10. Bölüm: Mutfaktaki Gölge

1350 Words
Akşam, Gökçe Yalısı'nın üzerine çökerken Boğaz'ın suları kararmaya başlamıştı. Leyla, çardaktan odasına dönmüş, Hülya'nın sözlerini düşünüyordu. "Aşkın bedeli çok ağır olabilir." Ne demek istemişti acaba? Annesi Sibel'in hikayesini biliyordu. O da aşık olmuştu, Kenan'a. Ve sonu ölüm olmuştu. Leyla, pencereden dışarı bakarken içini bir ürperti kapladı. Acaba aynı kader onu da mı bekliyordu? Kapısı tıklandı. Hülya'ydı gelen. Elinde küçük bir sandık vardı. Yüzünde derin bir endişe ifadesiyle içeri girdi, kapıyı arkasından sıkıca kapattı. "Kızım," dedi Hülya, sesi fısıltıdan da öte, neredeyse nefes kadar hafifti. "Bunları sana vermenin zamanı geldi. Ama önce bana söz vermelisin. Bunları kimseye göstermeyeceksin, özellikle de Gökçe ailesinden kimseye. Anlaştık mı?" Leyla, sandığa baktı. Eski, ahşap, üzeri oymalarla kaplı bir sandıktı. Yılların eskittiği ama hâlâ sağlam duran bir aile yadigarı gibiydi. "Söz veriyorum," dedi Leyla. "İçinde ne var?" Hülya, sandığı yatağın üzerine koydu. Kapağını açtı. İçinde eski mektuplar, fotoğraflar ve bir günlük vardı. Hülya, günlüğü aldı, Leyla'ya uzattı. "Bu, annenin günlüğü. Kenan'la tanıştığı günden ölümüne kadar her şeyi yazmış. Okumalısın. Ama dikkatli ol, içinde seni çok üzecek şeyler var." Leyla, günlüğü titreyen ellerle aldı. Kapağında annesinin adı yazılıydı: "Sibel". Gözleri doldu. Yıllar sonra, annesine ait bir şeye dokunuyordu. "Hülya," dedi Leyla, gözyaşlarını tutarak. "Annemi nasıl bilirdin? Nasıl biriydi?" Hülya, yatağın kenarına oturdu. Gözleri uzaklara daldı, geçmişe gitti. "Annen... annen dünyalar güzeli bir kadındı Leyla. Sadece dış görünüş olarak değil, içi de güzeldi. Çalışkandı, dürüsttü, iyi kalpliydi. Herkes onu severdi. Ama en çok da Kenan Bey severdi. Onlar birbirleri için yaratılmıştı." "Peki neden mutlu olamadılar?" Hülya'nın yüzü buruştu. "Çünkü Cihan Bey izin vermedi. Kenan'ın bir hizmetçiyle evlenmesini istemedi. Ama asıl sebep, Cihan Bey'in de annene aşık olmasıydı. Evet, duydun doğru. Cihan Bey de Sibel'i istiyordu. Ama Sibel onu istemiyordu, hatta ondan korkuyordu." Leyla'nın gözleri büyüdü. "Cihan Bey mi? Yani şimdiki Cihan Bey, Arda'nın babası?" "Ta kendisi. O zamanlar daha gençti, daha hırslıydı. Ne istediğini bilir, istediğini de alırdı. Ama Sibel'i alamadı. Ve bu yüzden Kenan'ı öldürttü." Leyla'nın nefesi kesildi. "Yani Kenan amcanın ölümü... bir cinayetti?" Hülya, başını salladı. "Kaza değildi, kesinlikle. Kenan Bey, o gece Sibel'le kaçmayı planlıyordu. İkimiz de yardım edecektik. Ama Cihan Bey planı öğrendi. Arabaya sabotaj yaptırdı. Frenleri bozuldu, Kenan Bey uçuruma yuvarlandı. Öldü." Leyla, duydukları karşısında sarsıldı. Demek ki Arda'nın babası, bir katildi. Ve annesi, bu yüzden hayatı boyunca mutsuz olmuş, Vedat'la zoraki bir evlilik yapmıştı. "Peki annem bunu öğrendi mi?" diye sordu Leyla. "Öğrendi," dedi Hülya. "Kenan öldükten sonra Cihan Bey, Sibel'e sahip çıkacağını söyledi. Ama Sibel onu reddetti. İşte o zaman Cihan Bey, Sibel'i zorla evlendirmeye karar verdi. Vedat'ı buldu, ona Sibel'le evlenmesini emretti. Vedat da mecburen kabul etti. Çünkü Cihan Bey, Vedat'ın ailesini tehdit ediyordu." Leyla, şimdi anlıyordu. Babası Vedat'ın o soğuk tavrı, annesine karşı mesafeli duruşu... Hepsi bir zorlamanın sonucuydu. "Annem, Vedat'la evlendikten sonra da Cihan Bey onu rahat bırakmadı," diye devam etti Hülya. "Sürekli izletti, kontrol etti. Sibel, bu yüzden hep mutsuzdu, hep üzgündü. Ta ki sen doğana kadar. Sen ona umut oldun, Leyla. Seninle biraz olsun mutluluk buldu." Leyla, gözyaşlarına boğuldu. Annesi, ne kadar acı çekmişti meğer. Ve o, bunların hiçbirini bilmeden büyümüştü. Aynı saatlerde, Arda holdingde Deniz'le buluşmuştu. Deniz'in yüzü gergindi, elinde bir dosyayla Arda'nın karşısına oturdu. "Dostum, çok önemli bir şey buldum," dedi Deniz. "O hamile kadının kim olduğunu öğrendim." Arda, heyecanla öne eğildi. "Kimmiş?" Deniz, dosyayı açtı, bir fotoğraf uzattı. Fotoğrafta, genç, güzel bir kadın vardı. Uzun kumral saçlı, yeşil gözlü, içten gülümseyen biri. "Adı Ceyda. Ceyda Öztürk. 28 yaşında, grafik tasarımcı. Emre'yle üniversiteden tanışıyorlarmış. Yıllarca görüşmemişler, sonra bir yıl önce tesadüfen karşılaşmışlar ve başlamış." Arda, fotoğrafa baktı. "Hamile olduğu kesin mi?" "Kesin. Emre'nin ölümünden iki ay önce hamile olduğunu öğrenmişler. Çok mutlu olmuşlar. Hatta evlenmeyi planlıyorlarmış. Ama Ufuk'un işleri yüzünden bunu herkesten gizli tutmuşlar." Arda, derin bir nefes aldı. "Peki şimdi nerede bu kadın?" Deniz, dosyadaki başka bir kağıdı gösterdi. "Kayıp. Ama en son Bodrum'da görülmüş. Kazadan sonra hastaneye kaldırılmış, sonra taburcu olmuş ve ortadan kaybolmuş. Ailesi de onu aramış, bulamamış. Polis de bulamamış." Arda, düşünceli bir şekilde kağıtlara baktı. "Ya öldürüldüyse? Ya Ufuk onu da bulduysa?" "O zaman cesedi bulunurdu," dedi Deniz. "Ama yok. Yani ya çok iyi saklanıyor, ya da kaçırıldı. Ama bence saklanıyor. Çünkü biliyor ki, bulunursa öldürülecek." Arda, ayağa kalktı. "Onu bulmalıyız Deniz. Emre'nin çocuğu varsa, onu korumalıyız." Deniz, başını salladı. "Ben elimden geleni yapıyorum. Ama dikkatli ol, Ufuk'un adamları her yerde." Gece yarısı, yalıda herkes uyurken Leyla odasında annesinin günlüğünü okuyordu. Günlük, Sibel'in en mahrem duygularını, en gizli düşüncelerini içeriyordu. Leyla, annesinin Kenan'a yazdığı aşk mektuplarını, onunla geçirdiği mutlu anları, Cihan Bey'den duyduğu korkuyu satır satır okuyordu. Bir ara, günlükte bir isim dikkatini çekti: "Hülya". Annesi, Hülya'dan sık sık bahsediyordu. Onun en yakın arkadaşı, sırdaşıydı. Ama bir yerde, şöyle bir cümle vardı: "Hülya bana ihanet etti. Ona güvenmemeliydim. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum." Leyla'nın kalbi durdu. Hülya mı ihanet etmişti? Nasıl? Neden? Daha fazla okuyamadan, kapısı tıklandı. Saate baktı, gece yarısını geçiyordu. Kim olabilirdi bu saatte? Kapıyı açtığında karşısında Hülya'yı gördü. Ama bu kez Hülya'nın yüzünde o tanıdık şefkat ifadesi yoktu. Aksine, korku ve panik vardı. "Leyla," diye fısıldadı Hülya. "Gel benimle. Hemen. Sana bir şey göstermeliyim." Leyla, merakla Hülya'yı takip etti. Koridorlardan geçtiler, merdivenlerden indiler, mutfağa geldiler. Hülya, mutfağın arka kapısını açtı, bahçeye çıktılar. Küçük bir deponun önünde durdular. Hülya, deponun kapısını açtı. İçeride, bir sandalyeye bağlanmış, ağzı bantlanmış bir adam vardı. Adam, Leyla'yı görünce gözlerini faltaşı gibi açtı. Leyla, adamı tanıdı. Mert'ti, yalının aşçısıydı. "Hülya, bu ne?" diye sordu Leyla, dehşet içinde. Hülya, kapıyı kapattı. "Bu adam, seni dinliyordu Leyla. Dün gece, çardakta konuştuklarımızı duydu. Selin Hanım'a anlatmaya gidiyordu ki yakaladım." Leyla, Mert'e baktı. Adamın gözlerinde korku vardı. Hülya, bantı çekti. "Konuş," dedi Hülya, sertçe. "Kime çalışıyorsun?" Mert, öksürdü. "Selin Hanım'a. O bana para veriyor, sizi izlememi söylüyor. Ne konuştuğunuzu, ne yaptığınızı, her şeyi rapor ediyorum." Leyla'nın kanı dondu. Selin mi? Demek ki onu izletiyordu. "Daha ne biliyorsun?" diye sordu Hülya. Mert, başını iki yana salladı. "Başka bir şey bilmiyorum. Sadece sizi izliyorum. Ama Selin Hanım, Arda Bey'le de ilgili bir şeyler söyledi. Onunla ilgili bir planı varmış." Leyla, merakla sordu. "Ne planı?" "Bilmiyorum," dedi Mert. "Sadece 'Arda'nın zayıf noktasını buldum' dedi. Başka bir şey demedi." Hülya, Leyla'ya baktı. "Ne yapalım bu adamla?" Leyla, bir an için düşündü. Sonra, "Bırak gitsin," dedi. "Ama bir daha bizi izlemeye kalkarsa, bu geceyi ona unutturmayacağız. Değil mi Mert?" Mert, dehşetle başını salladı. "Bir daha asla, yemin ederim." Hülya, Mert'in iplerini çözdü. Adam, korkuyla dışarı fırladı, koşarak uzaklaştı. Leyla ve Hülya, depoda yalnız kaldılar. Hülya, Leyla'ya döndü. "Kızım, artık biliyorsun. Bu yalıda kimseye güvenemezsin. Ama bana her zaman güvenebilirsin." Leyla, Hülya'ya baktı. Günlükte okuduğu cümle aklına geldi: "Hülya bana ihanet etti." Ama şimdi Hülya, onu koruyordu. Hangisi doğruydu? Kime inanacaktı? "Hülya," dedi Leyla, sesi titreyerek. "Annem günlüğünde senden bahsetmiş. 'Bana ihanet etti' yazmış. Ne demek istedi?" Hülya'nın yüzü bir anda bembeyaz oldu. Gözlerinde derin bir acı belirdi. Uzun bir süre konuşmadı, sadece Leyla'ya baktı. Sonra, derin bir nefes aldı. "Zamanı geldi," dedi. "Artık sana her şeyi anlatmalıyım. Ama burada değil. Gel, odana gidelim." İkisi birlikte odasına çıktılar. Leyla, kapıyı kilitledi. Hülya, yatağın kenarına oturdu, anlatmaya başladı. "Evet, annen haklıydı. Ben ona ihanet ettim. Ama bilerek değil, mecbur kalarak. Cihan Bey, ailemi tehdit etti. Annemi, babamı, kardeşlerimi... Eğer ona yardım etmezsem hepsini öldüreceğini söyledi. Ben de mecburen Kenan'la Sibel'in kaçış planını ona anlattım. İşte bu yüzden Kenan öldü. Ben yüzünden." Hülya, hıçkırarak ağlamaya başladı. Leyla, onun bu halini görünce ne yapacağını bilemedi. Bir yanda annesine ihanet eden kadın, diğer yanda kendisini koruyan Hülya... "Ama sonra pişman oldum," diye devam etti Hülya. "Çok pişman oldum. Kenan öldükten sonra Sibel'e yardım etmeye çalıştım. Onu korumak için bu evde kalmaya devam ettim. Vedat'la evlenmesine yardım ettim, seni büyütmesine destek oldum. Ve sen doğduktan sonra, sana bakacağıma, seni koruyacağıma dair kendime söz verdim. İşte bu yüzden hâlâ buradayım. Bu yüzden seni koruyorum." Leyla, uzun süre konuşmadı. İçinde binbir duygu vardı: öfke, acı, anlayış, merhamet... Sonunda, Hülya'nın yanına oturdu, elini tuttu. "Seni affediyorum Hülya," dedi. "Çünkü biliyorum ki, sen de bir kurbansın. Tıpkı annem gibi, tıpkı benim gibi." Hülya, Leyla'ya sarıldı. İkisi de uzun süre ağladılar. O gece, yalının en ücra odasında, iki kadın geçmişin ağır yükünü paylaştı. Ve dışarıda, Boğaz'ın karanlık suları, tüm sırları içine çekiyor gibiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD