5. Bölüm: Yasak Yakınlaşma

1654 Words
Gökçe Yalısı'nın en üst katındaki çatı katı süiti, şehir ışıklarına bakan panoramik camları ve özel terasıyla Ufuk ve Selin'in özel alanıydı. Ana binadan bir iç merdivenle ayrılmış olması, onlara bir yalnızlık ve bağımsızlık hissi veriyordu. O gece, saat gece yarısını geçmişken, süitin yatak odası hararetli bir fısıltı ve çarşafların hışırtısıyla doluydu. Ancak o gece yatakta, Selin'in yanında Ufuk yoktu. Şömine rafının önündeki kalın halının üzerinde, Selin, üzerinde sadece ipek bir sabahlıkla, çömelmiş vaziyetteydi. Karşısında, dizlerinin üzerinde duran adam, yalının genç efendisi Arda'ydı. Arda, gömleğinin ön kısmını açmış, ama üzerinden çıkarmamıştı. Selin'in elleri, onun saçlarında geziniyor, başını sabit tutuyor, onu kendine doğru bastırıyordu. Arda'nın yüzü, Selin'in sabahlığının açılmış eteklerinin arasına gömülmüştü. Selin, başını geriye atmış, gözleri kapalı, dudakları aralanmış, kesik kesik nefesler alıyordu. Arda'nın dilinin her hareketi, onun bedeninde bir şok dalgası yaratıyordu. Bu, Ufuk'un uzun zamandır yapmadığı bir şeydi. Ufuk, iş ve iktidarla o kadar meşguldü ki, karısının bedeni, rutin bir görev haline gelmişti. "Yavaş... yavaş ol," diye fısıldadı Selin, ama elleri onu daha sıkı kavradı. Arda, onun talimatına uymadı. Aksine, daha da hızlandı, daha da derine indi. Selin'in bacakları titremeye başladı. Bir elini ağzına götürdü, bir çığlığı bastırmak için. Yakalanma korkusu, bu yasak meyvenin tadını daha da keskinleştiriyordu. Nihayetinde, boşalma anı geldiğinde, Selin sessizce titredi, bedeni gerildi ve sonra bir çuval gibi halıya yığıldı. Arda başını kaldırdı, kendini temizlemek için dudaklarını yaladı. Gözlerinde bir zafer ve hırs parlıyordu. Selin, bir süre nefes nefese kaldı. Sonra, sabahlığını toparlayarak ayağa kalktı. "Bekle," dedi, sesi biraz titrek. Kapıyı açıp merdivenleri kontrol etti. "Acele et." Arda pantolonunu düzeltti. "Yarın akşam?" "Belki," diye cevap verdi Selin, ona sırtını dönerek. "Ben sana haber veririm." Arda, Selin'e arkasını dönüp sessizce kapıdan süzülüp karanlık merdivenlerden aşağı doğru ilerledi. Selin ise banyoya girdi, yüzünü soğuk suyla yıkadı. Aynadaki kadın, gözlerinde bir vahşilik ve tatminle ona bakıyordu. Ufuk, İzmir'deki bir şube toplantısı için yarın sabah erkenden yola çıkacaktı. Selin, Leyla'dan nefret ediyordu. Onun varlığı, her şeyi karmaşıklaştırıyordu. Emre'nin ölümü ve arkasındaki sırlar zaten yeterince büyük bir sorunken, şimdi bir de bu sıska İzmirli, ailenin yüreğine yerleşmişti. Nermin Hanım ona 'kızım' diyordu. İğrençti. Selin, banyodan çıktığında Ufuk gelmiş, yatağa yatmış, çoktan uykuya dalmıştı. Onun yanına uzandı, ama uyuyamadı. Zihni, planlarla doluydu. Miras. Cihan Bey'in sağlığı kötüydü. Emre ölmüştü. Arda... Arda bir sorundu. Kontrol manyağı, öngörülemezdi. Ama Leyla... Leyla bir zayıflıktı. Leyla'dan nefret etse de işlevsel bir aletti. Onu kullanarak Arda'yı zayıflatabilirdi. Kendini de kullandırdığı gibi. Aynı gece, yalının ana binasındaki bir başka odada, Hülya uyumak için yatağına girmişti ama gözlerine uyku girmiyordu. Elleri, eski, soluk bir fotoğrafa dokunuyordu. Fotoğrafta, çok daha genç ve güzel olan kendisi, yanında ise Vedat'ın karısı, Leyla'nın annesi Sibel vardı. İkisi gülümsüyorlardı. O zamanlar her şey daha basitti. Sibel, İzmir'deki aile yazlığında hizmetçi olarak çalışıyordu. Hülya da aynı aile için çalışıyordu. Sonra... sonra Sibel, Vedat'la evlenmiş, İzmir'e gitmişti. Ve yıllar sonra, kızı Leyla, tıpkı annesi gibi, bu ailenin tuzağına düşmüştü. Hülya, gözlerinden süzülen bir yaşı sildi. Sibel'i koruyamamıştı. Ama Leyla'yı koruyacaktı. Ne pahasına olursa olsun. Sabah, yalıya erken bir hareketlilik hakim oldu. Ufuk, bavuluyla aşağı indi, şoförü onu bekliyordu. Selin, ona veda öpücüğü verirken, gözleri masum ve sadıktı. "İşlerin iyi gitsin, canım. Cumartesi dönersin, değil mi?" "Evet," dedi Ufuk, onun yanağını öperek. "Burada her şey yolunda mı? O... kız?" "Hiç sesi çıkmıyor," diye cevap verdi Selin. "Arda onu iyice sindirmiş galiba. Endişelenecek bir şey yok." Ufuk memnun göründü ve ayrıldı. Arda ise, erkenden 'Elysium'daki ofisine gitmek üzere hazırlanıyordu. Salondan geçerken, İdil Hanım ve bir fotoğrafçıyla karşılaştı. Fotoğrafçı, büyük bir lensle donatılmış profesyonel bir kamerayı kuruyordu. "Arda Bey," dedi İdil. "Leyla Hanım için hazır. Bahçede, köşkün önünde olacak. Sadece birkaç kare." Arda başını salladı. "Benim orada olmama gerek yok." "Tabii, sadece bilginiz olsun diye söyledim." Arda dışarı çıkmak üzereyken, Leyla'nın merdivenden indiğini gördü. Üzerinde, dünkü siyah elbise vardı. Saçları toplanmıştı. Yüzü hâlâ solgun, ama gözleri biraz daha canlı görünüyordu. Belki de sadece sabah ışığı yüzündendi. Arda'nın bakışlarını hissetti, başını çevirdi ve gözleri bir an için onunkilerle buluştu. O boş ifade yerini, nötr, mesafeli bir ifadeye bırakmıştı. Kurallara uyuyordu. Arda, ona doğru bir adım attı, ama sonra durdu. Ne söyleyecekti? 'Gülümse' mi? Saçmalık. Nişanlısını kaybetmiş kadın gülümser miydi? Hem zaten fotoğrafta yüzü de görünmeyecekti. Sadece durması yeterliydi. Leyla, onun yanından sessizce geçti, fotoğrafçıya doğru ilerledi. Hiçbir şey söylemedi. Arda, onun bahçeye çıkışını izledi. Sırtı düzdü, duruşu dikti. Sanki bir idam mangasının önüne çıkıyormuş gibi değil, sadece bir görevi yerine getiriyormuş gibiydi. Bu, Arda'da garip bir hayranlık uyandırdı. En azından cesareti yerindeydi. Dışarı çıkıp arabasına bindi. Ama aklı, Leyla'nın bahçedeki o sessiz silüetiyle meşguldü. 'Elysium'da, günlük işlerini hallederken telefonu çaldı. Emre'nin telefon kayıtlarını 'temizlemekle' görevli, babasına sadık eski bir polis memuru olan Kamil'di. "Arda Bey, bulduğum bazı şeyler var. Rahatsız edici." "Ne?" "Emre Bey, son bir aydır sürekli aynı numarayı arıyormuş. Gizli bir hat. Kayıtlı değil. Ve... ve bu hat, onun ölümünden iki saat önce, Bodrum'dan bir kez daha aranmış." Arda'nın kalbi hızlandı. "Kimin numarası?" "Takip edemedim. Çok iyi şifrelenmiş. Ama daha ilginci... Emre Bey'in son dönemde, holdingden büyük miktarda nakit çektiği ortaya çıktı. Resmi bir kaydı yok. Sadece birkaç güvenilir kişinin bildiği bir fondan." "Nereye harcandı?" "Bilmiyoruz. Ama miktar... çok büyük." Arda, telefonu sımsıkı kavradı. "O teknenin kaydını bulabildin mi?" "Evet. Tekne, Emre Bey'in adına kayıtlı değil. Bir şirkete ait. 'Ege Marina İşletmeleri'. Kukla bir şirket. Sahibi belli değil." "İzini sür," diye emretti Arda. "Arkasında kimin olduğunu bul. Ve o gizli numarayı çözmeye çalış." "Anlaşıldı." Arda telefonu kapattı. İçi buz kesmişti. Emre uyuşturucu kullanan biri değildi. Sırf eğlence olsun diye böyle şeyleri deneyecek biri de değildi. Bir şeylerin içine girmişti. Büyük paralar, gizli numaralar, kukla şirketler... Bu, basit bir skaldan çok daha büyüktü. Tam o sırada, ofisinin kapısı açıldı ve Defne içeri girdi. Yüzü asıktı. "Gazeteleri gördün mü?" diye sordu, elinde bir tabletle. Arda başını sallamadı. "Ne var?" Defne, tableti masanın üzerine kaydırdı. Ekranda, sabahın ilk online haber portallarının manşetleri vardı: 'GİZEMLİ NİŞANLI İLK KEZ GÖRÜNTÜLENDİ!' 'ACININ GÖLGESİNDE BİR SİLÜET' 'GÖKÇE AİLESİ, YASINI BÖYLE YAŞIYOR!' Altında, yalının bahçesinde, arkası dönük, siyah elbiseli, ince bir kadın silüeti vardı. Fotoğraf sanatsal çekilmişti, hüzünlü ve dramatik. Kesinlikle yüzü görünmüyordu. Ama bu bile, medyanın iştahını kabartmaya yetmişti. "İşe yarıyor," diye mırıldandı Arda. "İşe yarıyor mu?" diye tekrarladı Defne, sesi yükselerek. "Arda, bu kız artık her yerde. İnsanlar onun kim olduğunu, nereden geldiğini, ne zaman nişanlandığını merak ediyor. Bu senin için tehlikeli. Bizim için tehlikeli!" "Tehlikeli olan, Emre'nin ölümünün arkasındaki gerçekler," diye karşılık verdi Arda, sertçe. "Bu kız sadece bir duman perdesi." "Peki ya perde kalkarsa? Ya insanlar onun bir yalancı olduğunu anlarsa?" "Anlamayacaklar," dedi Arda, kesin bir tonla. "Çünkü her şey kontrol altında. Endişelenmeyi bırak." Defne, onun bu kadar rahat olmasına inanamıyordu. "Ben... ben bu akşam seninle konuşmak istiyorum. Ciddi konuşmak. Bu... bu durum beni rahatsız ediyor." Arda, ona baktı. Defne'nin gözlerinde korku vardı. Kendi konumunun, bu yeni 'nişanlı' hikayesiyle sarsıldığını düşünüyordu. Arda, onu yatıştırmak için bir şeyler söylemeliydi. Ama o anda, zihni Leyla'daydı. O fotoğrafı görünce, yalnız, savunmasız duran o silüet... "Tamam," dedi Arda, mekanik bir şekilde. "Akşam buluşuruz. Şimdi gitmem lazım." Defne, ona bir süre baktı, sonra çaresizce başını sallayıp odadan çıktı. Arda, tablete bir kez daha baktı. Leyla'nın silüeti ekrana damgasını vurmuştu. Bir an için, o fotoğrafın, onun gerçek bir yalnızlığını yansıttığını düşündü. Sadece bir rol değildi. O anda, bahçede, gerçekten yalnızdı. Telefonunu eline aldı. Yalıyı aradı. Hülya açtı. "Leyla Hanım nerede?" "Odasında, Arda Bey. Fotoğraf çekiminden sonra doğrudan odasına çıktı." "Nasıl görünüyor?" Hülya hafifçe duraksadı. "Yorgun. Ama sağlam. Sabah kahvaltısını yedi." "İyi." Arda bir an düşündü. "Ona... ihtiyacı olan bir şey var mı diye sor. Kitaplıkta resimle, sanatla ilgili kitaplar var. İsterse onlardan alabilir." Telefonun diğer ucunda bir sessizlik oldu. Hülya şaşırmıştı. "Tabii, Arda Bey. Söylerim." Arda telefonu kapattı. Neden bunu söylemişti? Onu yatıştırmak, onunla işbirliği yapmasını sağlamak için mi? Yoksa, ona küçük bir insanlık göstermek, kendi vicdanını rahatlatmak için mi? Bilmiyordu. Sadece, o fotoğraftaki silüetin, içinde bir şeyleri harekete geçirdiğini biliyordu. O gün, işlerine odaklanmaya çalıştı. Ama aklı sürekli, Kamil'in söyledikleri ve Leyla'nın yüzü arasında gidip geldi. Akşamüstü, Deniz'i aradı. "Dostum, biraz araştırma yapmam gerekiyor. Sessizce. Bana yardım edebilir misin?" "Tabii ki," dedi Deniz, hemen. "Ne gerekiyor?" "Bodrum'daki marinaları, özellikle 'Ege Marina İşletmeleri'ni araştıracak güvenilir birine ihtiyacım var. Gizlice... Ve İzmir'de... küçük bir aileyi araştıracak birine. Vedat Yılmaz... ve ailesi. Derinlemesine." Deniz anlayışla sessiz kaldı. "Bu senin ağabeyinin ölümüyle mi ilgili?" "Evet. Ve belki de... başka şeylerle." "Tamam. Ben hallederim. Marina'nın orada bağlantılarım var. Sessiz olur." "Teşekkürler." Akşam, Defne ile sözleştiği restorana gitti. Defne, şık, göz alıcı bir elbise giymişti. Onu etkilemeye, onun dikkatini yeniden kazanmaya çalışıyordu. Yemek boyunca, Arda'ya işlerinden, gelecek planlarından bahsetti. Ama Arda'nın aklı başka yerdeydi. "Arda, beni dinliyor musun?" diye sordu Defne, sonunda sabrı tükenerek. Arda, ona baktı. "Dinliyorum." "Peki, bana ne düşündüğünü söyle. Bu... bu nişanlı hikayesi ne zaman bitecek? Ben ne zaman senin yanında olacağım? Arda derin bir nefes aldı. "Şu an her şey çok karışık. Babamın sağlığı, şirket, Emre... Daha da karıştırma." "Been sadece... Seninle olmak istiyorum. Senin yanında... Ama sen benden uzaklaşıyorsun." Arda, onun gözyaşlarının karşısında hiçbir şey hissetmedi. Sadece bir yorgunluk. "Defne, Şimdi olmaz..." Yemek, gergin bir sessizlik içinde bitti. Arda, Defne'yi evine bıraktı, ama onun yanına çıkmadı. "Yarın erken bir toplantım var," dedi bahaneyle. Defne, ona incinmiş bir bakış attı ve sokak kapısını çarparak çıktı. Arda, direksiyona yaslandı. Neden kendini bu kadar boş hissediyordu? Defne güzel, tutkulu, onu anlamaya çalışan biriydi. Ama onunla olmak, onu dinlemek, ona karşı iyi ya da kötü bir şeyler hissetmek bile çok fazla enerji gerektiriyordu. Araba, yine kendi kendine Bebek'e doğru yöneldi. Kendini durduramıyordu. Yalıya vardığında, içerisi sakindi. Hülya onu karşıladı. "Herkes uyudu, Arda Bey." "Leyla Hanım?" "O da. Işıkları söndü." Arda, merdivenleri çıktı. Leyla'nın odasının önünden geçerken, kapının altından sızan ufak bir ışık hüzmesi gördü. Uyumamıştı. Bir an için, kapıyı tıklatmak, içeri girmek istedi. Onunla konuşmak. Belki de sadece, bir başka yalnız insanın varlığını hissetmek. Ama yapmadı. Kurallarını kendi koymuştu. Onun özel alanına girmeyecekti. Ve onunla bir bağ kurmak, bu oyundaki en büyük hata olurdu. Kendi odasına girdi, kapıyı kapattı. Ama o gece, uyuyamadı. Kulağı, hep koridordaki sessizliğe, ve o kapının altındaki ışık hüzmesine açıktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD