KİMSESİZ

2227 Words
Bazı insanlar doğuştan kimsesizdir. Bazıları da, yalnızlıktan dolayı kimsesizleşmiştir. Eşi, dostu, arkadaşı, sevdiği kimse kalmamıştır yanında. Kimsesizliğe bürünmüştür artık. İyi okumalar dileriz ? Sessizlik bazen huzur , bazen bir kadının en sesli ağlaması, bazen felaketlere karşı vücudumuzda kalan son gücün çığlığı, bazen paylaşılamaz olanı paylaşmanın tek yoludur cevaplanamayan, kısa, soğuk ama çok şiddetli bir konuşma figürüdür, bazen yeni düşüncelere yelken açmak için uygun bir limandır, bazen en güzel sestir; duyabilen için, bazen en iyi cevaptır, bazen küçümsemenin en mükemmel ifadesidir. Sessizlik, herkesin anlamayacağı gerçeklerdir. Bulunduğumuz ortamda sessizlik çığ gibi büyürken. Sessizliğin omuzlarına bu sefer de yarenlik etmek düşmüştü. Ortama sessizlik yarenlik ederken bana korku yarenlik ediyordu. Şimdi Emir Karhan'ın gözlerinin içindeki fırtınalarda üşüyordum. Öylece buz tutuyordu ki vücudum donarak can verebilirdim şu an. Gözlerindeki fırtına birazdan olacakların sadece fragmanı gibiydi. Kıyamet kopacaktı biliyordum ve bu kıyametin tek sebebi bendim. Benim onun kardeşi olmamdı. Onun annesinin yarım kalması, 5 yaşındaki çocuğun babasız kalmasıydı. Gözlerini ayırmadan bana bakıyordu. Gözlerindeki öfke ile boğuyordu beni. Biraz daha böyle bakmaya devam ederse hemen şimdi ölebilirdim.  Fakat hayat bir kez daha ölmeme izin vermemişti ve Emir KARHAN bakışlarını benden çekerken tüm vücudunu da üstümden çekmişti. Geriye dönmüş ve ellerini saçlarına geçirip ensesinde durdurmuştu. Bana tekrar dönmüş ve inanamayarak bakıp parmağı ile beni göstermişti. Sinir krizi geçiren bir deli gibi kahkaha atmıştı. İnanmak istemiyordu ya da kabul edemiyordu belki de.. "Kardeşim. Benim kardeşim" deyip kendi kendine konuşup gülüyordu. Verdiği bu tepki beni ürküttü. Nazoş'un da böyle bir tepki beklemediği belliydi. "Emir kendine gel. O senin kardeşin." dedi Nazoş gayet sakinlikle. Daha yeni sevimli kadın gitmiş. Yerine holding yöneten kendinden emin birisi gelmişti. Emir'in sert bakışları kadar olmasa da yeterince sert ve kızgın bakıyordu ona. Bana acıdığı çok belliydi. Şu an burada kim olsa bana acırdı. Ben yine acınacak konuma düşmüş aptal bir kız çocuğuydum. Emir Karhan'ın bıraktığı duvar kenarında ne hareket edebiliyor ne de ağzımı açıp konuşabiliyordum. Olanlara ya da birazdan olacaklara sessizce başımı eğmiş bir şekilde izliyordum. Daha sonra hiç beklemediğim o fırtınanın kopması ile ürkerek daha da sindim duvara. Korkusuzca gözlerime bakan Emir KARHAN tüm sinirini, öfkesine duvara yumruk atarak dindirmeyi amaçlamıştı.  "Ne kardeşi lan. Ne kardeşi." Gözlerini benden ayırmadan nefretini kusuyordu adeta. "Babanın-" Nazoş daha lafını tamamlamadan kesmişti. Beni kolumdan tuttuğu gibi kapıya götürmeye başlamıştı. "Benim babam yok. Babam olmadığı gibi bir kardeşim de yok." dedikten sonra ben daha olayın şokundan çıkamadan kapı sertçe yüzüme kapatıldı. Buz gibi gecenin ortasında yine yalnız kalmıştım. Soğuk tüm vücudumu ele geçirirken gözyaşlarımda yanaklarımı ele geçiriyordu. İçeriden yere düşüp tıpkı kalbim gibi paramparça olan eşya sesleri geliyordu. Emir içeride yaptıklarını saniyeler önce benim kalbimde yapmıştı. Yalnızlığımı ve kimsesizliğimi yüzüme vurmuştu kendi yolu ile. Kapının önünde yavaşça yere doğru düştüm.. Bacaklarım ne kalbimdeki ne de omuzlarımdaki bu yükü taşıyacak kadar güçlü değildi. Tamam güçsüz bir kız değildim. Çok dayanmıştım. Çok çabalamıştım hayatta kalmak için, yenilmemek için. Ama ne kadar zordu güçlü olmak. Ne kadar yorucuydu. Kimse bundan bahsetmiyordu, bahsetmeyecekti. Herkes kapının önünde yığılan güçsüz vücudumdan bahsedecekti. Kimse hikayemden bahsetmeyecek, kimse hayat ile olan savaşımı kaç kere yendiğimi bilmeyecekti. Güçlü olmaktan yorulur muydu insan? Yorulmuştum işte. Pes ediyordum artık. Buraya kadardı. Sevilmeye hakkım yok muydu benim, sahiplenilmeye, sarılmaya hiçbirine hakkım yok muydu? Tamam ben yine savaşırdım, yine güçlü olurdum ama bir kişi bile bana sevgi göstermeyecek miydi, günün sonunda biri saçımı okşamayacak, 'ben buradayım.' demeyecek miydi? Bir kişi bile bana sarılmayacak mıydı, 'hepsi geçti.' demeyecek miydi? Tek istediğim buydu. Bunların hiçbirine hakkım yok ise niye vardım bu dünyada? Neden çabalıyordum. "Emir onu öylece dışarı atamazsın. Senden başka kimsesi yok görmüyor musun?" "Ben tek başıma kalmışken onlar neredeydi. Söylesene bana. Onun yüzünden benim ailem dağıldı. Annem şu anda onun yüzünden yanımda değil anlıyor musun?" O da mı benim gibi annesizdi? Ama benim suçum neydi ki? Ben mi istemiştim böyle olmasını? "..." "Benim babam yok. O bizi bırakıp o lanet kadınla gittiği gün benim için öldü." Emir KARHAN tekrar öfkesini evdeki eşyalardan çıkarmaya devam ediyordu. "O kadının bir parçası olan kızın bu evde yeri yok anladın beni. Eğer onu bu eve almak istiyorsan kapı orada." Hareket edemiyordum. Soğuk iyiden iyiye ele geçirmişti tüm benliğimi. Ama konuşulanlar Emir'in bitmek bilmeyen kini, benim yüzümden evindeki o kadını kovması bunların hepsi donmaya yüz tutmuş vücuduma elektrik verilmişe çeviriyordu. Nefes almakta zorlanıyordum. Nefesim göğüs kafesimde can çekişiyordu. "Sen de mi? Zaten kim sevdi ki beni. O adam lanet kadın için bizi terk etti. Sen de onun lanetli kızı için beni bırakıyorsun. " Ve kapı birden açıldı. Nazoş çıkmıştı. Gerçekten benim yüzünden işinden olamazdı. "Çok yanlış düşünüyorsun Emir. Onun senden başka kimsesi senin de ondan başka kimsen yok." deyip bana dönmüştü. "Kendine iyi bak kızım." "Benim kimseye ihtiyacım yok." dedi Emir KARHAN içeriden gelen sesi ile. O sırada Nazoş'un kolundan tuttum. Peşimden içeri sokarak kapıyı sert bir biçimde örttüm. Portmanto aynası yerle bir olmuş. Mutfak ise tam bir savaş alanıydı. Emir KARHAN ise daha yeni benim oturduğum koltuğa sırtüstü yatmış bir şekilde tavana bakıyordu. Kendi kendine konuşuyordu. "Ben kimim ki lan. Sen de git. Zaten ben bu dünyaya siktir edip gidilmek için gelmişim." Şu anda ne kadar haklı olsa bile bu benim yüzümden bir insanın işten kovulması kadar berbat bir şekilde sonuçlanamazdı. Emir öfkesini kontrol edemiyor ve sonunda ise insanları paramparça ediyordu. "Kimsenin benim yüzümden bir yere gittiği falan yok." Tavandaki o bakışları beni bulduğu gibi öfke ve nefret yine hakim olmuştu o sinirli gözlere. Sert bir şekilde ayağa kalktı. "Evimi terk et. Hemen!" Çok sert baksa da hatta benim için ve annem için berbat düşünceleri olsa bile bir insanın kovulmasına cidden göz yumamazdım. "Bu evde kalmayacağım zaten sadece benim yüzümden onu kovamazsın." " Bak sen küçük hanım benim evim hakkında kararlar alabiliyor. Hangi sıfatla?" dedi hem alay hem de tehdit kokan sesiyle. "Kardeşin sıfatıyla. " dedim. Kendimden emin bir şekilde. Daha ne kadar bir abim olmasına alışamasam da. Benim bu kelimelerim üzerine daha da sinirlenmişti. Ama ne olursa olsun altta kalmayacaktım. O bana mı yaklaşıyordu? Gerçekten mi? Yetmemiş miydi? "Sen benim kardeşim olamazsın. Lanet bir kadının kızına kardeşim demem." Ben bile nasıl yaptığımı bilmesem bile ona tokat atmıştım. Tokadın etkisiyle elim sızlıyordu. Neredeyse beş parmağımın izi çıkmıştı yüzünde. "Annem hakkında doğru konuş. Benim annem öyle birisi değil." Tepkisizdi. Sadece ölüm saçan gözleri ile bana bakıyordu. "O yüzden mi evli bir adamı ayartıp ailemizi parçaladı, söylesene." Ağzımı açıp bir şey diyemeden kapattım. Ben de bilmiyordum ki sorduğun soruların cevabını. Göz yaşlarıma engel olmak istesem bile bir damla firar etmişti gözlerimden. Ama kimse anlamadan hızlıca elimin tersi ile sildim. İçeri girdiğimizden beri konuşmayan Nazoş konuştu. "Yeter bu kadar! Biraz sakinleş Emir. " Emir KARHAN yine de vazgeçmeyip üstüme doğru geldi. Sırtımın duvara değmesi ile daha fazla gidemeyeceğimin farkına vardım. "Noldu sustun. Sen de annenin ne olduğunu farkın-" Nazoş kesti. "Emir!-" Nazoş'un konuşmasına izin vermedim. Gözyaşlarıma izin verdim. Zaten ben izin vermesem bile onlar firar ediyordu. Hem de tek tek değil topluca.. "Nazoş yeter. "deyip derin bir nefes alarak tamamen Emir Karhan'a döndüm. "Haklısın. Neden annem böyle bir şey yaptı, neden evli bir adamla birlikte oldu bilmiyorum. Ama söylesene bunun sorumlusu cidden ben miyim? Benim buraya gelmem ilk baştan beri bir hataydı haklısın. Ben de bütün gerçekleri öğreneli sadece bir hafta oldu. Seni bir kurtuluş olarak gördüm ben. Çünkü cidden artık benim dışında oluşan tüm bu olaylardan sıkıldım. Ne kadar aptalım değil mi?"deyip elimle kendimi gösterdim. " Kim ailesini dağıtan birisine kapısını açar değil mi Emir KARHAN? Ben sadece inanmak istedim. Sadece bir umuda tutunmak istedim hepsi bu. Ama daha kendini bile sevmeyen bir adam bana nasıl sahip çıksın ki. Seni rahatsız ettiğim için özür dilerim." Bunları söyleyip başka bir şey duymamak için bir an önce bavulumu alıp o evi terk ettim. Yine yalnızdım. Dokuz yaşımdan beri olduğu gibi yalnızdım. Tek başıma yürüyerek ağlarken insanların bakışlarını önemsemiyordum. Uzaklaştığımdan emin olduktan sonra sağ tarafımda olan parkta banklardan birine oturdum. Küçükken yetimhanede hep böyle tek başıma banklarda otururdum. O zamanlar olayın şokunu atlatamadığım için kimse ile konuşmuyordum dolayısıyla hiç kimse benimle arkadaş olmazdı. Bir senem böyle geçmişti. Teyzem beni eve aldıktan sonra da baya bir süre konuşmamıştım. Selin ile tanışana kadar. O benim biyolojik olarak ailemden biri olmasa bile kardeşimdi işte. Beraber gülüp, beraber ağlayabildiğim tek insandı o. O kadar neşeli bir kızdı ki, onu gülerken görmek aynı zamanda içinize huzur doldururdu. Beni de öyle birisi yapmıştı. Sürekli gülen ve sürekli konuşan biri... Onun yanında huzurlu olmamak imkansızdı. Ama o da şu anda yanımda yoktu. Onsuzdum. Kimsesiz olduğum gibi. Otogarda ayrılırken bana en kısa zamanda zaten üniversite için yanıma geleceğini söylemişti Kızıl kafam. Ona kızıl kafa demeye bayılıyordum. Onun o kadar güzel saçları vardı ki.. O kadar güzel ve yumuşacık.. Aslında o her şeyi ile mükemmel bir kızdı. Biz bu sene Kızıl kafam ile İstanbul'da üniversite kazanmıştık. Beraber okuyacaktık hayallerinize ki gibi. Şimdi nerededir, ne yapıyordur acaba diye düşündüm. Kesin mahalledeki teyzelerle oturmuş bir elinde çekirdek dedikodu yapıyordur. Mahallede ne olup bitmişse hepsinden haberdardı. Okulda da öyleydi. Hocalar hakkında bile bilmediği yoktu. İyi insan lafın üstüne gelir derler ya telefonum çalıyordu. Kesin o arıyordu başka numaramı bilen yoktu zaten. Onun sesini duymaya ihtiyacım olsa da reddedip müsait olunca arayacağıma dair bir mesaj attım. Şimdi kötü olduğumu anlarsa hiç susmazdı. Anında mesaj geldi. Kızıl kafam? "Tamam. Şimdilik fazla ısrar etmiyorum. Ama beni aramayı unutursan. Seni fena yaparım." Mesajını gülümseyerek okuduktan sonra havanın iyice karardığını fark edip ayaklandım. Bir otel ya da pansiyon bulsam iyi olacaktı. ?? Etraf iyice kararmıştı. Bir an önce bir yer bulamazsam kötü şeyler olacağını düşünüyordum. İlerden sola dönmem ile hayatımın büyük hatalarından birini yapmış bulundum. İçmiş üç dört kişiden başka kimse yoktu. Beni fark etmeden tam dönecekken içinden birinin sesini duydum. "Şşt güzelim biraz eğlenelim de öyle git." Hiç aldırmadan arkamı dönsem de başka kimsenin olmayacağını düşünmek aptallıktı. Çünkü önümde de iğrenç gülümsemesini bana bahşeden bir adam vardı. "Bir yere mi gidiyordun güzelim?" Şimdi sonum gelmişti sanırsam. İstanbul'daki hayatım böyle mi bitecekti? Aslında nasıl biteceği hep şüpheliydi. Doğrusu şuydu ki bir hayatım olduğu da şüpheli bir durumdu. Bana adım atıp kolumdan tuttuğu gibi direkt beni duvara yasladı. Elimdeki bavul sertçe yere düşerken ben de sırtımın acısı ile inlemiştim. En azından kendimi koruyacak kadar dövüşebilirdim. Yapabilirdim. Diğerleri de bize yaklaşmaya başladı. Önümde duran pis bir şekilde sırıtan adamın iki bacak arasındaki o gereksiz organa tekmemi geçirdiğim gibi yerde kıvranmaya başladı. Tam hemen oradan kaçacakken ayak bileğimden tutulması ile yere kapaklanmıştım. Burnumu sertçe yere vurmuştum ve bu da o iğrenç sıvının burnumdan akmasına neden olmuştu. Lanet! Organına tekme attığım adam ayak bileğimden tutmuştu. "Seni küçük sürtük. Bunu yanına bırakır mıyım?" Çırpınsam bile ayak bileğimi kurtaramamıştım. Zaten adamlar da o zamana kadar yanımıza gelmişti. "İmdat! İmdat yardım edin. Yalvarırım." Elimden gelen sadece bu kadardı. Daha yeni duvarda olan adamlardan biri saçımdan tuttuğu gibi duvara sürükledi beni. Pis bir şekilde sırıtıp bana bakıyordu hepsi. Duvar kenarından dört adam tarafından sıkışıp kalmıştım. Buradan kurtuluşum yoktu. Sanırsam benim de sonum buydu. "O güzel ağzını yorma. Birazdan yeteri kadar yoracağız biz onu." Yüzümü buruşturup yüzüne tükürmem ile sağ yanağımın sızlaması aynı anda olmuştu. Yüzüne tükürdüğüm adam hırsla saçlarından çekip bir tokat daha attı. Harika ilerliyordu serüvenim. Evden kovulmuş, parasız bir şekilde dışarıda kalmıştım bunlar yetmezmiş gibi sokak serserileri tarafından burnum kırılmış, iki kez tokat yemiştim. HA-Rİ-KA! "Seni orospu sana öyle çığlıklar attıracağım ki bugün o tükürüğe pişman olacaksın." Yardım gelmeyeceğini düşünsem bile avazım çıktığı kadar bağırdım. " İmdat! Yardın edin ." Bağırmam onları daha da keyiflendirmişti. Bu yoldan bir insan evladı geçmez miydi ya? "Tutun şu kızı. Amma sabırsız çıktı." Hepsi o kadar çok gülüyordu ki. Adamlar kollarımdan tuttu. Çırpınsam da kurtulamıyordum. Sonum böyle olamazdı. Bu kadar da berbat bir sonu cidden hak etmemiştim. "Hayır. Yalvarırım yapma. Ne istersen yaparım. Para veririm ne kadar istersen. Gerçekten." derken bir yandan da çırpınıyordum. Yalanları birer birer diziyordum. Hangi parayı verecektim acaba? Salak Yağmur. Salak. Karşımdaki adamın biraz daha sırıtmasına sebep oldu dediklerim. Aslında harika bir ortamda olsaydık ben de sırıtabilirdim. "Şşt güzelim sakin ol. Daha sırada çok kişi var. Biraz acele etmeliyiz." Eli kemerine giderken ben de daha fazla çırpınıyordum. Hayır hayır olamaz. Artık gücüm dermanın kalmamışken bir ses duyuldu. "Kız istemiyor duymadın mı? Şimdi ne yapıyorsunuz? O kızı bırakıp buradan uzuyorsunuz." dedi kendinden emin ses. Onu görmesem bile tek umudum oydu. Karşımda kemeri elinde olan adam ona döndü. "Bak sen bunu bize yeni yetme bir bebe mi diyor. Ha eğer kızı çok beğendiysen bizim işimiz bittikten sonra sana bırakırız merak etme." deyip bana döndü ve kemerini açtı. Bu da onlar gibi değildi değil mi? Yoksa beni niye kurtarmak istesin ki. Hadisene ama bu adam bana iyice yaklaşıyordu. Gözlerimi sımsıkı kapatıp ağlamamak için dişlerimi sıktım. Beni tutan ellerin çekildiğini hissettiğim de gözlerimi açtım. Adamların ikisi yerde yatıyor ve inliyordu. Onlara bunu yapan adam ise o kadar hızlı ve sert hareket ediyordu ki gözlerimle ona yetişemiyordum. Simsiyah bir pantolon ile uyumlu simsiyah bir deri ceket ve siyah bir tişört giyen çocuk siyahların efendisi gibi ayağına da simsiyah bir bot giymişti. En son bana iğrenç bir şekilde davranan adama doğru yürürken sokak lambası yüzünü aydınlattı. Saçları hafif kıvırcık bir şekildeydi. Yüzünde sert bir ifade vardı. Bir an başını kaldırıp bana baktığında kahverengi gözleri tıpkı toprak gibiydi ama ıslanmış ve koyulaşmış bir toprak... Adamı yakasından tuttuğu gibi duvara yapıştırdı. "Bir daha seni bu çevrede görürsem mahvederim. Şimdi adamlarını da al defol." dedi. O kadar sert söylüyordu ki kim olsa arkasına bakmadan kaçardı. Tam da tahmin ettiğim gibi oldu. Adamlar arkalarına bile bakmadan kaçtılar. Bana bakmadan tam arkasını dönüp gidiyordu ki. Bir ses olduğu yerde kalmasını sağladı. "Yağmur." Bu ses Emir Karhan' dan başka kimseye ait olamazdı. Gerçekten gelmiş miydi? Ama asıl soru beni nasıl bulmuştu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD