İkimiz göz göze gelmiş ben şokla bakarken onun yüzünde herhangi bir ifade yoktu. Bana doğru yaklaşırken bakışlarım aşağıya doğru indi. Tamamen çıplak olduğu için her yerini gördüm ve çığlık atıp başımı yana çevirdim. Stresten çıplak olduğunu bile fark etmemiştim. Yanıma yaklaşıp
"Kovuldun. 2 dakikaya malikane mi terk et" dedi. Kaşlarım şaşkınlıkla çatılırken içki raflarına bakıp bir içki seçti. Daha sonra önüne döndü beni hala durduğum yerde görünce
"Bir şeyi tek seferde anlamıyor musun? Sana kovulduğunu söyledim, şimdi hemen çık malikanemden" diyince şaşkınlığı üzerimden atıp, gururu mu ayaklar altına alarak
"Lütfen efendim bu işe..." bana doğru hızlı bir adım atıp kolumu kavrayınca yine çığlık attım. Beni sürükleyerek kilerden çıkardıktan sonra dış kapıyı açıp dışarıya attı.
"Bu kızı malikane den çıkarın" diyerek kapıyı suratıma kapattı. İki koruma beni tutarak bahçe kapısına doğru sürüklemeye başladı.
"Gece vakti nereye gideceğim? Bırakın beni lütfen" diyerek ağlamaya başladım. Malikane ıssız bir yerdeydi ve kolay kolay araba geçmezdi. Araba geçse de kime güvenip gidecektim?
"Yapabileceğimiz bir şey yok" diyerek beni bahçe kapısından dışarıya çıkardılar. Onlara dönüp baksam da ikisi de ifadesizdi ama bir ceketini çıkarıp bana uzattı. Cekete baktım
"Gece lambalarının altında sabahı bekle. Gece soğuk olacak" diyerek ceketi elime tutuşturdu. Gözyaşlarıma yenileri eklenirken ceketi giyip diğer tarafa döndüm. Orman uzakta değildi ama yine de arada bir kaç km vardı. Yabani hayvanların buraya kadar gelmemesini umarak tekrar malikaneye döndüm. Duvarın kenarına bakıp en iyisi kapının önü olduğuna karar verip yere çömeldim. Eteğimi iyice açıkta kalan yerlerime sarıp geriye yaslandım. Adam iri yarı olduğu için ceketi de büyüktü. Bir süre ağlayıp etrafa baktım ama bu beni korkutmaktan başka bir işe yaramadı. Bir insan nasıl bu kadar kalpsiz olabilirdi? Bir ev bulmak için bile saatlerce yürümek gerekiyordu. Kendisi arabayla gidip geldiği için sıkıntı yoktu tabi.
Cekete iyice sarılıp ışığın aydınlattığı her yeri gözden geçirerek bir kaç saat geçirdim. Kurt uluma gibi sesler duyunca kalbimde ki korku büyüdü. Ben olmasam aileme kim bakardı? Onların benden başka kimsesi yoktu ki. Yine korkudan ve üzüntüden gözlerim doldu. Etrafa dikkatlice bakarken artık sık sık esnemeye başladım. Kendimi tanrıya emanet ettikten sonra gözlerimi kapattım. En iyisi uyumak ve başıma gelecekleri görmemekti.
Kaç saat içim geçti bilmiyorum ama irkilerek uyandım. Hava yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı. Dün gece olanlar aklıma gelince sert bir soluk bırakıp oturduğum yerden kalktım. Malikanenin kapısından içeriye baktım görebildiğim kadarıyla, etraf sessiz ve görünürde kimse yoktu. Omuzumun üzerinde ki ceketi çıkarıp ufak bir çıkıntıya astım. Kısa kollu hizmetçi kıyafetim beni çok sıcak tutmazdı ama adamın ceketine el koyacak halim yoktu. Son çalıştığım bir haftanın parasını da alamamıştım. Neyse diyerek yola döndüm ve derin bir nefes alıp yürümeye başladım.
Eşyaları mı daha sonra gelip alırdım. Bay Nolan'ı kırdırmak şu an akıl karı değildi. Herkes ondan korkarken karşısına çıkmaya cesaret edemezdim. Adımlarımı hızlandırıp yürümeye devam ettim. Yine de kalbime yenik düşerek geriye baktım. Malikane artık görünmüyordu. Kırık kalbimle önüme döndüm. Orada çalışmak bile imkansızken, ben ne hayaller kurmuştum? Cahil aklı dedikleri şey kesinlikle benim söylenmiş bir sözdü.
Yürümenin verdiği ısınma ile yürümeye devam ettim. Sonbaharın serin sabahı beni ürpertse de burda kalıp kurda kuşa yem olamazdım. Benim hemen merkeze gidip yeni bir iş bulmam gerekiyordu. Boş geçecek hiç bir günüm yoktu. Saatlerce yürüdüm, hava iyice aydınlanınca en azından korkum azalmıştı. Karnımın açlığı kurumuş dudaklarımla yoluma devam ettim. Eğer yanılmıyorsam dakikalar sonra merkeze varmış olmam gerekiyor. Az daha idare etmem lazımdı.
Biraz daha yürüyünce önüme çıkan küçük bir çeşme ile sevindim. Hızla oraya yönelip akan suyla ellerimi yıkayıp biraz su içtim. Su soğuktu. Biraz yüzüme su atınca ürperdim. Tahmini saat 8 civarında olmalıydı. Hava kapalıydı, güneş yoktu. Çeşmenin orada oyalanmayı bırakıp yürümeye başladım. Artık tek tük evler görünüyordu, yanımdan geçen bir kaç tane arabadan bana tuhaf baktıklarını biliyordum. Tabi sabah hizmetçi kıyafeti ile bir kadın görmek tuhaftı. Umursamayıp yola devam ettim.
"Hey sen bekle" diye bağıran adamla herhalde ben değilimdir diye umursamadım. Adımlarımı hızlandırdım.
"Hizmetçi kız sana diyorum" diye bağıran sesle olduğum yerde kaldım. Hizmetçi kız diye çağırılmak beni kızdırmıştı. Ulu orta birine öyle seslenmek doğru muydu? Arkama dönüp bana doğru yaklaşan Nolan'ın korumasını görünce kaşlarım çatıldı. Neden bana seslenmişti? Az ilerde ki arabaya gözüm kaydı. Bu onun arabasıydı. Adam bana yaklaştıkça içimde bir korku oluştu. En iyisinin kaçmak olduğunu düşünerek önüme döndüm ve büyük bir adım atarak koşmaya başladım.
"Bekle" diye bağıran adamla hızlandım. Kısa süre sonra kolumu kavrayan kolla geriye dönüp adamı ittim. Adam hiç etkilenmeden beni sürüklemeye başlayınca
"Ben hiç bir şey çalmadım bırakın beni" diye bağırmaya başladım. Adamın hiç umurunda olmadan beni sürükleyerek bay Nolan'ın arabasına doğru götürmeye devam etti. Arabanın kapısı açıldı, bay Nolan indi. Endişem giderek artmaya devam ederken ayaklarımı yere sağlam basmaya çalıştım. Adamın karşısında hiç bir şansım olmadan beni ileri iterek Nolan'ın önüne attı. Dengemi zor sağlayıp ayakta kalmayı başardım. Bağırmaktan ve yürümekten sesim kısılmıştı. Derin nefesler alarak hızlı inip kalkan göğsümü sakinleştirmeye çalıştım. Şimdi neyle suçlanacaktım? Biraz sakinleşince yüzüne bakmaya cesaret edemeyerek sadece ayakkabılarına baktım. Omuzları mı dikleştirip ellerimi cebine koydum. Ceplerin iç kısmını elimle çıkarıp
"Ben bir şey almadım. Beni bırakın" dedim. Sesim biraz titremişti. Cevap gelmedi bir kaç dakika. Bakışlarımı yukarı çıkardım. Sert bir ifade ile bana bakıyordu. Yüzünde hiç bir hareket, hiç bir kas kımıldamıyordu. Onun gibi birinin yanında benim görüntüm aptal gibiydi eminim.
"Evime gitmeliyim" dedim. Uzun süre gözlerine bakamadım. Ben ürkek bir kızdım. Çok zorbalık gördüm. Göz temasım fazla yoktu, yada tartışma esnasında kendimi savunamazdım. Kimsesizliğin yükü her zaman ağır gelmişti bana. Her zaman çalıştığım yerlerden kovulmamak için her şeye katlandım. Zavallı olduğu mu biliyordum, biliyorlardı. Bu yüzden herkes sinirini benden çıkardı. İzin verdim, bu durum kendimden nefret etmemi sağlasa da müsaade ettim. Başka türlü nasıl yaşanacağını bilmiyordum. Baş etme yöntemim, görmezden gel, sus ve alttan aldı...
"Sana evine gidebilirsin dediğimi hatırlamıyorum" diyen adamla içimi bir sinir kapladı. Malikaneden kendimi ben kovmuştum herhalde? Buna da inanmaya başlayacaktım birazdan. Yüzüne baktım bir cesaret.
"Beni kovdunuz, nereye gitmemi bekliyorsunuz?" diye sordum ama sinirim sesime yansımıştı. Bari gündüz atsaydı dışarı, gecenin ayazını yemiştim onun yüzünden.
"Malikaneye dönmene izin veriyorum" dedi ruhsuz bir ses ile. Sert bir soluk bırakıp
"Gerek yok yeni bir iş bakacağım" dedim. Aslında o işe ihtiyacım vardı ama gururumu ayaklar altına almak ilk defa bana bu kadar ağır gelmişti. Bana bakarken
"Edward" diye bağırınca irkildim.
"Bu hizmetçiyi malikaneye geri götür işine devam edecek" dedi. Adam bir anda koluma yapışınca
"Bırak beni" diye bağırdım. "Dönmek istemiyorum" diye çırladım. Beni kovdu gecenin bir yarısı, geceyi sokak lambasının altında korkuyla geçirdim. Bu kadar yolu yürüyerek geldim ve bir özür bile dilemeden bu hizmetçiyi eve götür diyordu pislik. Gitmeyecektim. Adama direnmeye başladım, adamın sert solukları kulağıma doldu yavaştan sinirleniyordu oda.
"Dursana" diye konuştu dişlerinin arasından.
"Bırak beni geri dönmek istemiyorum" dedim inat ederek. Yanımızda bir korna sesi duyuldu. Adamla ikimiz aynı anda oraya döndük. Nolan sabit ifadesiyle
"Sakın kızı kaçırayım deme. Bu akşam onu malikane de görmezsem bedelini ödetirim" deyip kaza basıp gitti. Arkasından ağzım açık bakarken beni sürükleyen adam kendime gelmemi sağladı. Beni başka bir arabaya sürükleyip zorla içeri tıktı. Yanıma oturup kolumu sıktı. Kolumun moraracağını biliyordum. Şimdi senle mi uğraşcam diyip ağzıma iki tane çaksa şaşırmazdım.
Bir kaç kaçma girişimi de sonuçsuz kalınca eşek gibi yürüdüğüm yolu lüks araçla geri döndüğü mü kabul edip camdan dışarıyı izlemeye başladım.
Hep beni görsün diye uğraştım. Beni gördü ama aynı dakika malikaneden kovdu. Gece dışarıda kaldım. Hadi neyse bunu da atlatıp sabah yürüdüğüm yolla iyice sinir olmuş tam merkeze varırken yakalandım. Şimdi ise benim rızam olmadan zorla malikaneye götürülüyorum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, bu işe ihtiyacım var. Bana muhtaç iki engelli abim ve yaşlı babaannem var. Sizce benim seçme hakkım var mı???