BU BÖLÜMDEN SONRAKİ BİRKAÇ BÖLÜM DÜZENLENMEDİ. DİLERSENİZ SON BÖLÜMLERE BAKIP YAZIM ŞEKLİM HAKKINDA FİKİR EDİNEBİLİRSİNİZ. DÜZENLENMEYEN BÖLÜMLER EN KISA ZAMANDA DÜZENLENECEKTİR.
KEYİFLİ OKUMALAR
Bizim içeri girmemiz herkesi şaşırtmış olmalı ki hepsi aninden sıçradı. Muhsin dede ne diyeceğini bilemez bir şekilde kekelerken lafı amcam devraldı.
- Yok oğlum bir şey nereden çıkardın? Sadece sizin bilmediğiniz küçük bir ayrıntı.
- Neymiş o anlatın biz de bilelim hem evliliklerde sır olmamalı değil mi ?
Dedi Toprak sinirle bakarken.
- Bak oğlum senin babanla Eylül'ün babası siz daha küçükken tanışıyorlardı ve çok da iyi anlaştıkları söylenemezdi hatta düşman bile denebilirdi onlar için. Birbirlerini sevmez hep kötü davranırlardı. Ama ikisi vefat ettikten sonra Muhsin amca Eylül'ün babasının cenazesine katıldı biz de arkadaki buzları erittik. Hatta bu vakte kadar zor zamanlarda hep Muhsin amca yardım etti bana.
- Doğru mu söyledikleri dede?
Dedi Toprak bir yandan Muhsin dedemin yanına yaklaşırken.
Muhsin dede mahçup bir şekilde
- Evet oğlum.
Diyebildi sadece.
Galiba Toprağın da benim de aklımıza aynı soru takılmıştı. İyide bunu bizden neden saklamışlardı. Yani bunda hayatımızı mahvedecek birşey yok ki.
- Peki tamam ama bunu neden bizden sakladınız. Yani bunda bizim hayatımızı mahvedecek birşey yok ki.Daha önce neden anlatmadınız.
İçindekini daha fazla tutamayıp sordum. Toprak da beni onaylar şekilde başını salladı. Ve açıklama sırası yine amcamdaydı.
- Bak kızım bunu size söylemek isterdik ama ikiniz de anne ve babalarınıza çok düşkünsünüz. Eğer ailelerinizin birbirine düşman olduğunu öğrenirseniz birbirinizden soğursunuz diye düşündük.
Amcam lafını bitirdiğinde Toprağın telefonu çaldı. Telefonu açıp salondan dışarı çıktı. Az sonra geri döndü.
- Tamam amca bizim de gerçeği öğrendiğimiz iyi oldu. Bunu bize daha önce söylemeniz gerekirdi ama neyse bosverelim şimdi o meseleyi. Biz Eylül'le konuştuk biliyorsunuz ben askerim ve sık sık operasyona gidiyorum. Şimdi bir hafta buradayım eğer sizin için de uygunsa şu dinî nikahı kıyalım diyoruz.
Toprak bunları anlatırken ben koltukta şekilden şekile girdim utançtan. Yahu ne rahat çocuk ben bunları söyleyecek olsam bir hafta ön prova yaparım valla.
- Demek siz anlaştınız. E bizim için de dünden uygun zaten oğlum.
Valla amcam beni vermeye dünden razıyımış. Way be kaderimizde şu ukalayla evlenmek de varmış. Neyse ben daha da utanmadan mutfağa geçeyim. Bı su içeyim de yüzümün rengi normale dönsün. Pancar gibi oldum valla.
Ben ayağa kalkıp su almaya gittiğimde amcam ve Muhsin dede nikahın ayrıntılarını konuşuyorlardı. Ben de tüpün üstünde duran çaydanlığı alıp içine çay demlemek için su doldurdum. Çaydanlığın üstüne de çayı koyduktan sonra bir bardak su aldım.
Bugün çok yorulmustum. Hem mutlu olup hem ağlamıştım. Günün yorgunluğundan olsa gerek titreyen ellerimin arasından kayıp gitti bardak.
Ben de kimse basmadan toplamaya başladım. Başlamaz olaydım. Bardağın parçalarından birisi işaret parmağımı kesti.
Bunların hepsi 10 saniyede olup biterken önde Toprak olmak üzere tüm aile buraya gelmişti.
Toprak gözlerini açmış bana doğru bakıyordu.
- Eylül ne oldu iyimisin? dedi titrek bir sesle.
- İyiyim merak etmeyin bugün biraz fazla yoruldum sadece.
- Eylül nasıl iyisin ya şu eline bak kanıyor. Biraz dikkat etsene. VAllahi çocuk gibisin. Ver şu eline bir bakayım. Dedi elini bana doğru uzatarak.
- Toprak iyiyim dedim abartma. Sadece küçük bir kesik.
Dedim ters ters eline bakarak. Bu demek oluyor ki çek o elini yoksa kırarım VAllahi.
Ters bakmakta üstüme yoktur. Bakışlarımla karşındakini eritme kabiliyetine sahibim.
Toprak da işte o ters bakışlardan anlamış olacak ki.
- Neyse ben şunları toplayayım da daha fazla kimse elini kolunu kesmesin. Dedi sanki ben burda bı ima hissettim ama neyse.
Biz Toprakla tartışırken yanımızda duran amcamı, yengemi ve Muhsin dedemi unutmuştuk. Taki bize bakıp kahkaha atmaya başlayana kadar.
Hele o yengemin bakışları
- Neyse biz içeri gidelim bey. Kızım siz de burayı toplayın hadi. Sonra da bir çay demleyin birşeyleri kırıp dökmeden.
Diyen yengem ve gözlerinden alev fışkıran ben....
Yengemler içeri geçince salonun kapısını örtüp tekrar mutfağa geçtim. Geldiğimde Toprak cam parçaları topluyordu.
- Toprak biraz abartmadın mı? Yani rol yapalım dedik de bu kadarı fazla değil mi?
Toprak söylediklerime biraz şaşırmış gibi dursa da hemen toparlanıp cevap verdi.
- Çok meraklı değiliz biz de sana. İnandırıcı olsun diye yaptık herhalde. Abartma falan da yok sen çok hafife alıyorsun. Ben hiç senin gibi nişanlı görmedim. Biraz da sen abart istersen.
Deyip içeri geçti.
Bir şey dememe izin bile vermedi. Ayyyyy! Gıcık yaa yeminle gıcık. Ukala işte ne olacak.
O gittikten sonra arkasından yumruklarımı sıkıp hain planlar kurmaya başladım. Çaylar içildi. Gün bitti.
Aradan geçen birkaç günde ne yaptım bilinmez ama şuan üzerimde feracem ve başımda ne olduğu henüz belli olmayan carsafımsı birşeyle Toprağın sırtına doğru baktığım kesin.
- Ya Allah aşkına. Geliyosun niye haber vermiyosun. Hadi haber vermedin ne diye zile arka arkaya basıyorsun. Hadi bastın ne diye kapının önüne o sırık boyunla dikiliyosun. Kim olduğunu göremedim mübarek.
Toprak beni o halde görünce ağzından kahkaha sesi çıktı.
- Bu halin ne Allah aşkına. O kafana doladığın ne??
- Zile durmadan bastığın için ne bulduysam doladım başıma. Biz tesettürlü kızların beklenmedik misafir gelince böyle tatlı bir telaşesi olur.
- Tamam ya her neyse hadi hazırlan ben dışardayım yarın nikahın var hatırlatırım. Sana kıyafet mi ne alacakmışız.
- Tamam sen çık ben geliyorum.
Deyip kapıyı kapattım.
Giderken Erva' yı da alıp çarşıya geçtik. Gelen geçen kızlar Toprağa bakıyor. Bu ne yaa!!
Tamam anladık yalancıktan evleniyoruz ama böyle de olmaz ki. Acaba " Evli" diye yazıp sırtına yapıştırsam mı? Yok ya görür falan alışverişe devam edeyim ben.
Bana kalsa siyah feracem siyah uzun eşarbım her zaman en güzeli ama yengemin çenesinden korkup haki yeşili robalı bir elbise aldım üzerine de yine aynı renk bir Medine ipeği eşarp aldım. Benim için alışveriş de buydu işte iki parça..
.......
Yengemin sesini duymamla gözlerimi açtım.
- Eylül hadi kalk kızım elbiseni ütüledim. Ne diye aldıysan zaten bunu şöyle süslü püslü birşey alır insan.
Kalkıp yemeğimi yedim. Daha sonra üzerimi giyindim Toprak ve Muhsin dede gelmişti.
Yengemlerin de birkaç yakın akrabası vardı. Şimdi sıra salona geçmekteydi. Aslında biraz çekiniyorum. Yani böyle renkli falan giyinince işte.
Odanın kapısını açıp koridora çıktım ilk gördüğüm kişi Toprak oldu.
Lacivert takım elbisesini benim dün aldığım haki yeşili kravatı ile giymişti.
O uzun boyuna gerçekten çok yakışmıştı bu takım elbise.
Kapıdan çıkar çıkmaz onu görmemle gözlerimiz kesişti. Benim ona yaptığım gibi o da bana baktı söyle bir.
Birkaç saniye sadece birbirimize baktık. Aramızda sadece bir metre vardı.
Aklım başıma geldiği an gözlerimi çektim o toprak rengi gözlerden. Hemen salona geçtik ikimizde imamın karşısına oturduk. Nikahımız kıyılmıştı.
Toprak ilk defa bu kadar yakınımdaydı. Kendimi çok değişik hissediyordum.
Ellerinin titrediğini gördüm birden. Başımı kaldırıp baktım gözlerine ilk defa kendimi suçlu hissetmeden. O da bana baktı. Yutkundu. Adem elmasının hareket ettiğini gördüm. Sonra başını kaldırıp iç geçirdi Ahhh diye.
Üzülüyor sanırım benimle evlendiği için. O da haklı. Bir anda çıktım karşısına.Evlendik. O dağların adamıydı. Kendini vatana adamıştı. Şimdi bir de benle uğraşıyor.
Ahh böyle mi olacaktı. O küçücük çocukken kurduğum hayaller. Tamam evlenmek için ölüp biten bir kız değildim ama ne bileyim vardı işte benim de hayalim.
Yani namazını kılan, Rabbine aşık olan beni seven bir eş istemiştim.
Ama olsun. Her şeyde bir hayır vardır. Bu da Rabbimden geldi. Her halime şükür. Bu da benim imtihanımdır. Rabbim yureklerimize inşirah versin inşAllah.
# TOPRAK #
Başımı döndürmemle onu görmem bir oldu. Gözümü ondan alamadım. Allah'ım bu ne güzellik.
Hep siyah giyiyor. Ama ona renkli de çok yakışmış. O kara gözleri çıkmış ortaya kömür gibi.
İşte o kara gözlere ne kadar baktım bilmiyorum. Taki bizi içerden çağırana kadar.
Nikahımız kıyılmıştı. Ben de titreyen ellerimi nereye saklayacağımı bilmeyerek sıkıyordum.
Eylül görmüş olacak ki başını kaldırıp gözlerime baktı.
Gözlerime!!!!
Ben de ona baktım bu sefer korkmadan.
Sonra başım döndü bu güzellikten.
Bu anın gerçek olup olmadığını teyit etmek istercesine başımı kaldırıp gözlerimi kapadım ve derin bir nefes aldım. Ve tekrar baktım ona.
Evet gerçekti. Yanımdaydı. Evlenmiştik.
Allah katında karımdı artık benim. Bundan sonra "sen bana haramsın" deyip gözlerini kaçırmayacaktı.
Evet herşey yalandı belki, oyundu. Ama bugün bu oyuna inanmak istiyorum. Bugün sanki gerçekmiş gibi, gerçekten karımmış gibi yaşamak istiyorum.
Bu anın tadını çıkarmak istiyorum.