Peyton'dan (Hikaye genel olarak Peyton'dan anlatılacak, yani Nolan'ın hislerini kolay öğrenmeyeceğiz)
"Bugün izin günüm bay Nolan" diyerek nefesimi tuttum. Umarım sorun çıkmazdı. Sorumu duymamış gibi kahvaltısına devam edince yüzüm düştü. İznimi elimden almaya hakkı yoktu ki zaten bir ayda bir maaş günümde izin kullanabiliyordum. Aldığım parayı aileme ulaştırmak zorundaydım ve ev için önemli malzemeleri ben temin ediyordum.
Kahvaltı bitiminde ayağa kalktı. Bana doğru döndüğünü hissettim ama yüzüne bakmadım. Bana doğru yaklaşırken kaşlarım çatıldı.
"Sam seni götürsün ama biliyorsun gün içinde gidip döneceksin" genellikle merkeze giden bay Nolan'ın korumalarıyla gidiyorduk. Buralarda araba bulmak kolay değildi. Yani bunu bekliyordum.
"Peki efendim"
"Maaşını yaver den alabilirsin" diyerek önüne döndü. O uzaklaşınca rahat bir nefes aldım. Her gün aynı işkenceleri bana yaşatıyordu, gece hayatının bu kadar aktif olması tuhaf değil miydi? Nasıl mümkün olabiliyordu böyle bir şey? Hiç mi yorulmuyordu? Hiç mi başı ağrımıyordu? Şerefsiz pislik. Bana da ne oluyorsa, sanki adamın sahibiyim. Ama kalbim kırılıyordu her gün, sanki aldatılmışım gibi hissediyordum.
Çok düşünmeyi bırakıp yaverin yanına gittim. Para zarfını alınca günlük elbisemi giyindim. Saçımı at kuyruğu şeklinde bağladım. Sırt çantamı aldıktan sonra malikaneden çıktım. Arabanın yanında bekleyen Sam'i görünce mahçup bir şekilde ona yaklaştım.
"Çok beklettim mi?"
"Yok, hadi bin" dedi. Ben arabanın arka kapısına yürürken
"Öne bin" dedi. Şaşırmıştım, neden öne binmemi istemişti? Sözünü ikiletmeden ön tarafa oturdum. Kapımı o kapatınca biraz huzursuz hissettim. Bana tuhaf davranıyordu sanki. Daha önceden de karşılaştık, bazen onunla gittim geldim ama ilk defa benimle diyolog kuruyordu. Bakışları tuhafıma gidiyordu, belki de ilk kez böyle bir şey olduğu için öyle hissediyordum bilmiyorum. Yan tarafıma oturunca bana baktı. Bana yaklaşırken çatık kaşlarla ona baktım.
"Ne-ne yapıyorsun?"
"Emniyet kemerini bağlayacaktım" şaşkınlığım büyüdü.
"Kendim bağlayabilirim, teşekkür ederim" dedim. Geri çekilirken somurttu ama bana yaklaşmasına müsaade edecek değildim. Zaten tuhaf davranışları beni korkutuyordu. Arabayı çalıştırıp yola çıktı. Bir süre sessiz kaldı.
"Ailen nerde yaşıyor?" diye sordu.
"Xxxx köyünde"
"Bu şartlar altında çalışmana nasıl müsaade ediyorlar. Yani bir ay boyunca nerde ne yaptığını bilmiyorlar sonuçta"
"Bana güveniyorlar, hem çalışmam lazım" dedim ama sesim huysuz çıkmıştı. Neden böyle saçma şeyler soruyordu?
"Konuşmayı sevmiyor musun? Arkadaş olmaya karar vermiştik ya hani?" derin bir nefes alıp
"Çok konuşkan olduğum söylenemez" dedim.
"Açarım seni merak etme, ben konuşmayı severim ama kafa dengi biri olursa" dedi. İyice huzursuz olmuştum bu durumdan. Cevap vermedim. Yolculuğun geri kalanı sessiz geçti. Merkeze varınca onun yanından ayrıldım. Seni götüreyim dese de istemedim özel işlerim olduğunu söyledim. Büyük bir markete girerek temel gıdaları bol bol aldım. Eksiklik çeksinler istemiyorum. Aldığım şeylerin parasını öderken maaşımdan fazlasını gördüm zarfta. Şaşırsam da bu durum beni mutlu etti. Para yığabilirsem hem babaanneme hem kendime telefon alır istediğim zaman onlara ulaşabilirdim. Ailemin masrafı maalesef çoktu ve ben bu işe girmeden önce zorlanıyordum, borç almıştım. Artan paralarla borçlarımı kapattım. Şimdi ki hedefim telefon almaktı.
Aldıklarımın parasını ödedikten sonra bir araç kiralayıp çokta uzak olmayan köyüme gittim. Arabada ki yükleri bir kenara boşalttım. Babaannemin duyma sorunu olduğu için ne zaman gelsem duymuyordu ama alınmıyordum. Onun yükü benden çok daha ağırdı. Arabanın parasının ödedikten sonra, Elime aldığım un ve şekerle eve doğru yürümeye başladım. Neyse ki düz ayak gidiliyordu. Küçük patikayı geçince eve vardım.
Kapıyı çalmadan diğer malzemeler için iki sefer yaptım. Kapıyı sert şekilde çalınca kapı açıldı. Babaannem beni görünce gözlerinin içi güldü. Hızla ona sarılırken
"Hoşgeldin güzel kızım" dedi. Bana her zaman güzel kızım derdi.
"Hoşbulduk babaannem" dedim özlemle. Onu gerçekten çok özlemiştim, burnumda tütüyordu. Sarılma uzun sürdü, sonunda ayrıldık ve içeriye girdik. Abilerim beni görünce çocuk gibi tepkileriyle sevindiler. İkisi de desteksiz hiç bir şey yapamıyordu, onlara daha güzel bir hayat sağlamak isterdim ama bu fakirlikte mümkün görünmüyordu. İkisini de destekleyerek oturur hale getirip tek tek sarıldım. Tuhaf sesler çıkarıp bana sevgilerini gösterdiler. Babaannemin derin nefesi kulağıma doldu. Ona döndüm.
"Bir şey mi oldu babaanne?"
"Anthony bu aralar çok hasta oldu. Doktora götürdük komşum sayesinde" Anthony abime bakıp
"Şimdi iyi değil mi?"
"İyi kızım ilaçlarını verdik" diyen babaannemle rahat bir nefes aldım. Hızla ayağa kalkıp kalkıp çantamda ki zarfı çıkarıp içinden az bir miktar alıp gerisini babaanneme verdim.
"Burda sizin rahat etmenizi sağlayacak kadar para var. Sakın kendinizden eksiklik yapmayın" dedim. Babaannem duygulandı. Yanağına kocaman bir öpücük bırakıp aldıklarımı kapıda unuttuğum geldi aklıma. Hızla kapıya yönelip hepsini içeriye aldım. Malzemeleri tek tek yerleştirip ardından yemek yapmaya koyuldum. Yemekler pişerken ve birlikte yerken zaman geçirdik. Onlara et almıştım bir kısmını buzluğa koymuştum, birlikte daha sonra yerlerdi. Onlarsız yediğim her güzel şey içimi acıtıyordu. Keşke benim yerime onlar yese, ben sevgiyle izleseydim. Ayrılma saatine yakın yine hüzünlenmiştim. Bugün biraz erken çıkacaktım yol yürümek için, çünkü yola verecek param yoktu. Neyse ki yol çok uzun değildi, sadece sırt çantamla kolay bir şekilde yürürdüm bir şey olmazdı.
Küçük ailem ile vedalaşıp yola çıktım. Yaklaşık bir saat sonra merkeze vardım. Pazara uğradım az kalan zamanımda. Kendime bir kaç parça bir şey aldım. İç çamaşırı ve gece giyinmek için bol şortu olan iki farklı kumaşı takım yaptım. Takım olarak alsam çok daha pahalı olurdu ama tek tek olunca daha uygun oluyordu. Aldıklarımla param tükenmişti. Hızla beni alacakları ortak alana gittim. Bir kaç dakika sonra yanıma bir araba yaklaştı. Bu sefer ki koruma farklı olunca kaşlarım çatıldı. Sam'in geleceğini zannediyordum ama o gelmemişti.
Umursamadım. Kısa süre sonra malikaneye vardık. Üzerimi değiştirmek için odama indim. Bay Nolan'ın akşam yemeğini servis edecektim. Hizmetçi kıyafetimi giydikten sonra odamdan ayrıldım. Yemek salonuna gidince orada olduğunu fark ettim ve hızla mutfağa yöneldim. Ana yemeğini servis ettim ve yemesini bekledim. Yemeğini bitirince masadan kalkıp yanımdan ayrıldı.
O gittikten sonra yorgun hissettiğim için hızla odama indim. Yemek yiyesim yoktu. Hızla duş almak için bornozumu alıp banyoya geçtim. Yıkanıp hemen uyuyacaktım, sabah erken kalkmam gerekiyordu. Duşumu alıp odama geçtim. Güzel şekilde kurulandıktan sonra kendi iç çamaşırlarımdan giyindim ama gecelik olarak bugün aldığım kumaş şort ve askılı atleti giydim. Bol dediğim şort büyük popoma ancak olmuştu, demek ki bol değilmiş, ancak olurmuş. Sanki tüm besin popoma gidiyordu arkadaş.
Nolan'dan devam
"Takım yakıştı" dedim. Derin bir nefes aldım.
O gece ona çok daha fazlasını yapacaktım ama sadece dokunmamla bile şoka girmişti. O yüzden ileri gidemedim. Cezalandırmak dediğim onu biraz korkutmaktan öteye gidemedi. Sıkı poposunu kavrayınca gerçekten şaşırmıştım, bu kadar sıkı ve büyük olmasını beklemiyordum. Ona bol gelen hizmetçi kıyafeti tam olarak anlamamı engelliyordu. O geceden sonra onu eskisi gibi sadece hizmetçi olarak görmem zordu. Onu hizmetkarım olarak istiyordum. Ve ben istiyorsam o benim hizmetkarım olacaktı. Sadece ona bana gelmesi için yol açmam gerekiyordu. Benden etkilendiğini bildiğim için bu konuda zorlanmayacaktım.
Bugün Sam'in ona olan bakışını yakaladım ve bu hoşuma gitmedi. Kimse benim oyuncağımla oynayamazdı. Sam'i başka göreve yollayıp Peyton'u başka adamımla aldırdım. Bugün Peyton için bir sözleşme hazırlattım. Diğer oyuncağımı azat etmeden önce onun sözleşmeyi imzalayacağına emin olacaktım. Sözleşmeyi görebilmesi adına komodinin üzerine koydum. Umarım okuma yazması vardı. Cahil bir kız olduğu belliydi ve bu benim için çok daha iyiydi. Hem fakir, hem cahil olması onu savunmasız yapacak benim onunla oynama mı kolaylaştıracaktı. Şimdi tek sorun sözleşmeyi imzalamasıydı.