Erkenden uyanmıştı bugün Nare. Vaha için yapmak istediği bir şey vardı. Dün gece düşünüp karar vermişti ve nedendir bilmez bugün erkenden uyanıvermişti.
Gözlerini açar açmaz sırıtarak yerinde gerindi. Bu sıralar bir de hayat enerjisi yüklemesi yapılmıştı sanki ona. Uyandığında mutlu uyanıyor sırıtıp duruyordu. Bazen gece geç saatlere kadar Vaha ile konuşsa da gündüz güne enerjik başlıyordu.
Ellerini yüzüne götürüp sıvazladı, sıcaktan yanan yanaklarının kızardığına emindi. Bir de böyle bir alışkanlığı vardı onun. Nefessiz kalsa da yorganın altında uyumayı seviyordu. Daha korunaklı geliyordu ona.
Yerinde doğrulup sırtını yatak başlığına yasladı. Uzanıp komodinin üzerinden telefonu aldı eline. Elbette günlerdir yaptığı gibi ilk Vaha ile olan konuşmasına girecekti.
Önce kilit ekranını açıp sohbete girdi. Vaha'dan mesaj olmadığını görünce ekranın bir köşesindeki saate ilişti gözleri. Vaha bu saatte çoktan kalkmış olmalıydı ve hatta her sabah yaptığı gibi ilk iş Nare'ye yazmalıydı ama şuan son görülmesi dün gece olarak görünüyordu.
Aklına kötü bir şey getirmek istemedi. Dün gece geç yatmışlardı o yüzden uyanamamış olabilirdi. Hem bugün ikisi de evdeydi zaten, dinlenmek istemiş olabilirdi.
"Günaydın Vaha! Bugün senden önce uyandım bak." yazıp yolladı. Vaha hep Nare ile uykucu diye dalga geçiyordu.
Mesaj yalnızca iletildi olduğunda ekranı kapatıp telefonu bıraktı yerine. Önce kişisel işlerini halledip sonra üzerini giyindi. Kızlar da henüz uyanmamıştı, önce marketten birkaç parça malzeme alıp sonra kahvaltı hazırlamaya karar verdi. Vaha'ya da yaprak sarması yapacaktı. Onun çok sevdiğini öğrenmişti geçen günlerde. Nasıl ulaştıracağını bilmiyordu ama elbet bir şekilde ulaşırdı Vaha. Nare'ye sürekli çeşitli hediyeler verip duruyordu, Nare de onun için bir şey yapmak istiyordu.
Üzerine alelade bir şeyler giyinip yola koyuldu. Kapıdan çıkıp ayakkabısını giydikten sonra başını kaldırır kaldırmaz asansörün önünde ki o adamı gördü. O günden sonra birkaç kez daha karşılaşmış pek fazla konuşmasalarda Nare'nin günaydın ya da iyi akşamlar demesine başını hafif eğerek karşılık vermişti adam.
Şimdi üzerinde koyu bir kot pantolon siyah şişme bir mont ve her zamanki gibi bir sweat vardı. Şapkası takılı olmadığı için kulaklığının kulağında olduğunu fark etti Nare. Ayakkabılarını giyip asansörün önünde bekleyen adamın yanına geçti.
Birkaç saniye sonra asansör gelince ikisi de yan yana asansöre girdiler. Nare hafif başını eğerek selam verdi zira adamın kulağında kulaklık vardı. Adam da ona aynı şekilde karşılık verince başını eğip zemini incelemeye başladı. Neden olduğunu bilmese de adam da tuhaf bir şey vardı, onun yanında gergin hissediyordu kendini Nare.
Neredeyse iki haftadır hiç bir konuşma geçmemişti aralarında. Asansörde ya da binanın içinde karşılaşıyor küçük bir baş selamından sonra ayrılıyorlardı. Asansör durduğunda adamdan önce inip binadan çıktı. Yalnızca adamın giderken derin bir soluk aldığını duymuştu.
Önce çok da uzak olmayan markete gidip hem kahvaltı için hem de Vaha'ya hazırlayacağı sarma için birkaç malzeme aldı. Bu sırada sık sık telefonu kontrol ediyor ama Vaha' dan gelen hiçbir mesaj göremiyordu.
Elindeki poşetlerle tekrar binaya girmeden önce bir köşede durup telefonunu çıkardı.
"Vaha uyanmadın mı hâlâ? Endişeleniyorum, lütfen cevap ver."
Hem sabah attığı mesaj hem de şu an attığı mesaj hala tek tik iken Nare'nin endişesi artıyordu. Vaha hiç bu kadar geç uyanmazdı ki. Hem kendisi söylemişti hem de haftalardır onunla konuşan Nare bizzat biliyordu. Sabah erkenden uyanır ilk önce Nare'ye yazar daha sonra da işlerini hallederdi.
Endişe ile poşetleri tekrar eline alıp binadan içeriye girdi. Girer girmez arkasından duyduğu sesle hafif yan dönüp binanın cam kapısından dışarıya baktı. Sabahki adamın tam karşısında yaşlı bir teyze vardı.
Adamın suratını görmesede teyze tatlı bir gülümsemeyle elindeki kağıdı adama doğru uzatıp bir şeyler söyledi.
Yalnızca çaprazdan geniş omzunu gördüğü adamın önce teyzenin suratına baktığını daha sonra bakışlarının elindeki kağıda kaydığını gördü. Ve ardından yaptığı şey ise Nare'yi şaşkına çevirdi. Önce başını iki yana sallayıp daha sonra hiçbir şey söylemeden kadının yanından uzaklaşmıştı.
Sebepsizce sinirlendiğini hissetti Nare. Elindeki poşetleri kapının bir köşesine bırakıp binadan çıktı. Yaşlı kadın ilerlemeden ona seslenip durdurdu.
"Afedersiniz." Arkasını dönüp tuhaf bir surat ifadesi ile ona baktığında usulca yanına yaklaştı Nare. "Bir sorun mu var?" dedi ne diyeceğini bilemeyerek.
Kadın önce hızla uzaklaşan adamın arkasından bakıp kaşlarını çattı sonra
Nare' ye döndü. "Okumam yazmam yok, bir adres sorayım dedim ama cevap vermeden gitti. Ben de anlamadım kızım."
"Hiç mi bir şey demedi?" diye sordu Nare. Kadın başını salladı aşağı yukarı. "Demedi valla." Kendisinden bile hafif kısa olan kadın beyaz tenli ve mavi gözlüydü. Yaşı muhtemelen 60'ı geçkin olan kadın öyle tatlı duruyordu ki Nare'nin ilk saniyeden içi ısınmıştı. "Ver teyze." dedi hafif kaşları çatıkken adamın arkasından bir bakış atıp. "Ben bakayım adrese." Kadın o tatlı suratına bir gülümseme yansıttığınında yılların anısı olan çizgilere birkaç yenisi daha eklendi.
Elindeki küçük kare kağıdı Nare'ye uzatıp bakmasını bekledi. Nare bildiği adresi kadına tarif ettikten sonra kadın, teşekkür ederek yanından ayrıldı. Şimdi elindeki poşetlerle evine çıkarken o adamı düşünüyordu. Bir adres tarif etmek ya da bilmediğini söylemek bu kadar zor olmamalıydı değil mi? Zaten haftalardır tek kelime etmemişti. İnsanlardan nefret falan mı ediyordu?
Başını iki yana salladı. Düşünmesi gereken şey o adam değil Vaha idi. Hala tek bir cevap vermemişti Nare'ye. Stresle dudağını dişlerken elindeki poşetleri bırakıp evin kapısını açtı.
Ve yine aynı stres ona eşlik ederken kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Aradan neredeyse bir buçuk saat geçti Nare oldukça güzel bir sofra hazırladı hatta kızlar kalkıp ona sofra kurmasında yardımcı oldu ama tüm bunlar olurken Vaha hâlâ cevap vermemişti.
Kızlarda nareynin gerginliğini anlamış olacak ki üzerine gitmeden sessiz sedasız halletmişlerdi işlerini. Son tabağı da yerine bırakıp sandalyesine oturan Nare dayanamadı ve tekrar aldı telefonu eline. Vaha ile olan sohbetine girip hırsla oynattı parmaklarını.
"Vaha seni elime geçirsem geberteceğim. Neredesin Allah aşkına? Merak ediyorum."
Esma çatık kaşları ile telefona odaklanan kıza baktı ve içlerinden ilk konuşan o oldu.
"Nare." dedi dikkatini çekebilmek için. Nare başını kaldırıp ona baktığında devam etti.
"Bir sorun mu var?"
Derin bir iç çekti Nare, bakışları bir kez telefona değip sonra kızlara döndü tekrar.
"Vaha cevap vermiyor sabahtan beri."
"Olabilir."dedi Selinay. "İşi vardır belki."
Omuz silkti Nare küçük bir çocuk gibi. İşi olsa bile cevap verirdi Vaha. Ona bir şey olmasından endişeleniyordu. "Yok." dedi kızlara tek tek göz gezdirerek. "Sabah ilk iş bana yazardı, işi olsa bile fırsat bulup bir şeyler konuşurdu, şimdi mesajlar bile iletilmedi."
Rabia tek kolunu masaya yaslayarak Nare'nin suratında gezdirdi gözlerini. Gözlerindeki ifadeden tüm duygularını çözmek ister gibiydi şimdi. "Onu çok önemsiyorsun." diye mırıldandı. "Söylemiyorum ama günlerdir güller açıyor suratında. Her dakika onunla konuşuyorsun, kıyıda köşede sırıtıp duruyorsun. Gerçekten sadece arkadaşın olduğuna emin misin?"
"Önemsiyorum tabi." dedi Nare omuz silkerek. Gözleri kızların gözlerinde bir saniye bile sabit kalmıyor oradan oraya dolanıyordu. "Çok iyi anlaştık, o gerçekten iyi biri ve benim onu önemsediğim gibi o da beni önemsiyor. Onu görmesem de gerçekten yanımda gibi hissediyorum. Ayrıca saçma sapan şeyler düşünmeyin o benim yalnızca arkadaşım."
"Hiçbir arkadaşınla sabahlara kadar konuştuğunu görmedim Nare." Bunu söyleyip onu sıkıştıran Esma idi. Nare'deki farklılığı üçü de fark etmiş ama ne olduğunu henüz çözememişlerdi.
Neredeyse iki haftadır telefonu elinden bırakmıyor sürekli gülerek mesajlaşıyordu. Her gün geç saatlerde biten konuşmaları sabah erkenden başlıyordu hatta sabahladıklarını bile fark etmişlerdi.
"Bilmiyorum." diyerek derin bir iç çekti. "Onunla sohbet ederken hiç sıkılmıyorum. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Anlıyorum size de farklı geliyor ama inanın ben de bilmiyorum. Bir sebebi yok, yalnızca iyi anlaşıyoruz işte."
Başlarını sallayarak birkaç mırıltı ile onayladılar onu, daha fazla uzatmak istemediler. Anlaşılan Nare'nin de kafası karışıktı. Bu kez Selinay devraldı lafı.
"Neden yazmadı acaba? Bir şey falan olmasın, Allah korusun."
Az önceki stresli yüz ifadesi değişip tamamen endişe ile kaplandı. Gözlerini kırpıştırıp telefona baktı sanki Vaha'yı görebilecekmiş gibi. "Bilmiyorum." dedi titrek bir sesle o an sesinin ne kadar cılız çıktığının kendi bile farkında değildi.
Az önce otomatikman kapanan telefonun kilidini açıp Vaha'nın ismine tıkladı. Madem mesajlarına cevap verilmiyordu o zaman arayacaktı Nare. İsminin hemen yanındaki arama logosuna tıklayıp telefonu kulağına götürdü. Dudaklarını stresle dişlerken telefon birkaç kez çalıp kapandı.
Sohbete girip ses kaydetti bu kez. "Vaha arıyorum neden açmıyorsun?" Başını kaldırıp kızlara baktı, onların içinde ses kaydetmek saçma geldiği için tekrar mesaj yazmaya başladı.
"Merak ediyorum seni. Bir şey mi oldu bilmiyorum. Nasıl ulaşacağımı bilmiyorum. Neredesin, nerede oturuyorsun, nerede çalışıyorsun bilmiyorum ve seni merak ediyorum ne yapacağım bilmiyorum."
Ve arama tuşuna basıp son kez aradı Vaha'yı.
Ve hiç beklemediği o anda arama reddedildi. Hızla telefonu kulağından çekip sohbete girdi. Ekran açılır açılmaz Nare'nin attığı tüm mesajlar önce iletildi, ardından görüldü oldu. "Vaha!"
Birkaç saniye sonra Vaha yazıyor olarak görüldü. 'Özür dilerim Nare cevap veremedim.'
Kaşları çatıldı hızla, sandalyesini ittirip ayağa kalktı. Kızların bakışları ona dönerken "Geliyorum." diye mırıldanarak odasına girdi. Aceleci tavırlarla odaya girdikten sonra yatağının üzerine oturup mesaj yazmaya başladı.
"Ne özrü Vaha? Seni nasıl merak ettim haberin var mı? Neden yazmadın, bir sorun mu var, iyi misin?"
Nare' nin tüm bu endişeli sorularına karşın Vaha'dan kısa bir cevap geldi. 'İyiyim Nare merak etme.'
"İyi değilsin." yazdı inatla. "Arıyorum seni, aç telefonu sesini duymak istiyorum." Arama tuşuna basıp kulağına götürdü telefonu ama ilk çalışın ardından telefon kapandı.
'Nare açamam lütfen arama. Yemin ederim iyiyim, yalnızca biraz üşütmüşüm. Sabah ilaç almak için çıkmak zorunda kaldım, sana yazamadım."
Ona inanmak istiyordu Nare ama sanki başka bir şeyler varmış gibi geliyordu. Vaha yalan söylemezdi iki haftada güvenmişti Nare ona. Belki saçma gelebilirdi ama konuşmalarından çözmüştü sanki onu. Onun yalan söylemeyeceğini biliyordu. O yüzden derin bir nefes aldı.
"Seni merak ettim." yazdı az öncekine nazaran daha sakin bir şekilde.
'Özür dilerim Nare seni endişelendirmek istemezdim."
"Şimdi nasılsın peki ateşin var mı? Hastaneye gittin mi? Tek başına mısın, yanında kimse yok mu?" Vahanın tek başına yaşadığını biliyordu Nare iki kardeşinin olduğunu da biliyordu ama onlar başka yerde yaşıyordu. Şimdi tek başına ne yapıyordu? O hasta haliyle nasıl bakıyordu kendine? 'İyiyim Nare. Bir şeyler yiyip ilaç aldım kötü değil durumum.'
Derin bir soluk aldı Nare, kendini yatağa atıp tavandaki avize ile bakışmaya başladı. Ne yazacaktı ki ona? Yanına gitmek istese gidemiyordu, onu görmek istese göremiyordu, sesini bile duyamıyordu. Böyle uzaktan elinden ne gelecekti? Nare sessizliğe gömülmüş bunları düşünürken telefonuna bir bildirim düştü. 'Nare...'
"Efendim." yazdı hiç bekletmeden. Yukarıda yazıyor yazısı göründü ama birkaç saniye mesaj gelmedi. O yazı oradan sürekli silinip geri gelirken mesaj düştü ekrana.
'Benim için endişelenmişsin, düşünmüşsün beni.'
Vaha'nın dakikalardır yazdığı şey buydu işte. Yutkundu Nare bir kez. Nasıl düşünmezdi ki onu? Her dakika onunla konuşurken nasıl aklından çıkardı? "Endişelendim Vaha." yazdı yüzü masum bir ifadeye bürünürken.
"Nasıl endişelenmem? Sabah erkenden uyanırdın sen ama kalktığımda tek bir mesajın yoktu. Ne yemek yediğimi sorardın, öğlen işe başlamadan mesaj atardın... Bugün hiçbir şey yazmayınca çok endişelendim, bir şey oldu sandım. Bir daha beni habersiz bırakma."
Ve bunca mesajın ardından Vaha'nın yolladığı tek şey yan bir gülücüktü. "Gülme öyle, neden mutlu oldun acaba?"
Bu kez mesaj gecikmedi hızla yazmaya başladı Vaha. 'Beni düşünmen hoşuma gitti Nare."
İstemsizce gülümsedi Nare başını iki yana salladı dudaklarını birbirine bastırdı. "Şapşal ya." dedi kendi kendine. "Bir de sırıtıyor." Boğazını temizleyip kendi kendine ciddileşmeye çalışırken doğrulup oturur pozisyona geçti yatakta.
"Ben gidiyorum kahvaltı yapmam gerek. Sürekli sana yazacağım, eğer cevap vermezsen elimden çekeceğin var Vaha Bey." Mesajı atar atmaz ekranı kilitleyip telefonu cebine koydu. Bir yandan başını iki yana sallasada dudakları bir gülümsemeye gebeydi. Hem onun iyi olmasına sevinmiş hem de bu şapşal halleri mutlu etmişti.
***
Kahvaltının ardından kızlar dışarıda vakit geçirmek için evden çıkarken Nare Vaha'nın yaprak sarmasını yapmak için evde kalmıştı. Sık sık onun nasıl olduğunu da kontrol ediyor mesaj atıyordu. Şuan uyuyordu Vaha. Nare hasta haliyle hâlâ ayakta olduğu için ona kızmış uyuyup biraz dinlenmesini istemişti ondan. Vaha ise tek bir kez bile itiraz etmeyip sözünü dinlemişti onun.
Çok küçük sayılamayacak orta boyda bir tencerede yapmıştı sarmayı. Vaha'nın çok sevdiğini biliyordu o yüzden az bile gelirdi bu ona. Vakit ikindiyi geçmiş akşama yaklaşıyordu. Telefonunu çıkarıp Vaha'nın son görülmesine baktı. Nare iyi dedikten sonra girmemişti muhtemelen. Ona yazıp uyanmasını bekleyecekti.
"Vaha sana ulaştırmam gereken bir şey var. Uyanınca yaz bana."
***
Yaklaşık bir saat sonra gelmişti bildirim sesi Nare'ye. "Uyudum uyandım Nare. Şimdi daha iyiyim. Senin bana ulaştırman gereken şey neymiş?"
Sürekli mesajları kontrol ettiği için kendinden uzağa bıraktığı telefonu alıp Vaha'nın yazdıklarına baktı. Gülümsedi samimice. İşte buydu onda farklı olan şey. Saatlerdir sirke satan suratı şimdi birden gülüvermişti. "Sana yaprak sarması sardım."
Yalnızca bunları yazıp telefonu hızla kendinden uzağa fırlattı. Birden deli gibi sırıtıp bacaklarını sallamaya başladı. Heyecan yapınca böyle saçma tepkiler veriyordu. Bildirim sesini duyunca hızla kafasını uzatıp telefonu eline almadan gelen mesaja baktı. "Nare..." yazmıştı yalnızca Vaha. Ekranın üzerinde sürekli belirip kaybolan yazıya bakıp beklemeye koyuldu. Yazıyor... Çevrimiçi... Yazıyor... Çevrimiçi...
'Nare sen benim için... Uğraşıp sarma mı yaptın? Kendin? Ellerinle? Hem de benim için?'
"Evet Vaha, senin için ellerimle sarma sardım. Sen seviyorum dedin ya ondan..."
Elini dudaklarına kapatıp kıkırdadı. Vaha'nın da ekran başında ondan farksız olduğunu düşünmüyordu. Kim bilir ne kadar sevinmişti?
'Nare, teşekkür ederim. Ben...'
Şefkatli bir tebessüm belirdi Nare'nin dudaklarında. Böyle oluyordu Vaha çoğu kez. Diyecek bir şey bulamıyordu ama anlıyordu Nare onu. Şimdi aynı Vaha'nın Nare'ye sorduğu gibi, Nare de ona sordu.
"Mutlu oldun mu Vaha?"
'Çok, çok mutlu oldum Nare. Ben... Özür dilerim anlatamıyorum ama, şey en son annem yapmıştı bana, benim için. Bilirdi o çok sevdiğimi ince ince sarardı bir tek bana özel. Sonra yapmadılar benim için ama ben hep dışarıdan alıyordum falan. Annemin yaptığı gibi olmuyordu hiç. Şimdi sen de yapmışsın benim için.'
Dudaklarının içini dişledi Nare. Gözlerinin dolmasına engel olamadı. Onun o masum kalbini öpmek istedi, sarıp sarmalamak istedi. Buğulu gözlerinin izin verdiği ölçüde yazdı. "Yaparım ki ben hep sana. Bir tek sana özel yaparım. İstediğin zaman hem de. Üzülme sen Vaha, ben de üzülüyorum."
Göz yaşlarından önce akmaya başlayan burnunu çekip devam etti. "Sana nasıl vereceğim bunu?"
'Senin oturduğun binanın yanındaki sokak lambası var ya. Onun altındaki yüksek duvara bırakırsan alabilirim ben. Sen bırakıp bana yaz sonra gelir alırım, olur mu?'
"Olmaz!" yazdı Nare bir çırpıda. "O kadar yakınıma gelmişken bırakmam seni. Ben de durayım, gitmeyeyim ne var?"
Vaha mesajı gördü, ne yazdı, ne yazıyor olarak göründü. Aynı anda Nare de ekran başında onu bekledi. Belki dakikalarca ikisinden de ses seda çıkmadı. Ama sonunda yazan taraf Vaha oldu.
"Tamam, bekle orada ama ben geldiğimde gözlerini kapatacaksın söz mü?"
Omuz silkti Nare çocuk gibi. Dudaklarını büzüp yazmaya başladı. "Ne anladım ben o işten Vaha?"
"Lütfen Nare... Şimdi değil. Hem yanına gelmiş olacağım, yan yana olacağız, bunu istemiyor muydun?"
Derin bir iç çekti Nare sanki tüm dünyadaki havayı soluyup geri bıraktı. Elini yüzüne atıp sıvazladıktan sonra mecbur kabul etmek zorunda kaldı. Elbet görecekti onu, bugün değildi, şimdi değildi, ama hazır hissettiğinde Nare'ye gelecekti Vaha.
"Tamam Vaha. Geldiğinde bana haber ver."