Bütün iyi kitapların sonunda
Bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
Meltemi senden esen
Soluğu sen de olan
Yeni bir başlangıç vardır
Parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
Gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
Onu işitsen, yuvarlağı sen de kalır
Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.
Nedensiz bir çocuk ağlaması bile
Çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
Edip CANSEVER
Hayatın bize ne gibi sürprizler getireceği bilinmez bir denklemdi. Şüpheyle dolu bir roman gibi. Ne olacağına dair hiçbir fikrimiz yoktur. Ama ona rağmen durmadan sayfaları çevirmeye devam ederiz. Şu anda ben de şüpheyle dolu bir romanda olsam bile sayfaları çevirmeye devam ediyordum. U dönüşü olmayan bir yola girip sadece ileriye gidebileceğimi ama asla geri dönemeyeceğimi bilerek devam ediyordum.
Hayat bu değil miydi? O anda yaşadıklarımızdı. Pişmanlıklar, kırgınlıklar, mutluluklar, sevinçler.. O an romanın sayfasına çoktan yazılmıştı olanlardı zaten.
Sen istesen de istemesen de...
Tam şu anda hayatın bana ne gibi sürprizler getireceği konusunda bilinmez bir denklemin önündeydim. Dün kovulduğum evin kapısında durmuş Emir Karhan'la kapının açılmasını bekliyordum. Yolda bana kovulduğum eve geri geleceğimizi çünkü diğer evin toz içinde hatta ısınma bakımından bile yetersiz olduğuna dair bir şeyler sıralamıştı. Ben her ne kadar inatlık yapıp kavga çıkarsam da sinirle diğer eve sürüp bana gerçekten de o evin ne kadar da berbat halde olduğunu kanıtlamıştı. Her ne kadar 2-3 günde temizlenip mis gibi bir hale gelecek konumda olsa bile onunla tartışamayacak kadar yorgundum. Ve işte o kazanmıştı. Zaten ben ne zaman kazanmıştım ki bu hayat oyununda.
Saniyeler birbirini kovalarken kapı açıldı. "Hoş geldiniz." dedi Nazoş ikimizi görmenin mutluluğuyla. Elinde bavul ile bir şey demeden geçen Emir'in aksine aynı sıcaklıkla "Hoş bulduk." döküldü dudaklarımdan.
Nazoş ile yavaşça salona doğru ilerlerken dün dağılan her yerin düzenlendiğini fark etmiştim. Salon da bulunan yemek masasının üzerinde yemekleri görmemle acıktığımı hissettim. Ama davet edilmeden oturmak istemediğim için koltuklara yöneldiğim de Emir'in üst kattan indiğini anladım. Sanırsam bavulumu odaya koymuştu.
"Küçük hanım açsan masaya geç." demesiyle zaten bu anı beklediğimden hemen oraya yöneldim.
Masanın başına oturan Emir'in yanıma oturdum. Nazoş tok olduğunu söyleyerek bizi yalnız bıraktı. 8 kişilik büyük yemek masasında yanımda oturan adama kaçamak bakışlar atıyordum. Onun hızlıca bir şeyler atıştırmaya başlamasıyla ben de hemen yemeye başladım.
Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama üstümdeki keskin bakışlar ile ona Emir Karhan'a döndüm. Dikkatli bir şekilde bana bakıyordu. Acaba yüzümde bir şey mi kalmıştı? Elimle dudağımın kenarını silmeye başlayınca gözleri oraya kaydı. Ama hemen önüne dönüp yemeğine devam edince sorunun bu olduğunu düşündüm. Birkaç dakika sonra o gözlerin yine üzerimde olduğunu hissedince sorma gereği hissettim.
"Yüzümde bir şey mi var?"
Sanki bir şey sorulmamış gibi yemeğini yemeye devam etmişti. Sinirleniyordum ama. Sorumu tekrarladım.
"Yüzümde bir şey mi var? Neye gülüyorsun tam olarak? Cevap verecek misin?" demem ile gözleri beni buldu.
Dudaklarında ise alaycı bir gülümseme vardı. Hafif bir şekilde bana yaklaşıp üzerime eğildi.
"Unuttun mu ben kimseye hesap vermem." deyip bir anda kalkarak masayı terk etti.
Masada öylece donup kalmıştım. Sadece insan gibi cevap verecekti böyle gizli ve sert ayaklara yatması çok aptalcaydı. Sinirden yer de tepinecektim. Avazım çıktığı kadar bağırasım vardı.Sinirimi yemeklerden çıkartacak şekilde yemek yemeye devam ederken masanın üzerindeki her şeyin bitmek üzere olduğunu gördüğüm an şoka girdim. Bütün bunları ben mi yemiştim? Evet zayıf bir kızdım. Kolay kolay kilo alan bir yapım olmadığı için çokça yerdim. Yoksa o da mı bu yüzden bakmıştı. Bu kadar çok yememe mi şaşırmıştı acaba? Yine kendi iç sesim ile konuşmaya başladığım sırada bunu bölen Nazoş olmuştu.
"Güzel kızım. Odan üstte sağ tarafta. Karşındaki oda Emir'in aman gireyim deme olur mu? Özellikle akşam ses duysan bile. Sen de istersen git de bir güzel duş al, dinlen. Yoldan geldin bir türlü dinlenemedin."
Hayatım bir anda yine değişmişti. Beni önemseyen biri girerken hayatıma benden nefret eden biri daha girmişti. Üstelik benden nefret eden kişi ile kan bağım varken beni düşünen karşımdaki bu kadın ile hiçbir bağım yoktu. Ne kadar tuhaftı hayat.
"Teşekkür ederim. Ellerinize sağlık her şey çok güzeldi. Size yardım edeyim ondan sonra çıkarım."
"Sen çık kızım. Ben hallederim sen yorgunsun."
Daha fazla ısrar etmeme izin vermeden kolumdan tutarak merdivenlere götürdü ve kendisi oradan mutfağa geçti. Yavaş adımlar ile üst kata çıktığımda uzun bir koridor gözüktü.Koridorun sonunda kocaman bir tablo vardı. Tabloda ürkütücü şekilde duran 3 başlı bir yılan vardı ve yılanları tutan bir el bulunmaktaydı. Hemen yanında ise bir kafatası diğer tarafta ise bir yarım ay vardı. Tablo inanılmaz derecede korkunç duruyordu. Tablonun hemen yanındaki odadan müzik sesleri geliyordu. Büyük ihtimalle Emir Karhan'ın odası idi. Yasaklı bölgeme bakıp önümde duran kapının kolunu indirip artık kalacağım odaya giriş yaptım.
Odanın içine girmem ile zenginlik dört bir yanımı sarmıştı. Gri, siyah ve bordo renginin hakim olduğu kocaman oda beni büyülemişti. Çift kişilik yatak bordo tonlarında bir nevresim ile örtülmüş nevresimin rengiyle uyumlu arka bahçeyi baktığını tahmin ettiğim yere kadar olan camlarda bordo perde ve beyaz tüller asılıydı. Camın önünde gri renkli koltuklar odaya farklı bir hava katmışken. Yerde her halinden pahalı olduğu belli olan siyah ve bordo tonlarında halı ile süslenmişti. Halının üzerinde bulunan siyah cam masa ile tamamlanmışken öbür duvarda olan gri renkli gardırop ile uyum içerisindeydiler.
Yatağın kenarına koyduğum bavulumu açıp içinden şu anlık üstüme giyeceğim bir gecelik ve iç çamaşırı alıp hemen duşa yol aldım. Bavulumu boşaltma işlemini sonra yapabilirdim. Daha fazla oyalanmadan odanın banyosuna gittim. Banyo odadan çok daha göz alıcıydı. Kırmızı parlak fayans taşlarıyla döşenmiş olan bu banyo en az oda kadar geniş ve ferahtı. Girdiğim banyoda çeşit çeşit sabunlar, duş jelleri ve şampuan mevcuttu. Kokuları hep çok sevdiğimden hepsini tek tek koklayıp sevdiğim kokuyu aldım. Sevdiğim bu koku annemin sürekli tercih ettiği elma kokusuydu. Elma kokusunu çok severdim çünkü bana annemi, annem ile olan anılarımı hatırlatırdı. Banyonun sol köşesini kaplayan kocaman bir jakuzi vardı. Hayatımda ilk defa jakuzili bir evde kalacaktım. Bu inanılmaz derecede güzel geldiği an çıkmak aklıma geldi.
Banyoda bulunan mor renk bornozlardan birini üstüme alıp kurulandıktan sonra çıkardığım siyah şortlu geceliğimi üzerime geçirdim. Banyodan sonra uyumayı çok severdim. Ama Selin 'i aramam lazımdı. Ona üstün körü bile olsa bazı şeyleri anlatmam lazımdı.
Ona olayları kısaca anlatırken sonra bana bir ton dedikodu verdi. Onu dinlerken bir türlü susmayacağını düşündüğüm bir sırada annesinin çağırmasıyla kapatmıştık telefonları. Zehra teyze beni kurtarmıştı yine. Telefonu kapatınca hemen bordo nevresimi olan yatağıma yatıp gözlerimi kapatmamla uykunun huzurlu kolları beni esir aldı.
Uykumun huzurlu kollarından beni alıp çıkaran susuzluktan başkası değildi. Hafif açılmış gözlerim ile etrafa baksam bile su göremedim. Mutfak yolları gözükmüştü bana. Her ne kadar zor olsa da kendimi yataktan dışarı atabilmiştim. Ben ki bir odadan bir odaya geçmeye bile erinirken nasıl merdivenlerden inip mutfağa doğru gidecektim bilmiyorum. Oflayarak kapıya doğru gittim. Herkesin uyuyacağını düşünerek parmak uçlarım ile indiğim mutfaktan suyumu içip odama geri dönerken karşımdaki odadan gelen ses durmamı sağlamıştı. Evet yanlış duymamıştım. Emir KARHAN bağırıyordu. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Orası benim için yasaklı bölgeydi. Biraz daha beklemem rağmen sesler kesilmeyince ayaklarım kendiliğinden oraya yönelmişti.
Yine de temkinli davranarak kapıyı yavaşça açtım. Yasaklı bölgenin sınırları içerisindeydim. Ve biraz korkuyordum. Emir altında bir eşofman üstünden bir şey olmadan yatakta yatıyordu. Ama bir terslik vardı. Çırpınıp duruyor. Bir şeyler sayıklıyordu. Bir anda hemen yatakta kenara oturarak elimle omzuna dokunarak uyandırmaya çalıştım.
"Uyan. Rüya görüyorsun."
Ama nafileydi. Bir türlü titremesi ve bağırması geçmiyordu. O an aklıma gelen şeyi yaptım. Sonradan pişman olacağımı bilerek. Kendi üst bedenimi onu üstüne bastırarak ona sarılmadan kulağımı kalbine getirdim. Her ne kadar değmemeye çalışsam bile saçlarım vücudunda geziniyordu. Çok hızlı atan kalbi artık yavaşlamıştı.
Bir yandan "Uyan lütfen" diyordum.
Sakinleşiyordu sanki. Biraz daha sakinleştiğinde artık gitmem gerektiğini düşünüp kalkmaya yeltendiğimde kolumdan tutularak yatağa yatırılmam bir olmuştu. Ağzımdan istemsizce küçük bir çığlık çıkmıştı. Gözlerimi açmak istemesem bile açmak zorundaydım.
"Gözlerini aç ." diyen öfke dolu ses ile yavaşça açtım.
Üstten bana bakan bir Emir KARHAN. Ama gözlerinde öfkeden başka şeyler de vardı. Anlamlandıramadığım. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp "Ne arıyorsun burada?" diye tısladı.
Şimdi ne cevap verecektim. Kaç kere uyarmamış mıydı? Ama sonuç ben yine bana söyleneni yapmamıştım.
Küçükken yetimhanede kalırken de böyleydim. Kaç geceyi cezalı geçirmiştim. Yine de ben yasak bölgedeydim. Hem de yakalanmış bir şekilde. Dudaklarımı konuşmak için açmıştım ki odayı dolduran telefon sesiyle kapadım. Hareket etmeden koluyla komidinin üzerindeki telefonu aldı. Açtıktan sonra bir şey demeden dinlemeye başladı. Karşı taraftaki kimdi? Ne söylüyordu bilmiyordum. Ama Emir'in ifadelerinden anladığım kadarıyla hiç iyi şey olmadığı aşikardı.
Bir anda üstümden kalkmasıyla derin bir nefes aldım. O sıra vücudunu izleyebilmiştim. Kaslı vücudu dövmelerle süslenmişti. Karnının sol kısmında kocaman bir kurukafa dövmesi vardı. Sağ tarafta ise bir tüy vardı. Göğsünün üstünde ise bir kadın yüzü çizimi vardı. En dikkatimi çeken omzunun iki yanında da olan yılandı. Ve birkaç anlam veremediğim dövmeler bulunuyordu. Ensesinde biraz altında ise bir yarım ay dövmesi vardı. Dövmeler üzerinde harika bir ressamın tablosu gibi duruyordu.
Arayan iyi ki aramıştı. Hemen ayağa kalkıp gitmeye yeltendiğimde üstümdeki bakışlarla durmak zorunda kalmıştım.
"Kapat telefonu oraya geliyorum. " deyip telefonu yatağa atıp üzerime gelmeye başladı. Gitmeyecek miydi? Telefonda öyle dememiş miydi?
Bir anda kolumdan tutup çekmesiyle bedenim onun bedenine çarpıp durdu. Kafamı kaldırıp gözlerine bile bakamıyordum.
Kulağıma yaklaşarak "Şimdilik bu konu burada kapandı. Ama eğer ki seni bir daha burada görürsem olacaklara katlanmak zorundasın. " deyip konuşmama izin vermeden kolumdan tutup kapıdan atmasıyla kapanması bir olmuştu. Kapının önünde derin derin nefesler alıyordum. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.
Yasak bölgeye ilk kez girişim bu şekilde olup sonlamıştı.
Ama bu bir son değil. Bir başlangıçtı.
Yazarın Ağzından;
Yağmur usul usul yatağından kalktı. Küçücük bedeni yaşadığı bu acımasız olayı kaldıramıyordu. Anne ve babasının yokluğu Yağmur'u derinden yaralamış ve kimsesiz hissetmesine sebep olmuştu. Odadan çıkıp merdivenlere doğru yöneldi Yağmur. Buraya geldiği günden beri acısını kimse anlamıyor ona çok yükleniyorlardı. En kötüsü ise yurt müdürü kıza çok kötü davranıyordu. Yağmur anne ve babasının kazası sonrası da büyük bir travma yaşamış ve insanlarla iletişimini kesmişti. Hastanede gözlerini açtıktan sonra tek bir kelime bile konuşmamıştı Yağmur. Annesini kaybetmişti, babasını kaybetmişti. Yağmur ailesini kaybetmişti, hayatını, umutlarını.. Yağmur hayata dair tüm umutlarını kaybetmişti. O, onu bu hayatta koşulsuz ve karşılıksız seven iki insani kaybetmişti.
Yağmur merdivenleri usul usul çıktı. Ayağındaki küçücük babasının aldığı kırmızı ayıcıklı terliklerle üst kattaki çatıya kadar çıktı. Karşısına hep alışık olduğu kocaman ve ağır simsiyah kapı çıkmıştı yine. Yağmur zayıf bir çocuktu ama güçsüz değildi. Bu yüzden kapıyı açmak çok da zorlamıyordu. Hemen kapıyı açıp sessizce geri kapattı. Sırtındaki hırkasına daha da çok sarılıp en uca kadar gitti. Babası ile gökyüzünü izlemeye bayılırdı. Babası ona yıldızları anlatır, ayın büyüsünden bahsederdi. Şimdi babası yoktu ama bir sürü yıldız vardı. Ve ona göre;
Gökyüzünde en fazla parlayan o iki yıldız annesi ve babasıydı. Biliyordu babası ve annesi onu izliyordu çünkü onu yalnız bırakmayacaklarını söylerlerdi. Yalanmış dedi içinden Yağmur. Hepsi anne ve babamın uydurduğu bir yalanmış. Gözlerini kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı küçük kız. Bu kocaman dünyada nasıl tek başıma kalacağım diye düşündü. Üstelik hiç arkadaşı da yoktu.
O sıra ayak sesine uyanan yurt müdürü sinirle odasından çıkmış ve o ayak seslerini takip etmişti. Kadın yurtta seslere çok alışmıştı. Her gece duyduğu ağlama seslerinden nefret ederdi. Ona işkence gibi gelirdi. Zaten bu işi de yapmaktan nefret ediyordu. Ama parası iyiydi işte. Adım sesleri onu çatıya kadar çıkarmıştı. Hangi küçük çocuk buraya çıkmaya cesaret etmişti bunu düşündü kadın. Siniri iyice artmıştı. İyi ki sigara içmek için balkona çıktım diye düşündü kadın. Demek ki bu yurtta küçük bir fare vardı. Çatıya çıktığında geldiği günden beri sürekli sorun çıkaran Yağmur' u görünce sinirle ofladı kadın.
Bu çocuk asla uslanmıyordu. Zaten konuşmuyor, kimse ile iletişim kurmuyordu bir de yurdun kurallarına uymuyor sürekli ağlıyordu. Sinirle, ağlayan kızın yanına kadar gidip bileğinden tuttu yurt müdürü. Küçük kız karşısında gördüğü ki yatak altındaki canavarlardan bile korkunç olan bu kadın karşısında ürkerek sıçradı. Kadın büyük eli ile kızın küçücük suratına sert bir tokat attı. İşte tam o an Yağmur ağlamayı bırakıp daha da çekildi kabuğuna. Bu tokat onun hayatında yediği ilk tokattı, bu tokat aslında şu süreçten sonra hayatta karşısına çıkacak tüm engellerin ve zorlukların ilk adımıydı. Korkuyla ona bakan kızı sürükleyerek çatıdan çıkarıp en üst kattaki temizlik malzemelerinin bulunduğu odaya getirdi.
"Sen uslanmak nedir bilmez misin? Bu sana ders olsun. Ya artık uslu bir çocuk olursun Yağmur ya da ben senin uslu çocuk yapana kadar durmam."
Kadın temizlik odasındaki kullanılmamaktan kir ve toz kaplanmış küçük dolabı açıp kızı içeri attı. Dolabın kilidini de kız çıkamasın diye üstüne kilitleyip onu bekleyen sıcacık yatağına doğru yürümeye başladı.
Kapkaranlık odada kapkaranlık dolapta ne yapacağını düşündü Yağmur. Kim kurtaracak, kim çıkaracaktı onu buradan? Kim elini uzatacaktı ona? Hıçkırdı Yağmur korku hüznünü ele geçirmişti. Kimsesizlik ise tüm güzel anılarını. Yalnızdı artık. O bu hayatta hep yalnız kalacaktı.
O gece onu kimse kurtarmaya gelmedi üst üste iki gece daha kimse kurtarmadı onu. Açlıktan, susuzluktan baygın düşmüş vücudu daha fazla karanlığa direnemedi. Uykusuzluk ile daha fazla mücadele edemedi ve anne, babasının onu terk ettiğini kabul edip yumdu gözlerini. Buradan illa kurtulacaktı ama onun elini her kim tutarsa o eli bırakmayacaktı Yağmur. Babasının annesinin elini hiç bırakmadığı gibi o da ona uzatılan o eli bırakmayacaktı.