Peyton'dan
Sabahın 7'sinde malikaneye gelmiştim. Yaver bana odamı göstermişti. Odam küçük değildi, penceresi vardı. Tek kişilik bir yatağım, eşyaları mı koymak için bir gardrobum vardı. Yani her şey iyiydi. Eşyaları mı yatağın üzerine koyup geç kalmamak için merdivenleri çıkmaya başladım. Odasının önüne gelince kapıyı çaldım.
"Gel" diye cevap gelince derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Başım yerde odanın ortasına yürüdüm.
"Sıcak su ayarla duş alacağım" dedi huysuz bir ifade ile. Şaşırmıştım. Sesi tekli koltuktan geliyordu. Emrini yerine getirerek banyoya yöneldim. İlk defa banyosunu görüyordum. Orta boy küvetini su doldurmak için sıcak suyu ayarladım. Burda olduğum zaman boyunca buna alışmıştım, köyde sobanın üzerinde su ısıtıp yıkanıyorduk. Sıcak su küvete dolarken ayağa kalktım. Gerisini o hallederdi herhalde. Kapıya doğru dönünce göz göze geldik, bakışlarım çıplak omuzlarına düştü. Bakışlarım yol çizerek aşağıya doğru inerken tamamen çıplak olduğunu görünce yerimden kıpırdanıp elimi gözlerime koydum.
"Be-ben üzgünüm" dedim.
"Gözlerini aç küvete güzel kokulu sıvılardan dök" dedi. Hızla arkama dönüp hızlı atan kalbimi sakinleştirmeye çalıştım. Kenarda gördüğüm küçük kutulardan birini elime aldım.
"Kırmızı olanı istiyorum" dedi. Başımı hızla salladım ve kırmızı şişeden suya biraz döktüm. Küvette ki su yarıyı geçince suyu kapattım. Arkamda bir hareketlilik olunca yaklaştığını anladım. Kendimi kenara çekip geçmesini sağladım. O küvetin içine girince
"Bunlara alış. Ben banyoda olduğum sürece burda kalacaksın, beni keseleyeceksin" diyince kaşlarım çatıldı. Ona dönerek şaşkınca bakarken o ayak ucuna bakıyordu.
"Nasıl yani?" diye sorunca bana döndü.
"Tek görevin benim" dedi önüne döndü.
Çektiğim nefesi içime hapsedip ayakta dikilmeye başladım. Zaman geçtikçe kıpırdanmaya başladım. Huzursuz olmuştum. Bir şey yapmadan ayakta beklemek zordu. Suda kaç dakika kaldı bilmiyorum ama su hareketlendi, doğrulduğunu anladım. Şimdi ne yapmam gerekiyordu?
"Başla" dedi. Tüm algılayıcılarım kapanmış gibiydi. Arkasından dolanıp lifi elime aldım. Sabunla köpürtüp omuzuna uzandım. Fazla bakmamaya özen göstererek keselemeye başladım. Nazik şekilde lifi gezdirirken tenine dokunmaktan korkuyordum. Çok kez abilerimi yıkamıştım ama bu his başkaydı.
"Sert davran biraz" diye beni azarladı. Daha sert keselemeye başladım ama kalbim küt küt atıyordu. Birden ayağa kalkınca poposuyla yüz yüze geldim. Yutkunarak bakışlarımı yana çevirdim. Tanrım her yerini görmüştüm, bu nasıl mümkün olabilirdi. Sanırım rüyalar aleminde falan yaşıyordum. Bir anda sinirli bir soluk alınca rüya kabusa dönüştü.
"Kendine çeki düzen ver, bir keselemeyi bile yapamıyor musun?" diye sorarken sesi soğuk çıkmıştı. Şimdi elime bir tas alıp kafasına vura vura onu yıkasam ancak içim soğurdu. Sanki her gün adam keseliyorum da konuşuyor. Artık ne olacaksa olsun diyerek ona döndüm. Hem baktım hem keseledim. Madem o göstermekten utanmıyor, bende bakmaktan utanmayacaktım. Sıra önüne gelince yanaklarım ısındı. Poposunu bile keselemek zorunda kalmıştım. Ya ön tarafta ne yapacaktım?
Onu rahat keselemem için bana döndü. Ona yaklaşınca ılık nefesi başıma vurmaya başladı. Elimi yukarıya kaldırırken bakışlarımı da yukarıya çevirdim. Geniş omuzları, güzel görünen göğüs kasları ve sert çehresine baktım istemsizce. Çok yakışıklıydı, kalbimi titretiyordu. Tenine dokunamadan bileğimi acıtacak şekilde kavradı. Sinirle yüzüme dönüp elimde ki lifi yukarı aşağı sürtmeye başladı.
"Bunu yapmak bu kadar zor mu? Aptal hizmetçi" diyerek beni geriye itti. Gözlerim doldu hızla. Ben bunları yapacağımı bilmiyordum ki, sadece temizlik yapıp yemek servisi yapacağımı sanmıştım.
"Banyodan çık kahvaltı mı servis et" dedi. Hızla arkama dönerek büyük adımlarla banyodan çıkıp ıslanan yanaklarımla merdivenleri indim. Kendimi sakinleştirmek için elimle yüzümü yelledim. Malikane de kameralar vardı, filmlerde gördüğüm kadarıyla renksiz video çekiyorlardı ama yine de hareketlerimden belli olurdu her şey. Gerçi benim için kameralara bakacağını zannetmiyordum ama neyse. Banyoya girip elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa gittim. Üzgün görünüp kimseyi sevindirmek istemediğim için ifademi sabitledim.
Yemek salonuna girince her şeyin eksiksiz olduğunu gördüm. Sadece kahvesi yoktu. İstemeyerekte olsa mutfağa yöneldim. Üzgün olduğumu anlamamaları için ifademi sabitledim. Mutfağa girince günaydın diyerek kahve demliğini alıp yemek odasına geçtim. Masanın arkasına geçip beklemeye başladım. Dakikalar sonra indi. Masaya oturunca kahvesini doldurdum. Kahvesinden bir yudum alıp bir şeyler yedi. Ayağa kalkınca
"Odamı temizle, sonra istediğini yapabilirsin ben gelene kadar" diyerek yemek salonundan ayrıldı. O gidince rahat bir nefes alıp bende yemek salonundan ayrıldım. Merdivenleri çıkarak odasının önüne geldim. Kamera olduğuna emin olduğum odasına girdim. Hiç beklemeden önce yatağın örtülerini değiştirdim. Ardından pencereleri açıp odayı havalandırırken toz alıp yerleri süpürüp sildim. Odada ki işim bitince banyoyu da temizleyip yaklaşık iki saat sonra odadan ayrıldım.
Başka hiç bir şey yapmadan odama indim. Neyse ki odamın yan tarafında tuvalet banyo vardı, rahat rahat işimi görürdüm. Acıktığım zaman yemeğe mutfağa gittim, onun dışında odamdan çıkmamıştım. Bay Nolan'ın gelmesine yakın odamdan çıkıp yemek salonundan beklemeye başladım. Masa yeni yeni hazırlanıyordu. Kimseyi umursamayıp ayakta bekledim. Oturmaya korkuyordum, hele de bu sabah yediğim azardan sonra daha fazla korkmaya başladım. Ürkek olmayı hiç bir zaman istemedim, her gürültülü sesten ürküyordum. Bana bağırılmasına asla dayanamıyordum. Zayıftım, hem öksüz, hem yetimdim. Babaannem yaşlıydı, onu üzmemek için yaşadığım hiç bir şeyi ona anlatmamıştım. Her zaman soruyordu bana ne olduğunu ama ben hiç bir zaman anlatmaya cesaret edemedim, üzülmesinden korktum.
Dakikalar boyunca bekledim gelmedi. Salonun içinde tur attım, sıkıntıdan ofladım. Keşke kaçta geleceğini bilseydim. Ama bana söyleyecek değildi, dimi? Bence bay Nolan hiç bir kadına hesap vermezdi, hatta eşine bile. Yemek salonunda hareketlilik hissedince gelen yiyeceklerden onun geldiğini anladım. Ben gelen gidenleri izledim, hizmetçiler ayak altından çekilince ben beklemeye devam ettim. Dakikalar sonra patlayacak gibi hissetmeye başladım. Gelmek bilmemişti. Sert bir soluk bırakırken adım sesleri duydum. Yaver bana doğru yürürken kaşlarımı çatmak istesem de düz bir çizgide bıraktım.
Yaver 170 boylarında minyon bir adamdı ama bay Nolan'ın en güvendiği adamları arasındaydı. Bay Nolan'ın kadınlara karşı tavrı, erkeklere karşı olandan çok daha sertti. Neden böyle olduğunu çok düşündüm ama cevap bulamadım. Ailesinden her hangi biri var mıydı bilmiyorum. Bugüne kadar ailesinden birini ne görmüş nede duymuştum. Belki de ailesi yoktu. Yaver önüme gelip düz bir ifade ile bana baktı.
"Bay Nolan akşam yemeği yemeyecek. Sen yemeğini yiyerek odana çekil, gece 10 dan sonra etrafta görünme. Bay Nolan seni görürse bu sefer gerçekten kovulursun" dedi
"Tabi şanslıysan sadece kovulursun" diye ekleyerek yutkunmamı sağladı. Sadece kovmayıp ne yapacaktı? Beni dövecek yada öldürecek değildi herhalde gece odamdan çıktığım için.
"Peki efendim" dedim onaylayarak. Bana üstten bir bakış atıp yürümeye başladı. İstemsizce gözlerimi masada gezdirdim. Bu kadar güzel yiyecekleri neden reddederdi ki insan? Sadece benim servis edeceğim sıcak ana yemeği yoktu, onun dışında masada yok yoktu. İç çekerek elime bir kaç tabak alıp mutfağa yöneldim. Mutfağa girince
"Bay Nolan akşam yemeği yemeyecek" diyince benim gibi diğerlerinin de modu düştü. Emily bana ters ters bakıp omzuma çarparak yemek salonuna giderken bıkkın bir nefes verdim. Bu kızın benimle olan sorununu bir türlü çözemedim. Ona hiç bir şey yapmamıştım ki. Bunları düşünmenin bir faydası olmayacağına karar verip kendime bir tabak hazırlayıp yedikten sonra hızla odama çekildim. Henüz akşamın 9'u olmasına rağmen daha fazla kimseyle muhatap olmak istemedim. Konuşabileceğim hiç kimse yoktu zaten. Aslında işimin erken bitmesine şükretmem lazımdı, sadece bay Nolan'ın akşam yemeğini verip dinlenmeye çekilmek benim için lükstü.
Koca karı geceliği mi giyinip yatağa girdim. Rahat yatağıma uzanıp bir süre tavana bakıp bugün olanları düşündüm. Gerçekten her şey tuhaftı. İçimden bir ses bunun sadece bir başlangıç olduğunu söylüyordu. Bu daha bir başlangıçsa gerisini düşünemiyordum. Uyku ağır basınca uykuya daldım. Gece ağzım kuruyarak uyandım ama odamdan çıkmaya cesaret edemedim. O yüzden dudakları mı bir kaç kez oynatıp, dilimi dudaklarımın üzerinde gezdirdikten sonra tekrar uykuya daldım. Sabah içerdim artık. Yarın odama su getirmeyi aklıma kazıyarak gerisini düşünmedim. Sabahın 6:30'una kadar istediğim kadar dinlenebilirdim...