8. Bölüm: İhanet Gecesi

1549 Words
Sabah, Gökçe Yalısı'na her zamankinden farklı bir gerginlikle doğdu. Güneş, Boğaz'ın sularını altın rengine boyarken yalının koridorlarında sessiz bir savaşın ayak sesleri yankılanıyordu. Leyla, gece boyunca gözünü kırpmamıştı. Arda'nın kapısına dayanıp annesi hakkında konuşacaklarını söylemesi, içindeki merazı daha da körüklemişti. Hülya'nın verdiği fotoğrafı hâlâ elinde tutuyor, annesinin o mutlu yüzüne bakıp onun nasıl bir hayat yaşadığını, nasıl bir aşka tutulduğunu düşünüyordu. Kenan... Arda'nın amcası... Demek ki annesi, tıpkı kendisi gibi bu yalıya düşmüştü. Ama onun aşkı, ölümle sonuçlanmıştı. Kapı hafifçe tıklandı. Leyla'nın kalbi hopladı. Arda olmalıydı. Ama kapıyı açtığında karşısında Hülya'yı buldu. Yaşlı kadının yüzünde derin bir endişe vardı. "Kızım," diye fısıldadı Hülya, içeri girip kapıyı arkasından kapatarak. "Dün sana çok şey anlattım. Belki de fazlaydı. Ama bugün çok dikkatli olmalısın." Leyla'nın kaşları çatıldı. "Neden? Ne oluyor?" Hülya, pencereye yürüdü, perdeyi aralayıp bahçeye baktı. "Ufuk Bey bugün dönüyor. O adam, gözünü budaktan sakınmaz. Selin Hanım'la birlikte neler çevirdiklerini bilmiyorum ama seni rahatsız edeceklerini hissediyorum." Leyla, Hülya'nın yanına gitti. "Beni neden rahatsız etsinler ki? Ben sadece burada bir misafirim, bir piyonum." Hülya, Leyla'ya döndü, gözlerinde yaşlar vardı. "Çünkü sen, annenin kızısın. Ve annen, bu ailenin karanlık sırlarını biliyordu. Belki de hâlâ bilen birileri var. Sen onlar için bir tehditsin." Leyla, bu sözler karşısında ürperdi. "Ne sırları? Anlat Hülya, lütfen. Artık dayanamıyorum bu bilinmeze." Hülya, derin bir nefes aldı. "Zamanı gelince anlatacağım kızım. Ama şimdi değil. Şimdi söz ver bana, Ufuk Bey'den ve Selin Hanım'dan uzak duracaksın. Onlarla göz göze gelmeyeceksin, konuşmayacaksın. Anlaştık mı?" Leyla, başını salladı. Anlaşmıştı. Ama içinde büyüyen merak, onu daha da derinlere sürükleyecekti. Aynı saatlerde, Arda odasında telefonla konuşuyordu. Deniz'di arayan. "Dostum, yeni bilgiler var," dedi Deniz'in sesi, gergin. "Ufuk'un işleri sandığımdan da karışık. Sadece kara para aklamıyor, aynı zamanda bir uyuşturucu şebekesiyle de bağlantılı." Arda'nın nefesi kesildi. "Ne? Emre'nin ölümüyle ilgisi var mı?" "Büyük ihtimalle. Emre, bu işleri öğrenmiş ve Ufuk'u tehdit etmiş olabilir. Ya da ortak olmasını istemişlerdir. Ama bir şey kesin: Emre'nin Bodrum'da bindiği tekne, uyuşturucu kaçakçılarının kullandığı bir rotadaydı." Arda, elini saçlarında gezdirdi. "Tanrım... Peki ya o kadın? Hamile kadın?" "Onun kim olduğunu henüz bulamadım. Ama bir ipucu var: Kadının, Bodrum'da küçük bir pansiyonda kaldığı söyleniyor. Pansiyon sahibi, onu Emre'yle birlikte görmüş. Ama kazadan sonra kadın ortadan kaybolmuş. Pansiyon sahibi, polise ifade vermekten korktuğu için sessiz kalmış." Arda, hemen not aldı. "Pansiyonun adı ne?" "Yaz tatilci. Bodrum, Gümüşlük'te. Ama dikkatli ol dostum. Bu iş çok tehlikeli. Ufuk'un adamları her yerde." "Anladım. Sağ ol Deniz." Telefonu kapattıktan sonra Arda, derin bir nefes aldı. Artık elinde somut kanıtlar vardı. Ufuk'un ihaneti, sadece aileye değil, kanunlara karşı da işlenmiş bir suçtu. Ve Emre, belki de bu yüzden öldürülmüştü. Kapı çalındı. İçeri giren, Selin'di. Üzerinde yine iddialı bir kıyafet vardı, makyajı mükemmeldi. Ama gözlerindeki ifade, dün geceden farklıydı. Daha hesaplı, daha tehlikeliydi. "Arda, Ufuk az sonra gelir. Onu karşılamaya inecek misin?" Arda, telefonunu cebine koydu. "İneceğim. Konuşmamız gereken şeyler var." Selin'in dudaklarında ince bir gülümseme belirdi. "Dün geceki konuşmamızı düşündüm de... Belki de haklısın. Belki de artık büyümek, gerçeklerle yüzleşmek zamanıdır." Arda, ona dikkatle baktı. "Ne demek istiyorsun?" Selin, bir adım yaklaştı. "Ufuk'un işlerini biliyorum Arda. Hatta bazılarına yardım bile ettim. Ama artık korkuyorum. O adam, her geçen gün daha da tehlikeli oluyor. Emre'nin ölümünden sonra iyice çıldırdı. Benden de şüphelenmeye başladı." Arda, Selin'in söylediklerini sindirmeye çalıştı. "Neden bana anlatıyorsun bunları?" "Çünkü senden başka kimsem yok," dedi Selin, gözlerini kaçırarak. "Ve çünkü... dün gece bana bir şans verdin. Belki de bu şansı kullanmalıyım." Arda, bir an için düşündü. Selin'e güvenebilir miydi? Yoksa bu da bir oyun muydu? "Bana ne anlatacaksın?" diye sordu sonunda. Selin, kapıyı kapattı. "Her şeyi. Ama önce bana söz ver, beni koruyacaksın. Ufuk bir şey anlarsa, beni öldürür." Arda, başını salladı. "Söz." Selin, anlatmaya başladı. Ufuk'un yıllardır nasıl kara para akladığını, hangi bankalarla çalıştığını, hangi siyasetçilere rüşvet verdiğini tek tek anlattı. Emre'nin de bir süre önce bu işleri öğrendiğini, Ufuk'la tartıştığını söyledi. "Emre, polise gitmekle tehdit etmiş," dedi Selin, fısıltıyla. "Ufuk da onu susturmak için bir plan yaptı. Tekne kazası planlanmıştı. Ama işler istedikleri gibi gitmedi. O kadın da vardı teknede. Hamile kadın. Onun da ölmesi planlanmamıştı ama oldu." Arda'nın kanı dondu. Yani Emre'nin ölümü, planlı bir cinayetti. Ve Ufuk, kardeşini öldürtmüştü. "O kadın kimdi?" diye sordu Arda, sesi titreyerek. Selin, başını iki yana salladı. "Bilmiyorum. Ufuk bana söylemedi. Sadece 'önemli değil' dedi. Ama biliyorum ki o kadın, Emre'nin sevdiği kadındı. Ve hamileydi. Belki de evlenmeyi planlıyorlardı." Arda, duydukları karşısında sarsılmıştı. Emre, bir kadın sevmiş, bir çocuk sahibi olacakmış ve Ufuk, onları öldürtmüştü. Bu, affedilemez bir suçtu. Konuşmalarının tam ortasında, aşağıdan araba sesleri geldi. Ufuk gelmişti. Selin'in yüzü bembeyaz oldu. "Sakın ona bana anlattığını belli etme," diye fısıldadı. "Yoksa ikimiz de ölürüz." Arda, başını salladı. Birlikte aşağı indiler. Ufuk, salonda Nermin Hanım'la konuşuyordu. Onu görünce Arda'ya döndü, gülümsedi. Ama o gülümseme, samimiyetten uzaktı. "Arda, kardeşim!" dedi, kollarını açarak. "Nasılsın?" Arda, onun kucaklamasına karşılık verdi ama içi soğuktu. "İyiyiz. Sen nasılsın? İzmir'de işler yolunda mı?" Ufuk, koltuğa oturdu, bir sigara yaktı. "Yolunda sayılır. Ama İstanbul'da daha çok işimiz var. Emre'nin yokluğu, hepimize zor geliyor." Nermin Hanım'ın gözleri doldu. "Keşke oğlum... keşke..." Ufuk, annesinin elini tuttu. "Merak etme anne, biz buradayız. Aileyi ayakta tutacağız." Arda, bu sahneyi izlerken içinde bir iğrenme hissetti. Ufuk, kardeşini öldürmüş bir katildi ve şimdi de annesini teselli ediyordu. "Ufuk," dedi Arda, sesini kontrol ederek. "Seninle konuşmam gereken bazı işler var. Holdingle ilgili." Ufuk'un gözlerinde bir anlık bir kıvılcım parladı. "Tabii, ne zaman istersen." "Şimdi," dedi Arda. "Çalışma odasında." Ufuk, bir an için tereddüt etti. Sonra ayağa kalktı. "Peki." İki kardeş, merdivenleri çıkıp Cihan Bey'in çalışma odasına gittiler. Arda, kapıyı kapattı. Ufuk, koltuğa kuruldu. "Nedir bu kadar acil olan?" Arda, karşısına oturdu. "Bodrum'daki marinaryı biliyorum. Ege Marina'yı. Ve senin o şirketle bağlantını." Ufuk'un yüzündeki ifade bir an için değişti, sonra tekrar kontrol altına aldı. "Ne bağlantısı? O şirket, bir arkadaşıma ait." "Yalan söyleme," dedi Arda, sertçe. "O şirket senin. Ve kara para aklamak için kullanıyorsun. Emre'nin ölümüyle de ilgisi var." Ufuk, bir an için sessiz kaldı. Sonra, alçak bir sesle gülmeye başladı. "Vay be... Demek öğrendin. Ne zamandan beri biliyorsun?" Arda, onun bu soğukkanlılığı karşısında şaşırdı. "Yeterince uzun süredir. Ve şimdi polise gitmeyi düşünüyorum." Ufuk'un gözleri tehlikeli bir şekilde parladı. "Polise mi? Hangi delillerle? O şirket, benim üzerime değil. Hesaplar, benim adıma değil. Ve Emre'nin ölümüyle ilgili elinde ne var?" Arda, hazırlıklıydı. "Selin anlattı." Ufuk'un yüzü, bir anda buz kesti. "Selin mi?" "Evet. Her şeyi anlattı. Kara parayı, rüşvetleri, Emre'yi öldürme planını... Her şeyi." Ufuk, ayağa kalktı. Yüzü öfkeden kıpkırmızıydı. "O orospu... Demek bana ihanet etti ha?" Arda da ayağa kalktı. "Ufuk, pes et. Artık bitti. Polise gideceğim ve her şeyi anlatacağım." Ufuk, bir an için Arda'ya baktı. Sonra, dudaklarında soğuk bir gülümsemeyle, "Öyle mi sandın?" dedi. "Sen daha hiçbir şey anlamamışsın Arda. Bu işin içinde sadece ben yokum. Babam da var, annen de var, hatta sen de varsın." Arda, şaşkınlıkla baktı. "Ne diyorsun sen?" Ufuk, cebinden telefonunu çıkardı, bir şeyler gösterdi. "Bu belgeler, holdingin son on yıllık kara para trafiğini gösteriyor. Ve bu belgelerde, senin de imzan var. Haberin olmadan, seni de işin içine çektiler. Şimdi polise gidersen, sadece ben değil, sen de yanarsın." Arda, belgelere baktı. Gerçekten de, bazı sayfalarda kendi imzası vardı. Ama o imzaları hatırlamıyordu. Demek ki sahteydi ya da bilmeden imzalamıştı. "Bu imzalar sahte," dedi Arda. "Bunu polise anlat," dedi Ufuk, alaycı bir şekilde. "Ama önce, seni bu işe bulaştıranların kim olduğunu öğren." Arda, bu sözlerle yıkıldı. Nermin Hanım mı? O da mı bu işin içindeydi? Ufuk, telefonunu cebine koydu, Arda'ya yaklaştı. "Şimdi bir anlaşma yapalım kardeşim. Sen bana dokunmayacaksın, ben de sana dokunmayacağım. Aile sırları, aile içinde kalır. Emre öldü, üzücü ama geçmiş geçmişte kaldı. Biz, geleceğe bakalım." Arda, ne diyeceğini bilemedi. Ufuk haklıydı. Eğer polise giderse, sadece Ufuk değil, tüm aile yanacaktı. Ve Leyla... Leyla da bu yangında kül olacaktı. "Peki," dedi Arda, dişlerini sıkarak. "Ama bir şartla: O hamile kadını bulacağız. Ve eğer çocuk yaşıyorsa, ona sahip çıkacağız." Ufuk, bir an için düşündü. "Anlaştık. O kadını bulalım." İki kardeş, ellerini sıktı. Ama bu tokalaşma, bir barış değil, bir savaşın ateşkesiydi. Ve Arda, içten içe biliyordu ki bu savaş, daha yeni başlıyordu. Gece olduğunda, Arda odasına çekildi. Aklından binbir düşünce geçiyordu. Ufuk'un söyledikleri, annesinin ihaneti, Emre'nin ölümü, hamile kadın... Ve Leyla. Kapı çalındı. Aç dediğinde, içeri giren Leyla oldu. Üzerinde yine aynı bej kazak vardı, elinde eski fotoğraf. "Rahatsız ediyorum," dedi Leyla, çekinerek. "Ama konuşmamız gerekiyordu. Annem hakkında." Arda, ona baktı. Gözleri kıpkırmızıydı. "Şimdi olmaz Leyla. Çok yorgunum." Leyla, bir an için duraksadı. Sonra, "Ne zaman olacak peki? Her seferinde erteliyorsunuz. Annemle ilgili bir şeyler biliyorsunuz, değil mi? Ve benden saklıyorsunuz." Arda, ayağa kalktı, Leyla'ya yaklaştı. "Biliyorum. Ama şu an anlatabilecek durumda değilim. Çünkü öğrendiğim şeyler, seni de çok üzecek. Ve ben... ben seni üzmek istemiyorum." Leyla, gözlerinde yaşlarla, "Ben zaten üzgünüm Arda Bey. Annemi kaybettiğim günden beri üzgünüm. Ama gerçekleri bilmek, bilmemekten daha iyidir." Arda, bir an için dayanamadı. Leyla'nın yanağından süzülen yaşı sildi. "Tamam," dedi. "Yarın anlatacağım. Ama şimdi git ve dinlen. Söz veriyorum." Leyla, başını salladı. Kapıya yöneldi. Tam çıkarken arkasını döndü. "Arda Bey?" "Evet?" "Ben... ben size güveniyorum. Lütfen bu güveni boşa çıkarmayın." Kapı kapandı. Arda, yatağına oturdu, başını ellerinin arasına aldı. Leyla'nın güveni... Onu nasıl koruyacaktı? Hem Ufuk'tan, hem annesinden, hem de kendi ailesinin karanlık sırlarından? O gece, yalıda iki kişi uyuyamadı: Geçmişin sırlarıyla boğuşan Leyla ve geleceğin korkusuyla savaşan Arda. Ve ikisi de bilmiyordu ki, asıl fırtına daha kopmamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD