BÖLÜM 1: Kim Kimin Evinde?
Zeynep'in o gün tek isteği vardı: Sessizce çıkmak ve merdivenlerin arkasında kaybolmak. Görünmez olmak, yok gibi davranmak, belki gerçeği duymamak... Kalbi bir şeylerin yanlış gittiğini fısıldıyordu ama zihni hâlâ direnir haldeydi. Umudun son kırıntısıyla gözlerini kapıya çevirdiğinde, kelimeler gereksiz kaldı. Sarmaş dolaş çıkan o iki siluet, bütün hayalleri ellerinde ezerek geçip gittiler.
Bir kez daha haklıydı. Ama bu haklılık içini soğutmuyor, sadece daha fazla yakıyordu.
Sessizce sırtını döndü. Adımlarındaki ağırlık dizlerine kadar çöktüğünde yere oturdu. Derin bir nefes aldı, ama içi hiç hafiflemedi. Gözlerinde buğuyla başlayıp yanaklarına süzülen yaşın yere "tık" diye düşüşü, duyduğu en keskin çığlıktı o anda.
Dizlerini göğsüne çekti, başını kollarının üstüne koydu. Dünyadan kopmak istedi. Görülmeden, duyulmadan sadece bir süreliğine kaybolmak. Ama hayat, onun için hiç durmazdı.
Ayak sesleri aniden sustu. Birinin yanında durduğunu, sesin bir anda kesilmesinden anlamıştı. Ardından yabancı bir ses, merakla ve sorgulayıcı bir tonla havayı yardı:
"Pardon... Burada ne arıyorsunuz?"
Başını kaldırmadan ayağa kalktı, tek kelime etmeden yürümeye başladı. Kadının topuk sesleri yeniden yükseldi, adeta onun kaçışına inatla eşlik ediyordu.
"Bir dakika!" dedi kadın, sesi bu kez daha ısrarlıydı.
Durmadı. Gördüklerinden sonra bir daha hiçbir şeye duracak gücü kalmamıştı. Kadın önüne geçince yönünü değiştirdi. Ama arkasından gelen ses onu olduğu yere çiviledi:
"Zeynep Hanım?"
Dondu. Adını söylemişti. Geriye dönmeden kalakaldı.
Kadın yanı başına geldi.
"Neden kaçıyorsunuz, anlayamıyorum."
Yüzünü çevirince tanıdı onu —nişanlısının sekreteri Oya.
Gözlerinde ne öfke ne de kırgınlık vardı artık. Sadece buz gibi bir kararlılık.
"Ona söyleyin," dedi, sesi titremedi bile. "Ondan ayrılıyorum. Kendi pisliğinde boğulsun. Sakın bir daha beni aramasın."
Parmağındaki yüzüğü çıkarırken bir an tereddüt etti; sonra kararlılıkla uzattı.
"Hatta al, bunu kafasına fırlat."
Geçip gitti. Ayakları titriyordu ama durmadı. Derken içindeki son öfke dalgası geri döndü, dönüp kadının tam karşısına dikildi.
"Ve bir şey daha biliyor musun... Yüzüne güzel bir tükür."
Gözlerinde zerre pişmanlık yoktu. Döndü ve kararlı adımlarla uzaklaştı.
"Zeynep Hanım, bunu iletmem," diye seslendi kadın.
Cevap vermedi. Oya'nın hiçbir zaman bir sırrı sakladığını görmemişti. Onun 'iletmem' dediği her şey, en fazla beş dakika içinde doğru kişiye ulaşırdı. Plaza kapısından çıkarken güneş gözlerine vurdu, ama içi karanlıktı. İlk taksiye atladı. Gözlerinde yaş değil, kararlılık vardı artık.
⸻
Bir Ay Sonra
Telefonun tiz sesi evin sessizliğini böldü. Zeynep elini istemsizce uzattı, çalmasını beklemeden açtı.
"Zeynep, Muğla'ya görev çıktı. Hemen yola çıkıyorsun," dedi başsavcı.
"Tabii, başsavcım. İyi günler."
Kısa, net, keskin bir konuşma. Yüzünü çevirdi, köşede duran valize baktı. Zaten hazırdı. Sanki bilinçaltı çoktan hazırlamıştı onu bu gidişe. Evrak çantasını kaptı, biletine göz attı. Uçuşa sadece iki saat vardı. Ailesiyle telefonda vedalaşmak zorunda kaldı. Evin içinde sessizce döndü, gözleri bir kez daha duvarlara takıldı. Vedalaşmak zordu, ama alışkındı.
Kapıyı kapatmadan önce çantasını sırtladı, bir an durdu. Gözleri doldu ama ağlamadı. Bu ilk gidişi değildi. Son da olmayacaktı. Derin bir nefes aldı ve arkasına bile bakmadan indi merdivenleri.
⸻
Uçak yolculuğu boyunca zaman kavramını yitirdi. Başını cama yaslamıştı, ama düşüncelerinde çok daha uzaklardaydı. Yan koltukta sessiz yaşlı bir adam, çaprazında kahkahalarla konuşan gençler... Uçaktaki insanlar iki uçta toplanmış gibiydi: Ya kaçanlar ya da kutlayanlar.
Anons sesiyle irkildi: "Kıymetli yolcularımız, birazdan inişe geçiyoruz."
Camdan dışarı baktığında Muğla'nın yeşiliyle mavisi iç içe geçmişti. Büyük ama huzurlu bir şehir gibi görünüyordu. İçinde bir şey kıpırdadı —küçük, ama güçlü bir his.
Havaalanında onu bekleyen bir araç vardı. Şoför valizini bagaja yerleştirdi, tek kelime etmeden yola koyuldular. Kısa süre sonra önünde durdukları ev, Zeynep'in beklediğinden çok daha farklıydı. İki katlı, sarı ve turuncu tonların hâkim olduğu bir yapıydı. Duvarlarına sarılmış asma yaprakları, ikinci kattaki balkonun korkuluklarını süslüyordu. Eski ama sıcak bir havası vardı.
Bavulunu sürükleyerek eve yaklaştı ancak ilk katın asma kilit ile kapalı olduğunu fark etti. Birde üst kat vardı oraya da bakmak amacıyla üst kata yöneldi. Merdivenleri tırmanırken içinde tanımlayamadığı bir his yükseliyordu. Kapı açıktı.
"Kimse var mı?" diye seslendi.
Yanıt yoktu. Sessizce içeri girdi. Salona çantasını bıraktı. Salon genişti, eşyalar eski ama bakımlıydı. Yanındaki mutfak ferah ve güneşliydi. Banyo holdeydi. İki oda arkadaydı —biri bahçeye, diğeri yola bakıyordu. İçinden mırıldandı: "Sanki yıllarca kalacakmışsın gibi bakma... Kaç ay duracaksın ki?"
Balkona çıktı, çevreye göz gezdirdi. İlçe sessizdi, yollar tenha. Saklanmak isteyen birinin düşlerinde kurduğu yerlerden biriydi burası. Derken karşı sokakta bir adam belirdi. Uzun boylu, dik yürüyüşlü. Yaklaştıkça yüz hatları netleşti. Yüzü hoştu. Ev sahibi olabilir, diye düşündü. İçeri girdi, bavulunun üstüne oturdu. Ayak sesleri yaklaştı. Kapı açıldı. Göz göze geldiler.
Adam kısa bir sessizlikten sonra başını kaşıyarak konuştu:
"Şey... Merhaba."
Zeynep, alışkanlıkla elini uzattı.
"Zeynep. Memnun oldum."
"Anıl," dedi adam, kemerine sıkıştırdığı elini uzatırken.
Zeynep'in gözleri istemsizce onun parmaklarına kaydı. Yüzük yoktu. Adam tekrar etrafa bakındı.
"Tek mi yaşıyordunuz?"
Zeynep kaşlarını çatıp baktı.
"Pardon, anlayamadım."
"Çok özür dilerim, boş verin," diye toparladı Anıl.
Kısa bir sessizlik oldu.
"Evin kirası ne kadar?" diye sordu Zeynep.
"Ne derseniz... o kadar olsun," dedi adam.
Zeynep'in içinden bir ses alarm veriyordu. Bu adam ona mı yürüyordu? Gözlerini kaçırıp evdeki eşyalara odaklandı. Ama adam tekrar konuştu.
"Tek kalmanızda bir sakınca yok, değil mi?"
İfadesindeki alay mıydı, yoksa sadece garip bir samimiyet mi?
Birden öfke yükseldi içinde. Elini kaldırıp tokadı bastı.
"Sen kendini ne sanıyorsun ya?"
Anıl şaşkınlıkla yanağını tuttu. Kızarıklık hemen belirmişti.
"Pardon... yanlış anladınız," dedi, mahcup bir halde.
"Yanlış falan anlamadım! Sizi şikayet edeceğim!"
"Ben sadece evi kiralamaya gelmiştim, başka bir şey demedim!"
"Ev sahibi siz değil miydiniz?"
"Hayır, sizsiniz diye düşündüm..."
İkisi de bir anlık bakışta aynı şeyi fark etti: Bu evde ikisinden başka biri daha olacaktı.
Kapı yavaşça açıldı. El ele tutuşmuş, bavullu bir çift içeri girdi. Ardından yaşlıca bir adam belirdi.
"Bir yanlışlık olmuş," dedi kasketli adam. "Ev sadece bir çifte kiralanacak."
Zeynep ve Anıl bakıştı. Boğazına kadar gelen çaresizlikle Zeynep, içinden bir karar verdi. Görev yeri burasıydı. Bu evi kaybedemezdi. Yanındaki Anıl'ın elini tuttu. Anıl şaşkınlıkla ona döndü.
"Biz de evliyiz. Ve çok uzaklardan geldik," dedi.
Yaşlı adam ikisine baktı, ardından diğer çifte.
"Madem öyle," dedi, "iki oda var. Beraber kalırsınız."
Kıvırcık saçlı kız sinsice gülümsedi.
"Bize uyar."
Zeynep sahte bir gülümsemeyle Anıl'a döndü.
"Bize de uyar, değil mi canım?"
Anıl dişlerini sıkarak zoraki gülümsedi.
"Evet, canım." Kolunu Zeynep'in beline sardı. Bu ani dokunuş Zeynep'i şaşırtmıştı. Önce Anıl'ın koluna ardından Anıl'a baktı. Ancak oyunun bozulmasını istemiyordu gülümseyerek ev sahibine döndü.
İki saniyelik sessizliğin ardından yaşlı adam anahtarları uzattı. Oyun başlamıştı artık.
Odaları paylaştıktan sonra eşyaları yerleştirme telaşı başladı. Zeynep, bir yandan bavulunu açıyor, bir yandan göz ucuyla Anıl'ı süzüyordu. Adam fazla sakindi. Yatağa oturmuş, elindeki kitabı okuyor, sayfaları yavaş yavaş çeviriyordu. Erkeklerin kitap okuması... Alışık olmadığı bir görüntüydü bu. Belki de sadece görüntüydü, içi bomboş olabilir miydi? Anlayacaktı.
Bavuldan bir çarşaf çıkardı, yatağın kenarına iliştirdi. Bir yandan da çaktırmadan incelemeye devam ediyordu. Adam sanki kitabın içindeymiş gibi görünüyordu Zeynep'in bakışlarını hissediyor ama farkında değilmiş gibi davranıyordu.
"Bakmayı kesecek misin artık?" dedi aniden, gözünü hâlâ kitaptan ayırmadan.
Zeynep irkildi, dudaklarında ince bir tebessüm belirdi.
"Sana bakmıyorum. Sadece tanımaya çalışıyorum," dedi, sesi fazlasıyla kendinden emindi. Gömleğini katlayıp dolaba yerleştirdi.
Anıl kitabın arasına ayracını koydu, kapağını yavaşça kapattı. Başucundaki komodine bıraktıktan sonra yatağın üzerine uzanıp başını koluna yasladı. Yüzünü tam Zeynep'e çevirdi. Gözlerinde alaycı bir merak vardı.
"Neden yalan söyledin?"
Zeynep bir an durdu. Cevap vermeden önce, onun gözlerine karşılık verdi.
"İkimizin de bu eve ihtiyacı vardı," dedi. Sesinde ne pişmanlık ne de utanma vardı. Bu, sadece gerçeğin çıplak hâliydi.
Anıl susmadı.
"Hayır... Gerçek sebebi soruyorum. Neden yalan söyledin?"
Aynı soruyu ikinci kez sormuştu. Zeynep bu kez hafifçe başını kaldırdı, gözlerini onun gözlerine dikti. Her şey birkaç saniyede olup bitse de, bakışlar dakikalar sürmüş gibi ağırlaştı.
Sonunda konuştu.
"Belki..." dedi yavaşça. "Belki... gerçek olur. Nereden biliyorsun?"
1. Bölüm Sonu