Sabah, Gökçe Yalısı'na huzursuz bir güneş doğdu. Boğaz'ın suları gri ve dalgalıydı, gökyüzü kurşuni bulutlarla kaplıydı. Sanki doğa bile yalıdaki gergin havaya eşlik ediyordu.
Leyla, gece boyunca gözünü kırpmamıştı. Hülya'nın itirafları, annesinin günlüğü, Mert'in söyledikleri... Hepsi kafasında dönüp duruyordu. Selin, Arda'ya karşı bir plan yapıyordu. Peki neydi bu plan? Arda'yı nasıl vuracaktı?
Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte yataktan kalktı, yüzünü yıkadı. Aynadaki yansımasına baktı. Gözlerinin altı morarmıştı, yüzü solgundu. Ama gözlerinde yeni bir kararlılık vardı. Artık sadece bir kurban değildi. Gerçekleri öğreniyor, kendi hikayesinin kahramanı olmaya başlıyordu.
Kapı vuruldu. Bu kez Hülya değil, bir hizmetçi kızdı. Elinde kahvaltı tepsisi vardı.
"Günaydın Leyla Hanım, Hülya Hanım bugün rahatsız, ben getirdim kahvaltınızı."
Leyla, tepsiyi aldı. "Hülya Hanım iyi mi? Ne oldu?"
Hizmetçi kız, gözlerini kaçırdı. "Bilmiyorum, dün geceden beri odasından çıkmadı. Kapısını çaldık ama açmadı."
Leyla'nın içine bir kurt düştü. Hemen Hülya'nın odasına gitmek istedi ama hizmetçi kızın yanında bir şey yapamazdı. Teşekkür edip kapıyı kapattı. Tepsiyi bıraktı, hemen Hülya'nın odasına koştu.
Hülya'nın odasının kapısı kapalıydı. Leyla, hafifçe tıklattı. "Hülya? Hülya, ben Leyla. Açar mısın?"
İçeriden hışırtılı bir ses geldi, sonra kapı aralandı. Hülya'nın yüzü mosmordu, gözleri şişmişti, dudakları titriyordu. Leyla, içeri girip kapıyı kapattı.
"Ne oldu sana? Hasta mısın?"
Hülya, başını iki yana salladı. Yatağın kenarına oturdu, titreyen elleriyle yorganı kavradı. "Korkuyorum kızım. Çok korkuyorum."
"Ne oldu? Anlat."
Hülya, derin bir nefes aldı. "Dün gece, sen odana çıktıktan sonra ben de odama geldim. Gece yarısı, kapım çalındı. Açtığımda karşımda Selin Hanım'ı gördüm. Elinde bir kağıt vardı."
Leyla'nın kalbi hızlandı. "Ne kağıdı?"
Hülya, yastığının altından buruşuk bir kağıt çıkardı, Leyla'ya uzattı. Kağıtta, eski bir fotoğraf vardı. Hülya, Sibel ve Kenan birlikteydi. Fotoğrafın altında el yazısıyla bir not vardı: "Geçmişin hesabını vereceksin Hülya."
Leyla, fotoğrafa baktı. "Bu ne demek? Selin mi yazdı bunu?"
"Selin Hanım değil," dedi Hülya, sesi titreyerek. "Onun elinde bu fotoğraf vardı ama notu o yazmamış. Not, Cihan Bey'e ait. Bu onun el yazısı. Selin Hanım, 'Cihan Bey sana selam gönderdi' dedi. 'Geçmiş unutulmadı, hesap sorulacak.'"
Leyla'nın kanı dondu. Cihan Bey mi? Ama o hasta, yatalak, odasından çıkamıyordu. Nasıl olurdu?
"Cihan Bey mi yaptı bunu? Ama o..."
"O hasta numarası yapıyor olabilir," dedi Hülya. "Ya da Selin Hanım onun adını kullanıyor. Ama bir şey kesin: Beni öldürecekler. Tıpkı Kenan'ı öldürdükleri gibi."
Leyla, Hülya'nın ellerini tuttu. "Seni kimseye öldürtmem. Söz veriyorum. Şimdi kalk, giyin. Arda'ya gideceğiz, ona her şeyi anlatacağız."
Hülya, dehşetle başını salladı. "Olmaz! Arda Bey'e gidemeyiz. O, Cihan Bey'in oğlu. Bize inanmaz. Belki de o da onlarla birliktedir."
Leyla, bir an için düşündü. Hülya haklıydı. Arda'ya güvenebilir miydi? Dün çardakta yaşanan o an... O bakışlar, o yakınlaşma... Ama aynı zamanda Arda, Gökçe ailesinin bir ferdiydi. Babası katildi, annesi kara para işlerine bulaşmıştı. Acaba Arda da bu kirli oyunun bir parçası mıydı?
"O zaman ne yapacağız?" diye sordu Leyla.
Hülya, gözlerini Leyla'nın gözlerine dikti. "Kaçacağız kızım. Buradan kaçacağız. Beni öldürmeden, seni de bu bataklığa çekmeden kaçıp gideceğiz."
Aynı saatlerde, Arda holdingin toplantı salonundaydı. Ufuk, karşısında oturuyor, elindeki belgeleri inceliyordu. İkisi arasında soğuk bir savaş vardı. Konuşmuyorlar, sadece birbirlerine bakıyorlardı.
Toplantıya Nermin Hanım da katılmıştı. O da oğullarının arasındaki gerilimin farkındaydı ama sessiz kalmayı tercih ediyordu.
"Efendim," dedi Ufuk, belgeleri masaya bırakarak. "Önümüzdeki ay yapılacak yönetim kurulu toplantısı için hazırlıklarımızı tamamlamalıyız. Yeni yatırımlar, ortaklıklar, her şey yolunda gitmeli."
Arda, Ufuk'a baktı. "Yolunda gitmeyen bir şey mi var?"
Ufuk, gülümsedi. "Her şey yolunda kardeşim. Sadece dikkatli olmamız gereken bazı noktalar var. Mesela, geçmişte yapılan bazı hataları örtbas etmek gibi."
Bu söz, Arda'ya yönelik bir tehditti. Nermin Hanım, oğullarının arasına girdi.
"Yeter," dedi sertçe. "İkiniz de kardeşsiniz. Emre öldü, birbirinize sarılmanız gerekirken didişiyorsunuz. Bu aile dağılacak."
Ufuk, ayağa kalktı. "Aile mi? Anne, bu aile zaten çoktan dağıldı. Sen ve baban, yıllarca bunun için uğraştınız. Şimdi de Arda'nın arkasına sığınıp kurtulmaya çalışıyorsun. Ama öyle olmayacak."
Arda da ayağa kalktı. "Ne demek istiyorsun?"
Ufuk, Arda'ya yaklaştı. "Şunu demek istiyorum: Sen safsın Arda. Annemiz, seni kullanıyor. Tıpkı beni kullandığı gibi. Tıpkı Emre'yi kullandığı gibi. Ama Emre işe yaramayınca ondan kurtuldu. Sıranın kime geldiğini düşünüyorsun?"
Bu sözler, Arda'nın içinde bir bomba gibi patladı. Ufuk, Emre'nin ölümünde annelerinin de parmağı olduğunu mu ima ediyordu?
Nermin Hanım'ın yüzü bembeyaz oldu. "Ufuk! Sus!"
Ufuk, annesine döndü. "Korkma anne, daha fazla bir şey söylemeyeceğim. Ama Arda'nın da gerçekleri öğrenmesinin zamanı geldi. Değil mi?"
Toplantı odasında buz gibi bir hava esti. Arda, annesine baktı, sonra Ufuk'a. İkisi de ona bir şeyler saklıyordu.
"Ne gerçeği?" diye sordu Arda, sesi titreyerek.
Ufuk, kapıya yöneldi. "Bunu annene sor. Ya da babana. Ama unutma, öğrendiğin her şey, seni de bu bataklığın içine çekecek. Hazır mısın buna?"
Kapı çarparak kapandı. Arda, annesine döndü. Nermin Hanım, koltuğa yığılmış, elleriyle yüzünü kapatmıştı.
"Anne, ne diyor Ufuk? Emre'nin ölümüyle bir ilgin mi var?"
Nermin Hanım, başını kaldırdı. Gözlerinde yaşlar vardı. "Oğlum, ben... ben sadece aileyi korumaya çalıştım. Emre... Emre çok tehlikeliydi. Bizi yıkabilirdi."
Arda, duyduklarına inanamıyordu. Annesi, bir oğlunun ölümünü kabullenmiş, hatta belki de ona göz yummuştu.
"Sen ne diyorsun?" diye bağırdı Arda. "Emre senin oğlundu! Nasıl kıydın ona?"
Nermin Hanım, ayağa kalktı, oğluna yaklaştı. "Bak Arda, sen anlamıyorsun. Emre, holdingin karanlık işlerini öğrenmişti. Polise gitmekle tehdit ediyordu. Eğer polise gitseydi, hepimiz biterdik. Sen de biterdin, ben de, baban da. O yüzden..."
"O yüzden onu öldürttünüz?" diye tamamladı Arda. "Harika. Demek ki aile değeri dediğiniz şey bu. Birbirinizi öldürmek."
Nermin Hanım, oğlunun koluna girdi. "Arda, lütfen anla. Biz seni korumak için yaptık bunu. Senin geleceğin için."
Arda, annesinin elini çekti. "Benim geleceğim için mi? Benim geleceğim, cinayetler üzerine mi inşa edildi? Ben böyle bir gelecek istemiyorum."
Odadan çıktı, kapıyı çarptı. Koridorda hızlı adımlarla yürürken gözleri dolmuştu. Ailesi, onun bildiği gibi değildi. Onlar, canavarlardı. Ve kendisi de bu canavarların arasında büyümüştü.
Arda, doğruca yalıya gitti. Arabayı sürerken aklında tek bir kişi vardı: Leyla. Ona ihtiyacı vardı. Onun saflığına, temizliğine, iyi kalbine...
Yalıya vardığında doğruca Leyla'nın odasına çıktı. Kapıyı tıklattı, içeri girdi. Leyla'yı pencerenin önünde, elinde eski bir fotoğrafla düşüncelere dalmış halde buldu.
"Leyla," dedi Arda, sesi boğuktu.
Leyla, arkasını döndü. Onun perişan halini görünce şaşırdı. "Ne oldu? Bir şey mi var?"
Arda, yanına gitti, durdu. Bir an için ne diyeceğini bilemedi. Sonra, "Ailem," dedi. "Onlar... onlar canavarmış. Emre'yi onlar öldürdü. Annem bile işin içinde."
Leyla, bu sözler karşısında şok oldu. Hülya'nın anlattıkları, şimdi daha da anlam kazanıyordu. Gökçe ailesi, gerçekten de karanlık bir aileydi.
"Arda," dedi Leyla, yavaşça. "Otur. Konuşalım."
Arda, yatağın kenarına oturdu. Leyla da yanına oturdu. Arda, başını ellerinin arasına aldı.
"Ne yapacağımı bilmiyorum Leyla. Bu aileden nefret ediyorum. Ama aynı zamanda onların bir parçasıyım. Kanımda onların kanı var."
Leyla, onun elini tuttu. "Sen onlardan değilsin Arda. Sen farklısın. Bunu ben de biliyorum, Hülya da biliyor. Sen iyi bir insansın."
Arda, başını kaldırdı, Leyla'nın gözlerine baktı. "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"
Leyla, gülümsedi. "Çünkü gözlerin. Onlar yalan söyleyemez. Senin gözlerinde, onlarınkindeki o karanlık yok. Senin gözlerinde umut var. Işık var."
Arda, Leyla'nın elini sıktı. "Ya sen? Senin gözlerinde ne var?"
Leyla, bir an için duraksadı. Sonra, "Acı," dedi. "Ve korku. Ama aynı zamanda... bir şey daha var. Adını koyamadığım bir şey."
İkisi de birbirine baktı. O an, aralarındaki o ince çizgi, iyice inceldi. Arda, Leyla'ya doğru eğildi. Leyla'nın gözleri kapandı. Dudakları birbirine yaklaştı, değdi. Öpücük, önce hafif ve çekingendi, sonra daha derin, daha tutkulu oldu. Sanki tüm acıları, tüm korkuları, tüm yalnızlıkları bu öpücükte eritiyorlardı.
Tam o sırada, kapı vuruldu. İkisi de bir anda ayrıldı. İçeri giren, Selin'di. Kapıyı açtığında ikisini karşısında görünce dudaklarında sinsi bir gülümseme belirdi.
"Özür dilerim, rahatsız ettim," dedi, alaycı bir tonla. "Ama Arda, annen seni arıyor. Acilmiş."
Arda, ayağa kalktı, Selin'e baktı. O bakışta, bir uyarı vardı. "Bir şey mi duymak istedin?"
Selin, omuz silkti. "Ne duyacaktım ki? Sadece iki arkadaşın sohbetini. Değil mi?"
Leyla, utançla başını öne eğdi. Arda, Selin'e yaklaştı. "Selin, biliyorum Mert'i sen gönderdin. Biliyorum Leyla'yı izletiyorsun. Bunun hesabını vereceksin."
Selin'in yüzündeki gülümseme kayboldu. "Ne diyorsun sen? Ne Mert'i?"
"Oyun oynama," dedi Arda, sertçe. "Her şeyi biliyorum. Ufuk'la işbirliği yapıyorsun, bana tuzak kuruyorsun. Ama unutma, ben de Gökçe'yim. Ve beni kandırmak, sandığın kadar kolay değil."
Selin, bir an için afalladı. Sonra, toparlandı. "Peki, öğrendiysen öğren. Ama şunu da bil: Bu oyun henüz bitmedi. Ve kazanan kim olacak, göreceğiz."
Döndü, kapıya yöneldi. Tam çıkarken arkasını döndü, Leyla'ya baktı. "Bu arada Leyla, Hülya'yı soruyordun ya... Merak etme, o iyi. Sadece biraz dinleniyor. Ama belki de sonsuza kadar dinlenmek isteyecek. Kim bilir?"
Kapı kapandı. Leyla'nın kalbi duracak gibiydi. Hülya'ya ne yapmışlardı?
Arda, hemen telefona sarıldı. "Hülya'nın odasına gidiyorum. Sen burada kal."
Ama Leyla, onu dinlemedi. Arda'nın peşinden koştu. Hülya'nın odasına vardıklarında kapıyı açtılar. İçerisi boştu. Hülya yoktu. Ama yatağın üzerinde bir not vardı:
"Beni aramayın. Kendimi koruyabilirim. Leyla, sana son bir kez söylüyorum: Bu yalıdan git. Yoksa annen gibi olacaksın. H."
Leyla, notu okurken gözyaşlarına boğuldu. Hülya gitmişti. Onu koruyan tek kişi, şimdi yoktu.
Arda, Leyla'ya sarıldı. "Bulacağız onu. Söz veriyorum."
Ama Leyla, biliyordu ki Hülya'yı bulmak, hiç de kolay olmayacaktı. Çünkü Gökçe ailesi, istediği zaman birini yok edebilecek güçteydi. Ve şimdi sırada kim vardı? Belki de kendisi...