Malikaneye zorla soktu beni koruma. Yine direndim. Neden beni buraya geri getirmişti. Sinirle yüzüme bakan korumayla irkildim.
"Bana bak hizmetçi, eğer kaçmaya çalışırsan canını yakarım. Bay Nolan seni burda görecek geldiği zaman" diyerek önüne dönüp gitti. Sinirden kuduruyordum artık. Sen beni kov, gece seviş, içki iç, rahat yatakta yat, ben gece dışarıda kalayım sonra aklın başına gelsin hizmetçi geri dönsün.
"Yok ya?"
İzlenildiğim hissine kapılarak arkama döndüm. Emily ile göz göze geldik. Kollarını önünde bağlamış bana memnun olmuş şekilde bakıyordu. Ona doğru dönerek yürümeye başladım.
"Eline ne geçti? Ben sana ne yaptım ki bana tuzak kurdun?"
"Canım öyle istedi" diyerek güldü. Sinirle baksam da takmadı. Omuz silkip önüne döndü.
"Çok korktum" diyerek defolup gitti. Sinirlerim iyice yıpranmış şekilde odama gittim. Çalışmıyorum işte. Kendime kıyafet ve havlu alıp ortak banyoya girdim. Güzel bir duş aldıktan sonra odama dönüp giyindim. Ne yapacağımı bilemeden kendimi yatağa attım. Çok yorgun hissettiğim için uykuya daldım. Kaçma girişiminde bulunmayacaktım. İnadına gidersem beni yeniden kovardı belki. Bir süre uyuduktan sonra irkilerek uyandım. Beni neden kimse uyandırmamıştı? Bu durum şüphelenmemi sağladı. Umursamayıp yatmaya devam ettim. Bedenimin bu istirahate ihtiyacı vardı. Senelerdir bir gün bile tatil yapmamıştım. Ayda bir günlük iznim vardı, gece malikaneye dönmek zorundaydık. Ayda bir ailemin yanına uğrayıp ölüp ölmediklerine bakabiliyordum sadece. Birde kazandığım parayı onlara veriyordum. İçimin tek rahat olduğu konu buydu. Benim kazandığım parayla onlar rahat bir şekilde geçinebiliyordu. Şimdi işten çıksam bu bana pahalıya patlardı. Yine gururumu ayaklar altına almak zorunda kalacaktım.
Saatler sonra kapı birden açıldı. Emily morali bozuk bir şekilde odaya girdi. Demek beni kovduramadığı için üzgündü.
"Kalk. Bu akşam bay Nolan'ın yemeğini sen servis edeceksin" diyerek hasetle yüzüme baktı. Bu sefer odadan çıkarken yüzünde gülücük yerine sinir vardı. Ama sonra aklıma düşen gerçeklikle şaşırdım. Neden yemeğini ben servis edecektim? Yoksa vicdan azabı mı çekiyordu kalbi? Öyle olmalıydı. Üstümü başımı düzeltip lavaboda ihtiyacı mı karşılayıp malikanenin mutfağına gittim. Kaldığımız yer müştemilattı, malikaneye yürüyerek gidiyorduk.
Aşçı başı bana yapmam gerekenleri anlatıp elime bir şeyler tutuşturdu. Herkes dönüşüme fazlasıyla şaşırmıştı benim gibi. Birde bay Nolan'ın akşam yemeği servisini bana yaptırıyor olması işin en tuhaf kısmıydı. Huzursuz olsam da elimdekileri yemek salonuna götürdüm. Kimse yoktu. Elimdekileri masaya koyarken adım sesleri duydum kalbim hızlandı. Biraz sendelesem de elimdeki tabakları kazasız belasız masaya koymuştum. Gelene bakmadan bir kaç adım geriye gittim. Bay Nolan masaya geçip oturdu.
"Ana yemeği servis et" dedi. O görmese de başımla onaylayıp yanından ayrıldım. Aşçı başının hazırladığı ana yemek tabağını seri bir şekilde yemek salonuna getirip önüne koydum.
"Bardağıma şarap doldur" dedi. Bunu aşçı başı söylemişti ama unutmuştum stresten. Masanın kenarında duran şişeyi elime alıp ondan uzak durmaya çalışarak bardağı yarıya kadar doldurdum ve geriye çekildim.
"Başka bir emriniz var mı efendim" diye sorunca
"Arkamda bekle" dedi. Kaşlarım çatıldı. Diğer hizmetçilerden böyle bir istekte bulunduğunu hatırlamıyordum. Sözünü ikiletmeden arkasına geçip başımı öne eğerek beklemeye başladım. Odada sadece çatal bıçağın tabakta bıraktığı tok bir ses vardı. Bütün gün yemek yemediğim için acıkmıştım. Karnım sinyal veriyordu artık. Bay Nolan'ın yemeği bitirmesini bekledim. Yemeği bitince ayağa kalktı.
"Beni takip et" diyerek yürümeye başladı. Bugün bu adama ne oluyordu böyle? Beni gerçekten şaşırtıyordu. Masanın üzerine bakıp bir dilim ekmeği elime aldım. Yoksa karnımın gurultusu tüm odada yankılanacaktı. Ekmekten bir parça koparıp hızla ağzıma attım ve önüme döndüm. Önüme bakınca bay Nolan'ın bana baktığını görüp korkuyla öksürmeye başladım. Bugün daha başıma ne gelebilirdi? Önüne dönüp yürümeye başlayınca bundan öte rezil olmam diyerek ekmeği hızlı şekilde yiyerek küçük bir odaya giren adamı takip ettim.
Kendine içki hazırlarken ben odanın ortasına gelip ellerimi önümde birleştirip beklemeye başladım. Bakışlarım yerdeydi ama koltuğa oturduğunu görüyordum.
"Seni kim kilitledi?" diye sorunca şaşırdım. Bir şey söylemeyip sessiz kaldım. Nefes alışverişi sertleşti.
"Söylemezsen hepsini kovacağım" dedi. Yerde olan bakışları mı yüzüne çevirdim.
"Bunu neden yapıyorsunuz?" bakışları sertleşti.
"Soruları yalnızca ben sorarım hizmetçi" diyerek beni tersledi. Çektiğim nefesi içime hapsedip sustum.
"Kimdi?"
"Benim yüzümden kimsenin kovulmasını istemiyorum" diye karşılık verdim.
"Peki sen bilirsin" dedi.
Bir süre sessizlik oldu aramızda. Kafamda her şeyi ölçüp biçerken fazlasıyla stresliydim. Acaba gerçekten hepsini kovar mıydı? Kafam karışmıştı iyice.
"Gerçekten kovacak mısınız herkesi?"
İfadesini hiç bozmadan
"Evet" dedi.
Huzursuzca yerimde kıpırdandım.
"Beni kilere Emily yolladı ama kapıyı kimin kilitlediğini bilmiyorum" dedim. Bakışları bir süre yüzümde gezindi. Eğer dün gece yaptıkları olmasaydı bakışlarıyla eriyip biterdim ama şu an ona kızgındım.
"Bana kendinden bahset" dedi beni gerçek bir şaşkınlığa uğratarak. Yüzüme bakıp cevap bekliyordu ve ben sessiz kaldıkça sinirleniyordu.
"Hayatımda önemli olan hiç bir şey yok bay Nolan, ben bir hizmetçiyim"
"Ailenden bahset" titrek bir nefes bırakıp
"İki engelli abim var ve yaşlı babaannem. Onlar dışında kimsem yok"
Sözlerimi tartar bir şekilde ifadelerimi izledi.
"Bugünden itibaren tek görevin benim. Yemeği mi servis edecek, odamı temizleyeceksin. Diğer görevlerini sonra açıklayacağım" Şimdi neden böyle bir şey istemişti? Beni neden özel hizmetkarı ilan etmişti? Soru sormaya çekinerek sadece başımı salladım.
"Yarından itibaren malikanenin bodrum katında ki odada kalacaksın. Burda çalıştığın zaman boyunca ağzını kapalı tutacaksın. Yoksa seni öldürmekten zevk duyarım" dedi gözlerinde hiç bir tedirginlik taşımadan. Ne kadar rahat söylemişti beni öldüreceğini. En fazla gizlediği ne olabilirdi ki?
"Peki bay Nolan" diyerek kabul ettim.
"Eğer hizmetini beğenirsem maaşın artacak. Senden tek beklediğim ağzını sıkı tutman." diyerek beni uyardı. Benim şaşkınlığım devam etti. Neden böyle gizemli davranıyordu? Bazı nedenleri az çok tahmin ediyordum ama işin boyutunu tam olarak bilmiyordum. Başımı olumlu anlamda salladım. Her şeyi iyi güzel kabul etmiştim ama ya şimdiden sonra ne olacaktı? Adamın bakışlarında gram taviz olmadığı gibi, ben tehlikeyim diye adeta bağırıyordu. Sert bakışları yüzümde dururken yutkundum. Bakışlarımı yere indirip beni ne zaman azat edeceğini düşünmeye başladım.
Saniyeler dakikaları, dakikalar birbirini kovaladı. Yarım saat kadar ayakta bekledim. Arada içkisinden bir yudum alıyor, arada bana bakıyordu. Garip atmosfer iyice nefessiz kalmamı sağlarken, bir an önce gitmek için yeniden yüzüne döndüm. Griye çalan mavi gözleri beni delip geçecek bakarken dizlerimin bağı çözüldü.
"Şe-şey başka bir şey yoksa gidebilir miyim?" kekelemiştim. Bu adam neden bu kadar tuhaf olmak zorundaydı? Aurası karşısında önünde diz çöktürürdü. Bir süre sessiz kaldı.
"Ben gitmen gerektiği zamanı söylerim" dedi. Odanın ortasında kurbanlık koyun gibi beni izliyordu. Onun yakışıklılığı karşısında benim kalbim hızlanırken, onun yüzünde hiç bir kas oynamıyordu. Aslında bana yaptığı kötülük olmasa şimdi karşısında bu kadar cesaret gösteremezdim ama şimdi hem kırgın hem kızgındım. Karşılaşmayı bu şekilde hayal etmediğim için hayal kırıklığına uğramıştım.
"Odana dönebilirsin. Sabah eşyalarınla gel yaver sana kalman gereken odayı gösterecek. En geç 7 de malikane de ol" diyerek beni azat edince rahat bir nefes aldım. Başımı sallayıp onu onayladıktan sonra yanından ayrılıp mutfağa geçtim. Tüm şaşkın bakışlar üzerimde iken mutfaktan çıktım. Herkes kadar bende şaşkındım. Müştemilatta ki odama geçip bir kaç parça olan eşyalarımı toparladım. Saatlerce yatağımın kenarına oturup bahçede ki ışıkları izledim. Başımın belaya gireceğine emindim. Düşündükçe sözlerinin anlamları daha farklı anlamlar kazanıyordu bende. Adamın tehlikeli olduğunu biliyordum ama bana ne gibi zararları olabileceğini kestiremiyordum.
Hayatım yeterince karmaşıktı bana göre. Yeni sorunlar istemiyordum. Emily'nin gelme saati gelince onunla uğraşmamak için yatağın içine girdim. Bir süre sonra gelmişti zaten. Odada sinirli nefesleri yankılansa da bana bulaşmamıştı. Bense gece pek uyuyamamıştım. O malikane de yaşayacak olmam iyi mi yoksa kötü mü olacaktı onu bile bilmiyordum. Tanrıya sığınmak zorundaydım ve öyle de yapacaktım...