"Gücü; öfkende, nefretinde, kıskançlığında, hırsında ve de geçmişi reddedişinde buluyorsun.
Kalbindeki canavarı yenmeden başarıya ulaşamazsın."
Bir şey yapmadan ecelin üstümüze gelmesini seyrettik. Tam çıkışa ulaşmışken yakalanmıştık. Şans bana hep g*tüyle gülmüyor muydu zaten? Çok trajikomik bir hayata sahiptim. Ben bir kez gülersem hayat üç kez gülerdi. Bu hep böyle olacaktı. Her daim.
Daha fazla sessiz kalamayan "Abi bak a- ." diyen Poyraz'ın sesini "Kapa lan çeneni." diyen yeri yerinden oynatacak kükreme sesiyle kesti Emir.
Emir tam kolumdan tututuğu sırada araya giren Poyraz'ın eli Emir'in eline bir engel gibi dokundu.

"Sakin. Çok sinirlisin. Kızla sonra konuş."
Bir kolundaki ele bir de bana bakan Emir'in gözlerindeki öfke cehennem ateşini andırıyordu. Etrafındaki herkesi yakacak etkiyi oluşturuyordu.
Derin bir nefes aldıktan sonra "Ecdadını s*kmeden bırak şu kolumu." diyen kükremeyle kolumu hızlıca Emir'in elinden kurtarıp Poyraz'ın arkasına geçtim.
Beni defalarca felaketlerde kurtaran kahramana sığındım. Bu hareketim Emir'in bütün sabırlarını yerinden oynatan son damla gibiydi çünkü Poyraz'a çok sert bir yumruk geçirmişti. Poyraz'ın yediği yumruk ile ben de çığlık atmıştım.
Poyraz aldığı darbe ile yerinde sendelerken önündeki perdenin açılması ile sahnede tek başına kalan oyuncu gibi açığa çıkmıştım. Hazırlıksız yakalanan Poyraz biraz dengesini kaybetse de hala daha ayaktaydı. Çenesine dokunan Poyraz'a bir adım atmamla Emir sert elleri ile beni kolumdan tuttuğu gibi kendine çekti.
"Bırak beni." diye bağırsam bile beni tınlamadan bakışlarını Poyraz'a çevirip "Bugün yanındaki, odandaki kız da Yağmur muydu? " diye tısladı ölüm saçan sesiyle.
Ona bu soruyu sorarken kolumu tutan elini o kadar sıkıyordu ki. Acıdan ağlayabilirdim. Dudağından gelen hafif kanı eliyle silen Poyraz kendinden emin bir sesle konuştu
"Evet oydu. Bir sakıncası mı var?" demesiyle Emir Poyraz'ın üzerine doğru daha sert adımlarla ilerledi. Ama bu sefer hazırlıklı olduğundan Emir o kadar şanslı değildi. Çünkü Poyraz'dan yumruk yemişti. Kafası hafif yana dönen ve dudağı kanayan Emir eliyle silip yüzüne bir gülümseme yerleştirdi.
"Uzun zaman olmuştu. Kendini baya geliştirmişsin." deyip bu sefer ona izin vermeden bir yumruk daha geçirdi.
Tek yapabildiğim uzaktan bakmak ve buna eşlik eden çığlıklarımdı. Tüm bu olanları hepsi benim merakım nedeniyle gerçekleşmişti. Her şey şu an tamamen benim suçumdu. Bir kez olsun bela getirmeden duramıyordum. Kaşı kanayan Poyraz'da aynı Emir gibi sanki oyun oynuyor gibi kaşını sildikten sonra konuştu.
"Hep aynı kalacak değildik ya Emir. " deyip ona yaklaşmasıyla ayaklarım benden bağımsız bir anda Emir'in önüne siper oldum.
"Poyraz yeter." dedim yüksek bir sesle.
Havada kalan yumruğuyla gözlerime bakan Poyraz'ın gözleri de tıpkı Emir'in gözleri gibi öfkeden kuduruyordu.
"Yağmur." deyip geri cümleleri getirmeden arkasını dönüp ellerini kıvırcık saçlarının arasından geçirdi.
Ben ona bakarken Emir bir anda kolumdan tutup kendine çevirdi. "Ne yaptığını zannediyorsun sen? Senin burada ne işin var?" diye kükredi.
Şu an aklım Emir'i duymayacak kadar Poyraz'daydı. Benim yüzümden dayak yemişti. Dudağı ve kaşı kanıyordu. Emir'in ne dediğine aldırmadan kolumu ondan çekip "Poyraz." deyip ona yöneldim. Sesimi duymasıyla bana dönen Poyraz ona geldiğimi görünce gözleri kısıldı. Bir anda ona yaklaşıp parmaklarımın kanayan kaşına dokunmasıyla vücudu gerildi.
Dudaklarımdan benden bağımsız "İyi misin? " cümlesi firar ederken arkadan kahkaha sesleri duyuldu. Poyraz'ın daha da kısılan gözleri arkamdaki alaycı Emir'e kayması ile yüzünde olan parmaklarımı çekip ben de arkamı döndüm. Emir gülüyordu. Hatta gülmek değil kahkaha atıyordu. Ama içten değildi. Az tanımış olsam bile sert yüz hatlarına sahip olan Emir'in gülmesi garipti. Buna Poyraz'a baktığımda şaşkın olan gözlerinden de emin olmuştum. Derin bir nefes aldıktan sonra tekrardan sert ifadesiyle bize döndü.
"Bu kadar yakın olduğunuzu bilmiyordum gençler." dedikten sonra bize yaklaşmaya başladı.
"Şimdi bir soru soracağım." dedi sesine eşlik eden sert adım sesleriyle. "Onu buraya sen mi getirdin?"
Benden bahsediyordu ama gözlerini özellikle bana denk getirmeyecek şekilde sadece Poyraz'a bakıyordu.
"Evet." dedi sadece.
Yine bana bakmadan Poyraz'ın tam karşısında durdu. "O zaman buraya adım atan herkesin buradaki tüm olan şeylere dahil olacağını biliyorsundur. Kurallar açık ve net." dedi tehdit kokan sesiyle.
Sanki ben yokmuşum gibi konuşmalarına devam ediyorlardı. Ben de onlara ayak uyduruyordum.
"Buna gerek olduğunu düşünmüyorum. Yağmur'un böyle bir iş yapmasını sen de istemezsin." dedi sert bir tonla.
Küçük bir kahkahayı andıran bir sesten sonra "Bunu da nereden çıkardın. O kim ki ona ayrıcalık geçiyim. " dedikten sonra ilk defa gözlerime değen Emir'in gözleri canımı yaktı. Alaylı cümlesi onun yüzünde tuhaf bir gülümseme barındırırken ben de tıpkı onun gözlerine alayla baktım ve tıpkı onun gibi güldüm. Onun karşısında aciz olmayacaktım.
'O kim ki' cümlesi beynimin içinde zonkluyordu. Canım neden bu kadar yanmıştı? Ona bu kadar kısa sürede alışmış olmam çok saçmaydı. Tamam beni kardeşi olarak görmüyordu ama yine de aramızda bir kan bağı vardı. Biyolojik olarak aynı babaya aittik. Ve bu da bizi biyoloji olarak kardeşi yapardı. Her ne kadar umursamasa da.
Gözlerini benim ona bakan alaycı yüzümden hemen çektikten sonra Poyraz'a söz hakkı tanımadan arkasını döndü.
"Bugün ki işe seninle o da gelecek. Bundan sonra da seninle çalışacak. Bunu onu buraya getirirken de eminim biliyordun." deyip hiçbir şeye fırsat vermeden arabasına binip çekip gitti.
Donup kalmıştım. Ne işiydi? Ne yapacaktım? Poyraz da yanımda sadece duruyor bir şey demiyordu. Sonunda konuştuğunda ağzından çıkanlar hiç hoşuma gitmemiş. Yine canımı yakmıştı.
"Emir'in kız kardeşi olduğuna emin misin? " dedi.
Ne diyebilirdim ki. Ben onu 'ağabeyim' olarak biliyordum. Ama ona göre ben hiçbir şeyim mi diyecektim. Saçmalık. Umurumda değilmiş gibi Poyraz'a döndüm ve omuzlarımı hareket ettirdim.
"Ben öyle düşünüyorum. Ama onun öyle düşünmediğini öğrenmiş olduk. Hem zaten Emir gibi bir kardeşim olması isteyeceğim en son şey olurdu." dedim fısıltıyla. Kurduğum cümlenin üstüne pek takılmadan arabası olduğunu düşündüğüm spor arabaya doğru ilerlemeye başladı.
"Hadi yürü. Sana tehlikeli sularda yüzdüğünü söylemiştim ve şu an o sular üstüne kapandı." deyip bir yandan da yürümeye başladı.
Daha yeni olan olaylar olmamış hiç yaşanmamış gibi. Nasıl yapabiliyorlardı? Nasıl buraya ait olabiliyorlardı? Nasıl bir pislik gibi davranıyorlardı? Arabanın kornasının sesiyle irkilip yürümeye başladım. Yavaşça açtığım kapıdan beri arabaya bindim. Binmemle araba gazı kökleyerek yola çıktı.
Emir'in arabasının bagajında geldiğimden dolayı çok bakamadığım etrafa baktım. Sıradan bir mahalle gibi gözükse bile sıradan olmadığını anlamıştım. Burası belanın ta kendisiydi. Her yer mezarlık kadar sessiz, morg kadar soğuk ve ölüm kadar korkunçtu. Burası cehennemdi. Belki de kendini yılan gibi gören pisliklerin inleriydi.
Mahallenin çıkışı olduğunu düşündüğüm yerden çıkarken arabalarla yolun kesilmiş olduğunu ve gelen her arabaya bakıldığını görmemle yutkunarak Poyraz'a baktım. Onun da gözleri bana bakıyordu zaten. Bu yüzdendi taksiyle geldiğime inanmamıştı.
"Ben a-" diye başladığım cümleyi kesmişti.
"Artık beni ilgilendirmiyor." deyip önüne dönmüştü.
Emir gibi dengesizin tekiydi. Emir'e yakalanmamak için yardım eden adam şu anda bir hiçmişim gibi davranıyordu. Ben ise buna rağmen onu düşünüp "Bir eczaneye uğrayalım yaraların var." desem bile bana bakmadan araba kullanmaya devam etti. Sessizliği bozan Poyraz'ın sesiydi.
"İşin ne olduğunu biliyor musun? " dedi sonrada kendi kendine cevap verdi."Hiç ama hiç zannetmiyorum. Off boktan işler."
Bir anda sertçe frene basmasıyla öne fırladım neyse ki kemerim takılı olduğu için bir şey olmamıştı. Bir anda hırsla arabadan inip kapıyı kapatmadan bana döndü.
"Sakın inmiyorsun anladın mı?" deyip kapıyı kapattıktan sonra işini garantiye alıp kapıyı kilitledi.
Baya uzaklaştıktan sonra telefon ettiğini gördüm. Kimle konuşuyorsa mimikleri ve jestlerinden anladığım kadarıyla tartıştıkları çok belliydi. Telefonu kapattıktan sonra bana dönüp baktı. Uzakta olduğundan görmesem bile sanki dudaklarında bir gülümseme oluşmuştu. Hızlıca arabaya gelip geri bindi. Gözlerim sadece ona baksa bile o bana bakmıyordu. Keskin elmacık kemikleri, sert yüz hatları, gülünce ortaya çıkan gamzeleri uzun kirpikleri ve kıvırcık saçlarıyla muazzam bir tabloyu andırıyordu. Sonunda gözleri yavaşça bana döndü.
"Eve gidiyoruz. Ama sakın bir daha oraya gelmiyorsun anladın mı? Bir daha Emir'in sözünün dışına çıkmıyorsun. En önemlisi ise o yeri hafızandan siliyorsun." dedi itiraz istemeyen bir ses tonuyla.
Ağzımı açmıştım ki "İtiraz kabul etmiyorum. Neden biliyor musun? Çünkü lanet olası yer sana göre değil." dedi.
Ne söylemem gerektiğini bilmiyordum ama duyduklarım dudaklarımda tatlı bir gülümseme oluşturmuştu. Beni hiçmişim yerine koymamıştı. Tam tersine bana kalırsa Emir'le konuşmuştu benim için. Beni önemsemişti. Yüzümdeki gülümsemeye anlam verememiş olacak ki boş gözlerle bana bakıyordu. Haklıydı. Bazen insan gerçekleri görmezden gelerek yaşamasını da bilmeliydi. Ve ben öyle yapacaktım. Tabi hayat bize sürprizler yapmayıp istediğimize izin verirse.
"Eczaneye uğrayalım mı? " dedim tekrardan.
Gözlerinden öyle bir bakış geçti ki varla yok arasında kaybolmuştu. Sadece kafasını sallayıp arabayı çalıştırmıştı. Kısa süren bir araba yolculuğundan sonra eczanenin önünde duran arabadan inip onun inmesine izin vermeden ona döndüm.
"Sen bekle hemen geliyorum. " deyip eczaneden gazlı bez, tentürdiyot, pamuk ve yara bandı alıp geri çıkmıştım. Arabaya binince hemen Poyraz'a dönüp kaşını ve dudağını gazlı bezle temizledim. Ama ona her dokunduğum da benim gerilen vücuduma onunki de eşlik ediyordu. Yavaşça tentürdiyot sürmemle yüzünü buruşturmasıyla küçük bir çocuğa yapar gibi kaşına üflemeye başladım.
"Çok özür dilerim. Canımı mı yaktın?" deyip bir yandan da üflemeye devam ederken ellerimi tuttu.
Bütün zaman durmuş gözlerimiz birbirine kenetlenmişti. Konuşmadan birbirimize bakıyorduk. Bir anda geri ellerimi bırakıp "Sorun yok." dedi.
Yavaşça geri işime devam ettim. Gözleri beni takip ediyordu. Yara bandını açıp tam yapıştıracakken yine ellerimi tuttu.
"Gerek yok buna." deyip ellerinin sıcaklığını ellerimden alıp önüne döndü ve arabayı çalıştırdı.
Sessizlik eve giden yolda bize eşlik ederken hayatımın kontrolü de şu an Poyraz'ın kullandığı bir araba gibiydi. Ama kontrolünü kaybetmiş. Nereye gittiğini bilmediğim direksiyonun hakimiyetini kaybetmiş bir arabaydı.
Yazarın Ağzından;
Emir odasında kulaklarını kapatmış ağlıyordu. Koca 1 ay olmuştu. Küçücük bedeni artık yorulmuştu. Bu evin derdi hiç bitmiyor sanki hepsi Emir'in o küçücük omuzlarına yükleniyordu. Evin tek erkeği şu an oydu. Dedesi 1 aylığına yurt dışına gitmişti. Dedesinin 1 aydır yurt dışında olması ise Emir için başlarda huzur verici bir plan gibi gözükse de aslında değildi.
Çünkü bir ay boyunca her gece eve farklı adamlar gelip duruyordu. Her gece annesinin sesleriyle uykularından uyanıyordu Emir. Hıçkırarak ağladığı gecelerini nasıl unutacağını bile bilmiyordu. Küçücük elleri ile dua edip duruyordu. Ne kadar çok göz yaşı dökmüş, ne kadar çok korku sığdırmıştı o karanlık gecelere...
Her gece annesinin odasının kapısına gidip annesine 'Uyuyamıyorum iyi misin?' diyip duruyordu zavallı çocuk. Fakat sonra olaylar değişmeye başladı karanlık evde.
Eve gelen adamlar annesine artık şiddet uygulamaya başlamış kadının feryatları evde yankılanır olmuştu. Annesinin inlemeleri öyle acı doluydu ki bu sesleri her duyduğunda içindeki korkunç duygu büyüyüp duruyordu. Ama onu böylesine üzen şey ise annesinin bu şiddete asla dur dememesiydi. Daha nasıl bir şey olduğunu bile bilmediği 'nefret' duygusunu öğreniyor ve her gece o eve gelip annesini o hale getiren adamlardan nefret ediyordu. Ama en çok işe babasından nefret ediyordu. Nasıl bırakıp gitmişti ki onun için oğlunu bile yok saymış bir kadını? Bu kadının sevgisinden büyük ne ile karşı karşıya gelmişti de kadının yüreğinde böylesine iyileşmeyen yaralar açıp bırakmıştı? Düşünüp duruyordu Emir. Ama asla sorularına cevap bulamıyor bu da içindeki nefreti körüklüyordu.
Emir o gece ilk defa ölümü düşündü. Annesini bırakan, terk eden o adamı öldürmeyi düşündü. Annesinin feryatlarını duydukça hiç doyamadığı babasını öldürmeyi istedi.
Emir'i sevmese de Emir annesini çok seviyordu. 'O benim annem' diyip duruyordu. Annesinin hasta olduğunu düşünüyordu. Çünkü kötü kalpli adam küçücük çocuğu kandırıp annesinin hasta olduğuna dair bir yalan atmıştı ortaya.
'Senin annen seni çok seviyor Emir. Sadece çok hasta, acı çekiyor. Acısını dindirmek için o acıya sebep veren adamı öldürmen gerek, yok etmek gerek.'
Yatağından annesinin tekrar acı bağışları ile kalktı. Dedesinin onun beynine yerleştirdiği o kötü düşüncelerden uzaklaştı Emir. Dayanamadı ve koşarak annesinin odasına gitti. Annesinin ağzından kan aktığını görmesi ile korkuyla annesine doğru adım attı. Adamın elindeki kemer ile adımlarını hızlandırıp annesinin önüne geçti ve kendini siper etti küçücük beden. İşte o an sert bir kemer darbesi aldı çocuk. Nasıl yandı canı, nasıl sızladı sırtı anlatılamazdı. Ama...Ama sonra bir şey oldu. Annesinin dudaklarından 'Oğlum.' kelimesi çıktı. O an Emir sırtındaki sızından, gözündeki yaşa kadar her şeyi sildi.
O an ki huzur ile sanki az önce darbe almamış gibi yüzünde bir gülümseme meydana geldi. O an kocaman bir savaşın ortasında koca bir orduya karşı tek başına savaşan fakat asla yıkılmayacak bir asker gibi hissetti kendini Emir. Öylesine güçlü, öylesine dayanıklıydı ki. Yıkılmaz kale gibiydi. Sonra annesi kolunu kaldırıp Emir'i altına aldı annesi ilk kez çocuğunu koruyordu, annesi ilk kez çocuğun canı yansın istemiyordu, annesi ilk kez bir çocuğu olduğunu hissediyordu.
Fakat tüm güzel hikayeler gibi bu güzel anında bir sonu oldu
Tüm mutluluğu yok eden bir gürültü koptu. Bir silah sesi. Emir'in eline sıcak bir sıvı değdi. Dedesinin sesini duydu, başını kaldırdığında ise elindeki kanın üstünde onu siper etmiş annesinin yüzünde de gördü. Annesine dikkatlice baktı. O mu kanıyordu? Sonra kafasını yerde uzanan adama döndürdü. Az önce kemerle onlara saldıran adam yerde yatıyordu. Kafasındaki delikten ise oluk oluk kan akıyordu. Emir annesinin kanamadığını anladı ve annesine sarıldı.
İşte o gün o kan ile birlikte Emir'in kaderi bir kez daha şekillendi. O güne kadar dedesi ile savaş halinde olan Emir o gün pes etti. O gün eğer güçsüz olursa onu seven annesini tıpkı onun kendisini koruduğu gibi koruyamayacağından korktu. Ve işte bu yüzden dedesinin kalbinde bir canavar yaratmasına imkan tanıdı.
Dedesi 1 ay boyunca o eve gelen her adamı Emir'in gözünün önünde tek tek öldürdü. Listedeki en sonuncu adamı ise onu test etmek için Emir'e sundu. Emir'den o adamı öldürmesini istedi.
Emir ise dedesinin bu isteğine karşılık dedesinin kalbinde yaratığı o canavarla cevap verdi.
Ve küçücük çocuğun masumluğunu kaybettiği, zorla büyüdüğü o gün tarihin en kötü günü unvanını aldı.