Yanımda bavul kapının ağzında duvara sinmiş bir kedi yavrusu gibi oturuyordum. Bir anda gerçekten burada ne işim olduğunu düşündüm ama başka çarem olmadığını bildiğim için öylece Emir Karhan'ın eve teşvik etmesini bekliyordum. Emir KARHAN. Adından başka pek bir özelliğini bilmediğim bu adam söylenene göre benim ağabeyim olmak ile görevlendirilmiş.
Şu an ne kadar saçmaladığımı düşünüp duruyorum. 19 senelik yaşantıma baktığımda bir abim olduğunu öğreneli daha 1 hafta bile olmamıştı aslında. 'Bu nasıl olmuş? Benim nasıl haberim yok?' kafamdaki birçok sorunun aslında tam bir cevabı bulunmamakta. Babam, annemle evlenmeden önce birlikte olduğu kadın hamile kalınca onunla evlenmiş ama daha sonra nasıl olduğunu pek bilmediğim bir şekilde anneme aşık olmuş. Ve böylece annemle birlikte olmuşlar. Aslında hikaye doğru mu onu da pek bilmiyorum. Ne annemden ne de babamdan bunları hiç duymamıştım. Kazadan sonra velayetimi almak isteyen ve bana bakmayı kendine görev edinmiş teyzemden duymuştum bunları. Yarım yamalak bir hikaye şeklinde. 'Kadın ile niye evlenmiş? Daha sonra kadını terk mi etmiş?' tüm bu sorular cevapsızdı. Ve tam olarak şuan cevaplarını merak ettiğim sorular değildi çünkü bunların öncesinde daha büyük bir sorunum vardı. Evsiz ve kimsesizdim.
Hayatım boyunca ailemi kaybettikten sonra sıcak yuva olarak adlandıracağım bir eve sahip olamamıştım. Ben Yağmur BARKIN. 8 yaşında kimsesiz ve evsiz kalırken 11 sene sonra bile kimsesiz ve evsizdim. Ve şuan Emir Karhan'ın evinin önünde son şansımı kullanmak için bekliyordum. Ah Emir KARHAN. Belki de benden nefret ediyorsun. Babanın soyadını bile almayacak kadar kin dolu isen o adamın kanını taşıyan kız içinde aynı duyguları besliyor olman çok normal aslında. Benimki sadece boşa kürek çekmek.
Ben 8 yaşında ailesini kaybeden küçük bir çocuktum. Ailemden geriye kimse kalmayınca beni yetimhaneye vermişlerdi. İki sene sonra ise teyzem ortaya çıkmıştı ve beni yanlarına almışlardı. Çocuklarının olmamaları beni sahiplenmek için büyük bir sebepti onlar için. Beni kendi çocukları yerine koyup büyütmek istemişlerdi. Teyzem her ne kadar annemin yokluğunu hissettirmediyse de eniştem için aynı şeyi söylemem imkansızdı. Beni sadece parasını yiyen bir yetim olarak görmüştü hep. Bu durumdan ne kadar rahatsız olsam da gidecek bir yerim yoktu.
Ama eniştemin son yaptığı şey ile orada kalamayacağımı bizzat derinlemesine hissetmiştim. Kumar borçları karşılığında beni resmen satmıştı. Hem de hiç tanımadığım, benden yaşca büyük birine. Bunun üzerine teyzem çıldırmış ve eniştem ile kavga etmişti. Kavga o ev için çok da şaşılacak bir durum değildi aslında. Sürekli kumar oynayıp çalıştığı tüm parayı kaybedip eve gelmesi teyzem için her daim sorundu. Haklı olarak. Fakat son olayın ortaya çıkması ile teyzem elime bavulumu tutuşturup bana paramparça hikayeler anlatıp adresini bir kağıda yazdığı abime gitmemi söylemişti. Cebime koyduğu para ile buraya kadar gelmiştim. Teyzemin de benimle ne kadar gelmesini istesem bile gelmemişti, gelememişti.
Dün gece Ayvalık' tan otobüse binip İstanbul'a gelmiştim. Şimdi ise kapıda öylece oturuyordum. Saray kadar büyük olan bu ev beni şaşırtmıştı. Abimin böylesi zengin olduğunu bilmiyordum. Saçmalama Yağmur sen abin hakkında ne biliyorsun ki bunu bileceksin. Simsiyah bahçe kapısının önünde oturuyor hayatım boyunca hiç sahip olamayacaklarımı düşünüyordum. Belki de bu hayatın bana en büyük dersi idi. Bana bir baba vermiş ama birçok şeyden mahrum etmişti. Ve daha sonra 5 yaşında terk edilmiş çocuğun ahı tutmuş babasız kalmıştım.
Başımda dikilen "Kime bakmıştınız?" diye soran kadının sesiyle düşüncelerimden uzaklaştım. Yaşlı kadının ne zaman yanıma geldiğini anlamamıştım ama fazlasıyla ürkmüştüm.
45 yaşından daha büyük olduğunu belli eden yüz hatları ve beyaz saçları ile bana bakan teyzenin karşısına geçtim. Simsiyah eteği ve üstüne giydiği simsiyah kazağı ile uyumlu şal vardı omuzlarında. Bana heyecanla bakıp bir cevap bekliyordu. Yüzüme sahte de olsa bir tebessüm koyarak meraklı bakışlarını sonlandırmak amacıyla konuştum.
"Emir Karhan'a gelmiştim. Ama sanırsam evde yok."
Teyzenin bir anda yüzlerinde güller açtı. Sebebini bilmesem bile onun bu gülümsemesine ben de karşılık verdim. Bir anda bana sıkıca sarıldı.
"Yoksa sen bu haytanın yavuklusu musun kızcem?" demesi ile donup kalmıştım.
Yaşlı kadın beni yanlış anlamıştı ve bu yanlışlıktan fazlasıyla kendi çapında mutlu olmuştu. Abim olduğunu bile daha yeni öğrendiğim bu adamın kapısında benim ne işim vardı ki zaten? Niye gelmiştim? Ne yapıyordum ben? Bu kadar mı acizdim, bu kadar mı kimsesizdim...
Yaşlı kadın aralık olarak tutuğu kapıyı daha da çok açarak bana baktı.
"Geç güzel kızcem. Bizim haytanın daha gelmesine var. Sen o gelene kadar içeride bekle. Üstelik neden zili çalmıyorsun ki? Kameradan fark etmesem seni donacaktın burada."
Yaşlı kadın o kadar ilgili ve sıcakkanlıydı ki. Sahte gülümseme yerine sıcacık bir gülümseye bırakmıştı. Doğrusu kimdi bu kadın? Annesi olamazdı değil mi? Eğer annesi ise zaten öğrendiği gibi beni kapı dışarı ederdi. Yani belki de teyzesi falandır ya da evdeki bir çalışan. Çok da beni ilgilendirmeyen bu düşünceleri kafamdan atıp yaşlı kadının açtığı kapıdan içeriye girdim.
Kocaman bir bahçeye sahip bu ev mükemmeldi. Bahçenin her yerinden kocaman ağaçlar vardı. Ve bir küçük bir büyük yola sahipti. Sanırsam büyük yol arabalar içindi ve evin arkasına kadar uzandığına göre hemen orada bir garaj vardı. Yolu ezbere bildiği için hızlıca yürüyen kadını takip ediyordum ve aynı zamanda hayranlıkla bahçeye bakıyordum. Evin hemen yanında kocaman bir havuz bulunuyordu. İleride ise kocaman beyaz demirden bir masa, masa ile aynı renk demirden sandalyeler ve bahçe salıncağı bulunuyordu. Sandalye ve bahçe salıncağının üzerinde kırmızı bir minder ve siyah büyük bir şal vardı. Kadının öksürmesi ile ona döndüm anlık olarak. Salak olmak benim en büyük özelliğimdi. Aslında hiç bu kadar güzel bir bahçe görmemiştim ve bu yüzden derinlemesine incelemek benim için çok doğaldı.
"Emir KARHAN benim abim." dedim anlık olarak.
Ben bile dediğim şeyin şokunu yaşarken kapıda bekleyen teyzenin öylece donup kalması normaldi. Tabi kimse bilmiyordu sanırsam kardeşi olduğunu ondan şaşırmış bir şekilde yüzüme bakıyordu. Dona kalmış şekilde hala bana bakan kadının koluna dokundum.
"İyi misiniz?" dedim. Yavaşça şaşkınca açılmış dudakları kapanmış ve bakışlarını değiştirmeyi amaçlamıştı ama hala daha gözleri şaşkınca bakıyordu.
"Se- sen Kemal ile Sevgi'nin kızı mısın?" diye sordu.
Demek babamı ve annemi tanıyordu. Nerden tanıdığını merak etsem de konumuzun bu olmadığını bildiğim için bu soruyu da diğerleri gibi rafa kaldırdım.
"Evet." dedim sessizce.
Kendi kendine konuşur gibi bir hali vardı. Sanırsam beni alıp almama konusunda kararsız kalmıştı. Endişeli bir şekilde bana baktı. Ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Başını kaldırıp kara bulutların işgal ettiği gökyüzüne bakıp derin bir nefes aldı.
"Geç kızım. Ben Emir'i arayım da gelsin." deyip içeri geçti.
Niye bu kadar şaşırdığını anlamıştım. Kim bir anda beni görmeyi beklerdi ki? Kim terk edilmiş çocuğuna muhtaç kalırdı ki? Kim benim kadar ahmakça davranırdı ki? Kadının açık bıraktığı kapıdan içeri girdim. Girer girmez tüm vücudumu işleyen sıcaklığı iliklerime kadar hissettim.
Girişte simsiyah aynalı büyük bir dolap vardı. Sağ tarafımda tıpkı dolap gibi simsiyah bir kapı vardı. Sanırsam bir oda kapısıydı. Direk karşıda ise siyahın yoğunlukta olduğu fakat beyazında bulunduğu büyük bir merdiven vardı. Dolabın hemen bittiği yerde ise kapısız bir oda vardı. Büyük ihtimalle salona çıkan bir oda idi. Yaşlı kadın salona doğru geçerken ben de onu takip ediyordum. Kendimi bir anda 8 yaşında yetimhane müdürünü takip eden o korkak kız gibi hissettim. Tıpkı o gün olduğu gibi çekingen ve bir o kadar korku doluydum. Ya istenmezsem, ya sevilmez isem ya beni buradan atarlarsa...
Ne kadar zordu biri tarafından sevilmek. Anne ve babalarımız bizi hep severlerdi. Koşulsuz bir sevgileri vardı ama onlar dışındaki diğerlerinin böyle bir zorunlulukları yoktu. Onların sizi sevmesi için çabalamak zorunda kalırdınız hep. Ben hayatım boyunca hep öyle yapmıştım. Yetimhane müdürüne, ablalara, oradaki diğer çocuklara beni sevmeleri için hep iyi gitmiştim. Hiç sorun çıkarmamış, her denileni yapmıştım. Yeter ki sevsinler istemiştim. Ama çok başarılı olmamıştım, olamamıştım.
Salonun sağında küçük Amerikan tarzı bir mutfak mevcuttu. Koltuklar kahve tonlarındaydı hemen koltukların ortasında tahtadan bir masa vardı. Salon çok fazla büyük değildi ama çok fazla küçük de değildi. Üstelik kocaman bir televizyon vardı. Tam olarak şöminenin üstünde bulunuyordu. Şömineli evlerin hep masalarda ya da filmlerde olduğunu düşünürdüm. Çok garip hissetmiştim.
Şimdi ben artık burada, kocaman bu evde mi yaşayacaktım? Tabi kalmamı Emir Karhan da isterse. Daha ona nasıl sesleneceğimi bile bilmezken. Ama bence o beni kabul etmeyecekti. Benim kim olduğumu duyduğu an kapı dışarı edecekti. Fakat şuan için onun cevabını beklemekten başka çarem bulunmuyordu. Kim kabul eder ki diye düşündüm. Ailesini dağıtmış sayılırdım. Ama aklımda hala çözemediğim soru işaretleri vardı.
"Çok sevdin evi galiba." yanımdan gelen ses ile yerimden sıçradım.
Bu teyzenin benim ile derdi neydi acaba? Sürekli beni düşüncelerimden uzaklaştırıp duruyor üstelik bunu beni hep korkutarak yapıyordu. Üstelik niye bu kadar yakınıma gelip sürekli beni inceliyordu ki?
"Geç otur bakalım şöyle. Emir gelir birazdan." deyip bana gösterdiği koltuğun çaprazındaki koltuğa oturdu.
Ben de yavaşça gösterdiği yere oturup etrafı incelemeye başladım. Karşıda bulunan komidinin üzerinde olan resim dikkatimi çekti. Kahverengi, dalgalı ve fazlasıyla gür saçlara sahip kadın yüzüne kocaman bir gülümse yerleştirip kucağındaki çocuk ile güzel ve uyum içinde poz vermişti. Kadın fazlasıyla güzeldi. Büyük yeşil gözleri, küçük burnu ve dolgun dudakları ile dikkat çekici bir yüze sahipti. Üstelik gözleri ile aynı renge sahip bir elbise vardı üstünde. Ve harika derecede mutlu gözüküyordu.
"Emir ve annesi." duyduğum ses ile yanıma döndüm.
Demek abim ve annesi buydu. Bir anda annemi düşündüm. Annemde çok güzel bir kadındı. Belinde olan kahverengi saçlara ve mavi gözlere sahipti. Upuzun bir boyu vardı. Harika bir fiziğe sahipti ve kimse onun anne olduğuna inanmıyordu. Anneme çok fazla benziyordum. Gözleri dışında birçok dış özelliğimiz aynıydı. Aslında kişisel özelliklerimizde aynıydı. Ben de onun kadar inatçı, dik başlıydım.
"Emir doğmadan önce Karhanlar'ın evinde çalışırdım. Emir'in annesi Nalan'ın gençlik yıllarını bilirim. Sonra Nalan hamile olduğu için Kemal onunla evlendi. Emir annesinden çok babasına düşkündü. Ta ki işte o olaya ka-" lafını tamamlamadan kapıdan gelen sese döndük.
"Nazoş ben geldim."
"Hoşgeldin Emir oğlum. Misafirin burada. Senin misafirin ile konuşacakların vardır. Ben sizi yalnız bırakayım." deyip yerinden kalkıp salondan çıkıp bizi odada yalnız bırakmıştı.
Sesin tarafına bakmakta çok zorlanıyordum. Aslında bakmakta yüzüm yokmuş gibi hissediyordum. Ama bunu ben istememiştim ki. Hayatımdaki birçok olayın gerçekleşmesini ben istememiştim zaten. Her şey benim dışımda olmuş bana da sadece oynamak düşmüştü. Önüme kadar gelen ayakları takip ettim. Başımı ayakkabılardan yüzüne doğru yavaş yavaş hareket ettirdim. Çok uzun boyu vardı. Ve yapılı bir vücuda sahipti. Babam gibi kumraldı. Hatta benden farklı olarak birebir babam gibiydi. Bu çok büyük bir adaletsizlikti. Ben de babamın kızıydım ama ona hiç benzemiyordum. Düşüncelerimden uzaklaşmamı sağlayan şey Emir Karhan'ın bana doğru uzattığı el oldu.
"Merhaba küçük kız. Ben Emir KARHAN." diyerek bana bakan ona bakakaldım.
Şimdi nasıl diyecektim ben seni kardeşinim diye. Aileni yıkılmasını sağlayan o kadının kızıyım nasıl diyebilirdim ki? Aslında annem kadar suçlu biri daha vardı. Belki de en büyük suçlu. Karşımdaki kişinin tıpatıp aynısı olan babam. Baştan sona buraya gelmem büyü bir hataydı. Ama şu anda da gidemezdim, şu anda bu durumu değiştiremezdim.
Yavaşça yerimden kalktım. Elimi uzattım.
"Merhaba. Be-ben Yağmur." deyip hemen elimi çektim.
Bir an önce buradan uzamalıydım. Ama nasıl?
Elimi hemen çekmeme şaşırmıştı. Ama hiç umurumda olmadan daha yeni adını öğrendiğim Nazoş'un kalktığı yere oturdu.
"Seni tanımıyorum Yağmur. Kim olduğunu söyleyecek misin?"
Eminim kim olduğumu öğrenince de böyle sakin kalacak mıydı?. Ben koca bir aptaldım. Buradan gitmeliydim. Hiç gelmemeliydi. Bir anda aklıma gelen fikirle hemen arkamı döndüm ve kapıya doğru yürüdüm. Bavula doğru uzandım. Ama bileğimden tutulan el ile bavulum yere düşmüştü. Kendimi duvar ile Emir KARHAN arasında bulmuştum. Ne ara duvara kadar gelmiştik bilmiyordum.
Yavaşça kafamı kaldırıp gözlerine baktığımda ise daha yeni bana boş bakan gözlerde merak ve sinir vardı.
"Kim olduğunu söylemeden bu evden çıkamazsın küçük kız."
Senin aklına gelen fikri tebrik ederim Yağmur. Evet şimdi ne yapacaksın? Hadi ani kararla yaptığın davranışın devamını getir bakalım. Hadi meydan senin. Ne diyeceksin şimdi?
"Eee ne zamana kadar böyle duracağız." dedi.
Tüm cesaretimi toplayıp gözlerinin içine baktım. "Ben senin-" lafımı tamamlamadan Nazoş araya girmişti.
"Kardeşin"
Sonunda dedim içimden. Kurtulmuştum. Üstelik benim dudaklarımdan değil bir başkasından çıkmıştı bu söz. Tam olarak ne olmuştu... Ne olmuştu? Kardeşi olduğumu söylemişti öyle değil mi? Ah! Tebrikler.
Şaşkınlıkla Nazoş'a dönüp baktığımda Emir Karhan'ın da benden farklı olmadığını gördüm. Sonra gözlerini bana çevirdi. Bana bakan o kahverengi gözlerinde bir deprem oluyordu. Kahverengi gözler sanki siyaha bürünebilecekmiş gibi koyulaşıyordu. Kaşları çatıldıkça çatılıyor yüzündeki sinir ise yıllarca bu anı beklemiş gibi ve şimdi intikam almak istercesine sahnenin parlak ışıkları altında yerini alıyor ve büyüdükçe büyüyordu. Emir Karhan'ın bakışlarında emin olduğum iki duygu yatıyordu;
Öfke ve nefret.
İşte şimdi abim ile tanışıyordum. İşte şimdi yuva sıcaklığını 8 yaşında kaybeden bu küçük kız yine o en ince ayrıntısına kadar bildiği darbeyi yiyecekti. Bu sefer nasıl toplanacaktı, bu sefer nasıl ayağa kalkacaktı bilmiyordu. Tek bildiği kabinin çok acıdığıydı. Oluk oluk kan yerine acı çıkıyordu solundan. Nefesi kesiliyor, boğazında yutmakta zorlandığı bir düğüm bulunuyordu. Yine aynı şeyleri yaşayacaktı. Yine kapı dışarı atılacak, birileri onu sevsin isteyecek ama asla annesinin ve babasının ona verdiği o sevgiyi bulamayacaktı. Ne yapması gerekiyordu? Daha ne kadar daha çabalaması gerekiyordu? Yorulmuştu işte. Hayat niye yakasından tutup sürekli bir yere fırlatıyordu ki onu? Daha ne kadar daha dayanabilirdi ki? Ya da daha hayata canı yanmaması için ne verebilirdi ki? En sevdiği iki insanı vermişti işte daha neyi kalmıştı ki geriye? Canı yine çok acıyordu. Ama bilmiyordu ki bu acı diğerlerinden farklıydı ve bu acı hep hiç beklemediği yerlerden gelecek ve sol tarafını kanatacaktı. Hayatın ona acıması yoktu tıpkı insanların acıması olmadığı gibi.
Yazarın Ağzından;
Yağmur kadar çaresiz olan Emir hayatında ilk defa bocalamıştı. İlk defa ne yapacağını bile bilmediği bir çıkmaza girmişti. Emir KARHAN şu ana kadar her çıkmazdan çıkmış, cehennemin her türlü ateşinde yanmış, defalarca düşse bile kalmayı başarmıştı. Ama şu an dipsiz bir kuyuda buldu kendini. Ne ışık vardı ne bir çıkış. Nefes bile alamıyor gibi hissetti. Emir KARHAN yıllar önce andığı kaderi ile tekrar karşılaştı. Onu bu hale getiren o acıyı tekrar hissetti. Çocukluğu geldi aklına, çektiği onca acı daha sonra.. Neler yaşamamıştı ki Emir. Ne yaralar almamıştı ki. Onun için büyümek çok zorlu geçmişti. Onun için büyümek bir yılanın deri değiştirmesi kadar acı vericiydi. Ama biliyordu o deriyi değiştiremezse ölürdü. Aslında o deriyi değiştirse bile ölecekti ya Emir.
Ölmek istemedi mi sanki Emir?
Emir şu an bu konuma gelene kadar defalarca ölmek istedi. Defalarca canına kıymak. Ama onun için ölüm hem kaçınılmaz bir sondu hem de en kolay yoldu. Onun ölümü ne bu kadar basit olmayı ne de o kadar erken olmayı hak ediyordu. Ama onun ilk önce yaşaması gerekiyordu. Tüm acıları, evrendeki herkesin yaşadığı tüm acıları bilmesi gerekiyordu.
Bu hikayede Emir'in yakasını ne kaderi ne de ölüm meleği bırakmıyordu.