi. Boynunda ki haça dokundu. Ellerim cebimde bekliyordum. Koltuğun kenarına dayandım.
- Vre sakın yaklaşma, atarım kendimi dedi. Korkuyla titriyordu.
- Yaklaşmıyorum zaten, böyle duruyorum dedim. Ellerimi cebinden çıkarmadım. Kaşlarını çattı kız. Sevimli bir yüzü vardır aslında. O dolgun ve kırmızı dudakları olmasa.
- O zaman ben gideceğim. Sen ... birşey etmeyecek dedi. Aksanı tatlıydı.
- Yooo dedim. Yüzü gülümsedi.
- Ohh vre, sen ... sen Efharisto poli dedi.
- Teşekküre gerek yok dedim. Beyaz uzun elbisenini tutup kapıya doğru yürüdü. Belinden tutup ikimizi de koltuğa yuvarladım.
Korkuyla çığlık atıp bana tutundu.
- Sen ... Sen vre ...
- Benim olan, benimdir dedim. Altımda ki kız şaşkınlıkla bana bakarken dudağını ağzımın içine aldım. Etli dudakları ağzımın içine uyuyordu.
Arkamdan konuşulmasına asla müsade etmem. Planlarını da bozacağım. Merhametimden vurmak istiyorlar ama benim merhametim yok. Hem de hiç.
Altımda ki kız sabah kadar benimdi ve benim olanı asla vermezdim...