25

807 Words
"Ona aşığım mı diyorum ben sana şimdi." Dedi Pamir öfkeyle. Gökalp'i buraya ona yardım etsin, Melek'in ona inanmasının bir yolu varsa o yolun kapısını açsın diye çağırmıştı ama adam canını sıkmaktan başka bir şey yapmıyordu. "Bazen kelimelere ihtiyaç olmaz Pamirciğim." Gökalp durumdan o kadar çok keyif alıyordu ki bunu saklamaya gerek görmüyordu. Pamir neredeyse eskiden tanıdığı adam gibiydi. Az yaralı, çok sakin, insanlarla konuşarak anlaşmaya hevesliydi. "Pamirciğim ne ya gevşek gevşek konuşup canımı sıkma benim. " Gökalp, adam öfkelendikçe kahkaha atma isteğini zorlukla bastırıyordu. Pamir'in gövdesindeki serinlik öyle belliydi ki Gökalp bu rüzgarın peşinden koşmasını umdu. Geç kalmamasını, genç kız kendi gölgesindeyken onu sarıp sarmalamasını diledi. Kapı çalıp Melek uykudan arınmaya çalışan gözlerle aralıktan bakmasaydı bunu sesli olarak söyleyecekti. "Uyandırdık mı seni?" Dedi Pamir oturduğu sandalyeden kalkarak. Gökalp ise ellerini gövdesinde birleştirip arkasına yaslanarak arkadaşının panik halini izlemeyi tercih ediyordu. Ah, ne çok malzemesi olacaktı. "Yok uyandığımda seni göremeyince bir bakayım dedim. Büşra yok mu?" Gökalp önce sadece dudaklarını oynatarak "Günaydın." Dedi genç kıza, hemen sonra da kollarını gövdesinden indirip cevapladı onu. " Gelir bir yarım saate. Pamir kahvaltı hazırlıyor ya bunu asla kaçırmaz." Gökalp'in cümlesi Pamir'in sinirle başını sallamasına neden olsa da genç kızı ılık bir meltemle gülümsemişti. "Sinirimi bozuyorsunuz. Sen ve sevgilin." Pamir'in sesi neredeyse huysuzdu. O yüzden mutfak tezgahına dönüp çaydanlığı ocağa koydu. Bu sırada Gökalp genç kıza gözleriyle Pamir'i işaret ediyordu. "Siz içeri geçin isterseniz gerisini ben hallederim." Dedi Melek sakince. Pamir, genç kız mutfak kapısından içeriye girdiği andan beri ilk kez dikkatle baktı yüzüne. Menekşe gözleri dünkü gecenin ardından ışıltılı görünse de göz kapakları şişmişti. Çalan kapının sesi Gökalp' i mutfaktan uzaklaştırdığında genç adam kızla aralarındaki mesafenin canına okudu. "İyi miyiz?" Diye sordu neredeyse fısıltıyla. Duyacağı cevap adamı neredeyse korkutuyordu. Bir eli usulca genç kızın yüzünü buldu. Yanağını kapatan saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. Bunu neden yaptığını düşünmeyi bırakması gerekiyordu. Eğer aralarındaki şey aşksa adam bunun insana ne yaptığını görmüş, insanı tüketen bir aşkın içinde büyümüş dahası onun kurbanı olmuştu. Bir kere daha kendini aynı uçurumdan atmak istemiyordu. Üstelik bu kez yalnız da değildi. Melek her seferinde adama tüm sarp kayalıklardan beraber atlama sözü vermiş gibiydi. "Daha iyi olduğumuz zamanlar olmuştu." Dedi Melek gülümseyerek. "Haklısın, birlikte uyuduğumuz geceler kesinlikle en iyi olduğumuz zamanlardı." Pamir yüzündeki ışıltılı tebessüm Melek'in kıkırdamasına neden olmuştu. Adamın göğsüne sahte bir yumruk vurdu. "Sende benim sinirimi bozuyorsun." "Yumruğun değil de sözlerin acıttı. Haberin olsun." Melek önce insanın omurgasına gül yaprakları dolandıran bir ışıltıyla tebessüm etse de durakladı. Adamın yanağındaki elini tutup yüzünden indirdi. Pamir'in avucunun içini usulca okşadıktan sonra mırıldandı. "Nasıl ayağa kalktın? Nasıl canın bu kadar yanarken gülümseyebildin?"  Pamir, kızın yüzündeki ifadeye bakarken bunca zaman nasıl da bundan mahrum büyüdüğünü fark etti. Uzun zaman sonra ilk kez biri Pamir için böyle üzülüyor, canını onun için yakıyordu. "Ayağa kalmış görünmeme sevindim." Diye mırıldandı. İşin aslı hayatının bu cehennem azabıyla ilgili daha fazla konuşmak istemiyordu ancak genç kız bu yolda onunla yürüyecekse, ki Pamir yürüsün diye dua ediyordu, o yangının içinden beraber geçmeleri gerekiyordu. "Ben iyiyim Melek, istediğim tek şey bana inanman. Geri kalan şeylerle mücadele edebilirmişim gibi hissediyorum." Cümlesi bittiğinde neredeyse bir çocuk gibi omzunu silkmişti. "Ben sana inanıyorum." Diye panikle konuştu Melek. Bu kez Pamir'in yüzüne elini uzatan o olmuştu. Vakit kaybetmeden genç kızın parmaklarına yasladı yüzünü Pamir. "Sadece bütün bu öğrendiklerim beni üzüyor. Sen de beni tanıyorsun artık her şeye üzülüyorum." Yüzünde çocuksu bir tebessüm kol geziyordu. Pamir, genç kız ona böyle baktıkça daha güçlü hissediyordu, daha yıkılmaz. Hayatının bundan sonrasında alacağı hiç bir darbe onu yere savuramaz sanıyordu. Ancak yanılacaktı. Henüz kendi darbesi önce Melek'e daha sonra da onun suratına inmemişti. Henüz en büyük yarasını kalbine açmamıştı. "Üzülme." Dedi Pamir genç kızın yanağındaki eline büyük sesli bir öpücük kondururken. Henüz fark etmemişti ama bu hayatta Melek'i en çok üzecek insan olmuştu birden. "Jane Austen romanını görüntülü okuyor gibiyim şu an. Ağlayacağım sanırım Gökalp, Pamir mi o?" Büşra'nın keyifli sesi kulaklarına dolduğunda Melek genç adam ile aralarına mesafe koyup arkadaşına döndü. "Hoş geldin Büşra." Dedi genç kıza sarılırken. Büşra Melek'in arkasından Pamir ile göz göze geldiğinde adama göz kırptı. "Hiç bana öyle bakma ben Melek ile aynı fikirde değilim. Hoş falan gelmedin." Pamir'in huysuz tavrı bugün kimseyi rahatsız etmediğinden olsa gerek Büşra adama büyük bir kahkaha ile cevap verdi. "Valla Pamirciğim, sen kahvaltıyı hazırla da senin şu sirke satan suratına bile katlanırım bugünlük." Deyip masadaki kahvaltılıklara göz gezdirdi. "Ya sabır." Pamir bakışlarını mutfağın tavanına dikip birkaç derin nefes aldı. Önceden Melek'i ürküten bu tavır artık genç kıza sevimli geliyordu. O yüzden ikisinin arasına girip gülümsedi. "Herkes silahlarını indirirse kahvaltı yapalım artık." Melek'in beklediğinin aksine kahvaltı keyifli geçiyordu. Pamir ile Büşra atışıyor, buna beraber gülümsüyolardı. Melek ilk kez Pamir ile beraber çift olduklarına inanıyordu. Kalbi bunun heyecanıyla öyle hızlı çarpıyordu ki bir ara sağ avucunu kalbine bastırması gerekmişti. İçinin en derinlerinde bu duygunun geçmemesi için sürekli bir kıvılcım yanıyordu. Öyle ki ikisi de yanıp kül olana kadar sönmeyecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD