7. Bölüm: Kırmızı Leke

1745 Words
Sabahın gri ışıkları, Gökçe Yalısı'nın yüksek tavanlı koridorlarında sessizce ilerliyor, henüz uyanmamış odaların kapılarına dokunuyordu. Leyla, gece boyunca gözünü kırpmamıştı. Pencerenin önündeki koltuğunda, bacaklarını karnına çekmiş, Boğaz'ın dalgalı sularına bakıyordu. Aklından binbir düşünce geçiyordu: Babasının o geceki yalvarışları, abisi Tolga'nın kaçamak bakışları, Nermin Hanım'ın yapay şefkati ve Arda'nın o sert, sorgulayıcı gözleri. Kapıda hafif bir tıklama duyuldu. Leyla'nın yüreği hopladı. Saatine baktı: sabahın yedisi. Bu saatte kim olabilirdi? "Leyla kızım, uyanık mısın?" Hülya'nın fısıltılı sesiydi. Leyla ayağa kalktı, kapıyı açtı. Hülya, elinde büyük bir kahve tepsisiyle ayakta duruyordu. Tepside sadece kahve değil, taze pişmiş poğaçalar, reçeller, tereyağı ve meyveler vardı. Ama Leyla'nın gözü, tepsinin kenarına iliştirilmiş küçük, sararmış bir fotoğrafa takıldı. "Hayırdır inşallah, uyumamışsın yine," dedi Hülya, içeri girerken. Tepsiyi sehpanın üzerine bıraktı. "Şu kara gözlerinin altı morarmış yine. Bari kahvaltını et, gücün olsun." Leyla, fotoğrafa bakıyordu. Hülya onun bakışlarını fark edince derin bir nefes aldı. "Onu da sana getirdim," dedi alçak sesle. "Zamanı geldi artık bilmen gerekenlerin." Leyla titreyen elleriyle fotoğrafı aldı. Eski, soluk bir kareydi. Arka planda Gökçe Yalısı'nın bahçesi seçiliyordu, ama yıllar önceki haliyle. Ön planda iki genç kadın gülümsüyordu. Biri, uzun siyah saçlı, iri gözlü, içten bir kahkaha atarken fotoğrafa bakan bir genç kadındı. Leyla, o kadını tanıdı. O kadın, annesi Sibel'di. Diğeri ise çok daha genç bir Hülya. "Bu..." Leyla'nın sesi çatallaştı. "Annen Sibel," dedi Hülya, gözleri doldu. "Ve ben. Tam otuz beş yıl önce. Sen daha doğmamıştın." Leyla, fotoğrafa daha dikkatli baktı. Annesi, şimdiye kadar gördüğü hiçbir fotoğrafta olmadığı kadar mutlu görünüyordu. Gözleri parlıyor, yüzünde o meşhur hüzünlü ifadeden eser yoktu. "Annem bu yalıda mı çalışıyordu?" diye sordu Leyla, gözlerini fotoğraftan ayırmadan. Hülya, yavaşça koltuğa oturdu. "Evet. Tıpkı benim gibi. Biz... biz çok yakın arkadaştık, kızım. Sibel, benden beş yaş küçüktü. İzmir'den geldiğinde daha on sekizindeydi. Çok güzeldi, çok canlıydı. Bu yalıda çalışmaya başladığı ilk günden itibaren herkesin dikkatini çekti." Leyla'nın kalbi hızla çarpıyordu. "Peki sonra ne oldu? Annem neden İzmir'e döndü? Neden babamla evlendi?" Hülya, bir an için pencereden dışarı, dalgalı denize baktı. Sanki geçmişin anılarıyla yüzleşiyordu. "Çünkü aşık oldu, kızım. Ama yanlış adama." Leyla'nın nefesi kesildi. "Kime?" Hülya, gözlerini Leyla'ya çevirdi. "Kenan Bey'e. Cihan Bey'in küçük kardeşine." Oda bir an için döndü. Leyla, duyduklarına inanamadı. Annesi, Gökçe ailesinden birine mi aşık olmuştu? "Kenan Bey, Cihan Bey'den çok farklıydı," diye devam etti Hülya. "Narin ruhlu, sanata düşkün, iyi kalpli bir adamdı. Sibel'le tanıştıklarında ikisi de gençti, ikisi de aşkın gözü kördü. Gizlice buluşuyorlar, birbirlerine mektuplar yazıyorlardı. Kenan Bey, Sibel'e evlenme teklif etmek istiyordu." "Peki neden evlenemediler?" diye sordu Leyla, merakla. Hülya'nın yüzü buruştu. "Çünkü Cihan Bey izin vermedi. Kenan'ın bir hizmetçiyle evlenmesini aşağılayıcı buldu. Üstelik o sırada Cihan Bey'in kendisinin de Sibel'e karşı bir ilgisi olduğunu fark etmiştik. Ama Sibel, Cihan Bey'i istemiyordu, ondan korkuyordu." Leyla'nın aklına bir şey takıldı. "Peki annem nasıl oldu da babamla evlendi? Vedat'la yani?" Hülya, derin bir nefes aldı. "Kenan Bey öldükten sonra..." Leyla irkildi. "Kenan Bey mi öldü? Nasıl?" "Trafik kazası," dedi Hülya, sesi fısıltıya dönüştü. "Ama ben ona hep şüpheyle baktım. Çok ani oldu, çok aceleye geldi. Kenan öldükten sonra Sibel perişan oldu. Bir süre sonra Vedat ortaya çıktı. Sibel'i korumak için onunla evlenmeyi teklif etti. Vedat, o zamanlar Cihan Bey'in İzmir'deki işlerine bakıyordu, güvenilir bir adamdı. Sibel de kabul etti, belki de kaçıştı bu yalıdan." Leyla, fotoğraftaki annesinin mutlu yüzüne baktı. Demek ki o mutluluk, Vedat'la değil, Kenan'la ilgiliydi. "Peki annemin ölümü?" diye sordu Leyla, sesi titreyerek. "Onu da mı Cihan Bey öldürttü?" Hülya, bu soruya cevap vermedi. Sadece Leyla'nın elini tuttu, sıktı. "Bunu şimdi konuşmayalım kızım. Zamanı değil. Ama bil ki, sen bu yalıda yapayalnız değilsin. Ben hep yanında olacağım. Tıpkı annene söz verdiğim gibi." Aynı saatlerde, Arda İstanbul'un Anadolu Yakası'nda, eski bir polis memuru olan Kamil'in ofisindeydi. Kamil, emekli olduktan sonra özel dedektiflik yapıyor, Arda'nın babasının güvendiği nadir insanlardan biriydi. "Arda Bey, dün akşam bahsettiğim konularla ilgili yeni şeyler buldum," dedi Kamil, masasındaki dosyaları karıştırırken. "Emre Bey'in son bir ayda kullandığı gizli hattın kayıtlarını çözdüm." Arda öne doğru eğildi. "Kimmiş?" Kamil, bir kağıdı Arda'ya uzattı. "Hat, bir şirkete ait. Şirketin adı 'Ege Marina İşletmeleri'. Sahibi ise..." "Ufuk," dedi Arda, kağıda bakmadan. Biliyordu zaten. Kamil şaşırdı. "Siz... biliyor muydunuz?" "Deniz söyledi. Devam et." Kamil boğazını temizledi. "Emre Bey, ölümünden bir hafta önce bu numarayla tam yirmi üç kez görüşmüş. Yani neredeyse her gün. Ve son görüşme, ölümünden iki saat önce, Bodrum açıklarından yapılmış." Arda'nın beyninde şimşekler çaktı. Emre, ölmeden iki saat önce Ufuk'la mı konuşmuştu? "Nakit paralar ne durumda?" diye sordu. "Onu da buldum," dedi Kamil, başka bir dosya açarak. "Emre Bey, son üç ayda holdingin gizli fonlarından toplam iki milyon euro çekmiş. Paranın nereye gittiği belli değil. Ama..." Kamil duraksadı. "Ama ne?" "Bir tanık var. Bodrum'da bir banka çalışanı. Emre Bey'in ölümünden bir gün önce, büyük miktarda parayı bir kasaya koyduğunu görmüş. Kasanın anahtarını da yanında bir kadına vermiş." Arda'nın gözleri büyüdü. "Kadın? Hamile olan kadın mı?" "Bilmiyoruz. Banka çalışanı kadının yüzünü net hatırlamıyor. Ama bir detay var: Kadının elinde, Gökçe Holding'in antetli bir zarfı varmış." Arda ayağa kalktı, ofiste volta atmaya başladı. "Yani Emre, ölmeden önce iki milyon euroyu bir kadına mı bıraktı? Ve o kadın da hamileydi? Bu, o kadının Emre'den para sızdırdığı anlamına mı geliyor?" "Ya da," dedi Kamil, düşünceli bir şekilde, "Emre Bey, o kadını ve doğacak çocuğunu korumak için parayı ona bırakmış olabilir. Çünkü eğer çocuk Emre Bey'dense, o çocuk Gökçe Holding'in varislerinden biri olacaktı." Arda durdu. Bu ihtimal, daha önce aklına gelmemişti. Emre, bir çocuk sahibi olmak üzereydi ve onu korumak için para bırakmıştı. Peki ya o kadın ve çocuk hâlâ hayattaysa? Ya onlar da bir yerlerde saklanıyorsa? "O kadını bulmalıyız," dedi Arda kararlılıkla. "Ve o çocuğu." "Polis zaten arıyor," dedi Kamil. "Ama kadından hiçbir iz yok. Sanki kayıplara karıştı." Arda'nın aklına bir şey geldi. "Ya öldürüldüyse? Ya Emre'yle birlikte onun da ölmesi planlandıysa ama kadın kurtulduysa?" "O zaman neden ortaya çıkmıyor?" "Çünkü korkuyor," dedi Arda. "Haklı olarak." Arda, Kamil'in ofisinden ayrıldıktan sonra doğruca yalıya gitti. Arabayı sürerken aklında binbir soru vardı. Ufuk, Emre'yi neden öldürmüş olabilirdi? Miras kavgası yüzünden mi? Yoksa başka bir şey mi vardı? Ve Leyla... O sessiz, solgun kız, bu kirli oyunun neresindeydi? Yalıya vardığında içeri girmeden önce bahçede bir an durdu. Hülya'yı, elinde bir tepsiyle arka kapıya doğru giderken gördü. Merakla onu takip etti. Hülya, yalının arka bahçesindeki küçük çardakta oturan Leyla'ya yaklaştı. Leyla'nın elinde eski bir fotoğraf vardı. Arda, çardağa yaklaşmadan, bir ağacın arkasına gizlenerek onları izledi. Hülya, Leyla'nın yanına oturdu. İkisi alçak sesle konuşuyordu. Leyla'nın elindeki fotoğrafı gösterdiğini, Hülya'nın da başını salladığını gördü. Leyla'nın omuzları titriyordu, ağlıyor olmalıydı. Hülya, ona sarıldı, saçlarını okşadı. Arda, bu samimiyet karşısında şaşırdı. Hülya, yıllardır ailenin hizmetindeydi ama kimseyle bu kadar yakın değildi. Leyla'ya neden bu kadar düşkündü? Acaba Leyla'nın annesiyle ilgili bir şeyler mi biliyordu? İçeri girdiğinde, Nermin Hanım ve Selin'i salonda otururken buldu. Selin, elinde bir dergiyle poz kesiyor, Nermin Hanım isa ona bir şeyler anlatıyordu. Arda'yı görünce sustular. "Arda, neredeydin?" diye sordu Nermin Hanım. "Holdingde işler nasıl?" "Yolunda," dedi Arda kısa keserek. "Ufuk ne zaman dönüyor?" "Yarın akşam," dedi Selin, dikkatle Arda'ya bakarak. "Neden sordun?" "Konuşmamız gereken şeyler var." Selin'in gözlerinde bir anlık bir endişe belirdi, ama hemen toparlandı. "İyi bir şey mi, kötü mü?" Arda cevap vermedi, merdivenlere yöneldi. Yukarı çıkarken bir an durdu, arkasına baktı. Selin, ona bakıyordu. Gözleri, tıpkı dün gece kitaplık odasında olduğu gibi, hem tehditkar hem de davetkardı. Arda, bakışlarını kaçırdı ve odasına çıktı. Odasında, bilgisayarını açtı. Deniz'den gelen dosyaları inceledi. Ufuk'un gizli şirketleri, offshore hesapları, kara para aklama yöntemleri... Her şey bir bir ortaya çıkıyordu. Ama Arda'nın aklı, bu belgelerde değildi. Aklı, bahçedeki o çardaktaydı. Leyla'nın gözyaşlarında, Hülya'nın şefkatli ellerinde... Gece olduğunda, Arda hâlâ bilgisayarının başındaydı. Kapısı hafifçe tıklandı. Aç dediğinde, içeri giren Selin oldu. Üzerinde ipek bir sabahlık vardı, saçları dağınıktı. "Uyuyamadım," dedi alçak sesle. "Konuşmak istiyorum." Arda, ona baktı. "Konuş." Selin, yatağın kenarına oturdu. "Ufuk yarın dönüyor. Ondan korkuyorum." "Korkuyor musun, yoksa ondan kurtulmak mı istiyorsun?" Selin'in yüzü değişti. "Ne demek istiyorsun?" Arda ayağa kalktı, Selin'in karşısına geçti. "Ufuk'un işlerini biliyorum Selin. Kara para aklamayı, gizli şirketleri, Bodrum'daki marinaryı... Her şeyi." Selin'in rengi attı. "Ben... ben bilmiyordum." "Biliyordun," dedi Arda sertçe. "Hatta belki de yardım ediyordun. Ama şimdi sana bir şans veriyorum. Bana her şeyi anlatırsan, seni korurum." Selin, bir an için tereddüt etti. Sonra, gözlerinde yaşlarla, "Onunla evlendiğim günden beri esir gibi yaşıyorum," diye fısıldadı. "Ne yapacağımı bilmiyorum." Arda, ona yaklaştı. "O zaman bana güven. Ve bana gerçekleri anlat." Selin, başını kaldırdı, Arda'nın gözlerine baktı. O bakışta, yine o tehlikeli parıltı vardı. "Gerçekleri mi istiyorsun? Peki. Ama önce... bana ne kadar güvendiğini göstermelisin." Parmağını Arda'nın göğsünde gezdirdi. Arda, onun elini tuttu, durdurdu. "Bu oyunu bırak Selin. Artık çocuk değiliz." Selin'in yüzündeki ifade, hayal kırıklığına dönüştü. "Demek öyle... O sıska İzmirli kız yüzünden değil mi?" Arda, cevap vermedi. Sadece kapıyı işaret etti. "Çık." Selin, ayağa kalktı, kapıya yöneldi. Tam çıkarken arkasını döndü. "Unutma Arda, bu oyunda herkesin bir zayıf noktası vardır. Senin zayıf noktan da artık belli oldu." Kapı çarparak kapandı. Arda, yatağına oturdu, ellerini yüzüne götürdü. Selin haklıydı. Onun bir zayıf noktası vardı artık. Ve o, şu anda yalının arka bahçesindeki küçük odasında, eski bir fotoğrafa bakarak ağlıyordu. Arda, saatlerce uyuyamadı. Sabaha karşı, dayanamayıp ayağa kalktı. Koridorda sessizce yürüdü, Leyla'nın odasının önünde durdu. Kapının altından ışık sızıyordu. Hafifçe tıklattı. İçeriden hışırtılı bir ses geldi, sonra kapı açıldı. Leyla, kırmızı gözlerle karşısında duruyordu. Üzerinde yine aynı bej kazak vardı, saçları dağınıktı. "Arda Bey?" dedi şaşkınlıkla. "Bir şey mi oldu?" Arda, ne diyeceğini bilemedi. Sonra, "Sen de uyumamışsın," dedi aptalca. Leyla, başını salladı. "Uyuyamıyorum." Arda, bir an için içeri girmek istedi. Ona sarılmak, onu teselli etmek, tüm acılarını dindirmek istedi. Ama yapamadı. Kuralları vardı. "Yarın," dedi boğuk bir sesle. "Yarın seninle konuşmam gereken şeyler var. Önemli şeyler." Leyla, merakla baktı. "Ne hakkında?" "Annen hakkında," dedi Arda. "Ve bu yalıda olup bitenler hakkında." Leyla'nın gözleri büyüdü. Kapıyı biraz daha araladı. "İçeri girmek ister misiniz?" Arda, bir an için tereddüt etti. Sonra, "Hayır," dedi. "Yarın. Şimdi dinlen." Döndü, koridorda yürümeye başladı. Arkasından Leyla'nın sesi geldi: "Arda Bey?" Durdu. "Teşekkür ederim. Kitaplar için. Ve... boya malzemeleri için." Arda, arkasını dönmeden, "Bir şey değil," dedi ve odasına doğru yürüdü. Leyla, kapıyı kapattı, sırtını yasladı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu. Arda, annesi hakkında ne biliyordu? Ona ne anlatacaktı? Pencerenin önüne gitti, dışarıya baktı. Deniz, sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanmaya başlıyordu. Leyla, Hülya'nın verdiği fotoğrafı eline aldı, bir kez daha annesinin gülen yüzüne baktı. "Yarın," diye fısıldadı. "Yarın belki de tüm gerçekleri öğreneceğim." Ama bilmiyordu ki, yarın öğreneceği gerçekler, onu şimdikinden çok daha karanlık bir yolculuğa çıkaracaktı. Ve Arda'yla arasındaki o ince çizgi, belki de sonsuza kadar silinecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD