18

792 Words
Hayatın bazı noktaları insan için keskin bir viraj oluyor. Döndüğünüz o nokta tahmin edilemez, geri dönülemez ve vazgeçilemez bir hâl alıyor bir yerden sonra. Melek yanında oturan Pamir'e bakınca yoldaki o noktada olduğunu anlamıştı. Adamın elini tutup o evden, arkasında anne ve kardeşini bırakıp çıktığından beri içinde bir yer usulca kanıyor, genç kızı içerden öldürüyordu. Ama kendi için yuva olmayan o evi geride bırakırsa karşısında daha can yakıcı, insanın üzerine devrilecek bir dağ daha olduğunu bugün anlamıştı. Melek ilk kez Pamir'in bambaşka bir yüzünü görmüştü. Adamın öfkesi göz bebeklerinden taşmış, dokunduğu her şeyi önüne katmış, Melek'in içinde derin bir sızı olmuştu. Adam öfkeliydi. Hem de geri kalan her şeye kör ve sağır olacak kadar öfkeliydi. Daha önce yaşadığı şahit olduğu hiçbir anıya denk düşmüyordu. "Ne söyledin orda sen o adama?" Diye sordu adama doğru dönerek. Arabaya bindiklerinden beri konuşmamışlardı. "Nerde?" Pamir gözlerini yoldan ayırmamış, sakin bir umursamazlıkla cevap vermişti genç kıza. Öyle ki adam kaybettiği kontrol ile ilgili zerre pişmanlık duymuyordu. Sadece ince bir şaşkınlık adamı parmak uçlarından yakalamıştı. "Ellerin adamın boynundayken!" Melek farkında değildi ama sesi yüksek çıkıyordu. Adamı tanımadığını biliyordu ancak bu durum genç kızın suratına gerçek bir tokat gibi inmişti. "Sakinleşir misin biraz? O adam bu tavrı hak etti. Daha azını değil, inan bana." "İnsanlarla sorunlarını böyle mi çözüyorsun gerçekten?" Pamir arabayı sakin bir şekilde kenara çekip bütün bedeniyle genç kıza döndü. Melek'e bakarken derin bir nefes alma ihtiyacı hissetmişti. Kızın omzuna dağılan kahverengi saçları insanın ömrüne teğelleniyordu. Konuştukları konu o kadar zihninden uzaklaşmıştı ki yüzünde genç kıza bulaşan bir gülümseme oluşmuştu. "Neden gülüyorsun ya, ciddi bir şey soruyorum sana." Genç kızın öfkesi dağılıyordu ama yine de cevabını almak için diretmek istiyordu. "Ne sordun, seni dinliyorum şu an tamamen." Kollarını gövdesinde birleştirip mavi gözlerini genç kızın gözlerine yerleştirdi. Pamir, ikisi arasında yürünülen yolları, aşılan dağları, yok edilen dikenli telleri fark edebiliyordu. Ve bu adam için öyle yeni öyle benzersiz bir tecrübeydi ki hiçbir anını kaçırmak istemiyordu. "İnsanlarla böyle mi çözüyorsun sorunlarını?" Pamir kollarını çözüp genç kızla aralarındaki mesafenin canına okudu. Yüzleri birbirine öyle yakındı ki genç kızın hızlanan nefesi adamın aralık dudaklarından içeriye süzülmüştü. Pamir bir elinin baş parmağı ile Melek'in dudağının kenarındaki iyileşmeye yüz tutmuş yaraya dokundu. Hâlâ aynı cehennem adamın göğüs boşluğunda yanıyordu. Farkında olmadan kaşları çatıldı, sesli öfkeli bir nefes ciğerlerine hücum etti. Bakışları kızın dudaklarını içip göz bebeklerine ulaştı. Aralarındaki mesafe biraz daha azalınca kendi burnunu genç kızın minik burnuna sürttü. Aralarında bir ritüele dönen bu temas genç kızı gülümsetiyor, her seferinde aynı heyecanı tenine kazıyordu. "Sana zarar verme niyetinde olan herkesle sorunlarımı bu şekilde çözme niyetindeyim. Ve bu konu herhangi bir tartışma konusu olamayacak kadar değersiz." Diye fısıldadı Pamir. "Bu çok acımasızca Pamir." Melek'in sesindeki bir tını adamın kalbinin altında derin bir kuyu açıyordu. Pamir o kuyunun içine kendi kırgınlıklarını, ucu paslı anılarını, insanı tüketen yaralarını koyuyordu. "Ben acımasız biriyim Melek, sende çok iyi biliyorsun. Sana başka biriyim diyemem, gördüğün kadarım." Pamir genç kızın yüzünü okşayan elini usulca ondan uzaklaştırdı. Melek kesilen bu temasla titresede sessizliğini korudu. Adamı tanıdığı ilk günden beri Pamir ona hiç yalan söylememiş, asla başka biri olabileceğinin sözünü vermemişti. Pamir en baştan dikenli bir yolda yürüyordu ve Melek adama eşlik etmeye karar vermişti. Yolculuğun geri kalanını sessiz ama içten içe parçalayan düşüncelerle geçirdiler. İkisi de çıkılan bu yeni yolculuğun bir uçurumla sonuçlanabilme ihtimaliyle ilk kez bu kadar keskin olarak yüzleşiyorlardı. Ama denememiş olmak, yolculuğa el ele niyetlenmemiş gibi davranmak ikisinin de hayatında aynı keşkeye çıkacaktı. Eve geldiklerinde Melek valizine uzanmak için hareket edince Pamir hızlı bir hareketle önüne geçip genç kızın gözlerine baktı. "Eve böyle girmeyelim. Gülümsediğini görmek istiyorum. " dedi. Esasında Pamir, genç kızın gülümseyen yüzünü hep izlemek istiyordu. Melek, adama kızgın kalabiliyor olmayı diliyordu çoğu zaman. Ama genç kız yolun o kısmını çoktan geçmişti. Adamı tanımanın, ona bağlanmanın insanı büyüleyen, büyüten, çiçek açtıran yanlarına tanık olmuştu. Çiçeklerini solduran, dallarını kıran kısmı ise önlerinde bekleyen günlerin içinde saklıydı. Melek parmak uçlarında yükselip adamın yüzüne, dudaklarının hemen kıyısına tüyden bir öpücük bıraktı. Sesini kalınlaştırıp, adamın acemi bir taklidini yaptı. "Tüm gün ortalıkta gülerek dolanan o insanlardan değilim." Dedi. Adamın kısa kahkahası ikisinin arasına doldu. Bu Melek'i daha çok gülümsetmişti. "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" Genç kız omuzlarını silkince Pamir gülümsemeden edemedi. Melek'i kendine yaklaştırıp gövdesine yasladı. Öyle ya adam garip bir şekilde kızın yörüngesinden ayrılamaz bir hâle düşmüştü. Korktuğu, kaçtığı, sakındığı her şey kollarının arasına sığmıştı. Genç kızın dağılan saçlarını elleriyle toplayıp güzel yüzünü ortaya çıkarınca Pamir'in gözlerinden koyu bir gölge geçti. "Hayatımızın burdan sonraki kısmı kolay olacak demiyorum. Muhtemelen birbirimizin canına okuyacağız. Ama beraber olacağız Melek, karşımıza ne çıkarsa çıksın el ele geleceğiz üstünden. Söz mü?" Melek cevap verirken bir saniye bile düşünmemişti. "Söz." Bütün sözlerin, bütün yolların, bütün gidişlerin ve dönmeyişlerin ilk adımı oldu bu söz. İkiside aşkın gözleri efsunlayan toz pembesinden göremiyorlardı ama öğreneceklerdi. İnsan unutan demekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD