Defalarca

2558 Words
Serdar, akşamüzeri Hisar'a hazırlanmasını bildiren bir mesaj attı. İşlerini halledip onun evine doğru yola çıktığında aradı Mete. Önce yarasını sordu, ağrısı olup olmadığını, ilaçlarını düzenli alıp almadığını... "Sevgili dadıcığım, yatmadan ılık sütüme bal karıştırıyorum." Mete ağabeyinin şakalaşmasını sürdürdü. "Dişlerin çürür ama, doktor amca demişti dersin." "Popomdan iğne vurmadıkça evelallah üstesinden geliriz. Söyle bakalım Doktor Bey, senin keyifler nasıl?" "Yemek yapıyorum." "Ne var menü de? Hisar'ı alıp sana mı getirsem?" "Olur gelin, Esma'da var ama. Yani rahatsız olmazsanız." "Esma mı?" "Hı, senin diktatör doktor... Dışarıda yemek yemeyi pek sevmiyor, lüks mekanlarda kasılıyor, ev ortamı sıcak olur diye düşündüm." "Ne iş oğlum bu Esma ile?" "Arkadaş ağabey, arkadaş! Şimdi sizin lugatta kadın arkadaş olmaz malum ama biz batılılar yapıyoruz böyle jübileler." "Serseri! Batıya doğudan selamlar. Bakayım Hisar'la gelirim belki. Menüyü zengin tut sen!" "Görüşürüz." "Eyvallah!" Mete, telefonu kapatırken dişlerini sıkıp kendine kızdı. Bu gece Esma'ya her şeyi söyleyecekken abisini davet etmesi hiç akıl karı olmamıştı. Hep başka bahara kalan şu meselede bir türlü Esma'nın hisleri de güven vermiyordu ki yanında kim olduğuna bakmadan ilan etsin. Serdar, üst dudağını içten kemirdiğinin farkında bile değildi. Hisar'a söz vermişti ama Hisar'ı Esma'nın olduğu yere götürmek olmazdı. Yanında, hafif meşrep bir kadınla... Hisar'a haksızlık yaptığını düşünüp gürültülü bir küfür savurdu. Küfrünü sadece kendisi duydu ama öfkesinin yankıları büyüktü. *** Esma, bekar bir adamın tek başına yaşadığı eve gidilebilecek tipte, kolsuz keten krem bir gömlek ile, açık renk bir kot pantolon giyinmişti. Kotunu belden kahverengi bir kemerle tamamlarken, ayaklarında keten düz krem ayakkabıları vardı. Alelade olmaya özen göstermesinin anlamı belliydi. Kimseye kendini beğendirmek adına kıyafetlere, aşırılıklara lüzum yoktu. Mete'nin evine ilk kez gidiyordu. İyi bir muhitte, bir siteye ait apartman dairesinde oturuyordu Mete. Apartmanın ilk girişinde küçük bir güvenlik kulübesinde lavanta kokuları eşliğinde karşılıyordu kapıcı. Adını ve geldiği ev sahibinin bilgilerini alıyor, önden haberdar ediyor, sonrasında kapıyı tutup misafire asansör kapısına kadar eşlik ediyordu. Fazla geldi Esma'ya... Bu denli bir karşılamayı, tıknaz, temiz giyimli, orta yaşlı görevlinin sabahtan akşama ve belki de geceleyin bile sürdürdüğü düşünülürse gereksiz bir iş gibiydi. Asansörden indiğinde, Mete dairesinin kapısını açmış, onu kapı ağzında bekliyordu. Esma uzanıp yanaklarından öptü arkadaşının. Pak, şeffaf bir kokusu vardı Mete'nin... Kendine has, nadir bulunacak bir güven taşıyordu yaklaşana. Evine de aynı koku hakim oldu. Alıştığı üzere ayakkabılarını çıkaracak oldu, Mete karşı geldi. Elinde ki çiçekleri verdi genç kız. Bir süre ne alacağını bulamamıştı; çikolata, tatlı derken saksıda yetişen pembe renkte çiçekler açmış bir kalancuha almıştı. Mete çiçeklere zarif bir teşekkürle karşılık verip onu salonuna davet etti. Yerlerde neredeyse tek bir halı bile serili olmadığı dikkatini çekti Esma'nın. Her yer bembeyazdı... Zeminden, kendinden kabartmalı geometrik desenleri olan duvar kağıtlarından mobilyalara kadar... Zevkli, iç acıcı tercihlerle döşenmiş bir evdi. Kadın eli değmiş gibi... "Ben masayı terasa hazırlamıştım ama istersen abimler gelmeden sana bir kahve yapayım." Esma, balkonda beyaz kırlentle desteklenmiş hasır sandalyelerin ortasında ki dört kişilik mor örtülü masaya baktı. Mete, elinde ki saksıyı terasa çıkan kapının hemen dibinde yüksek ayaklı yuvarlak zeminli sehpaya bıraktı. "Nasıl istersen?" diye yeniledi Esma'nın ona yönelmek yerine etrafı incelemekte ısrarcı bakışlarının ardından. Genç kız, neden tedirginlikle sarsıldığını anlayamadan yutkunarak baktı Mete'ye. Belli etmemeye çalıştı ama avuç içleri terlemişti. Gözlerini kaçırarak, "İkimiz olacağız sanmıştım," dedi. Mete bunu bir arzu olarak değerlendirdi. Gülümsedi genç adam, söylenenden son derece memnun. "Sana sormadığım için özür dilerim. Rahatsız olacağını düşünmemiştim." "Önemli değil," gibi sözler geveledi ağzının içinde Esma. Yanaklarına değen sıcaklığın içten kaynayan bir lavın etkisi olduğunu biliyordu. Mete'nin gösterdiği üzere, salonda bir L şekli verilmiş tay tüyü, yumuşacık beyaz koltukların üzerinden kendine uygun bir yer buldu. "Şarap soğutuyordum içer misin?" Esma başını iki yana salladı... Mete ile daha önce hiçbir ortamda içki içmediğinin dile getirilmemiş bir isteksizlik olduğunun farkında gene sustu. Onun bu sebeple rahatsız olmasını istemedi. "Öyleyse az şekerli kahve..." "Aslında..." derken yükseldi Esma'nın sesi. Tepkilerini kontrol edemediğini fark edip, belli belirsiz bir nefesle rahatlamaya çalıştı. Burnundan ciğerlerine dek ulaşan koku, Mete'nin artık alışılagelmiş kokusuydu. "Sadece su alsam ben daha iyi olacak!" Mete, itaatkar bir tavırla adımlarının üzerinde geri döndü. Esma'nın abisinin geleceğini duyduğu üzere rahatsızlık taşıdığını çok net gözlemleyebiliyordu. Hata ettiğini düşünüyordu, kız baş başa olacaklarını düşünerek gelmişti belli ki. Aslında kendisi de ondan çok uzak değildi. Alnında ki damarlar belirginleşti, dişlerini sıkıp, dudaklarını gererken. Soğuk bir bardak su ile geri dönerken, salon girişinden CD çaların tuşuna dokundu. İçeri yayılan ses kısık sesli bir " Luciano Berio" operasıydı. Esma'nın gözlerinin zeminde takılı, ayaklarının gergin bir şekilde parmaklarının katlanmasına rağmen uçlarında yükseldiğini ve sağ bacağının hafif titrek bir tavırda aşağı yukarı salladığını gördü. Onu rahatlatması şarttı... Yanına oturdu, varlığının fark edilmediğini görmesine rağmen su dolu bardağı uzattı, Esma o an dönüp kibarca teşekkür edip bardağı aldı. Sadece küçük bir yudum su içti... Susamış olduğu için suyu istemediğini görebiliyordu şimdi Mete. "Eminim Hisar'ı da çok seveceksin, neşeli bir kadındır," dedi. Esma, ne duyduğunu idrak edemeyip sözsüz ama çokça kaygılı bakınca Mete devam etti. "Hisar ile çıkacaklarmış bu gece, bende abime birlikte gelin dedim. Farkındayım ki çok lüzumsuz davranmışım. Bana şuan içten içe saydırıyorsun belki de..." Müzik rahatsız edici geldi kulağına Esma'nın. Mete'nin hep entel bir tarzı olduğunu bilirdi; seçtiği mekanlar, giyindiği kıyafetler, tercihleri hep ona daha büyük bir lüksü simge gibi taşımak istediğine dair yargılar yüklerdi. Serdar'ın da pahalı bir arabaya bindiğini, Mete'nin evinden de çok lüks bir evde oturduğunu biliyordu. Ama bir gece öncesi gittikleri mekanın müşteri grubunun Mete'nin tercihlerinin çok uzağında olduğunu da biliyordu. Kardeşlerden birisi Rumeli türküleri dinlerken diğeri opera müziği dinliyordu. Ama biri bekardı, diğeri ise... Korkuyla sordu Esma, "Abin evli miydi?" "Yo hayır. Hisar, karısı değil." "Neyi?" Dudaklarını kıvırdı Mete. Hisar'ı yıllardır tanırdı, abisinin yanında görürdü, üstelik de severdi ama tam olarak hangi sıfatla yanında olduğunun bir anlamı yoktu onda. Bunu Esma'ya anlatmak da zordu üstelik. "Sevgilisi," deyiverdi, böyle olmadığını da bildiği halde. Onları hiç el ele görmemişti mesela. Abisinin hayatına ara ara aldığı bir sürü kadın olduğu halde Hisar hep aynı yerde, aynı konumda durduğuna göre zaten bunun bağlılık taşıyan bir karşılığı olmalıydı. Esma, yanlış anlamış olabileceğini düşünerek bir kez daha soracaktı ki, kapı çaldı. "Hah, geldiler," dedi Mete ayağa kalkarken. O zaman içinde birkaç atlı başlangıç noktasından hızla koşmaya başladılar. Uzun, meşakkatli ve delirtici bir yarışta gibi canına okuyorlardı adeta. Oradan bir an önce gitmek istediğini biliyordu genç kız. Müzik çalardan yayılan tuhaf gıcırtıların eşliğinde rahatsızlığı katlanırken iki kardeşin sesini duydu Esma. Kulak kesildi. Serdar'ın gür, şen kahkahası ulaştı kulağına. Adam kahkaha atarken tahayyül edilecek fıtratın adamı değildi Esma'nın gözünde... "Ben rakı içerim sen şarap, salon beyefendisi, geri kafalı abini idare et biraz." Duymak istedi Esma. Serdar'ın hayatını paylaşmaya layık görülmüş kadının sesini... Adeta dilsizdi kadın... Ona doğru yaklaşan ayak seslerinden de anlaşıldığı üzere kucakta taşınıyordu. "Oo Doktor Hanım?" Ayaklandı... Adamın kollarının katlanmış, yakasından birkaç düğmesinin bilhassa açık bırakıldığı kareli gömleğinin altına giyilmiş kotunun sıradanlığına baktı. Mete'nin jilet gibi ütülü keten pantolonu, ilk kez giyilmiş kadar temiz duran lacoste tişörtünün yanında az önce halı saha maçından gelmiş gibi duruyordu Serdar. Hafif alnına düşen saçların el yordamı ile taranmaktan fazlasını görmediği öylesine belliydi ki... "Merhaba," derken sıradan olmaya çalıştı Esma, elini uzattı ve Serdar'ın iri, kemikli eli elini hapsettiğinde, avuç içleri birbirine değen iki kişinin de sarsıldığı açıktı, ancak Esma elini çekip ağlana sızlana kaçmak isteğine tutuldu. Zaman durdu, an beklemeye kaldı... Mete elinde ki rakı şişesi ile "Hisar nerede Abi? Neden getirmedin?" diye sordu. Serdar mahcup ayrıldı Esma'nın elinden, bakışlarını anında çekti. Az önce bin bir parça olan suratına öylesine bir tebessüm takılıp "Başı ağrıyormuş," diye cevap verdi. Yalandı! Hisar'ı aramamıştı bile... Öyle bir mesaj atmış, işi çıktığını bildirmişti. "Ee buyurun siz masaya ben geliyorum." "Yardım edeyim mi?" Serdar'ın teklifine kalkmış tek kaşı, alaycı gülüşü ile karşılık verdi Mete. "Aman ağabey, mutfağımın savaşa hiç ihtiyacı yok." "Öyleyse ben yardım edeyim." Mete ısrarla itiraz etti. O gece ona kimse yardım etmeyecekti. Hastanede ki en yakın arkadaşı ile kıymetli ağabeyini kendi elleri ile ağırlayacaktı. Esma'nın en yakın arkadaş olduğunu ifade eden tanım ortamda ki iki kişiyi birden rahatlattı. Daha düne kadar Mete'den bir itiraf bekleyen Esma, kuruntuya kapılıp, Mete'nin yakınlığını yanlış yorumladığı için seviniyordu. Hepsi onun hüsnükuruntusuydu. "Gel bakalım Esma, biraz Bursa manzarası soluyalım." Esma, sırtında belli belirsiz hissetti Serdar'ın elini. Kendini geri çekmek istediyse de yapamadı. Adamın elinin uzak hissinde terasa geçti ve balkon korkuluğunun dibinde ki sandalyeye oturdu, adam da tam karşısına geçti. Katlanmış kol manşetlerine rağmen bir kat daha katladı kolunu sonra keyifle Esma'ya baktı. Ama Esma bir gece öncesinin sonlarına doğru rahatlamış ifadenin çok uzağında idi. Gözleri anında manzaraya çevrilmiş, üstelik izlemediğinden emin kılacak kadar sabitti... "Görüşmeyeli nasılsın?" Çevirdi başını Esma. Kibar olmaya gayret etti. Bu adamı ilk gördüğü günde tekin bulmadığını hatırlattı kendine. O günden bugüne hiçbir şey değişmiş olamazdı. Öyleyse kalbinin telaşı, bir türlü bitmek bilmeyen at yarışlarının sorumlusu kimdi? "İyi-" derken çatal çataldı sesi. Hafiften öksürüp devam etti, "İyiyim, sen nasılsın?" İşaret parmağını teras kapısına doğru dönük olan kulağına bastırıp hafifçe salladı başını "Şu müziği bir kapatan olsa daha iyi olacağım." Al benden de o kadar demek istediyse de Esma, sadece gülmekle yetindi. Yeni yetme bir kız çocuğu gibi kaçamaktı bakışları, sıkılgandı gülüşü. Serdar, o anda kızın gözlerini buldu gözleri ile tam olarak aklını yitirdiğini düşündürecek sözler edecekken Mete'nin sesi duyuldu. "Enginar dolması, yaprak sarması, börülce aşağı sokakta ev yemekleri yapan bir mekandan. Ben külbastı yaptım size... Bir de salata." Bir tepsinin üzerinde profesyonel garson mahareti ile sunumu yaparken kardeşi mani olamadı sözlerine Serdar. "Biraz yalandan ölmezsin oğlum, ben yaptım desen hayranların olurduk." Mete, gururlu bir pozla, "Siz külbastımı yiyin bir hele, ya ya şaşa Mete usta çok yaşa diyeceksiniz." "Buna emri vaki denir." "Hayır abi kıyağı denir." İki kardeşin gülüşmelerine katıldı Esma. Gerginliğinin üst rafı çırpılarak döküldü yere. "Bir de," dedi Serdar rakı şişesinin ağzını açarken. "Şu ecnebi müziğini kapat gözünü seveyim. Kulağımda ağır hasar bırakacaksın." Mete müziği kapatıp son kalanları getirmek için içeri dönerken, Serdar, rakı kadehine suyunu bıraktı, sadece kendisine servis açmasına rağmen Mete su bardağını işaret etti Esma'ya, "Bardağımı ödünç verebilirim rakı istersen..." Başını iki yana salladı Esma. "Hiç alkol almam ben," dedi. O an fark etti, Mete'yi yanlış algılamaya götüreceğini sandığı her şeyi Serdar'a söylerken tereddüt etmiyordu. Oysa Mete çok daha yakındı ona, çok daha ulaşılabilir... "Neden?" "Bilmem, annem de hiç içmez. Babam da benim içmemi istemezdi. Zararları yüzünden olsa gerek." "Neyin?" diye girdi içeri Mete, sofraya kalanları yerleştirirken Serdar cevapladı. "Esma, sarhoş adam çekemem ben diyor." Mete'nin anlaşılmaz bakışları Esma'yı bulurken Esma'da Serdar'a doğru. "Aşk olsun. Ben öyle mi dedim?" diye sitem etti. Serdar, umarsız bir yudum aldı içkisinden. Sonra ikinci yudumu için Esma'nın boş kadehine vurdu kadehini. "Baba sözünden çıkmayan kızları hiç sevmem." Mete, Esma'nın yanına oturdu. İyi bir ev sahibi olarak genç kızın tabağına servis yaparken abisinin sözüne ekleme yaptı. "Abim genelde, babasının aksine kendi söylediğini dinleyen kızları sever." Esma, elini kaldırdı, "Teşekkür ederim Mete, benim için bu kadarı kafi." Bu defa abisinin tabağına yöneldi Mete. Ama onun hep kendi servislerini kendi yaptığı, az yemeğe azami özen gösterdiğini hatırladı. "Mekanın zeytinyağlıları mükemmel abi, mutlaka hepsinden az az tatmalısın." Başını salladı Serdar, bir yudum daha aldı içkisinden. Tabağına birkaç sarma koydu, "Şu Bulgar bir kadın çalıştırıyor oradan mı?" diye sordu. Mete gülerek, "Neden hiç şaşırmadım acaba, orayı bildiğine? Yalnız abi sana söyleyeyim, kadın evli," deyince Esma gerildi. Ağzına henüz attığı lokması dişlerinin arasında sertleşti. Bu adam çok çapkın biriydi diye mi kendisine bir garipti? Bir garipti ama bildiği, anlayacağı bir gariplik de değildi bu. Kadınları kendine çekme garantisi miydi bu yaptıkları? Mete, şarabını açıp Esma'ya gene de teklif ederken gözlerine bakarak, "Benim için, bir kadeh," deyince, ürktü Esma. Bu Mete'den ilk korkuşuydu! Ona hep yumuşacık nağmeler taşırdı oysa. "Sağ ol, gerçekten su benim için yeter." Israr etmedi Mete ama Serdar için uğraşmaya değerdi Esma. Hatta hafif kızdırsa... Şu başında beklediği gece olduğu gibi asabiyete büründüğünü görse, keyiflenirdi. Öfkenin bu denli birine yakıştığını ilk kez o gün, görmüştü adam. Öfkenin, hüznün, tebessümün... "Ya baban su da içme deseydi, bak görüyor musun gene insaflı adammış?" Başarmıştı... Esma, çatık kaşları ile ona bakmıştı. Serdar'da keyifli bakışlarını sunmuştu kıza ve kadehini havaya doğru kaldırıp, "Babana içiyorum Doktor Hanım!" dedi. Mete, biraz gerildi o anda. Abisinin sivri dilinden nasip alacak kişinin Esma olmasından rahatsız oldu. Ortamı yumuşatmak için "Nasıl olmuş Esma külbastım?" diye sordu. Esma, suyundan agresif bir yudum alıp geçiştirmeli cevap verdi. "Eline sağlık!" "Afiyet olsun," diye mırıldandı Mete. Şarabını doldurdu kadehine ve çaktırmadan abisini uyarmak için bakışlarını adama dikti. Ama abisi pür dikkat Esma'ya bakıyordu. İçten içe onu öfkelendirmek isteyeceğini düşündü... Sırf bu yüzden kızı göz hapsine aldığını... Amacından sapsın istedi. "Hisar da olsaydı şimdi yalnız başına rakı içiyor olmazdın." Abisi amacından sapmıştı sapmasına ama ona bakmaksızın yemeğinden ilk lokmasını alıp onu cevapsız bırakmıştı. Mete, biraz daha üsteledi. "Geçenlerde bir telefon açmıştı bana, hastanede iyi bir estetik cerrahın bulunup bulunmadığını sordu." Bu defa, dişlerini sıkarak güldü Serdar. Alt dudağı ağız içine doğru katlandı. Bakışlarını kardeşine dikti. "İşlem ne diye sordum ama, özelmiş." "Göğüslerini büyültecekmiş." Serdar'ın bu tarz cevaplar için ortam tanımadığını bilirdi Mete. Kendi kaşınmıştı ama sonuçta Esma da kendisi gibi bir doktordu ise bazı konular çok da konuşulmaz kalmazdı. "Eee vaz mı geçti? Yoksa özel bir hastane mi ayarladın ona?" "Bilmiyorum, bahsetmedi bana bir kez daha." Kaşlarını kaldırdı Mete, Esma'nın üzerinden ilginin dağıldığına memnundu. Yemeğine başlamak üzere çatal bıçağını kaldırdı. Ama Esma'nın iğneleyici gibi hissedilen sesi duyuldu. "Merak ettim şu Hisar Hanım'ı, güzel kadın mı bari?" Tam cevap verecekti ki Mete, abisi karşılık verdi. "Güzeldir, bir gün tanıştırayım istersen seni." "Olur. Memnun olurum!" "Öyleyse hafta sonu bir plan yaparım, memnun olacaksın madem, geciktirmemek lazım." "Sen bilirsin. Ben Mete olduğu sürece katılırım size." "Hı, baban Mete yoksa her yere gitme mi dedi?" "Babam, Mete'yi tanımıyor." "Öyle mi? Tanısa severdi ama, kardeşim diye demiyorum sevilmeyecek adam değil." Mete'ye garip gelse de muhabbetin gidişi aldığı iltifata karşılık gülümsedi. Esma'ya baktı, başının arkasında küçük bir topuzla toplanmış saçlarından firar eden bir tutamı elinde evirip çevirmek üzere önüne çekmişti. Rahatsız olmuştu! Abisinden çok hoşlanmadığını fark ettiği halde üstüne düşünmediğini varsaydı. Son olanlardan dolayı ön yargıları vardı belki de. Öyle ya kim kurşun yaralanmasında hastane de tedavi olmayı reddederdi ki? Daha doğrusu kim kurşunla yaralanmayı sıradan sayardı? "Abimin bir çiftlik evi var, zeytinliği, bahçesi falan... Olmazsa bir hafta sonu oraya gideriz. Hisar bize kadayıf dolması yapar. Ah, ne leziz yapar onu öyle?" Esma, kapa çeneni demek istiyordu Mete'ye. Kimdi ise bu Hisar, neciyse anlatıp durmasınlar... Aslında alakasız bir kadını delice merak ediyordu. İçinde yanıyordu merak duygusunun uçları ama bir türlü yok olacak kadar köküne kadar sürmüyordu alevlerin seyri. Ucundaydı... Canlı, parlak ama daimi... "Mete, sen seviyorsun bu Hisar Hanımı sanırım?" "Severim. Hoş insandır Hisar. Muhabbetli, yakın... Hem abimin kahrını çekebilen az sayıda kadından biri... Sahi abi kaç yıl oldu Hisar hayatına gireli?" Elinin körü demek istedi Serdar. Boşalan kadehini yeniledi. Yenilerken söylendi. "Saymadım!" "On sene var herhalde. Valla ben bildim bileli var." "Neyi bildin bileli Mete?" "Yani işte aklım erdi ereli..." "Aklın ne geç ermiş senin öyle ya?" Kadehini bir dikişte bitirdi Serdar, bardağı sert bıraktı masanın üzerine ve kalktı ayağa. "Ben gitsem iyi olacak." Panikle doğruldu Mete. "Bir kusur mu işledim abi?" Serdar, karanlık bakışlarını gizleyemedi kardeşinden. Oysa korkardı onu kırmaktan. Üzmekten! "Geldiğimden beri beynimi siktin ulan, Hisar, Hisar! Hisar'ı göresim olsa, buraya gelmezdim herhalde." Esma, sandalyesine tutundu. Serdar'a dikkatle bakarken hedefin onu bulmasından çekiniyordu. "Aranız mı bozuktu, bilemedim af edersin?" Mete oldukça alttan alıyordu. Serdar, ise birazdan kardeşini hırpalayacak kadar tahammülsüz. Kapıya doğru giderken Mete ardından gidecek olunca Esma Mete'nin bileğinden tutup durdurdu onu. Genç adamın bakışları bulunca onu, "Bence sakinleşsin üzerine gitme, belli ki kadınla aralarında bir şey olmuş, bizde üstüne gittik," dedi. Böyle sanıyordu aslında Esma'da. Serdar öyle kıymet veriyordu ki o kadına, kardeşini bile ezip geçecekti o uğurda.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD