23

971 Words
"Sevilmemiş bir çocuk olarak büyümek kolay değil." Pamir koltuğun ucunda oturmuş, ellerini dizlerine yaslamıştı. Omzunu hafifçe silkince Melek adamın küçük bir çocuk gibi göründüğünü düşündü. Pamir'e çok yakın olmadan ama kokusunu alabileceği bir uzaklığa oturdu. Pamir, ince bir tebessümle baktı genç kızın yüzüne. Melek, ince harflerden yazılmış bir şiir gibiydi. Narin, sakin, insanı kendi içinde bir bahara teslim eden bir hüznü vardı. Ve adam her geçen gün bir şiire daha çok inanıyordu. "Ne demek istiyorsun?" Melek adam ne dese ne anlatsa sorgulamadan inanacağını biliyordu. Kalbi bir cam gibi saçılıp, parçaları önce kendi omurgasını kesene kadar da devam edecekti inancı. Öyle ya, bugün adamın karşısında oturabilmek için çok çaba sarfetmiş, çok canı yanmış, çok yürümüştü. Şimdi onca yolu geriye dönecek cesareti bulamıyordu  kendinde. "Bunu tekrar tekrar anlatabileceğimi sanmıyorum Melek, sorularını cevaplamış olur muyum onu da bilmiyorum. Ama belli ki ikimizin arasında aynı etten duvar olacak ben sustukça. " Genç kızın ellerine uzanmak için derin bir sızı hissetse de yumruklarını sıkıp Melek'in yüzüne baktı. "Babam hiç sevgi dolu bir insan olmadı. Kibirli, aç gözlü, kendinden başka kimseye kıymet vermeyen herifin tekiydi. " Yüzünde duygularını yansıtmayan bir gülümseme vardı. Melek fark etmemişti ama bedeni adama doğru kaymıştı. "Çok zordu ama alıştım. Babam görmezden geldikçe ben daha çok görmezden geldim. Sessiz bir anlaşma gibi düşün. Ama benim baş edemediğim annem, annemin babama olan aşkı. " Derin bir nefes aldı Pamir. Bunu başka birine böyle yüksek sesle itiraf edememişti. Babasından çok annesine kırıldığını, en büyük yarasını annesinden aldığını söylemek çok zordu. Devam etmek için birkaç saniye duraklaması gerekti. "Annem, babama öyle aşıktı ki insanın gözü korkar böyle bir duygudan. Muhtemelen kocası onunla parası için evlenmişti, ona iyi davranmıyordu, sadık bile değildi ama annemin umrunda değildi. Her seferinde ona aman dilerdi, her seferinde..." Melek ellerini, adamın boğumları beyazlaşmış parmaklarına yuva yaptı. Adamın titreyen sesine yorgan olmak, kendi kanatlarıyla Pamir'i bu dertten uzaklaştırmak istiyordu. Pamir kızın parmaklarına ipekten bir dokunuş bahşetti. Henüz yüzüne bakacak kadar cesur hissetmiyordu kendini ama Melek yanındaydı, elini tutuyordu, adamın yarasının üstüne kendi ılık nefesini üflüyordu.  "Sonra bir gün gazeteler babamın yurt dışında bir mankenle yaptığı tatilin fotoğraflarını yayınladı. Günlerce konuşuldu, günlerce anneme acındı. " Pamir o günlerin sisli anılarını zihninden silmek ister gibi başını birkaç kez salladı. Adamın canı çok yanmıştı. Annesi, yine aynı yolu yürüyecek, aynı adamın önünde diz çöküp aşk dilenecek diye aklı sarp bir uçurumun kayalıklarına çarpmıştı. Melek, neredeyse nefes almadan Pamir'in yüzüne bakıyordu. Farkında değildi ama gözleri dolmuştu. Adam karşısında böyle konuşuyor, acısını kızın önüne seriyor diye menekşe gözleri ılık bir yağmura dönüşüyordu. "Dedem senelerce yalvardı anneme bırak bu adamı diye. Kendi parasının başına yabancı, insafsız bir adam geçmişti. Her şey ama her şey babamın elindeydi. Sırf annem üzülmesin diye yıllarca sustu dedem. Ama gazetede çıkan haberlerden sonra yeter dedi, boşanacaksın, güzellikle değilse zorla, ne aldıysa senden misliyle geri alarak." Pamir annesinin bu kez kurtulacağını, arınacağını, tekinsiz bir cehennem gibi içini kemiren bu aşka arkasını döneceğine inanmıştı. Kadının bir kez kendisini düşüneceğini hiç olmazsa onurunu toplayacağını düşünmüştü. Ne büyük yanılgıydı, Pamir ne büyük yenilmişti inancına. "Yapmadı, boşanmadı aksine babamın elini tutarak çıktı gazetecilerin önüne. Yalandan mutluluk pozları verdiler. Aynı gece babam yine başkasına gidince yatak odasında..." Deyip duraksadı Pamir. Boğazında bir yumru usulca kaburgalarına geçmişti. Gövdesi aynı acıyla tekrar sarsılıyordu. Pamir, kendi hayatının kıyametiyle o gün karşılaştığına emindi. Adam o gece bir eşikten geçmişti. Kanlı bir yolda ilk adımı o gece atmıştı, ilk kendini harcamış, ilk kendinden vazgeçmişti. "Pamir." Diye fısıldadı Melek. Hikayenin buradan sonra kara bir cehenneme açılacağına emindi. Pamir'i en çok bu cümlenin devamında tanıyacağını, bu tanışıklığın kendini dipsiz bir kuyuya atmakla eş değer olacağını hissediyordu. "Eğer bundan sonrası çok zorsa senin için  dur. " Dedi Melek. Adamın kim olduğunun bir önemi kalmamıştı. Nasıl bir yolda yürüdüğünün, yol boyu hangi çamura battığının, nasıl bir adama dönüştüğünün bir anlamı yoktu. Melek, adamı ilk gördüğü o koridorda nasıl damarlarından teslim olduysa yine aynı yerden eğiliyordu önünde. Pamir, genç kızın yüzüne baktı. Melek'in onu böyle, uçsuz bucaksız, tekinsiz, gözü kara sevmesi adamın çoğu zaman bir bulut kadar hafif hissetmesini sağlıyordu. Ama bugün değil, bugün adam ona kendi hayatının kapılarını açmıştı. İlk kez bak ben burdan yaralıyım, buraya basma demişti. Bak bu yara annemden, en çok ondan eksiğim gel tamamla diye yalvarmıştı. Pamir genç kıza gülümseyip elini yanağına uzattı. Sanki Melek asırlardır bunu bekliyor gibi yüzünü yasladı adama. Hangisi daha çok sevilmemişti, bilmiyordu. Ama şimdi bir yara, ki oldukça kanamış oldukça can yakmıştı, onları aynı ateşin etrafında pervane ediyorsa insan buna sevmek demeye utanırdı. Artık aralarında ne varsa daha büyük, daha kutsal, daha can yakıcıydı. "Bazı yolların dönüşü yok Melek. Hem nasıl bir adama dönüştüğümü benim ağzımdan, benim kelimelerimle duy istiyorum. " Aslında daha fazlasını diliyordu ama içinde bulunduğu ruh hali kelimelerini ucundan kırıyordu. "O gece annem kendini astı. " Melek derin, sesli bir nefes alırken ucunda canından parça bıraktığı büyük bir damla yanağından süzüldü. "Ben buldum onu, kaç saat ayaklarının ucunda oturdum bilmiyorum. Ama o odadan beni başka bir Pamir olarak çıkardılar. Annemin ölümünden sonra yurt dışına gittim. Yapmam dediğim ne varsa yaptım, söylemem dediğim ne varsa söyledim. Doğru uyuşturucu da kullandım. Bilmiyorum, dedem beni o bataklıktan kurtarmasa devam da ederdim ama topladı beni. " "Nasıl topladı?"  Pamir derin bir nefes alıp bu kez tamamen genç kıza döndü. İçinde konuştukça insanı küle çeviren bir acı vardı. Bununla yaşamayı ne zaman öğrenmişti onu bile bilmiyordu. Başını koltuğun kenarına yaslayıp devam etti. "Babam, benim için akıl sağlığımın yerinde olmadığına dair rapor aldı. O kadar kendimde olmadığım bir dönemdi ki bana imzalatmış bile olabilir belgeleri. İşte ondan sonra dedem çılgına döndü. Hayatımda kimseden yemediğim dayağı yedim ondan. Tedavi ol, ülkene dön dedi. Dedem ilk günden son güne yanımda oldu. Kızı için yapamadığı ne varsa benim için yaptı." Melek başını genç adamın bakışlarına hizalayarak hemen yanına, koltuğun arkasına yasladı. Eli yavaşça adamın yüzünü buldu. Böyle sevmenin, bu kadar kendinden vazgeçmenin, önce kalbini düşünmenin bedeli ağır olmalıydı. Kendi kalbi için bir bedel ödeyene kadar öğrenemeyecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD